girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2015 Cumartesi

Kolejlerde Girişimci Koçluğu

“Birşeyi iyi anlatabilmek için önce onu iyice özümsemeniz gerekir.”

Klişe bir şekilde inovasyon ve girişimcilikten bahsetmeyeceğim. Çünkü sanırım günümüzde en çok tüketilen kavramlardan birincisi inovasyon. Kimisi çok pahalı modellemelerden ibaret sanıyor inovasyonu ya da sadece bir laftan ibaret görüyor. Öyle ki bir yöneticinin sohbet sırasında inovasyonu telaffuz edişinden ve cümle içinde yer veriş şeklinden inovasyona yatkınlığını görebiliyorum.

Diğer konu ise girişimcilik, hibe programlarından yararlanma amacıyla yeni bir hobi, yatırımcılarla flört etmek için hoş gözüken bir yol, işsizliğini süslemek için süper bir makyaj… Ama hayallerini gerçekleştirme ve iktisadi anlam kazandırma süreci de olabilir girişimcilik dediğimiz eylem. Nasıl istersen…

Bu konularda ulusal ve uluslar arası birçok zirveye katıldım, anlamlı anlamsız birçok kişiyi dinledim. Bazen de ben işgal ediyorum mikrofonu, bu geçenlerde yine öyle oldu. Çeşitli mecralarda yılın girişimcisi ödülleri alan, sosyal girişimcilik konseptinde çığır açan, doymuş bir pazarda bakir bir segment yaratan sevgili dostum Tülin Akın ve onun kriz koçu olarak hem de gençlerin girişimci koçu olarak ben sahnedeydik. Evsahibimiz ise Doğa Kolejleri’nden 5., 6. ve 7. Sınıf öğrencileriydi.

Kendi 5. Sınıf hallerimi hatırladım.

Açlıktan kıvranan Çin ve Hindistan (o zamanlar açlıkla meşhurlardı) nasıl büyüyebilir diye kafa yormuş ve ucuz iş gücünde karar kılmıştım. İlkokul öğretmenim de bunca sene olmamış, şimdi mi düzen değişecek diye uyarmıştı.

mustafa emin palaz
Yine ilkokul bittiğinde 100 kadar şiirim vardı, sonraki 5-6 senede de 100 kadar yazdım, 200 şiir çöplerde geziyordur şimdi.

Sürüden ayrılarak daha kazançlı olabileceğimi 5. Sınıfta öğrendim. 23 Nisan sebebiyle makam ziyaretleri olacaktı, bizim sınıfın katılacağı makam ziyaretinde makam sahibinin kızı sınıf öğrencimizdi. Öğretmen onu yollayalım işte demişti, ben karşı çıkmıştım ve sanırım ilk kez karşı çıkmıştım birşeye. Koca sınıf çekiliş yapıldı, benim adım çıkmıştı. Muhalifliğim o zamanlardan.

İlk girişimim de o zamandı ve başarısızdı: askeriye merakım vardı ve dergilerden aldığım askeri araç görsellerini çiziyordum, kendim birşeyler tasarlıyordum ve arkadaşlarıma satarak para kazanırım demiştim. Herkes beğeniyordu, ama kimse almamıştı: “Neden alayım ki?” diye çok basit ve etkili ve duvara toslattıran bir soruyla karşılaşmıştım (girişiminizdeki katma değer ne?)!

6. sınıfta birçok edebiyat ödülüm vardı, 7. Sınıftayken yetişkinler için görgü üzerine bir kitabın arka kapağında takdim yazım vardı. Kitap demişken o zamanlarda, 1996 veya 1997 falan, elimde girişimcilik üzerine bir kitap vardı ve daha fazla kitap okumam engellenmişti; Girişimcilik Tutkusu, Michael Gerber.

DSC_0006

Panele dönelim mi?

Benim böceklerle çok uğraşmam da ilgilerini çekti, Tülin’in girişimcilik hikayesi de. Bu ikisine de bizi önden internette aratarak ulaşmışlar. Birçok üniversitede daha ilk saniyelerde sorarım, “Buraya geldiniz ve birlikte biraz vakit geçireceğiz, ancak adımı falan internette hiç sorguladınız mı?” diye ve her salonda tek tük sorgulayan birileri çıkıyor. Oysa bu salondaki, ilköğretim öğrencilerindeki yoğunluk çok daha fazlaydı. Meraklılık ve öğrenme isteği ne heyecan verici bir uğraş değil mi? Girişimcilik faaliyetleriyle ilgili Tülin’e hoş, masum, yalın merakları vardı. Üstelik soruların adresleri de yerindeydi; Tülin işin icraatine hakim ben ise psikolojik yapısına.

Tarımsal bilişimi; tarım ile bilişimi buluşturma sürecini, tarımdışı firmalara proje üreterek hem firmaların hem de çiftçilerin kazançlı çıktığı iş modellerini nası geliştirdiğini anlattı Tülin. Bu konulara uzak el kadar kardeşlerime o kadar açık, anlaşılır ve samimi ifade etti ki şaştım.

Bendeki sorular ise böceklerle çalışmalarımı girişimciliğe nasıl çektiğim, krizlerden anne-babaları korkarken benim nasıl çözümler bulduğum gibi şeyler soruldu. Onlar aşk ile sorarken biz de aşk ve keyif ile cevaplıyormuşuz.

DSC_0096

Felsefeyle ilgilenen birinin iş hayatında nasıl başarılı olabileceğini görmek hoşlarına gitmişti.

Çok çabuk gürültüye boğuldukları için sorularımda katılıyorlarsa el kaldırmalarını istedim çocuklardan. Bir soru sordum: Hayali olanlarn varsa elleri görmek istiyorum! Hepsi değildi belki ama ellerin tamamına yakını havadaydı, dimdik. O halde ilk ödevlerini verme vakti; bu hayali gerçekleştirmek ödev, hayali ezmek isteyen olursa karşısında dimdik durmak da ödev!
Beyaz_Zambaklar_Ülkesinde
Bir ödev daha olsun mu?

Atatürk’ün talebiyle çevirtilen ve bir zamanlar Kuran’dan sonra en çok okunan kitap olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı. Okuyabilenler okumalı, öğretmenleri kesinlikle okumalı, okumayanlar dürtülmeli. Aslında bu öğretmenlerin değil, vatandaşlık duygusunu merak eden ve taşıdığını iddia eden herkesin okuması, defalarca okuması gereken bir kitap. Sorumluluk kavramını sil baştan ele alıyor!

