psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2012 Çarşamba

Mutluluk Ekonomisi ve Yeni Birkaç Yazım

Bazı dergilerde çıkan son yazılarımı paylaşmak istedim.
Mutluluk Ekonomisi @ Lalabey Paylaşım

İster çok uluslu bir şirketin CEO'su olun, ister bir ev hanımı...
1'e 5 veren bir yatırıma ne dersiniz? Üstelik maliyeti 0.
Mutluluk Ekonomisi başlıklı yazıma davet ediyorum sizi:
http://paylasim.lalabey.com.tr/?p=7493



Kilo Kilo Dediğin Nedir Gülüm @ İndigo Dergisi
Kilo ve altında yatan psikolojik döngüye dair, bir kaç örnekte bulundum ve konuya saçma bakış açıları getirmeye çalıştım :) http://indigodergisi.com/2012/11/kilo-kilo-dedigin-nedir-gulum/ linkinden okuyabilirsiniz.

Kurumsal Laf Salatası @ Girişimcilik İklimi
Endüstriyel psikolojinin ve işletmelerde göz ardı edilen diğer psikolojik unsurların etkili şekilde ele alınmasına yönelik bu yazım ise, basılı bir dergi olan Girişimcilik İklimi'nin yeni sayısında yayınlanacak. PDF formatını edinince blogumdan paylaşırım

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sağlık Üzerine Koçluk


Tanrılar Okulu'nda en sık geçen cümlelerdendir; "Görünen Görünmeyendir".
Psikolojinin, fizyolojiye etkisi açısından da bu düsturu kullanıyorum.
O sebeple koçluk becerilerini klasik hedeflerin ötesinde, kilo kontrolü ve hatta hastalıklarda da deniyorum.
Öyle ki blogumda bazen ufak paylaşımlar yapıyorum, mesela: Kilo Dediğimiz Şey %100 Psikolojiktir.
Yakın zamanda bu konuda daha da derinleşmeyi planlıyorum, hatta bir hastane çatısında sunmaya hazırlanıyorum.
Eğer sizin veya çevrenizdeki kişilerin de kilo kontrolü ve sağlıklı bir yaşam için psikolojik çalışmayı aklınızdan geçirirseniz, görüşelim isterim.
Daha detaylı bilgiyi yüzyüze görüşmelerde veriyorum, ancak kaba bir özete ne dersiniz?
Kilo kontrolünde bir diyetisyen ya da spor eğitmeni olmadığım için ne egzersizlerinize karışıyorum ne de yediklerinize. Uzmanlık alanım zihin olduğuna göre, sadece zihinsel süreçleriniz hakkında seans yapıyoruz ve bugüne kadar kiminle kaç kilo hedeflenmişse, %100 başarıya ulaştık.
Hastalıklar konusunda ise, şifa yöntemlerine ne kadar çok inanırsam inanayım, kullanmıyorum. Ayrıca tıbbi bir eğitim almadığım için tedavi de ediyorum diyemem. Ancak özellikle nükseden hastalıklar başta olmak üzere, hastalıkların geri planındaki psikolojik tohumlara ışık tutuyor ve o düşüncelere koçluk uyguluyorum. Böylece çok hızlı bir tedavi süreci yaşıyorsunuz.
Bu konu kulağınıza saçma geliyor olabilir, mantıklı geliyor olabilir... Düşüncelerinizi ve varsa taleplerinizi paylaşın lütfen: cozum@mustep.com

Seninle Bir Dakika...

4 Eylül'de yaptığımız BNI- Türkiye lansman toplantımızdan bahsetmiştim. http://mustep.blogspot.com/2012/09/networking-kart-alsverisi-degil-o-kagt.html linkinden konuyla ilgili paylaşımımı görebilirsiniz.
BNI çalışmasına göre, firmanızı ve yaptıklarınızı 1 dakika içinde karşınızdaki kişiye anlatıyorsunuz. Bir yerde speed networking sayılabilir bu kısım. Bu ismi, Ertuğrul Belen'in seminerlerinde duymuşsunuzd
Orada geçen 1er dakikalık sunumlar hakkında, etkinliğe katılamayan arkadaşlardan sorular aldım; "1 dakikada kendinle ilgili ne anlatabilirsin?" diye.
Ben de size benim sunumumu paylaşmak istedim.
Mükemmel mi, sorgulanır, ancak başarıya ulaştı diyebilirim.


