pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2015 Perşembe

Networking için Beden Dili Önerileri

Uzun ismi Business Network International olan BNI, uluslar arası iş ağıdır ve bu konudaki en yetkin oluşumlardandır.
Kurulan her grupta da her sektörden sadece bir temsilci yer alır ve her hafta düzenli toplantılar yapılır. Üyeler birbirine iş satmaya çalışmaz, bilakis birbirlerinin işini çevrelerine sunarlar. Pazarlama ve satın alım için süper bir mecradır.
Ben de Türkiye’deki ilk üyelerinden olup 2 dönem eğitim koordinatörlüğünü de yürüttüm kendi grubumun; bu düzenli toplantılarda 4 dakikalık özel bir içerikte networking eğitimi veriyoruz yani.
Twitter veya Facebook ağımdaysan BNI paylaşımlarımı biliyorsundur bunları, yine de özet olsun diye paylaşmak istedim.
Benden sonraki eğitim koordinatörümüz de gayet güzel götürüyor; eline, diline, gönlüne sağlık Özlem.
Bu haftaki eğitim sunumunu benim yapmamı istedi; ben de beden dilini seçtim.
Hızla yayılan networking etkinliklerinde birçok beden dili kazası görüyorum. İngilizce kitabı kadar beden dili kitabının dolaştığı bir alanda basit noktalarda bile hatalar yapılabiliyor.
Ben de o sebeple BNI grubumda anlattıklarımı networking ile ilgilenen herkes okusun diye yazmak istedim.
  • Koku
kokuBeynin daha ceninken ilk gelişen bölgesi koku duyarlılığıyken networking konusunda da bununla başlamak gerekir diye düşünüyorum. Keza artık malumumuz olan ilk intiba konusunda da ilk reaksiyonlardan biri koku oluyor. Bir kutu parfüm boşaltıp networking salonunda yerini almak kadar kötü bir şey de sanırım sigara kokusu eşliğinde o salonda yer almaktır. Ter veya başka kokuları da listeye dahil edebiliriz.
Zaten sigara içmeyen birinin içen birine göre kokuya daha duyarlı olduğu biliniyor. Özellikle BNI toplantılarında olduğu gibi sabah erken saatlerde toplantı yapılıyorsa bu duyarlılık çok daha ilerliyor.
Samimi arkadaşlarınıza bile yaşatmak istemeyeceğiniz bir koku kazasını toplantılarda yaşamayı, yaşatmayı hiç istemezsiniz sanırım. Networking mecralarının pazarlama konusunda kilit önemde olduğunu dikkate alarak, biraz daha özenli olabilirsiniz belki.
  • Tokalaşma
İlk intiba unsurlarından biri de tokalaşmak değil mi?
Afrika’da da Asya’da da Amerika’da da tokalaşılır. Bununla ilgili daha önce birşeyler yazmıştım sanırım. Farklı coğrafyalarda da olsa benzer tokalaşma türlerine kabaca bakalım mı?
kemik-kiran-kadriyeKemik kıran Kadriye stili; zeytinyağı mı öğüteceksin, öfke kontrolü mü yapıyorsun, çocukluğunda mı sarsıldın bilmiyorum, ama o eli press makinası gibi sıkarsan güçlü bir intiba değil sert, iletişim kurulamayacak sert bir imaj bırakırsın, o kadar.
 
 
 
parmak-ucuKullanılmış mendil stili: parmak ucu tokalaşma diye de geçer yurtdışında. Karşındakinin elini tutmaya bile tenezzül etmezsen işbirliğine nasıl yanaşacaksınız?
 
 
 
balık-tutuşuBalık tutuşu stili: parmak ucuyla tutmazsın belki, ama çok da farklı değildir. Mesela tokalaşırken benim elimi balık tutuyor gibi tutarsan, büyük balıkları kaçırmış bile olabilirsin, ruhun duymaz.
 
 
 
Politikacı stilipolitikaci: çift elle tutulan el, şeklinden de anlaşılacağı üzere ekstralar barındırıyor. Ekstra bir el, ekstra bir samimiyet çabası gibi görülürse itici gelebilir. Samimi olunan kişilerle yapılması öneriliyor genelde.
 
