28 Eylül 2011 Çarşamba

Hoca Bana Taktı!!!

Geçen gün enteresan bir grupla beraberdim. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Gönüllü Programı Ajansı'ndan arkdaşlarımlaydım. Küçük bir grup tiyatro kulübü oluşturmuştu.
Çeşitli konular, tiyatrocu dedikoduları, ufaktan siyaset ve iş dünyası, sistem vs hakkında konuştuk. Zaten severdim hep tiyatrocu bakışını, ayrı bir lezzeti oldu yine.
Konu bir ara insanlarda önyargılara geldi.
Einstein'in meşhur sözünü hatırlayalım; "önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan daha zor"
Bir şampuan reklamıysa, önyargıların oluştuğu ilk 3 saniyenin önemine dikkat çekiyordu geçen aylarda.
Pekalâ, iş ve sosyal hayatta sıkça karşılaştığımız ve genellikle "belâ" olarak, olumsuz hissettiğimiz bu önyargılarla yaşamak zorunda mıyız diye merak etmeye başladım.
Çünkü buna benzer bir soruyu sorarken, arkadaşımın yüzünde çaresizlik vardı, amirlerinin ona karşı sahip olduğu asılsız önyargılara mahkûmmuş gibi bir izlenimi vardı.

Önyargıların da her yargının olduğu gibi bir atmosferi ve metabolizması var. Yani nasıl bir ortamda doğdu, nasıl besleniyor? Bir altyapısı mutlaka var bu önyargıların, ancak nasıl? Ve tüm bunlar nasıl aşılabilir? En azından etkileri nasıl indirgenebilir?

İlk aklıma gelen, acaba karşımızdaki kişinin önyargılı oluşuna ve buna göre hareket ettiğine, olaylara dar bir pencereden, taraflı baktığına dair ön bir yargımız var mıdır şeklindeydi. O an sohbetimize konuk olan tiyatro hocamız da dile getirince bunu, mantıklı geldi.
Ayrıldık ve metroya bindim, ama aklımda bu soru vardı, nası aşılabilir bu sorun diye.

İşte aklımdan geçen bazı şeyler;

O konu cidden bir önyargı mı yoksa besleyebileceğim tavırlar sergiliyor muyum? Elimi vicdanıma koyarak buna ne cevap veriyorum?
Karşımdaki kişinin önyargıları beni, işimi yapmamı, hedefime ulaşmamı ne derece kısıtlıyor ve ne gibi yollardan çıkış yakalayabilirim?
Biraz daha derinleştirelim.
Onun önyargıları bende ne hissettiriyor?
Bu hisleri başka hangi alanlarda yaşıyorum?
Bu duyguyu aşmış olsaydım, nasıl olurdu, hayatımda neler değişmiş olurdu?


Bu şekilde bazı sorgular kurguladım önyargı konusunu kafamda irdelerken.
Henüz daha sıra sikrıta gelmemişti, ben istediğim için öyle düşündüğü gibi bakışlara gelmedim. Ancak öyle ya da böyle, bu yargıları kişinin kendisinin beslediğini fark ettim.
Ayrıca duygu doğurmuş olmalı ve korku terapilerinde yaptığımız gibi, burada da o duygunun benzer atmosferlerinin olabileceği çıktı ortaya.
Okulda derdik ya hep; "hoca bana taktı"
Gerçekten takıyor mu? Takmışsa bu durumu ben nasıl değerlendiriyorum?
Bende neler tetikleniyor?
Duygu ve bilinç yönetimi sayesinde acaba bundan sıyrılabilir miyim?
En kısa zamanda detaylı bir çalışma yapacağım bu konuda.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Eğitim Ekimi

Yaz bitti, ama koşturmacalardan ötürü partnerim ve yaşam koçluğu eğitmenlerimden Derya Akkaya ile ancak geçen gün buluşabildik.
Ekim itibariyle neler yapacağımıza baktık ve zihinsel sorgulamalarımızın Eğitim Ekimi gerçekleştireceğini gördük.

Yine sıklıkla Aralık Derneği bünyesinde olacak Derya.
Buraya tıklayarak, gönüllü araştırmalar yürüten ve eğitimler veren derneğin, genel programına göz atabilirsiniz.
Derya ile birlikte paylaştığımız Vaka-i Aşk seminerlerimiz ise 5 Ekim itibariyle başlıyor ve 8 hafta boyunca her çarşamba 11:00-13:00 arasında olacak.
Vaka-i Aşk ile ilgili buraya tıklayarak, daha önceden yaptığım bir blog paylaşımına bakabilirsiniz ya da buraya tıklayarak Aralık Derneği'nin paylaşımına bakabilirsiniz.
Kısa bir özet; ilişkilerde erozyona uğrayan benliğimizin keşfinden, daha mutlu çiftler olma hallerine kadar, aşk için öğütler veren değil, kişisel keşiflerimizi birlikte yaptığımız bir seminerler dizisidir Vaka-i Aşk.


Ayrıca Derya'nın Ekim Ayı'nda başka iki güzel programı daha var:
Yaşam Koçluğu Eğitimi ve İlişkiler Seminerleri.
Yaşam koçluğu temel düzeydeki bu seminerler ile merak edilen koçluk bilimi ve sanatına, çeşitli bakış açılarının yardımıyla tanışmanızı sağlıyor Derya. Bu seminerin ardından daha ileri basamaklarda da seminerleriyle devam ediyor, İleri Düzey Yaşam Koçluğu, Koçluk Workshopları...
http://www.aralik.net/seminer_detay.aspx?c_id=51 linkinde kısa bir paylaşım okuyabilirsiniz.

İlişkiler isimli seminerinde ise Derya, insanı insan yapan sosyal varlık halini sorgulamaya davet ediyor sizi. Ben de henüz katılmadığım için heyecanlıyım. Bununla ilgili de bu linkten yararlanabilirsiniz: http://www.aralik.net/seminer_detay.aspx?c_id=53

Pekalâ, Ekim'de zihinleri haritalamaya ne dersiniz?
Zihin haritalama denince akla gelen ilk görüntü, zihinde dolanan şeylerin resmini çizmekmiş gibi duyuyorum. Aslında çok da farklı olmayan bu teknik, dahilerin not tutma yöntemi olarak ünlendi. Ben de kişisel ve kurumsal gelişime uyarladım, ilgilendiğim bazı psikolojik ihtiyaçlara göre geliştirdim. Proje yönetiminden kitap yazmaya, hayat amacını belirlemekten, hayalini güçlendirmeye ve yürümeye, kendi kendine koçluk yapabilme becerisi edinmeye kadar genişlettim faydalarını.
15 ve 22 Ekim tarihlerinde İstanbul'da Fors Plus Yönetim Danışmanlık bünyesinde,
29-30 Ekim tarihlerinde ise Bursa'da paylaşacağım eğitimimi.
Bu konuda internette arama yapabileceğiniz gibi bazı linkler de paylaşmak istiyorum:
http://mustep.blogspot.com/2011/06/zihin-haritalama-yontemi.html
http://mustep.blogspot.com/2011/07/zihin-haritalama-egitiminde-ne-yapyoruz.html

ve web sitemiz üzerinden ise; http://mustep.com/zihinharitasi.html

Eğitimler hakkında sormak istediğiniz her türlü şey için Facebook Grubumuz veya web sitemiz üzerinden iletişime geçmeye ne dersiniz?

Ne vaat ediyorsun?


Geçen gün Gelişim Platformu Derneği'nin bir seminerindeydim.
Dernek faaliyetlerinden bildiğim İsmail Haznedar, Girişim Stratejisi ve İş Modeli başlığında seminer verdi, çeşitli kurumların öykülerini paylaştı.
Bir iş fikri edinmekten, iş fikrini hayata geçirmeye veya mevcut işimizi geliştirmeye yönelik düşündürücü şeylerdi paylaştıkları.
Bazı sorular kaldı aklımda, basit ama etkili.
İş fikriniz için, işinizi geliştirmek için kullanabilirsiniz. Öyle ki sadece girişimci olmanız gerekmiyor faydalanmak için, bir profesyonel olarak da çalıştığınız kurumda başvurabilirsiniz kariyerinizi geliştirmek için.
Soruları paylaşmadan önce bir not; bunların bazıları İsmail Bey'in ağzından çıktığı gibi, bazıları da benim anladığım şekliyle yazıldı:))) Girişimci Koçluğu yaptığım arkadaşlara zaten tanıdık gelecektir birçok soru.


İş modelim nasıl?
Müşteri kitlem kim ve beklentileri neler? Onları tanıyor muyum? Onları gözlemlemiş muyum?
Müşterime hangi değerleri sunuyorum? Hayatına nasıl bir çözüm sağlıyorum?
Müşterimle fiziksel bağlarımı nasıl sağlıyorum, kimler sayesinde ona ulaşabiliyorum?
Duygusal bağımız nasıl? Nasıl daha güçlü yapabilirim?
Müşterim, bedelini nasıl ödeyebilir ve ben bu gelir döngümü nasıl oturtabilirim?
Sadece bende olan ne var? Kritik kaynak dersek buna, hangi kritik kaynaklara sahibim?
Maliyet yapım, bilançom, bütçem nasıl işliyor? İyileştirme yapabilir miyim? (Bu konudaki iyileştirmelerin, şirkete katmerli şekilde güçlenerek geri dönüşünü, dün katıldığım SAP FORUM 2011'den çok güzel bazı deneyimleri yakında paylaşacağım blogumda)
İş akışım içinde, hiç uğraşmamam gereken, başkasından sağlayabileceğim konular neler? (Bildiğim kadarıyla General Motors, revizyona girdiğinde, CEO'nun ilk yaptığı şeydi, sektöründe 1. veya 2. olmadığı her türlü üretime son vermek, bu sayede de üretimde etkinliğini artırmayı başarmıştı. Ben de bundan feyz alıp hizmet kalemlerimden web sitesi yapmayı kaldırmıştım:))) )
Müşterime, ekonomime, sektörüme, geleceğime vaatlerim neler?
Neredeyim, nereye varmak istiyorum, oraya nasıl varabilirim? (Zaten strateji kavramının çok güzel bir özetini yaptı İsmail Bey bu sayede.)
Strateji demişken, stratejik ortaklarım kimler? İş birlikçi rekabet kavramını sokmaya çalıştığım zihinlerde, umarım faydası olacak bir sorudur bu.

Ayrıca çok az kişinin bildiğini fark ettim, paylaşayım istedim. Google'da business model diye aratarak, işinize yarayacak çok hoş iş model kurguları bulabilirsiniz. Bunu İsmail Bey paylaştığında, salondaki insanlar yeni birşey olarak düşününce, faydası olur diye yazayım istedim.
"Sistem, kendi başına yürüyebilen, insana bağımlı olmayan yapılar bütünüdür" diye SAP FORUM 2011'den de küçük bir alıntı yapayım iş modellemesi demişken.

Gayet hoş bir seminerdi, o sebeple Gelişim Platformu'na teşekkürler.
Seminer hakkında az önce bir mail geldi; buraya tıklayarak Gelişim Platformu'nun değerlendirmesini okuyabilir ve hatta seminer videosunu izleyebilirsiniz.
Teknosa sevenler, 2. videonun 5-6. dakikalarını izlemesinler, kendini bilmezin biri konuşmuş :)))

Gelişim Platformu'nun yeni etkinliklerinde görüşmek üzere,
Stratejide kalın.

6 Eylül 2011 Salı

Ve İskender Yemeye Gidiyorum :)))

Ve bu kez Bursa için valizlerimi hazırlanıyorum.
Uzun süredir Bursa’ya gelmek istiyordum, ancak içimde bir inat, sadece iş adamlarıyla ilgili bir etkinlik ya da bir eğitim için gideceğim diyordum.
Her etkinlik öncesi de birer aksilik çıkmıştı ve gidememiştim.
Ancak sonunda Şeytan’ın bacağını kırdık sanırım.
9 Eylül Cuma günü, bir büyüğümün önderliğinde 20-25 işadamıyla yeni ticaret yasası değişikliklerinin etkileri, bilgi ve deneyimlerin etkinlik kazanması, 2012’de mikro ve küçük işletmelerin gereksinimleri gibi konular ile yenilikçilik, yaratıcılık, gelişim çalışmalarının etkinliği üzerine bir panel yapılacak.
Ben de Gergedan mısınız, su samuru mu?isimli bir oturum sunacağım.
Yakında da Observative Neuro Managing isimli bir çalışmamı paylaşacağım bir grup işadamıyla.
Bu sezon, sosyal gayeli dernekler başta olmak üzere STK ve kurum kulüpleriyle ilgili düşünceme buraya tıklayarak göz atmak ister misiniz?