"Hoş geldiniz,
Ben Mustafa Emin Palaz.
mustep gelişim hizmetleri çatısında koçluk ve yaratıcı eğitimler sunuyorum.
Temel uzmanlık alanım zihin, dolayısıyla psikoloji ve beynin çalışma sistemleri üzerine gidiyorum.
Eğer yaratıcı düşünme, kriz yönetimi, psikoloji, kişisel gelişim, sizin de ilgi alanınızdaysa, makalelerimi okumuş olabilirsiniz.
Şu günlerde yeni bir proje hazırlığındayım. Bunun için özel hastanelerimizin yöneticileriyle bir araya gelmek istiyorum. Bu konuda yardımcı olabilecek arkadaşlar varsa, çok sevinirim.
Peki ben size nasıl yardımcı olabilirim?
     Yaratıcı perspektiflere ihtiyacınız varsa,
     Hayatınızda sık tekrar eden sıkıntılar varsa, 
     Mobbing durumu söz konusuysa
     Bırakmak istedikleri alışkanlıkları varsa,
     Gerçekten çözüm arayışındalarsa
Koçluk becerilerimle yardımcı olmaktan mutluluk duyarım.
İsmim mustafa emin palaz,
nasildahaiyiyaparim.com"

Başarı ölçütüm ne oldu peki?
Koçluk hizmetim için danışan adaylarım oldu.
Ayrıca orada bir talep belirttim ve Türkiye'nin en büyük özel hastanelerinden birinin İnsan Kaynakları Müdürü ile toplantı imkanı yakaladım.
Eğitimlerimden yararlanmak isteyen bir akademi oldu,
Sunumum üzerine tanışmak isteyen bir kişi de yönettiği yayınında köşe yazarı olmamı talep etti.

Bu tabi bana göre bir şey.
Peki siz?
İşinizi, beklentilerinizi, pazarınızı veya sorulursa eğer ne üzerine destek isteyeceğinizi bir veya birkaç dakikada aktarabilir misiniz karşınızdakine?
Bu, hem evelemeden gevelemeden iletişim kurmanızı sağlar hem de işinize hakimiyetinizi artırır.
Not: Ben sunum yaparken fotoğrafımı çeken, BNI Türkiye'nin başka bir kurucu üyesi olan, Brand IQ kurucu ortağı, dostum Gurur Canbaş'a teşekkür ederim.

13 Temmuz 2012 Cuma

Kilo Dediğimiz Şey %100 Psikolojik Bir Süreçtir

Sağlık önemliymiş cidden, zaten sağ isminden gelmiyor mu? Kime sağ denir? Canlı olana, canı olana.
Canımız bizim için en önemli unsur olduğuna göre, sağlığımıza da bakmalıyız.

Şimdi şişman bir teyze ve şişman bir amca düşünün lütfen. Canlandırın gözünüzün önünde.
Ne gibi farklılıkları var?
Bunu ilk düşündüğümde, gözüme ilk çarpan fark göbek yapılarıydı.
Nörolojiden az çok bildiğim kadarıyla kadınla erkeklerin beyin yapıları da farklı. Bunun esprili örneklerini sık sık Facebookta görüyoruz, değil mi?