 
 
tokalasmaKeza samimiyet zaten tokalaşmada da kritik konu. Samimi olunca elimi nasıl verdim diye düşünmeye gerek yok. El kendiliğinden akar, baş parmak kendi ölçüsünde yukarı kalkar, senin parmak uçların onun kung fu noktasına (serçe parmağının kökü ve civarı) kadar kendiliğinden gider ve eli kavrar; sıkmaz, gevşek tutmaz. Samimi ol, beden kendi dilini ifade eder.
 
 
  • Gülümseme
Gülümseyen bir çift gözden daha çekici ne var ki!
gulumseGülümsemeyen hatta somurtan bir surat ne kadar davetten uzaksa, yapmacık bir gülümseme de çok itici. Boş bir vaktim olsaydı bir gülümsemenin sahte mi doğal mı, ne niyetle yapıldığını fotoğraflar ve fotoğrafın öyküleri üzerinden ispatlayarak yazabilirdim belki, ama doğal olun siz, gülümseme konusunda bunlara kafa yormanıza gerek kalmasın.
Doğal olunca gevşeyeceksin zaten, sen gevşediğinde çevrenle daha kolay uyum sağlayacak, daha memnun olacaksın. Bu da yüzünde hafif bir tebessüm doğuracak, zaten ihtiyacımız da o hafif tebessüm.
Zorlanıyorsan eğer sana bir sır vereyim mi? 3 saniyeliğine de olsa keyif aldığın bir anı hatırla, neredeydin, ne zamandı, kiminleydin, neler duyuyor-görüyordun, hatta nelerin kokusunu hatırlıyorsun? Bu 3 snaiye sonrası o anının etkisiyle gülümsemeye başlarsın, sonra gir networking toplantına.
  • Göz teması
goz-temasiBen seninle konuşurken hele bir de sana bakıyorsam, ama senin gözün dışarlardaysa, şansın yok. Kibarca sohbetimi keserim, git kiminle konuşasın varsa onunla ilgilen diyen bir tavırda olurum. Etkinliklerde olur, karşımdadır kişi, arkamda birine bakınıyor gibi bir haldedir veya telefonuyla oynar (bu kişileri genelde yok sayar ya da yerim) sağa sola bakınır ise aramızda bir iletişim olmayacak, zaten dinleyip dinlemediğinden bile emin değilim.
Garsonun, dilencinin, satış yaptığın kişinin, alım yaptığın kişinin, yol tarif eden amcanın, yol soran amcanın vs, iletişim kurduğun herkesin gözüyle temas etmen önerilir; hatta görme engelli dostlarımın bile. Körlere eğitim verdiğim zaman deney yapmıştım, yüzlerine bakmadığımda fark ediyorlardı. E bir zahmet networking toplantılarında da göz temasına dikkat edelim.
  • Zamanlama
speedy-gonzalesBu karikatürü biliyorsundur; Speedy Gonzales. Akla gelen ilk özelliği aşırı hızlılığı. Eğer peynir çalmak değilse niyetin, benimle tanıştığında bana zaman ayırmanı öneririm. Birçok etkinlikte gördüm; elinde kart veya broşürü, kişilere üstünkörü bir merhaba diyerek kartını, broşürünü veriyor, sonra da gidiyor. Tarlaya tohum savurmakla tarlaya tohum ekmek farklıdır, hasat olsun istiyorsan zaman ayırmalısın.
Özetle dikkat ettiysen 3 kilit öneri var:
Kendin ol; işini iyi yapmıyorsan git geliştir. İşine güveniyorsan networking toplantısında bunu paylaşacaksın, stres edecek bir şeye gerek yok demek ki.
Karşındakine değer ver; ona iş satmak yerine ona kulak verirsen satış fırsatını kaçırmadığın gibi çok daha değerli şeyler kazanırsın.
Açık ol; networking kart savurma değil iletişim mecrasıdır, iletişime açık ol.
 ---
Buraya kadar paylaştım BNI sunumunda; çünkü 4 dakikam vardı.
Biraz daha devam etmemi ister misin?
  • Postür
posturHer an düşecekmiş gibi duran birisiyle konuşmak kadar itici başka şey de sopa yutmuş birisiyle konuşmak olsa gerek. Oysa daha önce de başka bloglarımda yazdım, dimdik durmak güç gösterisi değil; zihnimiz kabul etmiyor artık. Samimi bir beden açısı vardır, kişiye gören değişen. Bu gerekirse bir omuz ileri doğru ve hafif açılı bir pozisyon da olabilir. Sen kendin ol, bedenin kendi açısını ayarlar.
  • Kıyafet seçimi
Galaya da gitsen bir havuz partisine de, sabah yapılan 80 kişinin katıldığı bir networking toplantısı ya da “after work party” dediğimiz iş çıkışı buluşmalarına da gitsen, yatakta giydiğinle oturma odasında giydiğinin farklı olduğu gibi bu mecralarda da ufak bir kural var; adabına göre giyinmek.
Renk uyumuna girmeyeceğim, bu konunun uzmanları var; göze hoş gözükmesi yeterli.
Dekolte; “fırsat bulursak hadi sevişelim” dercesine giyinen ablalarla tanıştığımda aklımı testesteron meşgul ediyorsa iş nasıl konuşacağız?
“Dress code” dedikleri kılık kıyafet gerekliliği önden bildirilmiyorsa, bir networking etkinliğinde kendini rahat hissettiğin ciddiyette giyinmek tercih ediliyor genelde. Eğer rahat hissettiğin seviye bana lakayıt gelecekse, önden iş birliğimizle ilgili sinyalini zaten vermiş oluyorsun.
  • Ses tonu
Her tür kişiyi dinlemekten zevk alırım. Ama eğer o kişiyi duyamıyorsam biyolojik olarak bir kural işler; ilkel beynim devreye girer, konuşandan koparım. Veya bunu önlemek için ona doğru aşırı eğilirim veya habire “efendim?” diye sorarım tekrar tekrar veya bir noktadan sonra sıkılacağım başka bir şey olur.
İletişimde mesajın iletilmesi ve geri gelmesi gerekir, cep telefonunun çekmediği bir yerde SMS’ine cevap beklemezsin değil mi, daha gitmemiştir bile o mesaj!
Ses tonunu karşındakinin duyacağı kadar yüksek, başkalarını rahatsız etmeyecek kadar düşük tutmak gerekir.
  • Duruş açısı
Toplantılarda sen ve konuştuğun kişiyle arandaki duruşun mesajı olduğunu biliyor muydun?
kapali-networkingKarşılıklı durulduğunda bu kapalı devredir; başkasının, üçüncü bir kişinin katılmasına açık olmadığınız, katılırsa bile içerlemeyeceğiniz duruştur. Flört ederken karşımızdakinin tüm görüş alanını kapatıyoruz, aynı hesap. Çok önerilmiyor, karşımızdakini sıkabiliyoruz.
 