Sorumluluk demişken, Tülin’in sunumundan bence etkileyici şey: “Fark etmek sorumluluktur” deyişi. Fark ettiği sorunun çözümünü almak, üstelik de yapamazsın, edemezsinlere rağmen yapmak, hatta üzerine dünyaya iş modelleriyle örnek olmak alkışı hak etmiyor mu?

Ben de böyle bir girişimcinin hem dostu hem de koçu olmanın tarifsiz gururunu yaşıyorum.

Daha önceleri en genç kitlem Maltepe Tutukevi’ndeki 14-18 yaşları arasındaki kardeşlerimdi, artık daha da genç bir kitlem var.
2003-2004 dolaylarında sanayi-üniversite işbirliği üzerine kafa yorarken saçma buluyorlardı, ben de vazgeçmiştim, pısırıklık işte; çevrem de yoktu, hele beni destekleyecek bir çevre hiç yoktu!
büst
Sonra birileri bunu başlattı, adım adım da yayılıyordu.
Daha gelişmiş versiyonu lise-sanayi işbirliği olabilirdi, tasarladım ve bir belediyemiz ile icraatler başladı, kopyalandı, ilhamlandı…
Daha da gelişmişi çocuklar olsa gerek dedim, hocalarımdan Tuğberk Seçkin çocuk girişimciliği üzerine güzel yollar kat etti.

Çocukların ortalama yaratıcılık endeksi %97 iken, büyüklerin ortalama %5lerde; çünkü yaş aldıkça, olumsuz deneyimler edindikçe “hayatın gerçekleri” adı altında yalanlara kanıyoruz, bu yalan gerçekler de ilk olarak yaratıcılığımızı öldürüyor.

Bir de bu gerçekler yetmezmiş gibi hayaller dünyasından bizi kurtarmaya çalışan yetişkinler, çocukların hayallerini kırmayı görev addedebiliyor. Oysa bir çocuğun hayalini kırmak, ulu bir çınar olacak tohumu çürütmek gibi.

Biliyor musunuz başarılı eğitim modellerinin ortak noktası; veri ve öğretmen baskısını çocuğun üzerinden çekerek ona yol açmak üzerine kurulular. Özetle; çocuğun varsa gölge olma, yeterli!

Ve son olarak, karmaşık konuları çocuklara izah edebilmekten ötürü işimizde başarılı olduğumuz kanısına varmış olabilirsin, haklısın! 

Tülin ve ekibi şehirde bile yürütülemeyen projelerin kırsala taşınmasına yardımcı oluyor ve yepyeni pazarlar yaratılmasını sağlıyor;
Ben de çözülemeyen konuların çözüme kavuşturulması konusunda mesaime devam ediyorum.

Sen? Sen de çocuklara bile rahatça anlatacak kadar uzman mısın işinde? Henüz değilsen, kendine güvenmiyorsan neleri geliştirmen gerekiyor?
Haydi ödevlere

19 Aralık 2014 Cuma

İşe Alım Dediğin

İşe alım anlatmayacağım, girişimcilik de anlatmayacağım, iş aramayı da anlatmayacağım. İnsani temeller ve meyveleri üzerine yazacağım bu sefer ve tabi ki bunun iş hayatımızdaki beklenmeyen etkileri. Koşturmalı gündemimizden ötürü üzerinde pek de duramadığımız şeylerin beklemediğimiz sonuçlarını merak ediyor musun?
Yıllar önce bir mülakat daveti almıştım. Gittiğimde öğrendim, ilgilenmediğim bir iş dalıydı ama müstakbel müdürüm o kadar etkilemişti ve motive etmişti ki, tamamen beceriksiz olduğuma inandığım satış işini bana satmıştı.