Hediyeli Soru

Hediyeli bir soru sormak istiyorum.
Bir kişisel gelişim eğitmeni olsaydınız veya halihazırda öyleyseniz, eğitim için özen göstereceğiniz 3 kalem nedir?
Yenilik, uygulanabilirlik ve verimlilik benim cevaplarım.
Merakıma göstereceğiniz ilgiden ötürü 24 Eylül'de vereceğim Zihin Haritalama Eğitimim için 50 Liralık bir indirim hediye etmek istiyorum.
Eğitim için Facebook eventine bakmak isterseniz tıklayın.

“Uzatmaya gerek yok”

Yaratıcılık, kişisel gelişim (özellikle koçluk), zihin haritalama tekniği ve genel olarak zihin alt başlıkları, psikoloji, eğitmenlik, yeni nesil pazarlama mantıkları (misal nöropazarlama,
influence marketing, WOM, işbirlikçi rekabet, alternatif ekonomi modellemeleri… ) ve girişimcilik (psikolojisi, modelleri, iş akışı, …) konularından en az biriyle ilgileniyorsanız, cozum@mustep.com adresine
kendinizi 13 kelimeyle ifade etmenizi rica ediyorum.
“Mustafa, Emin, Palaz, nohut, zihne dair herşey, yaratıcılık, hizmet inovasyonları, girişimcilik, fayda, teşekkürler”

Bu 13 kelimeye adınızı yazmanız şart olmadığı gibi, hiçbir kısıt da yok, engelli, yaş, cinsiyet, öğrencilik, askerlik, deneyim…

İşin tanımı ise; Az önce saydığım işlerle meşgulüm, ancak daha da yoğun projelere girişiyorum ve yepyeni bir çalışma modellemesi kurmaya çalışıyorum. Bu konuda destek olabilecek ve kendine fırsat yaratabilecek arkadaşlara ihtiyaç duyuyorum.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Yeni Sezon, Yeni Enerjiler, Yeni Projeler, Yeni Çözümler... :)

Yeni hizmet sezonumuz umarım öncekilerden çok daha verimli geçecektir.
Daha fazla fayda sunmak,
Daha iyi değer yaratmak,
Daha çok çözüm üretebilmek,
Daha esnek olmak,
Daha çok ilham alışverişi yaşamak…
Hem küresel hem ulusal hem de yerel bazda politik, ekonomik ve hatta kozmik değişimler tamamlanıyor duyduğum kadarıyla. Yepyeni enerjiler, yepyeni projeler, yepyeni işbirlikleri doğuyor.
Geçen sene bu zamanlarda Girişimci Koçluğu’nu lanse etmiştim hatırlarsanız.
Herhangi bir işfikrinin girişime dönüşmesi, girişimlerin de psikolojik altyapılarının oluşturulması sayesinde sürdürülebilir hedefler üzerinde yürümesi diyerek hatırlatma yapayım bu hizmetin amacını.

Bu sezon ise hedefte yatırımcılar ve yatırımcı adaylarına da fayda sağlamayı planlıyorum. Hazırlıklarım tamamlandı gibi. O sebeple dilediğiniz an m@mustep.com üzerinden dilerseniz girişimciler için koçluk dilerseniz bu yeni yatırımcılar ve yatırımcı adayları için koçluk hizmetiyle ilgili görüşebiliriz. Veya biraz daha bekleyin ve planlarda bir değişiklik olmazsa, çok yakında gerçekleşecek ulusal lansman sonrası başvuruda bulunun :)
İş birliklerimi ve ağımı genişlettim. Böylece sadece benim değil, birçok kişi ve kurumun yarattığı faydanın büyümesini, gelişmesini ve yayılmasını hedefliyorum. Yıllar önce bahsettiğimde gülünen işbirlikçi rekabet üzerine daha emin adımlar atıyorum.
Eğer siz de enerjinizi katmak isterseniz iletişime geçelim mi? Bunun için ne gerekiyor? Maddi tatminler içinde olabilirsiniz, manevi beklentiler taşıyabilirsiniz, enerjiye dahil olmak veya enerjinize dahil etmek için aynı mail adresine buyurun.

Fikir vermesi açısından ekosistemimizde bulunanlar ve bulunmasını istediğimiz genel çıta:
Girişimcilik fikri olan bireyler ve ekipler,
Sıkıntı yaşayan mikro işletmeler,
Tek kişilik girişimler,
YENİ BİR HİZMET sunan girişimler, (turkbook.com yok ama zaten böyle bir şey de değil, quizy.me gibi ir sistem misali)
Kurumu dahilinde iç girişim hedefleyen profeyoneller,
Yatırım yapmayı planlayanlar,
“Girişim dünyasından ve sunulan desteklerden nasıl faydalanırım” diye soranlar,
Üretme düşüncesi olanlar,
Nereye harcayacağını bilmediği parası olan yatırımcı ve girişimci adayları,

Eğer direkt mailing listeme dahil olmak için ise yine bir mail atmanız yeterlidir.

3 Eylül 2011 Cumartesi

“Mola verin, beyninize iyi gelecektir.”

“Mola verin, beyninize iyi gelecektir.”
Tony Buzan’ın belki de en sevdiğim öğütlerinden birisi bu. Özellikle de beyin, zihin ve psikoloji üzerine çalıştığım için sıklıkla uymam gereken bir öğüt. Ancak bir işkolik olarak, mola yerine başka projelere sıçramayı tercih ediyorum genelde.
Bu Ramazan Bayramı Tatili için ise, zorla gönderildim İstanbul’dan; annem başımın etini yedi ve “git, biraz hava değişikliği yap” dedi. Ben valiz hazırlarken ise iş taşımamam için bin bir baskı yaptı. Laptopumu zor koydum ama söz verdim, çalışmamaya çalışacağım ve mümkün olduğunca dinleneceğim diye.
Yine de henüz memlekete varmadan baştan başlanan bir kitapla bir dergi okuyup bitirdim, kendi kitabım için baya bir yazı karaladım, askıda bir projemin iş modelini kurguladım, yeni sezon için kullanacağım mali planımın üzerinden geçtim, tatil dönüşümü programladım, birkaç blog yazısı yazdım, İndigo Dergisi’ne yazı yazdım…
Neyse ki bayram tatilinde hiç iş yapmadım, en azından yapmadım sayılır.
Açıkçası biraz çıplaklık hissediyorum, çünkü bugün bir hafta oldu ve ben elime iş almadım. Sanki inziva öncesi vejeteryan diyetlerdeymiş gibi hissediyorum kendimi.
Ama beynimde ise inzivadaymış gibi kocaman bir rahatlama!
Daha önce hiç aklıma gelmeyen şeyleri deneme ve biraz daha keyif alma imkanım oldu: Gokart sürme ve elim bir gokart kazası geçirme ve hemen ardına da iyileşme sürecim buna hoş bir örnek olabilir!
İşten, iş hayatımdan, aşkım İstanbul’dan uzak, akraba ve geçmişimle dolu bu süreçte ise gözlemlerim oldu.
Bazı sosyal standartların gerisinde buldum kendimi İstanbul hayatıyla birlikte ve birçok sosyal standardın ise ilerisinde olduğumu fark etmek hoşuma gitti.
Geri bildirimler edindim bolca ve bunu hareket enerjisine dönüştürüyorum azar azar.
En komik ergenlik anılarımı yaşadığım insanların evliliklerine tanık oldum, iş güç sahibi oluşlarına.
Vs…
Ara bir dinlenmek gerektiğini yeniden idrak ettim en önemlisi!
Bu tatilde belki güneye gidip yüzmedim, ama yeni sezonda gürül gürül akacak bir enerji topladım.
Anneme teşekkür ediyorum, beni zorladığı, üşendiğim tatile çıkmamı sağladığı ve böylece daha da güçlendiğim için.
Babama teşekkür ederim, tatilimi acılı tatlılı çok güzel bir havaya çevirdiği için.
Ve kardeşlerime teşekkür ederim, hayatıma neşe kattığı için:)
Bu dinginlik, bu nefes, bu enerji, bu neşe ile yeni hizmet sezonumuzda, sizlerle birlikte çok etkili ve çok eğlenceli, yepyeni çalışmalar yapacağımıza inanıyorum. Şimdiden hayırlı olsun :)

25 Ağustos 2011 Perşembe

Arkadaşlık varken koçluğa ne hacet?

Geçenlerde birisi sormuştu arkadaşlık varken koçluğa ne gerek var diye.
Ona cevabım, koçluk becerilerindeki gibi zihin açıcı, çözüm ürettirici sorgulamalar yapabiliyorsa o arkadaş, ek desteğe çok da ihtiyaç olmadığı yönündeydi.
Ancak aklıma takılmıştı, arkadaşlık varken koçluk neden diye? Koçluğu arkadaşça, arkadaşlığı da koçluk becerileriyle geliştirebilir miyiz diye?
Ve kendime sorduğum bu sorunun cevabı, hayattan geldi.

Bir arkadaşım var; Meryem.
Sevgilisiyle arası çok kötü. Zaman zaman sorunları çıktığında ben destek oluyordum Meryem'e, ancak bir süredir görüşmedik ve o sırada bambaşka etkenler de devreye girmiş.

Bir arapsaçı ki gemici düğümleriyle de bezenmiş bir ilişki.
Arkadaşıyım, dinliyorum. O kafasına ayrılmayı koymuş gibi konuşuyor, bense ilişkisini sürdürmesine yönelik laflıyoruz.
Çünkü öfkeli ve öfke selinde alınan bir karara yönelik kendi adıma yaptığım şey, tam tersi yönde hareket etmek. Meryem de ayrılmaya niyetliyse, sürdürmesi benim fikrim.
Ancak bir ara söyledi ki; "bana objektif olduğunu sanmıyorum. Sevgilimle mutluydum ve sen de hem mutluluğumu istediğin için hem de genelde bu sahneyi gördüğün için devam etmesini istiyorsun."
Açıkçası objektiflik nefes gibi birşey. Havada nefesimiz de vardır, güneş de vardır, ayıramazsınız bunları birbirinden. Dolayısıyla bu karmaşada net olan bir şey yakaladım ki benden objektif olarak yaklaşmamı istiyordu. Ben de madem arkadaş olamadım, koç olayım dedim ve yumuşak sorularla sorgulamalara başladım.
Bu sayede sohbetimizin ilk 1 saatinde kat edemediğimiz yolu, sonrasındaki 20 dakikada aştık ve neticede bambaşka yerlere geldik.
Cevap bulmayan, karşılanmayan bazı duygusal eksiklikleri yakaladık öncelikle, başkasının sunamayacağı, kendisinin besleyebileceği; özdeğer, mutluluk, huzur gibi.
Bu noksanlığın o tarafından ilişkisine yansımasını yakaladık.
Ve güçlü bir ağlama sağladı, rahatlaması yüzünden okunuyordu vs...

Çözemediği sorunların altında yatan daha derin kökler çıkmıştı ve çözülebilecek şeylerdi.
Küçük bazı şeylere yönelik kararlar, kararcıklar aldı ancak iyileşme süreci zaten başlamıştı.
Sevgilisiyle birkaç saat sonrasındaki ilk görüşmesinde, kavga dahi doğmadan, gayet sağlıklı şekilde iletişim kurabilmişti.
Ve daha bunu konuştuğumuz akşam mutluluğu yeniden hissetmeye başladı.

O fark etti ki, gördüğümüz sorunların altında başka şeyler yatabiliyor ve esas onları çözmemiz gerekiyor.
Ben fark ettim ki, arkadaşlığın taraflı yaklaşımını koçluk becerileriyle geliştirebiliriz.

O sebeple Meryem'in eskiden sadece arkadaşıydım,
Şimdiyse hem çok yakın bir arkadaşı hem de koçu oldum.


Siz de ilişkileriniz başta olmak üzere sorunlarınız için arkadaşlarınızdan sorgulattırıcı şekilde faydalanabileceğiniz gibi,
Koçluktan da yararlanabilirsiniz.
Çünkü hem sorunları kavramak hem objektif olmak hem de görünenlerin altındakini açığa çıkarmak üzerine kurulu bir teknolojidir koçluk.

Öyle ki koçun becerilerine göre, sizi bilfiil tanıması şart değil, hatta bazı tekniklerden güç alarak, konunun net olarak ne olduğunu öğrenmeyerek de gizli kalmasını istediğiniz sorunlarınızı aşmanızı sağlayabilirler.

Şimdi, koçluğun arkadaşlıkla ilişkisini sorguladım. İlk fırsatta da koçluğun yaş, uzmanlık, doktora, profesyonellik, akademisyenlikle ilişkisini paylaşacağım ya da ilişkisizliğini diyelim:)

23 Ağustos 2011 Salı

Özel sektör mü, kamu mu?

