özgünlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgünlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2013 Pazar

Tıpkısının Aynısı Kendisi Değildir



Geçen gün bir tanıdığım telefonunu yeniledi. Benim indirimle 1700 Lira’ya aldığım üründen, kaçak olarak 750 Lira’ya temin etti.
Güvendiği bir arkadaşı kullanıyormuş ve sakatlık çıkınca adam gelip çözüyormuş. Devasa vergiler ödediğimiz için ve bu telefon da kaçak olduğu için o kadar fiyat farkı vardır diye düşünmüştüm.
Telefonu aldı ve gösterdi. Bir şey gözümü tırmalıyor ama ne olduğunu bilmiyorum. Biraz yavaş gibiydi teleon. Sanırım ekran filminden dedim. Ben filmsiz kullanıyorum ve bu telefonda bir film var.
Ayarlarında birçok şeyi açamıyorum. Sanırım işletim sürümü farkından.
Telefon, konuşurken aşırı ısınıyor. Bu da üretim hatası olsa gerek.
Engelleme işlevini denemek istedim. Benim telefonumda engelleme ayarının altında birçok alt ayar var. Bu telefonda ise sadece engelleme aç-kapa. Engellemeyi açtım önce, sonra da aradım. Normalde beni meşgule atması gerekirken çalıyordu, yani engellemiyordu. Diğer başka ayarlarına baktım, telefona has özelliklerine, hiçbiri çalışmıyordu.
En son aklıma kalemimiz geldi. Bu telefonların en temel teknoloji farkı, kalemleri ve kalemine göre ekran teknolojisi.
Kalemini çıkardım, benim telefonunkiyle kıyaslarsak çok dandik gözüküyor. İnce bir dizaynı var ama S Pen dediklerinden değil sanırım.
Emin olmanın tek yolu var, kıyaslamak.
Tekrar denedim, benim kalemim arkadaşın telefonunda çalışmıyor. Arkadaşın kalem de benim telefonda çalışmıyor.
Eski telefonumu da çıkardım ortaya. Benim kalemi eskisinde kullanamamıştım, ekranı normal diye. Kontrol ettim yine, benim kalem o ekranda da çalışmıyor, ama arkadaşın kalemi o telefonun ekranında çalıştı.
Daha azla sorgulama gereği duymadım, bu Note 2 görünümlü başka bir şey.
Arkadaş sordu ne yapacağını.
Yeni telefon almak istese bu parayı verecekti. Zaten büyük ekran bir telefon istiyorsa bunu kullanmasını, ama sahte bir telefon olduğunu, aslında sahte bile değil, başka bir şey olduğunu söyledim.
Satan kişi uyarmadı mı dedim ya da satan kişiyle tanışıklığı sağlayan ortak arkadaş?
“Birebir aynısı” demiş.
Birebir aynı olmakla kendi olmak farklıdır.

Rol modellerinizi düşünün. Empati olayını düşünün. “Onda işe yaradı” diyerek kendinize uydurmaya çalıştığınız ilaçlarını düşünün.
Kopyala yapıştır süreç yönetimi çabalarınızı düşünün…
Birebir aynısı, kendisi değildir!
Karşımızdaki kişiyi bir şeylerle suçlarken de aynı durummuş gibi bakıyoruz. Geçmişteki bir hatayı temcit pilavı gibi pişirip pişirip önüne getirebiliyoruz! Oysa dün dünde kalmalı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek!
Sanırım koçluğun en sevdiğim kuralı; durumsallık!
Her duruma benzerlerinden ilham alarak ama kendine has özellikler çerçevesinde bakma sanatıdır durumsallık!
Siz de herkesten ilham alabilirsiniz ama kendi özgünlükleriniz üzerine durmalısınız!

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Son yazılarımdan



Bazen bazı yazılar çok ilgimi çekiyor. Beğeniyorum. Konusunu çok güzel, akıcı bir dille anlatmış yazarı kimse. Yer yer devrik cümleler, arada bir hiciv var, gizli mesajlar oluyor, inceden dokundurmalar… Hatta kahkaha attırıyor konuyu işleyiş biçimi. Ama okudukça makale çok tanıdık geliyor ve yazar bilgisi ya boş geçilmiş ya da merak uyandırıyor, araştırmak istiyorum. Yazıdan bir parça seçiyorum ve internette aratıyorum. Benim bir yerlerde yayınlanmış bir yazım olduğunu öğreniyorum, çok yazdığım, farklı konularda yazdığım ve birçok mecrada yazdığım için aklımdan çıkmış gitmiş!

Benzeri durum, tanıtım mailleri gibi özgün olması gereken şeylerde de başıma geliyor!

Zihin haritalama becerilerini düşünelim. Özgündür, yaratıcılık üzerine bir yaklaşımdır. Bu konuda bir eğitim kurumu kendi reklamını yaparken bizzat hazırladığım bir görseli sormadan, izin almadan ve hatta kendisininmiş gibi kullanıyor! Hadi görsel çok güzel olduğu için, aldı diyelim.
Geçen gün bir tanıtım metni gördüm. Eğitmen süper bir yerden girmiş konuya. O kadar narin anlatmış ki konuya hakimiyeti belli! Ama şaşırdım, o konunun en usta kişilerini tanıyorum, biri de bizzat benim! Bu eğitmen arkadaşı ne duydum ne gördüm. Jeton düştü, metni sorguladım. 4 yıl önce bir forum sitesinde mustep rumuzumla ben yayınlamışım o tanıtım metnini (internette neredeyse her yerde mustep diye biliniyorum). Hani özgün içerik? Hani yaratıcı düşünme?
Ufak bir gurur okşasa da intihale karşıyım, ülkemizde çok yaygın intihale!