is-teklifi
Başka bir vakit arkadaşımın patronu benimle çalışmak istiyordu. Zaman zaman firmalarına ziyarete giderdim, projeleriyle ilgili sorunlarını çözerdim öğrencilik zamanlarında. Tam zamanlı çalıştırmak istemiş ama beni kandıramayacaklarını düşünmüşler. Bilmediğim bir alandı ama tam da istediğim gibi bir işti; rakiplerde bile firma ve benim adım anılmaya başlanmıştı.
Orada zamanımın dolduğunu düşündüğüm zamanlardaysa annemin bir arkadaşı eve sık sık gelip gitmeye başlamıştı ve benimle çalışmak için ısrar ediyordu.
Çalışan olduğum zamanlardaki tekliflerden aklımda kalanlar bunlar.
Kişisel sürecim, girişimcilik çabalarımda ise birçok kez yatırım ve ortaklık teklifi aldığım gibi yine iş teklifleri de alıyordum. Koçlukla yaptığımız başarıyı insan kaynakları müdür olarak yürütmemi istiyorlardı mesela. Hayalime hizmet etmediğine inandığım için reddediyordum kibarca.
yeni-mezunAma hep merak da etmişimdir, acaba bir fiyatım var mı diye.
Neyse efendim, son aylarda geyik yapıyorum bazen işveren arkadaşlarla. Malum diplomamı alabildim sonunda, yeni mezunum, sigaram da yok, yabancı dil var, Word-Excel’de iyiyim, yardımcınız olayım diyorum.
Belki benimki latife ama baba bey hazretleri önerdi: “oğlum artık mezunsun, e yabancı dilin de güzel, sorun çözmede de isim yapmışsın, stratejiye falan kafan baya basıyor, maşallah çevren de var; bir firmada yönetimde işe girsen ya, sigortan falan da yatar!”
Bir aile büyüğümüzün teşbihleriyle girdiğim fakültemden babaannemin adağıyla mezun oldum, babamın duasıyla da işverenler dürtüyor beni.
Peki biraz işe alım konuşalım mı?
Malumundur İK uzmanı değilim, sadece insan uzmanıyım diyebilirim. Mülakatları da pek bilmem; ama en sık aldığım iş teklifleri “şu işi sen yürütsen ya/yapsan ya Mustafa!” şeklinde.
Oysa geçen gün farklı bir şey oldu: birlikte güzel süreçlerden geçtiğimiz eski bir müşterim, yakın dostum ofisine davet etti.
Bir işten bahsettiler kabaca, detaya henüz tam girmediler ama heyecanlandıkları kesin. Ufak ufak bazı şeyler söylüyordu Genel Müdür ve yardımcısı, ben de kimlerde bu özellikler olabilir diye zihnimi taramaya başlamıştım, benden çalışan önermemi isteyecekler sandım. Bunu tahmin eden yönetici uyardı: “zihnini yorma, sana teklif edeceğiz” diye. Genel Müdür de “a, tabi” diye devam etti. “İşi anlatınca sen de göreceksin, senden başka layıkıyla yapacak kimse yok!”
Network marketing yapan arkadaşlar da konuya böyle giriyor genelde! Yine de ben ve bir dostumdan başka kimseyi beğendiğini görmediğim, duymadığım bir liderden böylesi sivri bir övgü beklemiyordum.
“Firmamıza katkıların yadsınamaz. (Kriz yönetimi ve çalışan yönetimi üzerine çalışmıştık. Kaos dolu firma kahkahalı bir ofis oldu) Şimdi ise seninle çıtamızı yükseltmeliyiz!“ diye yeni bir salto geldi.
Koltukların çok kabarmıştı ve hep bahsettiğim yerden geldiler: firmalar ekip üyelerinin hayaliye kendi planlarını buluşturabildiği nokta onu tavlar!
Man and MoneyŞimdi iki saniye buradan çıkalım, bir şey paylaşmak istiyorum. Müşterilerim benden çok memnun olsa bile kişisel bir kaygım var: rambo olmak! Tek kişi değil de ekip olabilmeyi hep istedim, merak ettim, ama nasip olmadı henüz. Ekiplerin içinde bile tek başınaydım açıkçası.
Diploma sebebiyle başlayan askerlik sürecinde askerlik şubesinde geçirdiğim zaman beni düşündürtmüştü, kişisel duruşuma uymayan mekanlarda zaman geçirsem, tanımadığım ya da zorunda olduğum kişilerle vakit geçirsem yeni deneyimler olmaz mı dediğim bir süreçteyim.
Bu düşüncelerimi ve ramboluk halini bildiği için genel müdür buradan geldi bana. Bitmedi; web sitem ve bloğumdaki paylaşımlardan kendince bir eksik fark etmiş ve onu birlikte gidermeyi önerdi. Ders çalışmış resmen!
Bu girizgahı geçelim artık, işin detaylarını anlattığında yutkunduğum anlar oldu. Bilardoyu düşün, siyah 8 sokan kazanır Amerikan Bilardoda, zamansız sokansa kaybeder. Oyuncu 8’e sıra gelince sokmalıdır, rakibinin sokmasını engellemek içinse 8’i veya beyaz topu saklamalıdır. Firmanın benden istediklerinde ise önümde hep siyah 8 var ve biri sokulunca yeni siyah 8 geliyor masaya. Ya sokmalıyım ya da zamanlama sebebiyle saklamalıyım. Diğer yedi top yok, hepsi siyah 8! Öngörü, yaratıcılık, diplomasi, strateji ve üç beş beceri daha inşallah!
Düşününce baktım, aday önerisi dahi çıkaramadım kafamda, “ya aslında şu kişi de olabilir“ diyemedim. Eğer sen veya tanıdığın birileri varsa tanışalım isterim, çevremde olmanızdan onur duyarım, bilgi alışverişi yaparız.
Teklife gelirsek, tipik bir Y kuşağıyım. Fiyatım yok ama dikkatimi çekmeyi başaran teklifler de varmış efendim. Koca bir gün değerlendirmekle geçirdim. Keşke dedim AKUT (Acil Karar Uygulama Tekniği) hizmetimi biri de bana yapabilseydi.
İşlerimin güzel olması ve gittikçe daha da güzelleşmesi sebebinden midir bilmiyorum, gelir durumunu sorma gereği bile duymadım. Pozisyon karışık ve henüz resmiyete dökülmedi, detayları o sebeple belki zaman içinde paylaşırım.
Gelelim işe alım yapan arkadaşlara önerilere: adayı araştır. Adaya gösterilen değer adayın da sana değer vermesini sağlayacak. Şımarık adaylarda sempati uyandırmayı bile sağlayabilirsin. Ayrıca onun hayaliyle firmanın planlarını örtüştürebildiğin ölçüde “biz“ olursun. Bununla ilgili HERO hizmetime ve başarı hikayelerine bak derim.
Adaylar: katma değerini ortaya çıkar ve muadillenemeyecek, kopyalanamayacak özelliklerine bak! Yıllar önce de bir firmada meditasyondan sorumlu yönetici diye sıfatlandırılmıştım. Bölge müdürüm “sen meditasyonunu yap yan odada, satışa çevirme işini ben yürütürüm“ demişti, çok işe yaramıştı. Bu firmada da teklif edilen 2010’da ortaya attığım fırsat yönetimi kavramı üzerinden geldi, keza web sitem firsatyonetimi.com.
yaratici-cv-600x300
O zaman sorular geliyor:
Katma değerin, diğer çalışanlardan ayrıldığın özelliğin ne?
Hayalin ne? Bu hayal yolculuğuna kimleri veya ne tip firmaları hayal ortağı edinebilirsin?

14 Aralık 2014 Pazar

İnovasyon: Yık, Anlam Kat, Baştan Yarat!