Biraz da tecrübeden bahsedelim.
Dün akşam bir iftar programındaydım, Gelişim Platformu Derneği'nin Esentepe'deki yeni ofisinde, yaklaşık 70 kişiydik.
Yemek sonrası Bank Asya Genel Müdürü Abdullah Çelik de kısa bir sohbet gerçekleştirdi.
Türkiye'nin atıl misyonlara sahip bir bankasında gerçekleştirdiği kamu hizmetlerinin ardına, özel sektöre geçerek, orada da yenilikler gerçekleştiren bir süreci paylaştı.
Bir bankacı değilim, kariyer açısından ilgimi de çekmiyor, ama sık karşılaştığım "kamu mu, özel sektör mü?" soruları için çok hoş bir deneyim paylaşımıydı ve fark ettim ki, iş yapacak olduktan sonra ikisi de bir :)
Bazı küçük notlar karaladım dinlerken, onlardan bahsetmek isterim:

Mesela "Sandalyeyi Boş Yere İşgal Edenler", özelde sorun olduğu gibi, kamuda da sorun ve daha büyük bir sorun olarak paylaşıldı.
Girişimcilik dünyasında bazen birilerinin imzası gerekiyor ve öyle insanlarla karşılaşıyoruz:) Çok tanıdık geldi. Ben ve gözlediğim arkadaşlar bunu çevremizle çözmeye, bir yol bulmaya çalışıyoruz, bazıları da yetki ve otoritelerini kullanmış.
Buna da değinildi mesela; özellikle benim de dahil olduğum Y Kuşağı'nın pek arzuladığı yönetim için işe atama ve işten atma becerisinin zorunluluğuna geldi. Açıkçası yönetim arzulayan kişilerin çok çok çok azında bu beceriyi görebiliyoruz. Kendimde olduğuna da şüpheliyim. Oysa ki bunun altını sık sık çizdi kendisi; "onbeş kaliteli personelinizin başına bir kötü müdür koyarsanız, o personelleri de kaybedersiniz. Uygun yere uygun kişiyi atayarak yönetimi çok rahatlatırsınız. Sadece müdürünü değiştirerek/ tazeleyerek bile ek ücret vermeden çalışanın memnuniyetini artırırsınız."
Bunlar kariyer basamaklarını tırmanan birisi için de akılda kalması gereken şeyler, girişimini yükselten arkadaşlar için de.
Bir başka paylaşım alanı ise, iki yönettiği bankada da süreci Değişim Yönetimi diye özetleyebiliriz.
Sandalyeyi işgal edenleri yönetmek, bir çalışan olarak kendini ispat edebilmek, basını yönetmek, "bugüne kadar böyle yapmışız, niye değiştirelim ki" diyen dinozor zihniyeti yönetmek, bakanlıklarla ilişkileri yönetmek, denetçileri yönetmek...
Yaptığınız işle ilgili içsel ve dışsal paramatreleri yönetmek kadar, onların değişimlerini takip zorunluluğuna da değindi biraz biraz.
Ve bir tarihi mesaj: "Kâr, kar gibidir, her şeyi örter. Kârlıysanız aldığınız riskleri başarı olarak gösterebilirsiniz, eski hatalarınızı unutturabilirsiniz..."

Aklıma başka alanlar geldi; eğer çalışmalarımda hatalı olsaydım, yaptığım deneyler, attığım riskli adımlar hep patlardı, başarılı sonuçlar alınca koçluk sektöründeki duruşumu kabul ettirebildim. Hadi ben koca deryada bir küçücük sinek. Savaşları kaybetseydik, şu an milli kahraman, Türklerin atası değil, vatan haini, milletin yüz karası olacaktı Atatürk.
Yine koçluk öğütlerinden birisi çıkıyor karşımıza; bildiklerinle değil, YAPAbildiklerinle ödüllendirilirsin. Yapabildiğin de kâr ise, finans sektöründe olsun, sanayi olsun, hizmet olsun, kişisel gelişim olsun, ruhaniyet olsun... Başarı da seninle bedenlenmiş oluyor.
Ekonomi üzerine notlardan bazıları ise; düşüncemi teyit etti Abdullah Bey; gelişmek istiyorsak, gelişmekte olan ülkelerde iş yapacağız. Çünkü gelişmiş ülkeler zaten olgun piyasalar, doygunlar.
Oysa ki şans faktörü de gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek. Ancak esas önemli olanın risk alıp yönetmekten geçtiğinden bahsedildi.
"Bana bir gün geldiler ve dediler ki; çok zor bir iş var ve getirisi de çok düşük, kabul eder misin diye. Kabul ettim zamanında ve o sayede bugün buradayım" dedi.
Aklımda takılan şeylerden biri, gelen sorularda ne yapacağım, nasıl bir katma değer sunacağım mantığından ziyade nasıl yükselebilirim psikolojisinin olmasıydı.
Ama cevap da net geldi; masanın her tarafında bulunarak ortamı iyice tanıdığından bahsetti. Akşam adı geçmedi ama Coca Cola'daki milli gururumuz da bunu öğütlemiyor mu röportajlarında. Cola'nın dağıtımından, stok yönetiminden, pazarlamasına... Her pozisyonu tanıyarak öyle bir kurumda yükseliyor Muhtar Kent de.
Nasıl dahil oldum bilmiyorum mail gruplarına. Ancak aradaki mailleşmeler neticesinde dün gece aralarında bulunabildim Gelişim Platformu'nun. O sebeple onlara bu hoş fırsat için teşekkür ederim.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ağaca isim kazıyanlar vardı ya...

"Sözlerden daha etkilidir görseller. Zihin haritaları da bu konuda yardımcı olabilecek en etkili tekniktir."


Siz de toplantı ve notlarınızda daha kolay, daha etkili ifadeler istemez misiniz?
Hem not tutmak,
Hem anlatmak,
Hem toplantı yürütmek,
Hem yazmak için
en etkili yoldur Zihin Haritalama.

kısa bir sunuma göz atmak isterseniz tıklayın

Facebook etkinliğim için; http://www.facebook.com/event.php?eid=144183642337202

Bir blog paylaşımı için ise http://mustep.blogspot.com/2011/07/zihin-haritalama-egitiminde-ne-yapyoruz.html

19 Ağustos 2011 Cuma

Nasıl başlarsan öyle mi gider?

Geçen gün görüştüğüm bir arkadaşla hayatımızdaki aksaklıklardan konuştuk.
Bir sıkıntısından bahsetti, genel olarak hastaymış kendisi. Göğüs, rahim, başka iç organlar...
Hastalık üzerine konuşurken, özellikle son 10 yıldır bariz şekilde kendisini gösterdiğinden bahsetti.

Sohbet sırasında, başka alanlara da biraz sıçradıktan sonra direnç kavramını sordum. Bu kelime ona ne ifade ediyordu, ne kadar tanıdık bir duyguydu? Direnç de kendini bildi bileli hayatında olan bir duygu çıktı.
Direndiği konu ise "kopuş" imiş. Kendisiyle ilgili hatırladığı ilk şey bu; kopuş.
Kendisiyle ilgili hatırladığı ilk şeymiş kopuş. Belki ruhunun kopuşu, belki rahimden kopuşu... Daha önce uyguladığı bilinçaltı çalışmalarında hep karşılaştığı an buymuş.
Üzerine biraz daha gittik bu duygunun ve bazı farkındalıklar paylaştık.

Burada bir soluk alayım ve kendime bakayım.
Hatırladığım ilk anım soruydu; "ne işim var burada?"
Bir evdeyim, 3 kişi daha görüyorum, tanımaya çalışıyorum, tanıyor gibiyim ama onlar beni kesin tanıyor.
Bu Mustafa ile ilgili, 3 yaşımdaki bu andan daha erken bir anı bulamadım, denediğim bir sürü yönteme rağmen sadece bu soru ân'ı. Ve hayatıma baktığımda da hep soru vardı, hep sorgu.
5 yaşındayken psikologa götürülmüştüm depresif ruh halimden ötürü, hatta 22 yaşıma kadar sayısız psikolog ve psikiyatr gördüm.
Sıkıntılarımın tepe yaptığı noktada, aynı etkenler beni çözüme ulaştırdı ve artık ilaçlara cevap vermeyen ağır depresyon sıyrıldı aktı hayatımdan.
Sorularımın anlamını değiştirmiştim çünkü.
Bu arkadaşım da benzer bir mantık güdecek, kopuş duygusunun getirdiği "sağlık" direncini değiştirecek çok yakında.
Kendisi de bir koç olduğu için, kolay olacağını umuyorum onun için ve tüm iyi niyetlerimi yolluyorum.

Acaba hatırladığımız ilk anılar, bilinçsiz bir şekilde nasıl yaşadığımıza dair bir pusula olabilir mi?
Nasıl başlarsan öyle gidermiş misali...

Ve haliyle merak ettim, acaba başkalarının ilk anısı ne?

İlk anınız ne ve hayatınızı onun üzerine kurduğunuzu söyleyebilir miyiz?

9 Ağustos 2011 Salı

Enteresan bir sahipsiz etkinlik


Az önce Facebook'ta bir arkadaşımın profilinde gördüm, sizinle de paylaşmak istedim.

Bu hafta Ulusal Kitap Haftası imiş ve küçük bir sahipsiz etkinlik var: En yakınınızdaki kitabı alıyorsunuz, 56. sayfasına gidiyor ve 5. cümlesini paylaşıyorsunuz ve kitabın adını vermiyorsunuz.

Bu Facebook'ta olduğu için statünüze yazıyorsunuz veya tweet atın, vs...

Ben de şu günlerde okuduğum kitabın 56. sayfasındaki 5. cümleyi yazayım bu duyuruyu paylaşırken:

‎"Bir insanın ailesinin soy ağacına bakıldığında, mani, depresyon ya da psikoz gibi hastalıkların belirtileri yalnızca o kişide mi gözlenmektedir, yoksa hastanın birinci dereceden yakınlarında da psikiyatrik hastalıkların benzer örnekleri var mıdır?"

Keyifli okumalar herkese.

2 Ağustos 2011 Salı

Heyecandı istediğim


Her şey bu foto ile başladı. Ya da başlamış olan şeyin acısını, bu foto gün yüzüne çıkardı.
Dikkatli bakın lütfen ve ne gördüğünüzü ifade etmeye çalışın.
Ben ne gördüm? Heyecan!
Bende olmayan bir şey, en azından şu günlerde.
Aynanın karşısında çok taklit etmeye çalıştım bu adamı. (aslında adı Sir Simon Rattle ve fotoyla ilgili haber için buraya tıklayabilirsiniz, ancak ben "bu adam" ile devam edeceğim)
Olmadı. Çünkü heyecanlanabileceğim bir şey bulamadım. İşim heyecan vermiyor artık. Bir süredir bu böyle. Mükemmel olduğumu sanmıyorum, ama çok iyi olmak da heyecanı kesmese gerek.
Eğitimlerimde kendim için riskli unsurlar barındırmaya çalıştım, olmadı.
Koçlukta çalışılamaz denilen durumlarla çalıştım, yapılamaz denilen tekniklerle uğraştım...
Girişimci Koçluğu, zaten tek başıma olduğum bir sektör, mihenk taşı bulamadım...
Timur'un (Timur Tiryaki) çok sevdiğim bir sorusu var; "aşık olduğun fikri söyle bana"
Bulamadım. Uzun bir zamandır ne birine aşk besledim ne de bir fikre aşık oldum. Bir vizyonum var ve ona aşık hissediyorum kendimi, ama heyecan yine duymuyorum, yine duymuyorum.
Sanırım Osho'nun "aşktan vazgeç, aşk arzulamaya, arzu beklentiye, beklenti hayal kırıklığına, hayal kırıklığı da üzüntüye sebep olur" sözünden olumsuz anlamda etkilendim ve daha derviş olmadan Diyojen gibi yaşamaya başladım. (Diyojen, meşhur, "gölge etme, başka ihsan istemem" diyen, dünyevi şeylere sırt çeviren düşünür)
Bu gece ödevim vardı, aşık olduğum şeyi bulacaktım.
Var bir şey ama ne...
Saat şu an 05:36 ve ben yaklaşık 10 saattir oturmuş kendim üzerimde çalışıyorum ve sanırım buldum: Yazmak!
Eh, bunda, geçen gün Derya'nın (Derya Akkaya) "neden kitap yazmıyorsun, bu birikimi paylaşmıyorsun?" sorusuyla, İndigo Dergisi'nin Yazı İşleri Müdürü, Hale'min yazılarıma övgüsünün de çok büyük etkisi var.
İlkokuldayken şiirler yazardım, öyle ki birçoğunun bana ait olduğuna dahi şüpheyle bakarlardı. Sonra ortaokulda kendime ait bir çizgi geliştirecek kadar ilerlemiştim şiirde de düz yazıda da. Hatta bırakmama bile bu gelişme sebep oldu, çünkü Türkiye derecesi yapmıştım ve beklediğim saygıyı görmemiştim.
Salak ben:) Çocuk ben:)
Şimdi o çocukluğu affediyor ve tekrar yazma kararı alıyorum.
Web sitelerimin hepsinin içeriğini ben yazıyorum,
Blogumda yazıyorum,
Bazı dergilerde yazıyorum,
Hiç bir yerde yayınlanmamış, 30a yakın defterimde de yazım var...
Ama daha ciddi sarılacağım buna.
Hatta sarıldım bile.
Çağlayanlar gibi gürüldemiyor, ama biraz hareket geldi kalbimle diyaframım arasına:)
Düşünsel Eskizler üzerine, notlarım, gözlemlerim üzerine bir kitap,
Zihin Haritalama metodundaki kendi kattığım değerlere yönelik bir kitap,
Girişimlerin psikolojik altyapısı üzerine çalıştığım Girişimci Koçluğu üzerine bir kitap
Ve çocukluk hayalim, kendimle röportaj üzerine bir diyalog düşünüyorum.
Bugün ilk çalışmaları yapıp, hangisi meyve veriyorsa, onun üzerine gideceğim:)
Az biraz düşününce durumumla, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre de ihtiyacım buydu: Kendinizi gerçekleştirebilmek için, öncelikle değerler konusunda tatmin olmalısınız. Bunun için de sevgiyi hissetmelisiniz. Ben ise son zamanlarda, web sitesiydi, projelerdi, eğitimlerimi geliştirmekti... Büsbütün bir işkolik olup sevgiyi unutmuştum diyebilirim. Ne kendimi ne başkasını ne de Enerjiyi...
Bu tempoda kalbimi özel birine açabileceğimi sanmıyorum, ama neden meditasyon yapmayayım ki... Bir süredir onu da yapmıyordum.
Biraz kendime bakma zamanım gelmiş:) ve bu sorguyu heyecan üzerinden çıkardım.
Sizin hayatınızda heyecan var mı?