Peki beyin yapısıyla kilo arasında bağ olabilir mi?
Yasalar ve etik, benim insan beynini açıp da incelememe izin vermeyecek, ama o saklı beyin faaliyetleri üzerinden kilo ile bağ kurabilir miyim diye bir merak sardı bu kez.
Başladım eşleşme çalışmalarına. Açıkçası çok zorlandım, ama sonunda birkaç bulguya ulaştım, basenler, sadece bel büyümesi, sadece baş bölgesinde kilo almak, vücut genelinde her bölgede kilo almak…
Peki zar zor öğreniyorum da ne olacak? Teorik psikolojide kalmak kimseye fayda getirmiyor.
Ben de bu bulguları koçlukla işlemeye karar verdim. Mesela danışanlarımdan bir hanım, kilo vermek için bir sürü yol denemiş, ama hiç birinin işe yaramadığını söylemişti. Kilodan bağımsız konularda konuşuyorduk koçluk sırasında ve sıradışı bir bakış açısı çıkmıştı ortaya!
Kendisi çok tatlı, çok cana yakın bir hanımdı. Kiloları olmasa çok daha çekici olacağı kesindi.
Birden beden dilinde bir sır fark ettim, bilerek ya da bilmeyerek bir şey saklıyordu. Evet, evet, sorgularken fark ettik ki bir şey saklıyordu gerçekten; kendini. Peki ama sempatikliği, güzelliği anılınca neden sakladı kendini?
Merak ettim ve biraz daha deştim. Ortaya çıkan şuydu ki, kilolarıyla yaptığı da buymuş; kendini saklamak. Çünkü çocukken çok tatlı bir kızmış ve bir yakını taciz etmiş.
Saçma gelse de bilincinde öyle bir harita olmuş ki kilolarla kendini deforme ederse, kimsenin taciz edemeyeceği yargısına ulaşmış. Kulağa mantıklı gelmese de, daha önce de söylemiştim, zihnimiz mantıklı değildir, alakasız unsurları birleştirip kendi kanunlarını oluşturabilir diye.
Birkaç uygulama ile çözümledik ve farkındalık artışı sağladık. Çocukluğundaki tacizin acısı da eridiği gibi, kiloları da çözülüyor.

Yaptığım şey diyet koçluğundan farklıydı, çünkü tanıdığım diyet koçları, kişiye sağlıklı beslenme ve sportif faaliyetler konusunda da danışmanlık yapıyor. Bunlar da danışan için faydalı olabilecek şeyler, ancak hani herkes kendi yaptığının gelişmiş olduğuna inanıyor ya…
Bu konuda çalışanlara göre işin psikolojik boyutu büyük, ancak gözlediğim kadarıyla zaten tamamı psikolojik.
En iyi bildiğim konu psikoloji olduğuna göre, kozumu oraya oynuyorum ve kiloların eşleştiği psikolojik kökleri çözüp yine sadece koçlukla kişinin kilolarını nasıl erittiğini görüyorum.

Siz de eğer fazla kilolardan şikayetçiyseniz sorgulayın kendinizi. Kitaplardan, seminerlerden öğrendiğiniz sorgu tekniklerine başvurun. Psikolojik çözülmeyi yaptığınız anda da kilo dediğiniz şeylerin çözülmeye başladığını göreceksiniz.
Naçizane önerim bunu önce kendi başınıza denemeniz. Saçma gelse de deneyin! 
Baktınız olmuyor; motivasyonunuz yetersiz olabilir, eksik adımlar atıyor olabilirsiniz, yoruluyor olabilirsiniz… O vakit benden veya bu konularla da çalışan başka bir koçtan destek alabilirsiniz. 
Mutlu günler,
Mustafa Emin Palaz
P Bu mesajı yazdırmadan önce lütfen çevreyi düşününüz

12 Mayıs 2011 Perşembe

Olasılıkları Fırsata Dönüştürmek Dedikleri...