Mevzusu oldu geçen hafta katıldığım etkinliklerden birini anlatayım dedim.
Türkiye İhracatcılar Meclisi’nin organize ettiği Türkiye İnovasyon Zirvesi’nden bahsedeceğim.
İnovasyon adı altında birçok gereksiz konu kadar çok şeylerle de karşılaşma fırsatı buldum.
PicsArt_1418516254962
Önceliği bir türlü yıldızımız barışmayan Arçelik’le yapalım. Hoş bazı ürünleri vardı. Biri özellikle ilgimi çekti. Projektör ve sensör sistemi sayesinde ocak, fırın, bulaşık makinası ve aspiratör gibi aletleri bütünleşik şekilde tek alandan ve tuşsuz yönetmenizi sağlıyor. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi yukarıdan bakan bir projektör ile tuşların sanal yerlerine parmağınızı götürüyorsunuz ve sensörler olmayan o tuşa basmışsınız gibi işleme giriyorlar. Hatta projeksiyon sistemi sayesinde dilediğiniz bir alanda bebek kamerasının (muhtemelen ayarlanan başka kameraların da) görüntülenmesini sağlayabiliyorsunuz.
PicsArt_1418516309281
“Arçelik mucidi olduğu bu eşsiz sistem ile” diye sunumuna devam ederken ablamız, van minüt dedim. Bir dostumun Türkiye’de distrübütörlüğünü yaptığı bir projeksiyon sisteminden bahsediyoruz burada. Ve mucit kurum MIT. Geçen seneki The Great Festival of Creativity’de Emirgan Müzesi’nde bizzat gördüm, ondan birkaç ay önce de kullanma fırsatım oldu. Arçelik’teyse daha prototip aşamasında. Ama benimle çok da gerekli olmayan bir tartışmaya girmek istediler.
Yaptıkları inovasyon mu, kesinlikle. Katma değer var, yenilik var, kolaylık var. Teknoloji onların mı? Hayır. Bunu izah etmek istemiştim. Bu vesileyle de icat ve inovasyon farkını sana anlatmış olayım.
Daha güzel yerlere akalım hadi.
Çeşitli kulüpler ve üniversite standlarını da ziyaret ettim. Klişeleşmiş yarışmalar ve klişeleşmiş ödüller vardı. Ama bazıları ötesine geçmiş. Mesele Yıldız Teknik Üniversitesi IEEE, ödül olarak İngiltere Warwick Üniversitesi’nde eğitim ve çeşitli kurslar da sunuyor. IEEE kulüplerine duyduğum sempatiyi zaten bloğumu yakından takip ediyorsan biliyorsundur.
Ödül demişken başvuru@gseamturkey.org mail adresiyle iletişime geçerek, Amerika’ya uzanan global bir girişimcilik yarışmasından bahsetmeliyim. Bilgiler ilgili web sitesinde varmış zaten, önce Türkiye elemeleri, sonra global elemelerden geçip hoş bir para ödülü de var, 31 Aralık son gün.
Sanat galerilerinin hepsinde mi bilmiyorum, ama önemli olanlarda halka açılmadan birgün önce çok önemli kişilere özel bir gösterim yapılır ve halk görmeden önce bu çok önemli kişiler görür, beğendiğini satın alır. Biraz buna benzettiğim bir projeyle karşılaştım; Borsa İstanbul çatısında oluşturulan Borsa İstanbul Özel Pazar. Yatırımcı ve girişimci platformu oluşturuyorlar. Fikirlere değil taze girişimcilere hizmet ediyorlar (minimum 6 aylık işletmeler). Melek yatırımcılık konusunda ülkemizdeki dolandırıcılık ve yetersizliklerin önüne geçmek istediklerini söylediler. Ancak bazı beğenmediğim melek yatırımcılar da ağlarında. Umarım popülist yollar yerine işlevsel çıktılar üretebilirler. Yatırımcıysan veya yatırım arayan bir girişimciysen bakmanı öneririm: www.bistozelpazar.com
 