28 Temmuz 2011 Perşembe

Balık Baştan Kokuyor Ltd. Şti.

İki gün önce, Kariyer.Net'in, Onuncu Kat etkinliğindeydim.
Çevremde İK şefleri ve kurumların eğitim yöneticileri vardı. Salondaki sanırım harici eğitmen tek bendim ve salonundan en gençlerindendim.
Çalışmayı Akademika'dan Kemal Özgirin yürüttü ve eğitimlerde yaratıcı dramadan bahsetti. Tavsiye ederim hem Kemal Bey'i dinlemenizi hem de kurumsal eğitimlerinizde yaratıcı dramaya da göz atmanızı.

Etkinlik sonunda, İK yürütücülerinin önündeki tehditler ve can sıkıcı konular üzerine biraz konuştuk ve 16 madde oluşturduk.
Kurumların eğitim bütçeleri ayırmaması da vardı, -affınıza sığınıyorum- çalışanların nezdinde İK'cıların patron yalakası görülmeleri de vardı. Ben ise gündemi takip etmeyerek birçok şeyi atlamaları ve kendilerini geliştirmemeleri maddelerini eklemiştim.
Çünkü...
Daha geçen hafta tanıştığım bir yönetici Y kuşağını görmezden geliyordu, hele ki Z'yi bilmiyordu bile.
Kimisi var kurumsallık mantığında matbu evraklar ile personel yürütüleceğine dair fantezisini koruyordu.
İnsanı kaynak olarak değil, maaş verdikleri bir "şey" olarak görenler de söz konusu.
Oysa süreklilik istiyorsak, bugün gibi yarını da dikkate almamız gerekmez mi? Bunun için de bugünün değişkenlerini takip etmek gerektiğine inanıyorum.

Bir başka konu ise kişisel gelişim.
İlla ki NLP koçluk gibi hizmetlerden değil, firmamıza karşı kişisel olarak gelişmekten bahsediyorum.
Geçtiğimiz aylarda iki konseptte firma taraması yaptım: Kendi belirlediğim güçlü veya zayıf 50 firma ile Google'ın rastgele önüme sunduğu 50 firmanın daha; 100 firmanın vizyon ve misyon yaklaşımlarına baktım.
Sonucu dileyen ile bilahare paylaşabilirim, ancak özet olarak dikkatimi çeken şey; bu firmaların birçoğunun yöneticisi, pazarlama ve İK yürütücüleri, firmalarının nasıl bir vizyona sahip olduğuyla ilgilenmiyor, piyasadaki misyonlarını dikkate almıyor, sadece çalışıyor, çalıştırıyor. Sonra da çalışan sirkülasyonunun yüksekliğinden, hedeflere ulaşamamaktan, bütçeden sapmaktan vs şikayet ediyorlar.
Sadece çalışınca ne olur? Debelenme. Bizzat son günlerde birkaç konuda debelendiğim için biliyorum:)
Firma imajı yöneticilerden uzak.
Yöneticiler, yürütücülerden uzak.
Yürütücüler, çalışanlardan uzak.
Çalışanlar politikadan, yoldan uzak.
Yol, hedeften uzak.
Hedef, motivasyondan uzak.
Çünkü motivasyon, firma imajından uzak.
Burada birçok parametre etkili olabilir, ancak İK'cı bunlardan uzak olunca, konumlandıracağı personel, hayli hayli uzak olmayacak mı?
Toplantının en ilgi çeken kalemi, insan kaynağını yönetenlerin, firmalarına karşı kişisel olarak kendilerini geliştirmeyişleriydi ve bir çoğu bunu salonda fark etmişti.
Ben de bu fark ediş salondaki 25 kişiyle sınırlı kalmasın diye sizlerle paylaşmak istedim.
Sizin bu konudaki durumunuz nedir?
İK'cı olun ya da olmayın, şirketinizi tanıyor, onun psikolojik güç kaynağı olan vizyonuyla, misyonula ilgileniyor musunuz?

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Kişisel Gelişim Sohbetleri mi bekliyorsunuz?

Kişisel gelişmişlik kitaplarda yazılı bilgilerden ya da yurtdışından gelen eğitmenlerden ötedir.

Varsaydığımız şeyleri bilgiye,

Bilgiyi gelişimimize,

Gelişimimizi güncel hayatımıza,

Hayatımızı hayallerimize,

Hayallerimizi an'ımıza odaklamayı hedefleyen bu etkinliğimizde,

Sohbet ve koçluk uygulamalarını harmanladık.

Aşağıdaki kelime bulutu, üzerinde en çok konuşabileceğimiz unsurlardan derlendi.

Çeşitli merkezlerde çeşitli tarihlerde gerçekleştirdiğimiz bu etkinlikte serbest kürsü yöntemi kullanıyoruz, yani o an aklımıza gelen sorunlar üzerinden gidiyoruz, bu işimizle ilgili de olabiliyor komşumuzla ilgili de sevgilimizle ilgili de olabiliyor.

Zihin Haritalama Eğitiminde Ne Yapıyoruz?

Düşüncelerin görsel ilişkiler sayesinde ifade edilmesidir bu tekniğin özü.
Da Vinci'ye, hatta Aristo'ya uzanır kullanımı. Bilişsel Psikoloji'nin incelediği bu yöntemi, Tony Buzan yaygınlaştırdı.
Mustep Gelişim Hizmetleri ise zaten toplantılarında ve proje çalışmalarında kullandığı bu tekniği daha da geliştirdi ve artık bir eğitim ile sizlerle paylaşıyor.
Böylece verimi, etkinliği ve kullanım alanı daha da artmış oldu.
Ne yapıyoruz?
Düşüncenin yapısı, zihin, hedefler, odaklanabilme, öyküleme becerisi, kuantum, kendini analiz, hayallere dair fırsatlar ve riskleri irdeliyoruz. Bu sayede kararsızlıkları ve engelleri çözüp, olasılıkları avantaja dönüştürüyor ve en önemlisi; düşüncelerimizi eyleme geçirebiliyoruz. En önemli katkı ise alışılanın dışında düşünme becerisi edinmemiz ve bunu geliştirmemiz.
Zaten süreç sonunda kendinizi eylem hazırlıklarında buluyorsunuz, yüzünüzde cesur ve güven dolu bir gülümseme ile birlikte.
Sosyal yaşamda karşılaşılan kafa karışıklığı, kararsızlık, "ne yapabilirim" sorusu gibi genellikle cevapsız kalan sorular için de uygulayabiliriz,
İş hayatında sorun tespiti, çözüm yaklaşımları, inovasyon, karar toplantıları, verim toplantıları gibi alanlarda da başvurabiliriz.
Kabaca listelersek;
Ders notları alırken de kullanabilirsiniz,
Toplantı yürütürken,
Karar alırken, 
Herhangi bir fikri projelendirirken,
Fiyat politikası oluştururken,
Tatil programı planlarken,
Yapılacaklar listesi hazırlarken,
Reklam mecralarını araştırırken,
Bir sorunu tespit etmeye çalışırken,
O soruna çözüm ararken,
Bir hayalinizi, somut adımlara dönüştürürken,
Herhangi bir kafa karışıklığı anında kendinizi yoklarken...
5'er saatlik 2 ayrı modülden oluşan eğitimimizin ilk modül konu başlıkları:
Zihin Haritası nedir, ne işe yarar, nerelerde kullanılabilir, nasıl kullanılabilir?
Düşünme biçimleri ve gözden kaçacak kadar basit tüyolarla geliştirebilme yöntemleri eşliğinde Beyin Fırtınası, Not Alma, Toplantı Yürütme ve Zamana Karşı Proje Kurgulama üzerine pratikler yapıyoruz.
İkinci modül ise Zihin Haritası ile Kendine Koçluk Yapabilme Eğitimi:
SWOT'u daha etkin kullanabilmek ve iç destek sistemine değiniyoruz.
SWEET yöntemini paylaşıyoruz (kendimiz kurguladık ve pilot çalışmalar yüksek takdir gördü)
Hikayelendirme becerisi uyguluyoruz.
Eğitim sonunda da hedefsiz arkadaşlarımız hedef belirlemiş oluyor, kendini tanımayan dostlar kendileriyle tanışıyorlar ve en güzeli, gülen gözlerle teşekkür edecek kadar mutlu ayrılıyorlar.
Beyin ve yaratıcılık üzerine odaklanan çeşitli yaklaşımları içeren uygulamalarımız sayesinde beyninizin kabiliyeti ve saklı gücünü açığa çıkardıkça, kendinizle gurur duyacaksınız.
Fikir vermesi açısından, klasik Zihin Haritaları'ndan bir örnek paylaşıyoruz, İleri Düzey Zihin Haritaları için ise, iletişime geçmenizi öneririz.
PDF formatında sunumumuzu incelemek için buraya tıklayarak ilgili dosyayı indirebilirsiniz.

10 Haziran 2011 Cuma

Zihin Haritalama Yöntemi

Zihin Haritası / Bilişsel Harita / Akıl Haritası / Modern Hiyeroglifler
Da Vinci'den Aristo'ya kadar uzanıyor bu tekniğin kullanımı.
Beynin kullanım biçiminden düşüncelerde izlediğimiz alışkanlıkları kırmayı hedefliyor.
Düşüncelerin görsel ilişkiler kullanılarak ifade edilmesi ve böylece hem sorun tespitlerinde hem de çözüm yollarında yeni yollar bulunması, hafızanın güçlenmesi, alışılagelmişin ötesinde düşünme becerisi edinmeyi sağlayan basit ve eğlenceli bir tekniktir.
Süreç sonunda ise kararsızlıklardan eylem hazırlıklarına geçiyoruz ve yüzümüzde bir gülümseme beliriyor.
Kendi iş toplantılarımızda kullandığımız bu tekniği geliştirdik ve sektörel deneyimimizi de koyarak iki modül halinde sunuyoruz.
İlk modülde zihin haritası nedir, faydaları ve kullanım alanları, düşünme biçimleri ve kolayca değiştirebilme tüyolarına değiniyor, beyin fırtınası, not alma, toplantı yürütme ve zaman odaklı proje hazırlama üzerine pratikler yapıyoruz.
Bir hafta sonrasındaki ikinci modülde ise SWOTu daha etkin şekilde ele alıyoruz, kendini besleyen bir yapı kurgulamayı öğreniyoruz, SWEET adında kendi kurguladığımız tekniği işliyoruz ve birkaç sürpriz teknik ile koçluk becerilerinden bazılarını kendimize uygulayabileceğimiz bir kıvama geliyoruz.
Sunuma göz atmak için tıklayabilirsiniz: 
http://www.scribd.com/doc/57400390/zihin-haritalama-tanitim
Detaylar için tıklayabilirsiniz:
http://mustep.com/hizmetlerimiz/egitimlerimiz/zihin.html
Facebook etkinliğimiz için tıklayabilirsiniz:
https://www.facebook.com/event.php?eid=172598196131869
Özetle: İşin içinde Zihin, Yaratıcılık, Akıl Yürütme, Karar, Eylem, Düşünce unsurlarından en az bir tanesi varsa, orada Zihin Haritalama'nın yaratacağı fayda da vardır.
İstanbul, Gayrettepe'de Fors Plus Yönetim Danışmanlık çatısında verilecek, interaktif ve uygulamaya dayalı bu eğitimimiz 19 ve 26 Haziran Pazar Günleri, 13:00-17:00 saatlerinde, sınırlı kontenjanla gerçekleştirilecektir.
Gelecek program tarihleri için,
Eğitim, teknik, kullanım alanı, referans vs her konuda,
Kayıt için cozum@mustep.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Selamlar,

--
Mutlu günler,
Mustafa Emin Palaz
P Bu mesajı yazdırmadan önce lütfen çevreyi düşününüz

8 Haziran 2011 Çarşamba

Girişimci Beyninin Fırtınasından Dökülenler

Bugün KOBİ ve girişimcilik danışmanlığı konusunda Türkiye'nin en büyüğü MG Danışmanlık ile beraberdim.