ideal-networkingyanlis-networkingBenim çözümüm ufak bir açık bırakmak; bazense çok az yan dönüyorum, ama çok az! Eğer yan durursan başka tarafa gidiyor algısı doğuyor ve konuşma da dinleme de etkisini azaltıyor. Hatta bir arkadaşım bana kızmıştı: “Git, işin neyse hallet, gel, öyle konuşalım!” Çünkü o an başka bir tarafa geçecektim ve onu yan dinliyordum.
Ve tabi ki tüyo kendinden doğuyor; eğer karşındaki kişiyle daha fazla konuşmayacaksan yan dön; beden açın üzerinden mesajı alacak ve ters yöne dönecek, sohbetiniz bitecek. Bu riskli durumu acil durumlar için aklında tutabilirsin.
kapali-networking2ideal-networking2Üçlü bir grupsanız barış işareti gibi olmakta fayda var (sağda); aranızdaki açı ile gayet rahat iletişim kurulabilir olduğunuz gözükür. Eğer T pozisyonu olmuşsa (solda) ve değişmiyorsa bir adım geri giderek açıyı sen düzeltebilirsin. Ben yapıyorum ve her zaman işe yarıyor.
Networking toplantılarında bedeninle duruş açısı üzerine belki de bir kitap yazılabilir, ama sadece bunu bilmek bile yetecektir; rahat bir iletişim açısında ol!
  • Kartvizit alıp verme
Az önce biraz değinmiştim. Ek olarak neler var?
Kartını vermeden önce karşındakinden istemeni öneririm. Kartı alınca da garsondan para üstü almadığını, bilakis karşındaki kişinin işini tanıttığı bir araç aldığını hatırda tut. Oku lütfen, ilgi göstermen ilgi görmene fırsat verir; ona duyduğun saygıyı da ifade yoludur.
Kartıma doğru düzgün bakmadan cebe atan ya da başkalarından aldığı kartların arasına direkt yollayan birini ben de zihnimin karanlık köşelerine yolluyor ve sohbeti kısa kesiyorum.
Kartını nasıl verdiğinin anlatıldığı kadar büyük bir önemi yok; ister iki parmağın arasında ver, ister dikine ver, ister yatay ver, ister tırnağının ucu ismin ya da unvanın ya da vurgulamak istediğin yere denk gelecek şekilde ver, ister ağzınla ver, ister avuç içinde ver, ister oyuncak helikopter ile karşındakinin kucağına yolla… Yeter ki rahat bir şekilde al ve kendininkini ver.
  • Burun seviyesi
Favori ölçü birimlerimden biridir burun seviyesi. Burun deliklerini göstermek istercesine konuşan birisinin ruh halinin de burnu yukarıda olduğunu biliyor muydun?
Burada çok kaba bir genelleme yaptım, genelde böyle oluyor çünkü. Ha kişisel sohbetlerimde birçoğunu doğrulama fırsatım da oldu.
Bunun ilacı; insan ol. Networking toplantısındayız, karşındakiyle konuşacaksın, onu daha tanımıyorsun. Seninle aynı değerde bir kişilik, hiçbir üstünlüğünüz yok ve sen daha onu tanımıyorsun bile. Bir toplantıda birinin burnu yukarılardaysa indirmek kişisel zevklerimdendir :)
Burada en güçlüleri de olsa genellemeler yaptım okuduğun üzere. Kaş göz ile bunların durumları değişebilir, teknik detaylarda nüanslar karışabilir.
Bunları tartışmaya gerek yok, kural basit; sen kendin olduğun sürece networking toplantıların da daha rahat bir iletişim ortamına dönüşecektir.
Karşındakine değer verdiğin ölçüde aranızdaki iletişim daha güçlenecektir.
İletişiminiz ne kadar açık ve rahat olursa birlikte iş yapma şansınız da (satış, alış, iş ortaklığı, referans…) o denli artacaktır.
Ha, yeri gelmişken, bu yazıya ilham veren grubum BNI toplantılarına katılmak istiyorsan ve henüz tanışmıyorsak bir mail at; kendini ve sektörünü anlat biraz. Uygun bir BNI grubumuza davetlim ol.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Çok Çalışıp Az Kazananlar