venus
İlginç bazı ürünlerle de tanıştım. Venüs Manisa’da imal edilen akıllı telefonlarımız. Detaylarına inmeyeceğim ama beğendim Vestel ürünü bu telefonları.
Sun Tekstil standında nanometrik havalandırmalı, ısıtmalı-soğutmalı tekstil ürünleri ilgimi çekmişti.
Özellikle kullandıkça kendinden parfüm bırakan veya yerleştirilen kozmetiklerin ürünü kullandıkça yayılmasını sağlayan sistem çok hoşuma gitti. Acaba kahvaltımı da enjekte etsem, yürürken falan vücudum emilim yapar mı diye merak ettim. Teknoloji o kadar ilerlememiş.
Hollanda zirvede ortak ülkeydi. Hollanda standında gördüğüm ürünlerden en çok ilgimi kablosuz EEG cihazı çekti. Ayrıca gıda ürünlerinin 3 boyutlu yazıcılardan çıkarılarak görsel şıklık kazandırıldığı sunumlar da çok hoştu. Umarım fotoğraftan betimleyebiliyorum.
Başka birçok atılımları var ve bazıları için ülkemizde kontaklar arıyorlar. Dilerseniz ticaret ateşeliğiyle dilerseniz benimle iletişime geçebilirsiniz. Yakında bir dostum da ülkemiz temsilcisi olacak umarım.
Bazı üniversitelerimize yeniden değineyim. Engelli destek sistemleri, hastalar için kafa hareketleri ile akıllı ev yönetimi gibi sistemler vardı. Nanometrik veya büyük sistemler üzerinden paylaşımlar gördüm. Özetle, hem özel üniversite hem devlet üniversitesi öğrencilerimiz büyük umut vaat ediyor. Hatta teknik meslek lisesi öğrencilerimiz bile canavar gibi. Robotik sistemler tasarlıyorlar ve şikayetleri var; hak ettikleri özeni ve önemi büyüklerden görememek.
Sabancı, Özyeğin, İTÜ ve Boğaziçi gönlümün efendileriydi. Doğru düzgün akademik çalışmaları da olmayan bazı üniversitelerin standları da bomboştu.
Savaşlardan hiç haz etmeyen, anti-militarist birisi olarak hoşuma giden tek şey tarihteki savaş aletleri, özellikle de İstanbul’un fethi için üretilen Şahin topları. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, İngiltere’de bu toplara erişme imkanı bulmuş ve minyatürlerini tasarlamış. Yakında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Kültür AŞ. bünyesinde hediyelik eşya olarak satılacaklar. Bir hayalin ve “neden olmasın” düşüncesinin 1453’ten selamını masamda sergileyebileceğim.
259472_sahi
İnovasyona odaklanırsak son 3 örnek paylaşayım.
Kale Kilit’in iki ürünü ilgimi çekti. Birisi kapıda anahtar unutanlar için uyarı sistemi. Dalgın tipler için hoş bir kolaylık sağlıyor.
Diğeri ise süper yalın bir sistem: İnovasyonda en hoşuma giden şeylerden biri basit ama anlamlı olabilmek.
Kale_164_AS_mandallı_tuzaklı_alarmlı_silindir_barel_kilit_göbeğiKapı kilitlerinde hırsızlar kilidin yarısını kırar ve sonra da sanatlarını icra edermiş. Mühendisler de kilidin önden bir parçasını kolay ayrıştırılabilir yaparak ufak bir yem veriyorlarmış. Daha kilidin en zayıf noktası olan yarısına varmadan bir parçanın kolayca çıkarılmasını teşvik ediyorlar ve 80 desibellik bir gürültüyle alarm çalıyor. Çok basit, çok etkili, çok anlamlı.
Son bir inovasyon da tasarımdan gelsin.
Viko Elektrik birçok üründen bahsediyordu. En çok ilgimi çeken ise elektrik anahtarlarında kullandıkları el sanatları oldu. Anahtar kenarındaki kapakları çini sanatı, sedef kakma gibi sanatlarımızla tamamen el işi süslemişler.
Henüz piyasaya çıkmamışlar ve fiyat olarak biraz tuzlu olacak, ama Osmanlı sanatı sevenler için hoş bir tasarım inovasyonu.
Ülkemizde girişimcilik gibi anlaşılmayan konulardan biri de inovasyon. Birçok zirvede inovatif düşünce üzerine konuşurken bunu düzeltebilmek için çabalıyorum, örneklerini paylaşmaya çalışıyorum.
İnovasyonun harcındaki bazı kilit konuları da bu blogta paylaşmaya çalıştım fark ettiysen.
Toparlarsak yalınlık, anlamlılık, kolaylaştırıcılık, hitap edebilirlik, “neden olmasın” sorusunun cevabını çıkarabilmek.
Tüm zirve boyunca sadece bir panele katılabildim. Konuşmacılardan birinin ilk slaytında da şu cümle vardı: “Çevrenizdekilere bakarsınız ve neden diye sorarsınız. Ben ise olmayanları düşünürüm ve neden olmasın diye sorarım” demiş School of Economics kurusucu Bernard Shaw.
“İnovasyon bir problemi çözmeli”. İnovasyon bir düşüncenin ürünüdür ve sanırım neredeyse hep sıkıntılardan doğar. dolayısıyla inovasyon bir sorunu çözmeli, kolaylaştırmalı, etki etmeli.
Ayrıca şirketin tek bir inovasyonla var olamayacağını da söylediler. İnovasyonun çözdüğü bir durum hayata etki ediyor. Bu da hayatta değişikliğe sebep olduğu gibi yeni ihtiyaçlar doğuruyor ve yeni ihtiyaçlar da yeni inovasyonlara vesile oluyor.
Panelden bir örnek; arabaların seri üretim sistemleriyle kolay erişilebilir olması güçlü bir inovasyon. Ama bu seri erişim neticesinde trafik çilesi başladı ve şu an hem trafikten kaynaklı çevre kirliliği hem trafik sıkışıklığı hem de trafik canavarı diye 3 derdimiz var. Bu dertler için daha sağlıklı araç sistemleri inove edilmeye çalışılıyor, daha güvenli hatta insansız trafik sistemleri tasarlanmaya çalışılıyor.
Naçizane görüşüm tüketimden ziyade bilinçli kullanıcı sistemleri inove edilse diğer dertler de kendiliğinden çözülebilir.
Büyük kurumların hantallığına daha önce bir bloğumda değinmiştim, konuşmacı da inovasyonun büyüdükçe zorlaştığına değindi. Buraya tıklayarak küçük olmanın avantajlarını okumanı öneririm.
Son bir öğüt, başkası bozmadan kendini kendin boz. Başkası senin planlarını bozmadan kendi iş planını kendin boz.
İnovasyonun mucidi Schumpeter de inovasyonu yaratıcı yıkım olarak tanımlamıyor mu zaten?
Toparlarsak inovasyon teknik değil psikolojik bir süreçtir. Düşünsel bazı pratikler neticesinde mümkün olur. Yani inovasyon yapalım laflarıyla ya da inovasyon eğitimleriyle inovasyon pek de yapılası bir şey değildir, ancak zihnini inovatif motiflerle disipline edersen, o zaman inovasyon yapabilir oluyorsun.
Yık. Anlam kat. Yeniden yarat. Katma değerini yükselt.

8 Kasım 2013 Cuma

Boyutu Önemli!

Aktivist Dergisi'ni biliyor musunuz?
Kısa bir geçmişi var ama okunurluğu her gün artıyor.
Girişimcilik üzerine yazdım ben de.
Sizinle de paylaşmak istedim.
http://www.aktivistdergi.com/#28 Linkinde benim yazım var.
Önerim ise baştan itibaren okumanız, hatta aktivistin ilk sayısından itibaren...
İlk sayıda ben yoktum. Muhteşem insan Timur Tiryaki'nin bir yazısının linkini vereyim: http://www.aktivistdergi.com/1/#/18/ (Derginin ilk sayfası için http://www.aktivistdergi.com/1/ linkini kullanabilirsiniz)
İkinci sayıda http://www.aktivistanbul.com/edergisayi2/#64 linkinde etkili CV'ler üzerine yazmıştım. (Derginin ilk sayfası için http://www.aktivistdergi.com/2/ linkini kullanabilirsiniz)

4 Kasım 2013 Pazartesi

Olanın Olmayana Borcu Olması

Son günlerde bilgisayar başında çok vakit geçiremediğimden Ekim Ayı'nda blogum ihmal oldu.
ASHOKA 2013 Ödüllerinden bahsetmeden ekimi kapatmış olmamalıydım.
Ashoka dünyanın en büyük ağlarından birisi.
Dünya genelindeki sosyal girişimcileri kendi kriterlerine göre seçiyor ve gerektiğinde fonla, bilgi kaynağıyla destekliyorlar.
Sosyal girişim tabirine daha önce de blogumda değinmiştim. En özet haliyle; yaşadığı dünyaya fayda sağlayan,iktisadi kârdan ziyade sosyal fayda odağında kuruluşlardır.
2012'de akredite edilen üyelerden birisi de Tülin Akın'dı ve bu geceki ödül verenlerden birisi kendisi oldu. Stratejik yönetim konusunda kendisi ve ekibine koçluk yapıyorum. O gece de yaşayacağı onura ortak olmamı istedi.
Tülin'in ödül verdiği kişi Zafer Kıraç.
Hapishanelerde insancıl yaşam şartları üzerine çaba sarf eden bir güzel insan. İki üç cümle paylaşmak istiyorum onun ağzından:
"Ülkemiz 2020'de hapishane kapasitesinin iki katı olacağının müjdesini verdi! Gelişmiş demokrasilerde ise alternatif cezalandırma metotları denenir.
Dünyada çocuklar ve suç kavramları ayrıştırılmaya çalışılırken, bizdeyse ıslahevleri boşaltılıyor ve cezaevi kampüslerine yerleştiriliyorlar."