Beni tanıyan birçok kişi, bu çözüm ortağım ile bağımı bilir, bendeki emekleri, samimiyet ve desteklerini...

Bir proje teklifim için oturduk beyin fırtınası yaptık ve sonrasında bahçeye kaçtık.

Son zamanlardaki koşturmacadan iş dünyası ile ilgili sohbetlere attık kendimizi: iş piyasasının endüstriyel ve psikolojik açıları.

Geçen gün fizik teorisyenleriyle de kuantum mekaniği ve doğurduğu felsefi akımın etkileri üzerine uzun bir söyleşi yürütmüştüm. Açıkçası o arkadaşlardan sonra, MG ayağımı toprağa indirdi yeniden.

Bu sohbetimizden akılda kalanların bazılarını paylaşmak istedim ben de.

Kadın girişimciliğinin desteklenmesiyle başladık zaten; neler deneniyor, verim nasıl artırılır...

Acaba ülkemizin kadın girişimci yüzdesi, gerçekten artırılmalı mı yoksa mevcut yapı için optimum bir düzeyde mi?

Bu konu, kadının yerinden güç alıyor veya zayıflıyor. Bu sebeple de bilnç oturması, yayılması ve farkındalık üzerine konuştuk.

Sonuçta ülkemizde kadın girişimciler %6 dolaylarında seyrediyor.

Tabi bu yüzdelik dilimde, teşviklerden yararlanma arzusuyla, erkeğin işini kadın üzerine kurması sebebiyle, sadece kağıt üzerinde girişimci kadınlar da var. Ancak bu vesileyle en azından kadınların Vergi Daileri'ne gitmek zorunda kalmaları, kanuni söz sahibi olarak evrak imzalamaları dolaylı bir etki doğuruyor olamaz mı?

Kurtarmıyor kadını, yükseltmiyor, yüceltmiyor, ancak en azından evden çıkarıyor.

Ancak bunda bile, iş kurmaya ve eve ekmek getirtmeye yönelik girişimcilik eğitimlerinin bazılarında, kadının sadece kadınlar sınıfı ile eğitim alması zorunluluğu, kocaların izin vermemesi, maalesef karşılaşılabilen bir sorun. Kadının girişimcilikten önce kadın olarak mahrum kaldığı diğer gerçeklere değinmiyoruz bile şu an.

Böylesi ve daha fazla sosyal problem söz konusuyken, bunları es geçip ticari imtiyazlar tanımak, sorunlara ne denli çözüm getirir diye soruyoruz.

Diğer konularla devam edelim.

Acaba daha çok girişimci mi yeğdir, daha nitelikli girişimciler mi? Global Girişimcilik Haftası'nda da sanırım bu tema üzerinde durulacak bir miktar.

Genel olarak girişimcilerimiz ve özellikle kadın girişimciler, hayatlarında ve sektörlerinde zorluklar karşısında paralel dirençler mi gösteriyorlar, nasıl reaksiyon alıyorlar?

Yakında bunları daha da detaylı ele alacağım ama birşeyin üzerinde, daha özenli durmak istiyorum.

Girişimcilik sayesinde değer yaratan ve gelir elde edenler genelde fırsat girişimcileridir ve en temel özellik; talebi dikkate alsa dahi ihtiyaca yoğunlaşmasıdır, değil mi?

Piyasada olmayan, ancak sorgulandığında ihtiyaç duyulan, bilinçsizce göz ardı edilen şeyleri icra etmeye çalışırlar.

Benim, işletmelerin kuruluşları ve sürdürülebilirlikleri için Girişimci Koçluğu yapıyor olmam gibi.

Bu bakış açısıyla, güçlü bir etki olasılığına sahip bir savdan bahsetmek istiyorum.

MG Danışmanlık'ın Projeler Müdürü ve İş Gücü Piyasaları Uzmanı Tuğberk Seçkin, bir çok danışanımın ve müşterimin bildiği, girişimcilik serüvenimdeki eğitmenlerimin en iyisi ve abim gibi sevdiğim birisi.

Daha staj zamanında Mercedes'e birkaç yüzbin Euro tasarruf sağlayan Tuğberk, iş gücüne girmemiş, ancak girmesi çok olası olan ve istihdambilimcillerin gözden kaçırdığı bir kitlenin tanımlanıp, işlenmesi vesilesiyle hem istihdamın hem de iş gücü piyasasının niteliğinin artırılabileceğini savunuyor.

Gözden kaçırılan, ancak daha ağacın yaş olduğu bu kümenin belirlenip, uygun şekilde beslenmesi ve gerektiğinde eğilmesinin, ülke ekonomimize, sürdürülebilir başarı profiline, ilham dağıtıcılık katkısı, en azından sağlayabileceği olaslıklar, daha şimdiden kulağa hoş geliyor, heyecanlandırıyor.

Bana da sizlerle paylaşmak düşüyor.

Bol girişimli günler.

7 Haziran 2011 Salı

Uranüs Umulmazlığın Önünü Açıyor

Domino lafı pek bir dolanıyor ağzımızda, bir zamanların kelebek etkisinin cici tınılarının kanla beslenmiş servis tabağı misali...

Ancak gözlediğim kadarıyla sadece Kuzey Afrika Ülkeleri'nde değil bu değişim, iş dünyasında, kişisel dünyada, zihinlerde de bir değişim hali var ve en ufak dirençte güçlü çatışmalar yaşanabiliyor.

Terörün şekli ve hedefi, yoğunluğu arttı belki, iş hayatındaki stres yükseldiği gibi değişimler de sertleşmeye başladı.

Bireysel bazda ise duygusal dalgalanmalar yükseliyor gözlediğim kadarıyla.

Benim de güçlü değişimlerim oluyor, bazıları dürüst olmak gerekirse acı veriyor, bazıları yüzümü daha da gülümsetiyor.

Geçen gün bir dostumla laflıyordum ve kendisi astroloji ile de çok ilgili. Sordum bu olayların yıldızlardan, gezegenlerden gelen bir etkisi var mı diye?

Cevabı ise gayet keskindi: EVET, kesinlikle!

Uranüs gezegeni Koç Burcuna girmiş. Koç lider ve dik başlı bir karakter, Uranüs de değişimin gezegeni derken bunlar birlieşince de...

Ben duymadım, ancak bu işlerin uzmanları uzun süredir söylüyorlarmış, büyük, sert değişimler olacak, dikkatli ve hazırlıklı olun, şöyle şöyle global etkiler olabilir diye...

Neyse, anladığım, bildiğim konulara dönersem, değişimin kaçınılmazlığı altında, şu günlerde de sert şekilde yaşıyoruz bu süreci, değil mi?

O halde önümüzdeki soru belirginleşiyor; değişimin neresinde bulunacağız? Kayıplar bölümüne mi nakil oluyoruz, yoksa terfimizi mi alıyoruz?

Ben mesela bu sert süreçte atlattığım şeyler sayesinde Kriz Mastır oluyorum:) Çok yakında ise Dr Octopus gibi kollar takmaya niyetliyim hız kazanmak için.

Dr Octopus demişken, bir Dr daha aklıma geldi: Dr Dre.

Kimdir kendisi? Ünlü rap şarkıcısı Eminem'in kankası, güzel müziklerde imzası olan, güçlü bir müzisyen.

Başka?

Artık o HP bilgisayarlarının yeni nesil ses sistemlerinde de kadro sahibi, üstelik eskisinden daha da karizmatik bir adam oluverdi.

Konuyla ilgili reklam filmine bakmak için tıklayınız.

Bu kişinin yaptığı müzik, izlediği yol, kariyerinde yepyeni değişikliklere yol açıyor ve bizlere de ilham vermiyor mu?

Sanmıyorum ki Dr Dre, böyle bir sikrıt yapmış olsun, "Tanrım! Öyle bir müzisyen olayım ki, bilişim devleri benden ilham alsınlar"

Ummadığı bir şey, değişim rüzgarları ile hayatını sarıyor ve karizmasını besliyor.

Karizma demişken reklamdaki o güzel şarkıyı dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

İndigo Dergisi'nden dostum Cem Özüak, bu konu hakkında bir yazı yazdı bu ay. Dr Dre'yi değil, umulmazlık teorisini ele alıyor. Okumanız için tıklayabilirsiniz.

Bu yazıda da belirtildiği gibi, ummadığımız şeyleri yaşayabiliyoruz.

Hele ki bu değişim günlerinde.

Vizyonumuzu, ufkumuzu ne kadar geniş tutarsak, bu rüzgarın savurduğu bir dal mı, uçurduğu bir yelken mi olduğumuz ve yönümüz, daha belirgin olacak sanırım.

Okuyucular, bu yakın dönemdeki değişimlerini paylaşırlarsa, en kısa zamanda bir derleme, değerlendirme yapabilirim bu konuda:)
Keyifli Uranüsler efendim.
Bu ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

Hayaller Gerçekleştirmek İçindir

Benimle birkaç saat olsun konuşmuş, bir eğitimime katılmış ya da benden seans almış, yazılarımın çoğunu okumuş, benimle ilgili dedikoduları dinlemiş...

Sonuçta benimle öyle ya da böyle iletişim kurmuş birisi, duymuştur Timur Tiryaki adını. Hepsi birbirinden değerli eğitmenlerim arasında TOP LIST 3'tedir kendisi ve en genç eğitmenim, yol arkadaşım, yol göstericim...

Kendisiyle bir röportaj yaptık, söyleşi de diyebiliriz. Hem sohbet etme imkanımız oldu hem de yeni kitabından biraz bahsetme fırsatı yakaladık.

http://www.indigodergisi.com/69/mustep.htm linkinde okuyabileceksiniz bu röportajı.

Hatta hoş da bir sürprizimiz olsun: röportajla ilgili yorumunuz ve Timur'un kitabından edindiğiniz ilhamı bizimle paylaşmanız halinde dilerseniz Timur'un Alfa İnsan Olmak Eğitimi'ne, dilerseniz benim Zihin Haritalama Eğitimi'me, %20 indirimle katılabileceksiniz.

Bu ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

Komik denecek kadar basit çözümler

"Bana çözümle gel"

3 yıl önceydi sanırım, çalıştığım şirkette bir hata yapmıştım ve birileri bundan faydalanarak şirketi çok zor bir duruma sokmuştu. Patronum da bana bu cümleyi kullanmıştı. Çünkü yapılabilecek ne varsa denemiştik kurtulmak için ve olmamıştı. Elimiz kolumuz bağlı.

Bir şekilde iç körlükten kurtulmalı ve yepyeni bir şekilde hem adımı hem şirketi temize çıkarmalıydım.

Amerikan kültüründe buna "kutu dışında düşünebilme" diyorlar, sorunları farklı ele almak, farklı çözüm yolları türetebilmek vs...

Ancak klasik metotlar izlenerek kutu dışında düşünemiyoruz.

Bu son olarak, Zihin Haritalama Eğitimi'mi inove ettiğimde başıma geldi.

Zaman kurgusunu kurmuştum, zamana karşı projeler için de uygulanabilmesi için. Ancak zordu, karmaşıktı. Daha basit yapmalıyım, daha basit yapmalıyım...

"Şu olmaz, bu olmaz, bu zor, bu daha önce kullanıldı olmadı,..." resmen bir kutuya girmiştim.

Ancak birden aklıma şu geldi: Zihin haritası yap Mustafa! Sonuçta bu eğitim de bu amaçla değil mi?