Her şeyin mihenk taşı bence etkinlik ve verimlilik. Türkçesi; attığımız taş baş yarıyor mu?
Koçluk mesleğine ilk başladığım sıralar, profesyonel hayatımdaki en yoğun çalıştığım günlerden daha yoğun çalışıyor, efor sarf ediyordum. Bir arkadaşımın sorusu üzerine saat başı gelirimi hesapladım ve durum çok kötüydü. Koçluk gibi elit bir hizmet yerine kötü bir mahallede dilenci olsaydım saat kazancım daha çok olabilirdi.
Ama sorun değil, çünkü ben zaten sosyal bir girişimci olarak görüyordum kendimi, yani para odaklı değildim, böyle de olduğu kadar işte…
Sonra verimliliği düşündüm. Bu mali düzlemde dilediğim sosyal etkiyi de yaratamazdım. İş modelimi zaman içinde değiştirdim ve şimdi o günlere nazaran çok daha hareketli, etkili bir sürecin içine girmeyi başardım.
Bu genel iş içinken, geçen gün bir seanstaki konuşmayı aktarıyorum. Girişimci koçluğu için görüştüğüm firma ile tanışma seansımızdı. Pazarlama araçlarını sorguladığım firma, tek tek detayıyla anlatıyordu çalışmalarını. Ne yoğunlukta mailing, ne yoğunlukta telemarketing yapıyorlardı, referans üzerinden satışları nasıldı, yeni müşteriyi nasıl yakalıyorlardı vs…
En çok mesaisini alan şeyi sordum, “telemarketing tabi ki” dendi. 2 kişinin yürüttüğü pazarlama bölümünü kilitleyen görev buyken, getirisini sordum. Geçmiş 5 yıl içinde telemarketing sayesinde kaç satış yakalamışlardı, ortalama bir rakam istedim. “0” dendi, yazıyla da “sıfır”!
Bu durum işlevsizlik bile değil, resmen zarar değil mi? Hem en çok mesaisini alıkoyuyor hem de hiç getiri vermiyor ve o an’a kadar da hiç sorgulanmamış bu durum.
Siteleri üzerinden talep formlarıyla doğan iletişim sürecinden biraz, fuar etkinliklerinden biraz daha çok, ama esas referansları üzerinden müşteri ediniyorlardı.
Peki referans satışlarına dair bir stratejileri var mıydı? Tabi ki hayır! İyi iş, müşteri memnuniyeti ve bol şans… Fayda/maliyet oranı en yüksek kaynakları olan referans satışı üzerine ufak bir strateji geliştirdik biz de.
Ha, mailing sistemini çöpe attık mı? Hayır! Onun da üzerinden gidilmeli, zaman aralığı yönetilmeli ona göre adımlar atılmalı.
Siz peki ne durumdasınız?
Pazarlama kalemlerinizi tartın, zaman/fayda kıyaslaması yapın, fayda/maliyet oranlarınıza bakın ve stratejinizi oluşturun!
Maalesef Türkiye’de strateji kelimesine uzak olduğumuz kadar tepkiliyiz de!
Piyasalarımız aşırı esnek ve belirsiz olabilir. O halde siz de esnek bir strateji kurabilirsiniz ve böylece belirsizlikler karşısında bile en azından minimum beklentilerinizi karşılayabilecek hamleler yapabilirsiniz.
“Pazarlama için attığım adımlar neler?
Bu adımlar için tek tek ne kadar zaman harcıyorum?
Bu adımlardan ortalama getirim ne oldu?
Hangisi için ne yapabilirim?”
Örneğin telemarketing günde 3 saat, mailing haftada 3 saat, referanslar üzerinden pazarlama 0 saat, vs…
Telemarketing 10.000 cirolu bir müşteri, mailing 500 lira değerli 45 müşteri, referanslar üzerinden ise işlerimin neredeyse hepsini yapıyorum.
Telemarketing için seyrek arama günleri yapabilir ya da önemli anlaşmalarımın akabinde bunu da duyuran bir konuşma metni üzerinden hareket edebilirim belki. Mailing için yurtdışında yayınlanan ve etkili olan mailing yazma metotlarını anlatan makaleleri okuyabilir, daha çok pazarlama deneyimi edinebilirim belki. Referanslarım için tanıtıcı ve teşvik edici bir şeyler tasarlayabilirim. Referansta bulunan ve referansla gelen müşterilerime ne gibi jestler yapabilirim?
Bu ve daha birçok adım yapılabilir, ama öncelik ne durumdasınız ve beklentileriniz neler, bunları cevaplayarak stratejinizin en azından kaba hatlarını oluşturmak!