Dün bir etkinliğe katıldım, Bilgi Üniversitesi, Örgüt ve Endüstri Psikolojisi Yüksek Lisans Programı'nın, İK'da yeni yaklaşımlar: Risk Yönetimi adında bir sempozyumundaydım.
Bazı gözlem ve kazanımlarımı paylaşmak istedim.
Şu günlerde bir havayolu şirketinin personel güçlendirme projesine eğitim içeriği hazırlıyorum. Uzun bir araştırma sürecindeydim ve bazı verileri tararken havacılık sektöründe hayatınızı makinalara ve yazılımlara bağlı olsa dahi, kazanların tamamına yakınının direk insan faktörlü, kalanının da dolaylı olarak insan kaynaklı olduğunu gördüm defalarca.
Cahil Mustafa, diğer sektörlere de kabaca göz gezdirince benzer sonuçlarla karşılaştı.
Bu konuda çözüm yolları olarak nelere başvurulmuş, nelere başvurulabilir diye bakınca da karşıma, eğitim projemle de ilgili olarak Endüstriyel ve örgütsel psikolojiler çıkıyor.
Bu insan faktörü konusunda ülkemizde durum nedir? 
Risk yönetimi adıyla, dar bir mecrada, yabancı merkezli ya da uluslararası Türk işletmelerinde birkaç örnek çıkıyor karşıma. Yani yerel ve derin problemlere, uluslararası vizyonu olanlar değiniyor sadece.
Kendi adıma göz ardı ettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum:
Yönetsel becerilerden birisi olan kriz yönetimine çok odaklıyım ve bu konuda kendime güvenirim. Gayet proaktif birisi olduğumu düşünüyor ve bir kriz ortamında bahane bulmaktansa çözüme yönelerek bunu gösterdiğime inanıyordum.
Oysa bu sempozyumda yapılan bir paylaşımda, proaktifliğin, krizin doğup da oluşan zararın tazminine çalışmak değil, risk faktörlerini öngörerek tehditleri çözüme ve hatta fırsata dönüştürmede yattığına değinildi.
Kriz yönetimi gibi çok önemli bir gereksinimi, risk yönetimi adımına çekerek, yönetsel beceride, daha derin bir vizyon kazanılabilecek yani.
Tehdit yönetiminden olasılık yönetimine odaklanmak diye de bakabiliriz.

Kriz yönetiminde başarılı bir noktada görüyorum kendimi.
Şimdiki hedefim ise risk yönetiminde başarılı olmak. Ve en uygun zamanda da, fırsat yönetimine odaklanmayı düşünüyorum (buna dün değinilmedi, blogu yazarken düşündüm:) )
Merak ettim, risk haritası çıkaracak olsaydık nasıl olurdu? Mesela ilk 20 risk kalemimiz neler olurdu?

Bir başka gözden, ötelenen konu da gerçekleşmesi çok küçük olasılıklar olan, milyonda bir misal, böylesi riskleri "nasıl olsa olmaz" ya da "önceliklerimiz farklı" diyerek önce öteleme sonra göz ardı etme ve hatta unutmaya meyilliliğimiz...

Bu iki önemli kalemin haricinde sempozyumdan birkaç notumu daha paylaşayım:
  • Risk yönetiminde firma yönetimi, İK pozisyonunda kararlı ve süreç içinde etkin olmalı ki Risk Yönetimi işlevsel olsun.
  • İş kazalarından kaynaklı ölümler yadsınamayacak kadar fazla ve cep telefonları ile motorlu taşıtlar başlıca sebepler.
  • Diğer ülkelerde gerçekleşen olaylardan ders alarak ülkemizde ve hatta firmamızda hazırlıklar oluşturabiliriz.
  • Ülke demişken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin afetler için Risk Yönetimi'ne dair çok başarılı hazırlıkları var.
  • Kurumda risk kültürü yerleştirilmediği takdirde risk yönetimi gerçekleştirilemez.
  • Risk senaryoları üzerine çalışmak, risk yönetiminde çok önemli deneyimler kazandıracaktır.
  • Kurumsal Risk Yönetimi, diğer departmanlarla entegre mi, yoksa bir kerelik başvurulan, tak çıkar bir süreç mi?
  • Ülkemizde günde 3 kişi iş kazasından ölüyor.
  • Bilgi ve beceri, risk yönetimi için yeterli değil, tutum da önemli: kırmızı ışıkta durmamız gerektiğini biliyoruz, kırmızı ışıkta durabilecek beceriye sahibiz ama kırmızı ışıkta duracak tutumumuz var mı?
Zaman içinde, başka paylaşımları ve ilham edindiklerimi de yazarım.
Hepimize bol fırsatlı mesailer:)