Kısa bir zihin haritası ile komik denecek kadar basit bir yol buldum.

Eğitimimin duyurusunu kısmen de olsa paylaştım bazı gruplarda ve birkaç kişiyle.

Dün itibariyle de bitirdik ve bazı gözlemlerimi paylaşmak istedim.

2 gün süren eğitimimizde beyin ve bilgiyi istemli şekilde inceleme becerisinden, zihin haritasının sadece bir kaç pratik ile bile ne denli güçlendirici olabileğini gördük, çünkü aradaki bir haftada bilgiyi özümsemelerini sağladık.

İş ve kişisel gelişim çalışmalarında sıklıkla anılan SWOT'tan daha etkin şekilde yararlanmak ve bunu geliştirip kurguladım SWEET üzerine çalışma yaptık.

Özellikle bu benim için çok önemliydi, çünkü yaygın kabul görmüş bir bilgiyi, işleyerek daha da ileri bir pozisyona getiriyor ve başka kimsenin ele almadığı bir modüle sokuyorum. Açıkçası korku vardı içimde biraz, sadece SWOT'ta mı kalsam diyordum, ama içimdeki ses bunu paylaşmak istedi ve nitekim eğitimin en zevkli kısımlarından biri burası oldu.

Bitirdiğimde aldığım övgüleri paylaşmayacağım, ancak yüzlerindeki gülümseme, tebrik ve teşekkür, bana doğru yerde olduğumun işaretiydi.

Mustafa yerinde rahat duramadı ama. Daha faydalı olmak için eğitimin içeriğini koruyarak daha da gelişmiş bir model haline getirdi.

Eğitimle ilgili buradan bilgi alabilir, aklınıza takılanı sorabilirsiniz.

Sonraki eğitim tarihlerini kurgulamaya çalışıyorum. Sanırım 19 Haziranda Zihin Haritalama ve 26 Haziran'da da kendinize koçluk yapabilecek şekilde kullanabileceğiniz ileri modülünü işleyebileceğiz.
Yazının bir kopyasına ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Olasılıkları Fırsata Dönüştürmek Dedikleri...



Dün bir etkinliğe katıldım, Bilgi Üniversitesi, Örgüt ve Endüstri Psikolojisi Yüksek Lisans Programı'nın, İK'da yeni yaklaşımlar: Risk Yönetimi adında bir sempozyumundaydım.
Bazı gözlem ve kazanımlarımı paylaşmak istedim.
Şu günlerde bir havayolu şirketinin personel güçlendirme projesine eğitim içeriği hazırlıyorum. Uzun bir araştırma sürecindeydim ve bazı verileri tararken havacılık sektöründe hayatınızı makinalara ve yazılımlara bağlı olsa dahi, kazanların tamamına yakınının direk insan faktörlü, kalanının da dolaylı olarak insan kaynaklı olduğunu gördüm defalarca.
Cahil Mustafa, diğer sektörlere de kabaca göz gezdirince benzer sonuçlarla karşılaştı.
Bu konuda çözüm yolları olarak nelere başvurulmuş, nelere başvurulabilir diye bakınca da karşıma, eğitim projemle de ilgili olarak Endüstriyel ve örgütsel psikolojiler çıkıyor.
Bu insan faktörü konusunda ülkemizde durum nedir? 
Risk yönetimi adıyla, dar bir mecrada, yabancı merkezli ya da uluslararası Türk işletmelerinde birkaç örnek çıkıyor karşıma. Yani yerel ve derin problemlere, uluslararası vizyonu olanlar değiniyor sadece.
Kendi adıma göz ardı ettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum:
Yönetsel becerilerden birisi olan kriz yönetimine çok odaklıyım ve bu konuda kendime güvenirim. Gayet proaktif birisi olduğumu düşünüyor ve bir kriz ortamında bahane bulmaktansa çözüme yönelerek bunu gösterdiğime inanıyordum.
Oysa bu sempozyumda yapılan bir paylaşımda, proaktifliğin, krizin doğup da oluşan zararın tazminine çalışmak değil, risk faktörlerini öngörerek tehditleri çözüme ve hatta fırsata dönüştürmede yattığına değinildi.
Kriz yönetimi gibi çok önemli bir gereksinimi, risk yönetimi adımına çekerek, yönetsel beceride, daha derin bir vizyon kazanılabilecek yani.
Tehdit yönetiminden olasılık yönetimine odaklanmak diye de bakabiliriz.

Kriz yönetiminde başarılı bir noktada görüyorum kendimi.
Şimdiki hedefim ise risk yönetiminde başarılı olmak. Ve en uygun zamanda da, fırsat yönetimine odaklanmayı düşünüyorum (buna dün değinilmedi, blogu yazarken düşündüm:) )
Merak ettim, risk haritası çıkaracak olsaydık nasıl olurdu? Mesela ilk 20 risk kalemimiz neler olurdu?

Bir başka gözden, ötelenen konu da gerçekleşmesi çok küçük olasılıklar olan, milyonda bir misal, böylesi riskleri "nasıl olsa olmaz" ya da "önceliklerimiz farklı" diyerek önce öteleme sonra göz ardı etme ve hatta unutmaya meyilliliğimiz...

Bu iki önemli kalemin haricinde sempozyumdan birkaç notumu daha paylaşayım:
  • Risk yönetiminde firma yönetimi, İK pozisyonunda kararlı ve süreç içinde etkin olmalı ki Risk Yönetimi işlevsel olsun.
  • İş kazalarından kaynaklı ölümler yadsınamayacak kadar fazla ve cep telefonları ile motorlu taşıtlar başlıca sebepler.
  • Diğer ülkelerde gerçekleşen olaylardan ders alarak ülkemizde ve hatta firmamızda hazırlıklar oluşturabiliriz.
  • Ülke demişken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin afetler için Risk Yönetimi'ne dair çok başarılı hazırlıkları var.
  • Kurumda risk kültürü yerleştirilmediği takdirde risk yönetimi gerçekleştirilemez.
  • Risk senaryoları üzerine çalışmak, risk yönetiminde çok önemli deneyimler kazandıracaktır.
  • Kurumsal Risk Yönetimi, diğer departmanlarla entegre mi, yoksa bir kerelik başvurulan, tak çıkar bir süreç mi?
  • Ülkemizde günde 3 kişi iş kazasından ölüyor.
  • Bilgi ve beceri, risk yönetimi için yeterli değil, tutum da önemli: kırmızı ışıkta durmamız gerektiğini biliyoruz, kırmızı ışıkta durabilecek beceriye sahibiz ama kırmızı ışıkta duracak tutumumuz var mı?
Zaman içinde, başka paylaşımları ve ilham edindiklerimi de yazarım.
Hepimize bol fırsatlı mesailer:)

6 Mayıs 2011 Cuma

Sosyal Yenilikçilere Davettir:)

Netsquare etkinliklerinde sosyal faydalı insanlarla tanışma imkanım oluyor. Sosyal girişimlerin global ağ olarak, lokal buluşmaları oluyor özetlersek. Bu faydalı insanlardan biri de Fatih Boran Berber. 40larında belki yaş olarak, ama kendi genç, ruhu genç bir güzel insan.
Global ağların lokal uygulamaları demişken de, bir projesi var, HUB. Uluslararası HUB'ların, İstanbul ayağını organize ediyor kendileri.
Nedir bu HUB, ne işe yarar, faydaları ne olacaktır, vs... konusunda da Eylül 2011'de tüm etkinliğe geçmeye niyetli, ancak öncesinde, bir etkinlik hazırlığı var.
20 ve 21 Mayıs'ta birbirinden farklı konseptlerde, birbirinden farklı uygulayıcıların moderasyonunda bir bakalım, HUBİstanbul'u simüle edelim istiyor.

Sosyal değer yaratmaya odaklanmış kişilerin bir arada bulunacağı, birbirlerinden etkilenebileceği ve işbirliği yürütebileceği bir koca ofis düşünün HUB'ı ve haliyle HUB İstanbul'u.
Detaylar için şu linklere bir göz atabilirsiniz:
Web sitesi için; burayı,
Facebook sayfası için de burayı tıklayabilirsiniz.

Aşağıda da Fatih'in ağzından davetiyeniz;

Merhaba,
Seni, toplumda fark yaratan bir yenilikçi olarak, HUB İstanbul’ un ilk uluslararası etkinliği olan HUB LAB 2011’ e davet etmekten büyük mutluluk duyuyoruz.
HUB Amsterdam’ ın kurucularından Tatiana GLAD ve Frederike VOS’ un moderatörlüğü ve SUPERPOOL ekibinin ev sahipliğinde, İstanbul’ un sosyal yenilikçileri olarak hep birlikte, HUB’ da bir çalışma gününü deneyimleyeceğiz.
Yaratıcılığımızı, birlikte çalışma ruhumuzla birleştirerek, ürettiklerimizin gücüne tanık olacak, hep birlikte düşünecek, tartışacak, öğrenecek ve çok eğleneceğiz
Seni aramızda görmeyi çok isteriz.
Fatih Boran Berber & James Halliday

3 Mayıs 2011 Salı

2 Mayıs'ta Oleg'i anmak istiyorum


Bugün 2 Mayıs. 112 Nolu Taksim- Bostancı otobüsündeyim.
Rahat ama ben bir önceki sefere binmek istiyordum. Tam durağa gelmiştim ki önümden geçti gitti, beni almadı ve yarım saat kadar bekledim bir sonraki seferi.
Taksim'de hala dünden izler var. Önlem olarak topladıkları durak camları takılmamış henüz, duraklar da pek bir çıplak geldi gözüme.
Çıplaklıkla pornografiyi nasıl da karıştırıyoruz biz. Görmemişlik mi, yüzyılların getirdiği baskının bilinçsizce dışa vurumu mu bilmiyorum, ama zamanla bazı şeyleri daha uygun yapacağımızı umuyorum.
Dünkü 1 Mayıs Etkinliklerinin de daha insanlığa uygun olduğunu düşünüyorum, provokasyonlar da olmasa belki daha hoş olurdu, ama gelişiyor halkımın solu da ve bu dün sevindirdi beni.
Dün... Yağmurluydu.
Yağmur romantiktir. İnsana huzur verir, haz verir, dinginlik verir.
Acaba hayal ettiğim etkinlik sırasında da hava yağmurlu olur mu? Biliyorsunuzdur belki, açık alan tenis kortunda bir konuşma... Bir zamanlarsa İnönüde 70.000 kişiye konuşma vermekti, ancak göz temasını nasıl kuracağımı hala oturtamadım bu hayalde.
Hayalim... Yıllardır kurduğum, gündüzleri düş gördüren hayalim.
Osho, "düş kurmayın" der, "düşler beklentiye, beklentiler üzüntüye sebep olabiliyor" der, hatta çok kalın bir kitabının ilk cümlesi budur; "Düş kurmayı bırakın".
Dreamer ise Tanrılar Okulu'nda "düş kur" der.
Tanrılar acaba okullarında Aristo'ya mı değer verir, Sakallı Celal'e mi?
Her ikisine de yer veremezler mi gönüllerinde?
Haklarında bilgilerimiz çok az, hatta birçoğumuz adlarını bile duymamış olabiliriz ama ikisi de başarılı düşünürler, ikisi de dönemine ışık tutmuş insanlar...
Işık ne güçlü metafor değil mi?
Çağlar önce atalarım güneşi kutsamışlar ışığından ötürü. Aydın diyoruz düşünen ya da düşünüyormuş gibi yapan insanlara. Hayatımızı da ışığa endeksleyip yaşamıyor muyuz?
Şu LED ampullerin ışıklarından herkes hoşlanıyor mu acaba?
Küçük ama güçlü LED'ler...
Az ama öz...
Aferin onu icat eden Oleg Vladimirovich Losev'e.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Sayfalar arasında reklam


Bir süredir merak ediyordum, bir sonraki reklam mecrası neresi olacak diye.
Yatırım yapacağımdan değil, ama merak işte...
En son aklıma gelen yollardan birisi, iPAD çılgınlığının körüklediği e-XYZ serileri... e-alışveriş, e-tv gibi, bunlar gibi uzun bir süredir var olmasına rağmen, yeni yeni trendleşen e-kitap ilişti gözüme.
Ben sayfaları çevirirken, tıpkı şu an çeşitli dizi sitelerinde olduğu gibi, nasıl ki onlar dizinin orta yerinde reklam çıkartıyorlar, burada da sayfaların arasında birşeyler mi olacak diye düşündüm. Ama üzerine düşmedim.
Bir farklı reklam mecrası da, bir arkadaşımın ilgilendiği ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje. En kaba özetiyle reklamların görsel senaryoya yedirilmesi...
Az önce ise http://www.girisimciyim.org'ta bir haber gördüm.
Bu iki düşüncenin karışımı bir proje söz konusu: ABD'li yazarlardan Harry Hurt, son kitabında, bazı kurumların reklamlarını hikayesine entegre etmiş.
Bu konuya kendi ağzından yorumu ise; "Yayıncılık sektörü düşüşteydi, ekonomi kötüydü. Bense yazı yazmaya devam etmek istiyordum. Bunu yapmak için yazının bir şekilde kendi parasını çıkarması gerekiyordu".
Bu yorumu dikkate alınca, girişimciliğin uygulanabilirliği ve faydaları da göze çarpıyor.