Yıllar öncesinden tanıdığım Serra Titiz ise, bir çok projesi olmasına rağmen GelecekDaha.Net projesiyle ödüllendirildi. Gençlere gönüllü e-mentorluk sistemi sunuyor. Daha önceleri çeşitli üniversitelere açıktı sadece, ama artık tüm Türkiye yararlanabilecekmiş bu hizmetten.
Ödülünü de rol modellerinden İbrahim Betil verdi. Eğitime gönlünü veren büyük üstadın TOG, TEGV, ÖRAV ve daha birçok yerde emeği var.

TEMA da ödüllendirildi ve Hayrettin Karaca sağlık sebebiyle katılamadı ama bir video röportaj izlememizi sağladı.
"Komşu açken tok yatmak günahtı bizim zamanımızda. Olanın olmayana borcu vardı... Ama umutluyum bu gençlikten, uyandı Türkiye; UYANDIK!" 

Son konuşmacı Almanya'dan Felix Oldenburg, 1990'larda başlayan araba paylaşımına değindi ve shareconomy'ye değindi (Paylaşım Ekonomisi)
Yarının ekonomisi; armağan ekonomisi olabilir, paylaşım ekonomisi olabilir... Öyle veya böyle dünün "Rabbena! Hep Bana" Ekonomisi değil!

İnsanlar, yatırımcı adaylarına bile fikirlerini paylaşmaktan çekinirken, kopyalanmasını önlemeye çalışırken; geleceğe oynayanlar ise daha iyi bir dünya için top koşturanlar açık platformlar şeklinde çalışıyorlar.
İş  modelleri işbirliğine açıktır.
Hatta iş fikirleri başkaları tarafından kopyalandığında, daha değerli oluyor.

Peki bu yaklaşım para kazandırır mı?
En basitinden Tülin Akın yıllık 2 Milyon Dolar kadar ciro yapıyor ve yeni projeleriyle bu artıyor. Daha büyükleri var, daha küçükleri var. Ama evet, bu yaklaşımlardan da para kazanılabiliyor.
Bunların global örnekleri için sosyal girişimciliği, özellikle İngilizce kaynaklarda aradığınızda yepyeni bir vizyonla karşılaşacağınızdan eminim.
Herşey daha iyi bir dünya için...

4 Eylül 2013 Çarşamba

Çok Çalışıp Az Kazananlar

Her şeyin mihenk taşı bence etkinlik ve verimlilik. Türkçesi; attığımız taş baş yarıyor mu?
Koçluk mesleğine ilk başladığım sıralar, profesyonel hayatımdaki en yoğun çalıştığım günlerden daha yoğun çalışıyor, efor sarf ediyordum. Bir arkadaşımın sorusu üzerine saat başı gelirimi hesapladım ve durum çok kötüydü. Koçluk gibi elit bir hizmet yerine kötü bir mahallede dilenci olsaydım saat kazancım daha çok olabilirdi.
Ama sorun değil, çünkü ben zaten sosyal bir girişimci olarak görüyordum kendimi, yani para odaklı değildim, böyle de olduğu kadar işte…
Sonra verimliliği düşündüm. Bu mali düzlemde dilediğim sosyal etkiyi de yaratamazdım. İş modelimi zaman içinde değiştirdim ve şimdi o günlere nazaran çok daha hareketli, etkili bir sürecin içine girmeyi başardım.
Bu genel iş içinken, geçen gün bir seanstaki konuşmayı aktarıyorum. Girişimci koçluğu için görüştüğüm firma ile tanışma seansımızdı. Pazarlama araçlarını sorguladığım firma, tek tek detayıyla anlatıyordu çalışmalarını. Ne yoğunlukta mailing, ne yoğunlukta telemarketing yapıyorlardı, referans üzerinden satışları nasıldı, yeni müşteriyi nasıl yakalıyorlardı vs…
En çok mesaisini alan şeyi sordum, “telemarketing tabi ki” dendi. 2 kişinin yürüttüğü pazarlama bölümünü kilitleyen görev buyken, getirisini sordum. Geçmiş 5 yıl içinde telemarketing sayesinde kaç satış yakalamışlardı, ortalama bir rakam istedim. “0” dendi, yazıyla da “sıfır”!
Bu durum işlevsizlik bile değil, resmen zarar değil mi? Hem en çok mesaisini alıkoyuyor hem de hiç getiri vermiyor ve o an’a kadar da hiç sorgulanmamış bu durum.
Siteleri üzerinden talep formlarıyla doğan iletişim sürecinden biraz, fuar etkinliklerinden biraz daha çok, ama esas referansları üzerinden müşteri ediniyorlardı.
Peki referans satışlarına dair bir stratejileri var mıydı? Tabi ki hayır! İyi iş, müşteri memnuniyeti ve bol şans… Fayda/maliyet oranı en yüksek kaynakları olan referans satışı üzerine ufak bir strateji geliştirdik biz de.
Ha, mailing sistemini çöpe attık mı? Hayır! Onun da üzerinden gidilmeli, zaman aralığı yönetilmeli ona göre adımlar atılmalı.
Siz peki ne durumdasınız?
Pazarlama kalemlerinizi tartın, zaman/fayda kıyaslaması yapın, fayda/maliyet oranlarınıza bakın ve stratejinizi oluşturun!
Maalesef Türkiye’de strateji kelimesine uzak olduğumuz kadar tepkiliyiz de!
Piyasalarımız aşırı esnek ve belirsiz olabilir. O halde siz de esnek bir strateji kurabilirsiniz ve böylece belirsizlikler karşısında bile en azından minimum beklentilerinizi karşılayabilecek hamleler yapabilirsiniz.
“Pazarlama için attığım adımlar neler?
Bu adımlar için tek tek ne kadar zaman harcıyorum?
Bu adımlardan ortalama getirim ne oldu?
Hangisi için ne yapabilirim?”
Örneğin telemarketing günde 3 saat, mailing haftada 3 saat, referanslar üzerinden pazarlama 0 saat, vs…
Telemarketing 10.000 cirolu bir müşteri, mailing 500 lira değerli 45 müşteri, referanslar üzerinden ise işlerimin neredeyse hepsini yapıyorum.
Telemarketing için seyrek arama günleri yapabilir ya da önemli anlaşmalarımın akabinde bunu da duyuran bir konuşma metni üzerinden hareket edebilirim belki. Mailing için yurtdışında yayınlanan ve etkili olan mailing yazma metotlarını anlatan makaleleri okuyabilir, daha çok pazarlama deneyimi edinebilirim belki. Referanslarım için tanıtıcı ve teşvik edici bir şeyler tasarlayabilirim. Referansta bulunan ve referansla gelen müşterilerime ne gibi jestler yapabilirim?
Bu ve daha birçok adım yapılabilir, ama öncelik ne durumdasınız ve beklentileriniz neler, bunları cevaplayarak stratejinizin en azından kaba hatlarını oluşturmak!