14 Nisan 2013 Pazar

Guinness Rekorlar Kitabı mı, Kendi Efsaneniz mi?

Absürt ilgi alanlarımdan ötürü, çocukluğumda babam bir öykü anlatmıştı, sizinle de paylaşayım.

Sultanların biri eğlenmesi için ferman yayınlatmış. Kim ki hünerleriyle gönülleri hoş ederse, altınla ödüllendirilecekmiş.
Hokkabazlar, sihirbazlar, meddahlar vs çeşit çeşit insan gelmiş geçmiş sultanın önünden, beğendiği olduğunda da 100 altın veriliyormuş kişiye.
Bir adam daha gelmiş salona. 
Gayet ciddi şekilde adımlar atarak, uzunca bir sopayı dikmiş salonun ortasına.
Sopanın üzerine de bir yorgan iğnesi geçirmiş.
5 adım uzaklaşmış sopadan ve bir parça ip çıkarmış cebinden.
İpin ucunu yalamış, sivriltmiş ipi.
Geriye doğru gerinmiş ve ipi fırlatmış sopanın ucundaki iğnenin deliğine doğru.
Yapamamış.
Sonra bir daha denemiş. 
Gerinmiş ve ipi fırlatmış 5 adım uzaklıktan deliğe doğru.
Yine yapamamış.
Bu sefer korku sarmış fena halde. 
Malum sultanı hoş etmek varken beceriksiz olursa, kelle gidecek.
Bir kez daha gerinmiş ve ipi fırlatmış.
Bu kez başarmış. 
Bir ip, bir sopanın ucuna iliştirilmiş bir dikiş iğnesinin deliğinden, 5 koca adım uzaktan fırlatılarak sokulmuş.
Sultan başta, herkes şaşırmış ve adamı tebrik etmiş.
Sultan da ses vermiş; "100 altın verile"
Adam sevinçli bir şekilde eğilip salonu terk edeceği sırada sultan devam etmiş "kellesi alına"
Herkes bir daha şaşırmış. Hem beğenip 100 altınla ödüllendirip hem neden kellesini istiyor adamın?
Sultan açıklamış: "Garip bir hüner bu. O yüzden seni ödüllendirmek istedim, 100 altını verdim. Ancak hiç bir faydası olmayacak bu hüneri geliştirmek için sen günlerce gecelerce çalıştın. Bir hiç uğruna ne uğraşlar verdin. Bu savurganlığından ötürü de kelleni aldırıyorum."