28 Nisan 2011 Perşembe

AVEA'dan Teknoloji Girişimcileri için bir etkinlik


Bu sefer bir duyuruyu paylaşıyorum ve acil:)
Yarın (29 Nisan 2011) İstanbul Şehir Üniversitesi'nde olacağım kısa bir süreliğine. Çünkü güçlü bir etkinlik gerçekleştirilecek.
Artan GSM rekabeti, tüketiciler kadar girişimcilere de yarıyor ve Vodafone'un ardından Turkcell ve Avea da KOBİ'ler ve girişimciler için ekstra kolaylıklar çıkarmaya başladılar.
Avea'nın daha öncelerden de gerçekleştirdiği bazı etkinlikler vardı ama lafı fazla uzatmayayım. Yarın Şehir Üniversitesi'nde Avea'nın, Memleketim Anadolu, İşim Teknoloji Projesi'nin lansmanı gerçekleştirilecek.
Avea'nın CEO'su ve bazı yüksek yöneticileri ile çeşitli güçlü girişimcilik danışmanlarını da dinleme ve tanışma fırsatı yakalayacağımız bu etkinliğin tanıtım bilgisi aşağıda.

AVEA
‘MEMLEKETİM ANADOLU İŞİM TEKNOLOJİ PROJESİ’

Günümüzde Girişimciliğe verilen önem, ‘İşsizlik Sorunu’nun çözümü ve ‘Genel Ekonomik Yapı’nın geliştirilmesi alanında oynadığı etkin rol göz önüne alınarak giderek artmaktadır. Özellikle ‘İnovatif Girişimcilik’in – ‘Teknoloji Temelli İşletmeler’in ve İş Fikirlerinin bu alandaki yeri tartışılmazdır. Bu doğrultuda sadece ülkemizde değil dünya genelinde de yaygın ve etkili faaliyetler yapılmakta ve bu faaliyetler büyükşehirlerden ziyade, yerel kalkınmada öncelikli yer almaktadır.
Bu proje kapsamında Gençlere durağan bir yapıda, benzeri olanaklar sunarak gelişme beklemek yerine projelerle ve ortak çalışma kültürünü özümseterek uzmanlaşmalarına katkıda bulunmak ve teşvik etmek hedeflenmektedir.

HEDEF KİTLE:

Yenilikçi ve hayata geçirilebilir fikir geliştirebilecek ve bu projeleri ile birlikte gelecekte de bilişim alanında başarı sağlayabilecek gençleri kapsamaktadır.
İstanbul Teknik Üniversitesi – Boğaziçi Üniversitesi – İstanbul Üniversitesi – Yıldız Teknik Üniversitesi – Marmara Üniversitesi bünyesinde öncelikle 4. sınıf ve lisansüstü eğitim görenler olmak üzere, özellikle teknoloji odaklı, inovatif proje geliştirebilen ve bu alanda bilinçli yönlendirmeler neticesinde daha üstün başarı sergileyebilecek öğrencilerdir. Ayrıca bu üniversitelerden mezun olan profesyonel çalışan veya işini yeni kurmuş girişimcilerde projeye başvurabilecektir.

TANITIM VE BAŞVURU

Proje, Tanıtım Toplantıları ile üniversitelerde Girişimci Adaylarına tanıtılacaktır.
Yalnızca internet sitemiz üzerinden başvurular alınacak ve başvuruların ardından bir eleme süreci başlayacaktır.

SEÇİM SÜRECİ

Başvuruların ilk kabul sürecinin tamamlanması ile tüm başvurular arasından Ön Kurul değerlendirmesi ile 50 girişimci seçilecektir.
Girişimcilere ‘Online İş Planı Danışmanlığı’ sunulacaktır.


GİRİŞİMCLİK KAMPI

İş Planlarını tamamlayan girişimciler arasından seçilen 25 Proje Sahibi ‘GİRİŞİMCİLİK KAMPI’na katılmaya hak kazanacaktır.
Kamp süresince girişimci adayları 3 günlük Eğitim Programı’na katılacaklardır.

ÖDÜL TÖRENİ

Proje sonunda 10 girişimci adayına FON VERİLECEK ve başarılı Girişimciler’in Avea’nın Diyarbakır’daki Teknoloji Gelişim Ofisi’nde kendilerine özel sunulan ofislerde İşletmelerini kurarak büyümelerine olanak sağlanacaktır.

Ulaşım için şu linkten haritaya bakabilirsiniz.
http://maps.google.com/maps?hl=tr&um=1&ie=UTF-8&q=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&fb=1&gl=tr&hq=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&hnear=Istanbul&cid=0,0,10336354317157839862&ei=zcG5TardBY6Rswa_i4nrAw&sa=X&oi=local_result&ct=image&resnum=2&ved=0CCcQnwIwAQ

21 Nisan 2011 Perşembe

Doğumgünü hediyem :)))

Bugün benim doğumgünüm, hem yaşlanıyorum hem olgunlaşıyorum. Çocukluğumdan beridir önemliydi bu tarih benim için, sırf doğumgünüm olması değil, kendine has bir gücü vardı.
Küçükken öğrenmiştim, Muhammed Peygamber'in doğum günü, Adolf Hitler'in doğum günü, Mustafa Kemal'in doğum günü (Atatürk'ün "Bir çocuğun hayaline kavuşması misali sevindim" dediği Savarona yatının alınışında Amerikan kayıtlarında doğum günü olarak 20 Nisan geçiyorMUŞ)...
Sonra anneannem... Onu taparcasına sevdiğimi birçok dostum bilir, onun doğumgünü de 20 Nisan...
Eskiden "başa geçince bu günü kutsal tatil günü ilah edeceğim" derdim:)))
Kimisi global, kimisi lokal, kimisi kişisel devrimlerimin günüydü 20 Nisan...
Yıllar önce bir hediye istemiştim bu gün için, ne olursa, kim verirse, kimden alırsam alayım, ama özel olsun. Özel oldu, çok garip bir acısı oldu ve 6 sene geçmesine rağmen hala hatırlıyorum.
Yıllardan sonra, bu sene için de farklı bir hediye arzuladım.
Doğumgünlerini pek sevmem ama istedim işte, kendimden kendime, özel bir hediye olacaktı.
...
Olmadı. Olmadı ama üzmedi, çok tatlı bir şey oldu. Bendeki izleri en güçlü eğitmenlerimden Timur Tiryaki, kısmen benim organize ettiğim bir etkinlikte konuşuyordu.
Bazı aksilikler yaşadım bu günümde ve çözüm için ard arda koçluk yaptım kendime, daha derin, daha derin...
Sanırım benden başka kimse bilmiyordu ortada dolanan şeyleri:))) bende kalmaya da devam etsin ya da kalmasın, aksın gitsin:))
Sonuçta bu gecenin ucunda tebessümler yükseldi.
Hem neye niyet neye kısmet durumları yaşandı
hem de yağmurdan kaçardan cennete girme halleri.
Çünkü Timur'un güzel enerjisi olunca etrafınızda, kendinizi daha kolay bir ve biricik hissedebiliyorsunuz.
Bana varlığın ve sözlerinle verdiğin bugünkü tatlı doğumgünü hediyesi için çok teşekkür ederim Timur:)
Ayrıca sosyal paylaşım sitelerindeki duvarlarımı, mailimi, telefonumu,... doğumgünü mesajlarıyla ve tebrikleriyle donatan arkadaşlarım, sizlere de teşekkürler:)
Dans partisi karışımlı doğum günü partisi hazırlayan Elif'e de teşekkürler:)

17 Nisan 2011 Pazar

Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır?

"İnsanlara yardım etmek, sorunlarını çözmek değil, sorunlarını kendilerinin çözebilmesine olanak sağlamaktır."

Bu mottoda yürüyor sosyal girişimler ve sosyal girişimciler.
Sosyal fayda sık sık ağzımızda dolansa bile, birçoğumuz anlamını bilmiyor hala.
Bu bir bilinç meselesidir ve zamanla oturacaktır, o sebeple de güzel çalışmalar yapılıyor ve yayılıyor hızla.
Sosyal fayda sağlamanın da gidip bir yerlerde birkaç saat gönüllülük yapmaktan öte olması, bir dönüşüm sağlaması ve sürdürülebilir olması, kopyalanıp yayılabilir olması gibi ihtiyaçlar, insanı sosyal girişimlerle tanıştırıyor.
Tarihimizde vakıfçılık çok eski olsa dahi, cumhuriyet sonrası dönemde daralmış ve unutulmaya yüz tutmuştur. O sebeple çeşitli kurumlar ışık tutmaya, hatırlatmaya, ihtiyaç duyana destek olmaya çalışmaktadır.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemek yerine, neler yapılabileceğine değiniyorlar.
Dün de SOGLA isimli bir örgütlenmenin konferansındaydım. Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi, eğitmenlerimden Timur Tiryaki'nin, Ece Ercel isimli tatlı bir insanla birlikte oluşturduğu ve daha proje aşamasındayken Dünya Bankası'ndan kalkındırma hibesi edinmeye hak kazanan bir oluşum.
Boğaziçi Üniversiteli kurucular, Boğaziçi Üniversitesi'nin beyin gücünü titiz elemelerle Fark Yaratma amacıyla bir araya getirmiş ve geçen sene de Nisan Ayı'nda güzel bir konferansla ışık tutmuşlardı. Bu sene de dün bir konferans yapıldı. Bugün de çeşitli atölye çalışmaları yapıyorlar. Yakında gözlemleri internette yayınlanacaktır, ben de buradan duyurmaya çalışacağım.
Bilmeyenler için ASHOKA diye bir örgütlenme var mesela, sosyal dönüşümlerin bir çatı altında toplanması ve gücünü artırmaya yönelik, uluslararası bir ağ.
Lokal bir çalışması da SOGLA oluyor bir yerde. Sonuçta sosyal fayda sağlayacak fikirlerin tohumlanması, filizlenmesi, ağaç olması ve meyve vermesi...
2 yıl içinde neler neler yaptılar, kimlere ışık tuttular...
Bu haftasonunda da bunları ve daha fazlasını, "Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır, yoksa biz de birşeyler yapabilir miyiz?" sorusunu sorduü sordurttu.
Tüm SOGLA Ekibi,
Yüreklerinize sağlık

22 Mart 2011 Salı

Bir etoburun ağzında vejeteryan lezzet


Geç gelen bir paylaşımda bulunmak istedim.
Bir etobur olarak, sonunda güzel bir vejeteryan mekan buldum: Govinda.
Açılalı çok olmadı, ancak vejeteryanlar arasında hızla yayılıyormuş ismi. İşin düşündüren yanı, Türkiye'dekilerden ziyade yurtdışından misafirlerimiz daha kolay buluyormuş nerededir, kimlerdir...
Bunun iki sebebi var sanırım; Yurtdışındaki Govindalar ve Serhat'ın enerjisi:)
İkidir gittim sadece, sıcacık bir karşılama. Macaristan'dan destek alındığı için Macar arkadaşlar etrafta, İngilizce-Türkçe sohbetler, fonda da yumuşak bir müzik...
Geçen geldiğimde Burfy vardı, übersüper bir Hindu tatlı, karamelin 4 saatlik fırınlama sonucu lokuma benzeyen tatlı.
Bu sefer de irmikli, nohutlu enteresan bir çorba içtim.
Bu lezizlik, etobur iştahımın aklını çelebilecek güçte.
Bu arada, vejeteryan ile vegan kelimelerinin farklılığını da yeni öğrendim ve Govinda'nın özelliklerinden biri de dileyene vegan mutfağı da sunabilmesiymiş, yani süt ve süt ürünleri de koymayabiliyorlarmış.
Beyoğlu'nda McDonalds'ın sokağından girince ikinci sola giriyor ve 20 metre ilerinizde, sağınızda görüyorsunuz bu mütevazi mekanı.
Fiyatları da fena değil, klasik lüks vejeteryan menülerden oldukça farklı ve misafirperver.
Umarım yakın zamanda web sitelerini de güzelleştireceklerdir, buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.
Gün sonunda Bacan denilen müzikli meditasyona katılma şansınız da olabilir; 3 çalgı ve ağızlarda bir mantra ile...
"Hare krishna hare krishna,
krishna krishna
hare hare..."