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Hamamböceği Sendromu



Hamamböcekleriyle aranız nasıl?
Benim nadir korkularımdan birisiydi. Mantığım bile devredışı kalırdı hamamböcekleriyle karşılaştığımda!
Sonra bizzat geliştirdiğim bazı tekniklerle (nöropsikoloji, bilişsel psikoloji ve koçluk faydalarıyla) bu korkuyu aştım.
Ve onları, hamamböceklerini gözlemeye başladım.
Beni sosyal medyadan takip edenler, böceklere merakımı bilirler.
Zaten bir de akrebim var, Yahya. Onu beslemek için de hamamböceklerim var.
Hamamböcekleri üzerine iş dünyasına yönelik birçok çıkarsamam var ya da onlardan ilham alarak…
Mesela beyinsiz oldukları düşünülür, oysa değiller; hatta risk kabiliyetleri yüksek.
Ayrıca simetrik tasarımları beni benden alıyor. En ufakları da, büyükleri de tasarım anlayışını baştan şekillendirebilecek güçte bence.
Bildiğim en temiz yaratıklar; sürekli temizliyorlar kendilerini.
Yumurtalarının başında veya çok yakınında duruyorlar
Ve daha bir sürü şey…
Hamamböcekleri hakkında yazabileceğim çok şey var, ama benim şimdi dokunmak istediğim konu hamamböceği sendromu!
Gerekliliklerini çok sorgulamışımdır, biliyorsunuzdur; atom bombasına bile dayanabiliyorlar. Nedir bu sürdürülebilirlik aşkı?
Peki sizin sürdürülebilirlik kaynaklarınız neler?
Her krize rağmen bir adım daha atabilmenizi sağlayacak elinizde ne kaynaklar var?
Ve süreç!
Sürece girmeden önce ufak bir şey paylaşayım.
Yahya için barındırdığım hamamböcekleri en son 3 taneydi. Bir gün evden çıkmadan yavrucuklarım ne yapıyor diye kutularını açtım ve aşağıdaki fotoğrafla karşılaştım, 1,5 tane kalmışlar.

Yani yemişler birbirlerini: yamyamlık!
İş süreçlerinizde eğer kaynak yaratmaz, sadece tüketirseniz, hamamböcekleri misali kendi paydaşlarınızı da yemeye ya da onlar tarafından yenilmeye başlarsınız.
O sebeple piyasanızdan tükettiğiniz kadar, piyasanıza ekmelisiniz de… Yeni pazarlar, yeni üretim faktörleri, yeni kaynaklar, hatta yeni rakipler…

21 Temmuz 2013 Pazar

Bir adım daha üretim

Üniversite dinleyicilerimden bir arkadaşın ricası üzerine bir yazı kaleme aldım ve o da web sitesinde yayınladı. http://www.aktifgirisimci.com/girisimcilik/bir-adim-daha-uretim linkinde yayınlanan yazımı buyurun.

Üretmek her şeyin anahtarı!

Mesela depresyonun en temele sebeplerinden birinin, üretmeme duygusu olduğunu biliyor muydunuz?

Kişi kendisini içinde bulunduğu ortama ait hissedemez, bu ve benzeri sebeplerle de üretemez!
Bireysel psikolojideki bu durum endüstriyel, örgütsel psikolojide de böyledir! Mobbing gibi vakalarda çalışanın veriminin düşmesindeki en temel sebeplerden birisi, yaptıklarının değer üreten bir sonuç getirmediğine dair inançtır.
Üretmek, ulusal 2023 hedeflerimiz içinde de var, değil mi?
500 milyar Dolar deniyor mesela ihracat hedefi için, bugün de iyi bir rakama sahibiz zaten. Nasıl peki?
Üretim mantığımız, dahilde işleme rejimi sayesinde bu rakamları yakaladık! Yani 10 Liralık bir ithalat yapıyoruz, ülkemizde işliyoruz, 11 Lira’ya satıyoruz; 11 Lira’lık ihracat yaptık, 11 Lira’lık üretimimiz var diyoruz. Sizce de öyle mi?
Üretim oranının bu kadar düşük miktarda ve/veya düşük kalitede olmasının temelinde eğitim sistemimiz yatıyor!
En bariz örneği yabancı dil eğitimlerinden alabiliriz; eğitimde ezbere zorlanıyoruz!
Almanca ortalamam çok iyiydi benim. Ama bir Alman’la karşılıklı 5 dakika konuşamam, çünkü ezberleyerek geçmiştim.
Benzer çok daha kötü şekilde üniversite sıralarında da geçiyor ve iş dünyasını birinci dereceden etkiliyor!
Yöneticisiniz dersek, otorite sizin için önemli! Peki ne yapacaksınız?
İşletme derslerinde, kamu yönetimi gibi derslerde otorite türlerini işlemişsinizdir muhtemelen: karizmatik otorite, demokratik otorite, geleneksel otorite.
Sizin pozisyonunuz hangisi? Demokratik misiniz, geleneksel misiniz? Karizmatik bir otorite misiniz yoksa? Diyelim öyle, diyelim değil, ne kazanacaksınız bu bilgi ile?
Yabancı adresleri örnek vermekten pek haz almıyorum, ama Hürriyet Gazetesi yazarlarından, eğitim konusunda iyi bulduğum isimlerden Özgür Bolat bir anısını paylaşmıştı. Harward Üniversitesi’nde okuduğu zamanlara ait bu anıyı özet geçiyorum.“Derslikte otorite kavramını inceleyecektik. Profesör sordu, bizce otorite nedir, bunu konuşmaya başladık. Sonra profesör dersliği terk etti. Bazılarımız hoca gitti diye sustu, bazılarımız hocanın yokluğunda sazı eline aldı ve tartışmayı sürükledi, bazılarımız dersin boşa çıktığı düşüncesiyle başka şeylerle ilgilenmeye başladı. Bazılarımız hocanın nereye gittiğini düşünmüştür herhalde. Biz ama tartışmaya devam ediyorduk. Sonra profesör tekrar salona döndü ve otoriteden ne anladığımızı sordu!”
Okunmamıştı, anlatılmamıştı, bizzat yaşanmıştı!