Alıntılarımızda yazarlara değinirsek süper olur. Esinlenelim, ben çok insandan esinleniyorum, ama orijinalimi kendim çıkarmaya gayret ediyorum!

Sizinle son yayınlanan yazılarımı paylaşmak istedim.


Bu arada Nisan ayında yazdığım, Haziran’da yayınlamayı planladığım, sonraysa Gezi olayları sebebiyle kenara koyduğum birkaç yazım vardı. Şirketlerde çalışan değerliliği üzerine ve Y kuşağı iletişimi. Geçen gün Sabah Gazetesi bir makale yayınladı. Üniversite işbirliğiyle odak gruplarıyla çalışma yaparak bazı sonuçlara varmış. Neredeyse aynı çıktılara ulaşmışız. Tek fark, ben tek başıma çabaladım!

Neyse, talepleriniz olduğunda cozum@mustep.com üzerinden iletişime geçin, değerlendireyim.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Sektördaş Çarpışmasına Çözüm

İş ağı toplantılarında, en sık karşılaşılan problemlerden biridir sanırım, aynı sektörden başka katılımcılarla çarpışmak kaçınılmaz.
Benim buna kişisel çözümüm, özgünlüğe oynamak. Her fert kendinde özgündür, ben de o sebeple benzer ünvanlarımı taşıyan kişilerle çarpışmamak için kendi özgünlüğümü, diğerlerinden sıyrıldığım alanı belirtiyorum yeri gelince.
Tabi katılımcıyı bu sıkıntıdan kurtaran bir organizasyon örgüsü de faydalı olabilir.
Business Networking, yani iş ağı edinme etkinliklerini "bu işi yıllardır uluslararası platformda yapıyoruz" dercesine mesajı olan BNI- Business Network International'dan bahsetmek istiyorum.
Özellikle sektördaşların çarpışmaması üzerine kurulu bu organizasyon, 27 yıllık global bir geçmişe sahip. Türkiye ayağını ise Ayşe Aslan yürütüyor. 
Ben bir davet üzerine katıldım ve o günden beridir hem çok samimi hem de çok profesyonel bir çatıda hissettim kendimi.
Samimi üyeler var, çünkü herşeyin başında açıklar. "Arkadaşlar sabahın bu saatinde, işlerimizi geliştirmek için bir aradayız, hadi iş konuşalım" diyorlar. Öyle hık mık, kem küm, efendim biz de şöyle işlerle ilgileniyoruz gibi uzatmacalar yok, direkt "şu işleri yapıyorum, şöyle kurumlar arıyorum kendime, size de şöyle faydalar sunabilir, yardımcı olabilirim" deniyor. Açıklık da samimiyet getiriyor.
Bu samimiyette sabahın çooook erken bir saatinde buluşmanın da etkisi var tabi. Ben ilk buluşmamı 1 Mayıs'ta işçi arkadaşlarım yatarken sabah 8:00'de yapmıştım. Sonraki buluşmalarımız ise 06:45'te organize ediliyor. Çünkü madem iş için buluşuyoruz, buluşmalarımız işimize engel olmasın, değil mi? 09:00'a kadar toplantılar bitmiş oluyor genelde.
Her toplantıda, toplantı öncesi serbest networkingi saymasak bile, öncelikle BNI yaklaşımı paylaşılıyor, ardından katılımcılar 60 saniyelik sunumlar yapıyor. Kim ne iş yapıyor, ne gibi faydalar sunuyor, ne gibi konularda kimlerden ne gibi yardımcılar edinebiliyor… Kartvizit toplamaktan ötesi söz konusu, çünkü birebir görüşmeler de yapılıyor ve esas iş bağlantıları burada can buluyor.
Şu ana kadar yaptığım her birebir görüşmeden elim dolu döndüm. Bir bilişim firmasıyla ortak bir eğitim projesi düşünüyoruz, bir başka firmanın yöneticisi, sohbetimizdeki koçluğumdan etkilendi ve birkaç kişiye referans oluyor. Bir başka görüştüğüm firma, gönüllüsü olduğum bir derginin tanıtımında destek olacak.
Ben pekala? Çevremin geniş olmasından ötürü ağımda gördüğüm iş olanaklarını bu firmalara yönlendiriyorum.
Mantık burada kazan-kazan'dan öte, sanırım onu seviyorum. Neoliberalizmin "önce ben kazanayım ki, ben de sana kazandırayım" yaklaşımı yerine, sen başkalarına kazandır ki, başkaları da sana kazandırsın görüşü hakim. Zaten sunumlar, paylaşımlar da "şunu bunu satıyorum" şeklinde bile değil. Size şöyle faydalı olurum, böyle destek sunabilirim" şeklinde, dillere dahi yansımış.
Üyelik sistemi var, çünkü başta da dediğim gibi her sektörden bir temsilciye yer var. Üyelik sistemi sayesinde çok fonksiyonlu bir işletmenin yetkilisi altında kalmıyorsunuz, o işletme hangi sektörünü belirlemişse, gerisi de size kalıyor. Mesela çok büyük bir grup şirketin operasyon müdürüyse bir üye, finanstan gayrimenkule, proje yönetiminden işletme danışmanlığına hizmetleri varsa ve bunlardan en az biri, sizin ürün kalemlerinizle çakışıyor diye düşünelim. O da siz de sadece bir hizmet segmentinden üye olabiliyorsunuz, kimse kimseyle çarpışmamış oluyor ve herkes kendi özgün sınıfında bu atmosferden faydalanabiliyor.
İletişim için ayse@bniturkiye.com üzerinden Ayşe Aslan ile görüşebilirsiniz.