24 Şubat 2011 Perşembe

Vaka-i Aşk @ Aralık


Belki de daha önce bahsetmeliydim, ama unuttum işte. Eğitmenlerimden ve ekip arkadaşım, mentorum Derya Akkaya ile birlikte sunduğumuz bir seminer var; Vaka-i Aşk.
Teşvikiye'de Aralık Derneği'nde verdiğimiz bu seminerlerde, klasik ve klişe ilişki yönetimlerinden ziyade, aşk olgusu, dinamikleri, erkeklik, kadınlık, erkeklerin gözünde kadınlık, kadınların gözünde erkeklik gibi konulara, karşılaştırmalı açılarla bakıyor, birlikte ele alıyoruz.
Benim açımdan işin en keyifli kısmı, bir gün öncesinden Derya ile yaptığımız küçük prova-sohbetler. Yakında bunları videolaştırarak paylaşmayı da düşünüyoruz, ama bir sır, ok?
Katılımcıları konuşturmaya yönelik bir uygulama söz konusu tabi ki. O sebeple, belki semineri sunan konumdayız, ancak duyduklarımdan ötürü not defterimi de sık sık elime alıyorum.
Mesela partnerimizle ilişkimizde, iletişimimiz ne boyutta? İletişimimizin içeriği nasıl? Hangi sözcükleri duymaktan hoşlanıyor ve hoşlanmıyoruz? Hangi sözcükler sık dökülüyor ağzımızdan?
Sevdiceğimize sevgimizi nasıl ifade ediyoruz? Bize nasıl ifade etmesini bekliyoruz?
Mutluluktan ne anlıyoruz?
Bu ve benzeri sorgulamalarla kendimizi, kendi özellerimizi keşfediyoruz.
Farkında olmadan süre gelen bir şekilde özel davranışlarımızı sıradanlaştırmış olabiliyoruz, değil mi?
Eğitmenlerin koç oluşundan ötürü, sıklıkla da koçluğa geliyor tabi konuştuklarımız. Mutsuz olduğumuz şeyler aklımıza geldiğinde, beklentilerimizi sorgulamamız gibi.
Geçen hafta, zor erkek tiplerini konuştuk; çapkın, işkolik ve kıskanç erkekler.
"Şöyle şöyle yapın, sevgiliniz düzelir" mantığından arınarak, mevcut koşullarda nasıl daha verimli bir ilişki yaşanır, bunun üzerine konuştuk. E bir işkolik olarak, kısa süre öncesine kadar gayet kıskanç birisi olarak da bol bol konuşma fırsatım oldu. Çapkınlık mı? O genlerimde var zaten.
Bu hafta ise aşk sözlüklerimizin üzerinden gittik, belirli belirsiz durumlarımızı biraz belirginleştirmeye, verimli hale getirmeye yönelikti.
Önümüzdeki hafta, 3 Mart, çarşamba günü ise Gardırop Sırları'nı konuşacağız.
8 haftalık bu programda her hafta ayrı bir konuyu işliyoruz.
Çarşamba öğlenleri, Teşvikiye'ye gelmek, aramızda bulunmak için buraya tıklayarak iletişime geçebilirsiniz.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Küçük Bir Kampanya

Ufkumu genişleten en büyük eğitimlerden birisiydi Girişimcilik Eğitimi.
Nasıl proje yazılır, nasıl fikir geliştirilir, finansmanı, pazarlaması... Şansıma bunu da Türkiye'nin bu konudaki lider kurumundan, MG Danışmanlık'tan almıştım. Hatta yine şansıma, MG bünyesindeki en yetkin eğitmendi eğitmenim; Tuğberk Seçkin.
Dün de onunla beraberdim. Ofisinde ağırladı ve tüm yoğun koşturmasının içinde sohbet de edebildik ve paylaşacağım bazı şeyler üzerine konuştuk.
Zamanla detaylarını da veririm, ama bir şeyin aciliyeti var sanırım.
Geleceğini kişinin kendisinin kurmasına yönelik yazılarımı zaten biliyorsunuz. Ancak temel eksikliklerden birisi, fikirlerin hibe ve kredi gibi destekler için kuralına uygun yazılması, sunulması gibi bürokratik deneyimler.
Bu konuda ilgili kamu kuruluşları, zaten size, satın alacağınız danışmanlık hizmetlerinin maliyetini destekleyerek iade ediyor. Ancak piyasadaki genel tablo "Gel abi, yazarız projeni" şeklinde.
MG Danışmanlık ve özellikle de Tuğberk ise, itibarı düşünüyor. Hem itibar hem de faydayı da bir çalışmada biraraya getirebileceğimizi konuştuk biz de.
Burada rakam söylemek istemiyorum, ancak piyasa değerinin altında bir kaparo ile danışmanlığa başlangıç yapıp, projenin gidişatı ve kabulüne göre adım atılacak, böylece girişimci fazla maliyetlerden arınmış olacak.
Danışmanlık piyasasında zaten bunun örnekleri var, ancak dediğim gibi, önüne gelene proje danışmanlığı yapmak ve işe yarar, yaramaz her türlü danışmanlık adımını uygulamak, hem kendi emeğini çöpe atmak hem de müstakbel girişimcinin ümidi, emeği, fikri ve parasını hiç etmek şeklinde gerçekleşiyor maalesef.
İtibar dedik ya, her projeyle çalışmak istemiyor Tuğberk ve ekibi bu yüzden. Hem kendi emekleri hem de girişimciler için en uygun yol. Böylece girişimci, daha yolun başında fikri hakkında deneyimli ağızlardan bir geri bildirim almış olacak.
Ayrıca ciddi girişimcilerle çalışmak, sadece para kazanmak değil, sonucu görmenin mutluluğunu da yaşamak ve çok güçlü referanslarına yenilerini eklemek amacındalar.
"Gide gele, gide gele bize spor yaptırmayacak girişimci istiyoruz" Birebir Tuğberk'in ağzından dökülüyor bu serzeniş, çünkü başlangıçtaki aşkımız, azmimiz, devam etmiyor. Hani bir söz var ya; "Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir"... Devam edilmeyince, sonuca da varılmıyor, onca emek, onca zaman da heba oluyor.
Bildiğimiz kampanyalardan değil bu; çünkü kazan veya kazan-kazan değil, kazan-kazan-kazan var içinde, hatta dörtlü. Girişimci kazanıyor, danışman kazanıyor, ekonomi kazanıyor, gelecek kazanıyor.
Duyurması da bana kalıyor.
Dilerseniz direk kendileriyle iletişime geçin, dilerseniz Mustep üzerinden. Mustep referansıyla iletişimde birkaç ek güzellikleri daha var, ama esas dikkat edilmesi gereken soru:
Yarınını kurmaya niyetli misin?

17 Şubat 2011 Perşembe

Deneme Bahçesi


Bir süre önce bahsetmiştim kısaca İnovizyon'dan.
Kendileri Nişantaşı'nda kurulu bir küçük işletme.
Ancak tek özellikleri, ekonominin küçük bir ferdi olmaları değil; benim 6 ila 12 senelik arkadaşlarımdan oluşuyor kurucuları.
Uzaktan tıbbi uzmanlık sertifika eğitimleri ile benim eğitimlerimin satışı üzerine meşguller şu an.
Ancak ayrıca, genç ekip olmanın getirdiği bir cesaret avantajları da var.
Zaten bu mesajı da onların reklamından ziyade, yeni cesur projemiz için yazıyorum.
"abi bilmiyorlar bu işi, satışı şöyle yapıcan, görücen bak nasıl da kotalar taşıyor..." gibisinden bir cümleyi söylemeyenimiz var mı?
En çok fikir sahibi olduğumuz konuların başında geliyor satış veya pazarlama fikirleri... Ancak ya bunu icra edecek kurum bulamıyoruz ya da çalıştığımız firma buna sıcak bakmıyor.
Biz ise bir oyun alanı edindik. Aklımıza geleni orada simüle ediyor, deneyebiliyoruz.
Ve sizleri de aramıza katalım mı diye düşündük, aslında ben düşündüm.
Ekip ne kadar iyi olursa olsun, gelişim daima önümüzde duran bir hedef, her türlü destekle daha da iyi meyveler ortaya çıkabilir ve hepimizin midesine inebilir bu lezzet.
Demem odur ki isterseniz www.inovizyon.net üzerinden aklınıza gelen satış ve veya pazarlama yöntemlerini paylaşın ekiple, bana mail yollayın (m@mustep.com).
Bu bir yarışma değil, hem yarışmanın prosedürleriyle ilgilenmek istemedik hem de hiç bir kısıtlama olmasın istedik. Aklınıza geleni paylaşabilirsiniz, mantıklı mı saçma mı? Kime ne:)
Sürece dair birebir bilgi paylaşımını da Nisan- Mayıs gibi yaparız herhalde. Buradan duyururum onu da.
Dediğim gibi, en ufak bir kısıtlama yok, ürün neymiş, hizmet neymiş, süreç neymiş, tutar neymiş...
Belki Nişantaşı'nda bir ofiste çalışmak da isteyebilirsiniz bu sayede, hadi bakalım, fikirler fora:)
Eklemek istedim; eğer fikriniz karmaşıksa ya da bir kurumdan ziyade başka bir portalda işlemesini isteyeceğiniz birşeyse, siz yine gelin, bir çözüm yolu bulalım. Mesela birincisi için, sizin başında olduğunuz bir yol ile denemek, ikincisi için uygun bir STK ile çalışmak...
Yeter ki fikirleriniz hayat bulsun.
Dipnot; bu ayaküstü düşündüğüm bir şey, detaylıca hazırlanıp da yazmadım bu metni. Dolayısıyla atladığım birşey varsa, lütfen belirtin.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rapor veriyorum:)


Uzun bir süredir yazmadığımı fark ettim.
Aslında yazılası birçok şey vardı, ancak şunu da yazayım, bunu da yazayım derken, baktım ki 1,5 ay olmuş dokunmayalı. Tıpkı "pazartesi diyete başlıyorum" demek gibi, değil mi? Neyse ki erteleme davranışım an itibariyle sonlanmış oluyor.
Bu görüşmediğimiz sürede neler yaptım?
Liste uzun, zaten uzun olduğu için, çok koşturduğum için blog yazmayı ihmal ettim, ama hemen duyurayım: Mustep Gelişim Hizmetleri şeklinde yenilediğim web sitemi çökerttim kendi ellerimle, sonrasında da çeşitli bilişim akrobasileriyle tekrar kurdum, alınacak öğüt: yedek almalısınız:)
Hazır web sitemi yenilemiş ve kodları hatırlamışken, bari diğer sitelere de bir el atayım hızlıca dedim ve tüm sitelerde bir temizlik yaptım, bence hoş oldu ama yorucuydu. Alınacak öğüt neymiş; web sitesini sen yapabiliyor olsan bile, git yaptırt:)
www.nasildahaiyiyaparim.com ile bakabilirsiniz.
Başka? Birçok kişinin bildiği üzere Üçüncügöz Dergisi tekrar yayında:) Ben de Endüstriyel Yogiler ismiyle, iş hayatı ve huzur kavramları üzerine bir şeyler karalıyorum. Okuyanlar sevmişler çok sağolsunlar. İlgilenenler www.ucuncugoz.org üzerinden göz atabilir dergiye, ancak yazımı nette yayınlamadık:
Dergimiz İndigo Dergisi'nde ise korku üzerine yazı dizimi bitirdik ve önümüzde girişimcilik, yenilikçilik, kendine yetebilme gibi konular var. İndigo Dergisi'ndeki son yazım için http://www.indigodergisi.com/65/mustep.htm linkine tıklayabilirsiniz.
Girişimcilik üzerine, girişimcilik eğitimlerinde konuk uzman olarak bulunmaya ve girişimcilik yolculuklarında psikolojik desteklere yönelik konuşmalar vermeye başladım ki en heyecanlandığım konulardan birisi bu.
Koçluk eğitimlerinde asistan eğitmen olma yolunda bir davet aldım ve açıkçası çok soyut olan bu hizmette, böylesi bir geri bildirim, inanın çok onore etti.
Ha bu arada eğitim demişken, üzerine titrediğim kendi hazırladığım eğitimlerimin satışı da başlamış oldu. Şubat ayında beni şımartacak kadar büyük iki kuruma Yenilikçi Stres Yönetimi Eğitimi vereceğim.
Deneyimli abilerim, ablalarım için küçük, ancak hayallerim için büyük bir adım oldu, sevincimi buradan sizlerle paylaşayım istedim.
Detaylar zamanla:)
Sevgiyle kalınız:)))