Maalesef gayet net hatırlıyorum; ilkokula giderken ben Çin fakirliğiyle biliniyordu ve bunu öğretmenime sorduğumda aşırı kalabalık olduğunu, o yüzden yönetilemediğini söylemişti. Ne olurdu da gelişebilirlerdi? Cevap hiç bir şey! Bugüne kadar yapamamışlar, bugün mü yapacaklardı!
Hindistan en fakir ülkelerdendi. Neden? Hem çok kalabalık hem sömürülmüş hem de berbat bir eğitim sistemi ile boş şeyler öğreniyorlarmış! Bir şey yapamazlar mıydı? Hayır, bugüne kadar yapamamışlar, bugün mü yapacaklar, bugün mü üretecekler? Dış güçler izin verir miydi? Vs…
Bugün o atıl kalabalıklar, iyi birer yazılımcı cennetine dönmedi mi Hindistan’da?
Ya Çin? Ucuz iş gücüne döndüler ve üretim cenneti olmadılar mı?
Gerçi birçok iş adamı tanıyorum, Çin’den ders almak yerine yaftalamayı tercih eden! “Ucuzluk bir yere kadar” diyorlar, Çin’in balon olduğu ve söneceğine dair!
Ama okullarda verilmeyen dersi tarih veriyor!
Katma değeri yüksek üretim bantlarına kaydı Çin, bizimkiler ne yaptı? Baktı, seyretti!
Yaftalamayı kesin, üretime başlayın!
Bunun için de inovasyona göz atabilirsiniz! Kimler, neleri geliştirmiş hele bir kulak kabartın!
Ama hadi inovasyon yapalım demekle de olmuyor, haklısınız! Zaten her KOBİ zirvesinde “inovasyon önemli” denmesinden öteye gidilmemesinin sebebi de buradaki eksiklik: inovasyona soyunmadan önce inovatif olmak gerek!
İnovatif olmak bir beceridir, yani üzerine çalışılarak geliştirilebilir!
İnovatif, inovasyonel düşünme becerileri geliştirmek için de ilgili çalıştaylara katılabilirsiniz, etkili seminerlere iştirak edebilirsiniz, bu yönde kitapları, makaleleri araştırabilirsiniz! İşinizde, kariyerinizde deneyebilirsiniz!
Ve ne yapıyor olursanız olun, hareketinizi, üretiminizi korumalısınız, beslemelisiniz!
Kültürümüz kervanı yolda düzüyor, değil mi?
O halde mükemmeli tasarlayıp beklemek yerine

bir adım daha, bir adım daha, bir adım daha…

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Son yazılarımdan



Bazen bazı yazılar çok ilgimi çekiyor. Beğeniyorum. Konusunu çok güzel, akıcı bir dille anlatmış yazarı kimse. Yer yer devrik cümleler, arada bir hiciv var, gizli mesajlar oluyor, inceden dokundurmalar… Hatta kahkaha attırıyor konuyu işleyiş biçimi. Ama okudukça makale çok tanıdık geliyor ve yazar bilgisi ya boş geçilmiş ya da merak uyandırıyor, araştırmak istiyorum. Yazıdan bir parça seçiyorum ve internette aratıyorum. Benim bir yerlerde yayınlanmış bir yazım olduğunu öğreniyorum, çok yazdığım, farklı konularda yazdığım ve birçok mecrada yazdığım için aklımdan çıkmış gitmiş!

Benzeri durum, tanıtım mailleri gibi özgün olması gereken şeylerde de başıma geliyor!

Zihin haritalama becerilerini düşünelim. Özgündür, yaratıcılık üzerine bir yaklaşımdır. Bu konuda bir eğitim kurumu kendi reklamını yaparken bizzat hazırladığım bir görseli sormadan, izin almadan ve hatta kendisininmiş gibi kullanıyor! Hadi görsel çok güzel olduğu için, aldı diyelim.
Geçen gün bir tanıtım metni gördüm. Eğitmen süper bir yerden girmiş konuya. O kadar narin anlatmış ki konuya hakimiyeti belli! Ama şaşırdım, o konunun en usta kişilerini tanıyorum, biri de bizzat benim! Bu eğitmen arkadaşı ne duydum ne gördüm. Jeton düştü, metni sorguladım. 4 yıl önce bir forum sitesinde mustep rumuzumla ben yayınlamışım o tanıtım metnini (internette neredeyse her yerde mustep diye biliniyorum). Hani özgün içerik? Hani yaratıcı düşünme?
Ufak bir gurur okşasa da intihale karşıyım, ülkemizde çok yaygın intihale!

Alıntılarımızda yazarlara değinirsek süper olur. Esinlenelim, ben çok insandan esinleniyorum, ama orijinalimi kendim çıkarmaya gayret ediyorum!

Sizinle son yayınlanan yazılarımı paylaşmak istedim.


Bu arada Nisan ayında yazdığım, Haziran’da yayınlamayı planladığım, sonraysa Gezi olayları sebebiyle kenara koyduğum birkaç yazım vardı. Şirketlerde çalışan değerliliği üzerine ve Y kuşağı iletişimi. Geçen gün Sabah Gazetesi bir makale yayınladı. Üniversite işbirliğiyle odak gruplarıyla çalışma yaparak bazı sonuçlara varmış. Neredeyse aynı çıktılara ulaşmışız. Tek fark, ben tek başıma çabaladım!

Neyse, talepleriniz olduğunda cozum@mustep.com üzerinden iletişime geçin, değerlendireyim.