İşlevsellik kavramı bu öyküyü duyduğum günden beridir aklımda koca bir yere sahip.
Çaldığım didgeridoo ile nefes kontrolü, iyi olduğum kılıç sanatı ile düşünce kontrolü becerileri geliştirmeme vesile oldu. Beslediğim hayvanlar sayesinde politik, sosyolojik görüşlerimin gelişmesi de aynı şekilde oldu. 

Web sitemdeki otobiyografime bakarsanız da en temel 3 değerimden birisidir işlevsellik.
İnternette gezinirken Guinness Rekorlar Kitabı üzerine bir derlemeyi gördüm ve sizinle paylaşmak istedim düşüncelerimi.

Mesela Londra'da sumo kıyafetleriyle 5 kilometre koşmak, rekor olmakla beraber, neyin rekoru?






Peki ya her yerde modülerlik, hafiflik, işlevsellik, pratiklik gibi şeyler kurgulanmaya çalışılırken, 748 kilogramlık bu bisikleti oluşturan Hollandalı arkadaş, neyin haklı (!) gururunu yaşıyor bu rekorla?





116 yıldır yaşıyor olmanın mutluluğu yüzünden okunan ABD'li ablamın rekoru düşündürdü beni. 






Sağdaki, 4 yaşındaki bu Çinli kardeşimin rekoru ise en genç şişman seçilmesinde. 61,6 kiloluk bir tosuncuk olarak rekora sahip bulunuyor.

"En" olunca sivrilmek kolaylaşıyor olabilir, ama bu ne derece sağlıklı ve sürdürülebilir?
Ben de koçluk mesleğime ilk başladığımda yaşım en büyük dirençlerimden birisiydi ve buna dünyanın en genç profesyonel yaşam koçu olmam derman oluyordu. Ancak nereye kadar? 



Sıradışılık, radikallik, özgünlük, orjinallik ile "herşeye başkaldırma"yı karıştıran bir yapımız var insan olarak. Normal olmamak, sıradan olmamak isterken anormalleşebildiğimiz bir yol var.
Bu amca da 453 piercing ile vücudunda en çok piercing bulunan kişi olmuş. Ama düzen karşıtı bu amcanın, dikkat ettiyseniz simetrik piercingleri var. Yani düzenden kaçarken bir düzen oluşturmuş...


Avustralya'dan bu sevimli arkadaş ise, burnunun üzerindeki su bardağını 10 adım taşımanın rekorunu bulunduruyor. 
Bir köpeğin genlerinde "burunda bardak taşıyarak yürüme" becerisi olmamasından, bu rekoru onu eğiten kişinin promosyonuna ivme katması olarak değerlendiriyorum.




Aynı şekilde bu iki fotoğrafa baktığınızda anlayacağınız üzere, elde ettikleri rekorlar, pazarlama becerileri olarak kurumlara dönmüştür.






Canlı-cansız herşeyi seven birisiyim, özellikle örümceklere karşı sempatim çoktur. Bu amcanın rekoru ise çok polyannacı bakmıyorsam eğer; üzerindeki 250 tarantula ile insanlara bu hayvanların insanları öldüren vahşi birer ŞEY olmadıklarını göstermek için fırsattır diye umuyorum.



Biliyorum ki, aslında bilmiyorum; umuyorum ki bu rekorlar ve Guinness Rekorlar Kitabı, insanlara sınırlarını keşfetmeleri ve aşmalarına yönelik ilhamlar veriyor.
Keza bu amcamız, Magali Humbert-Perret'in rekoru birçok yaşlımız ve özellikle ruhu yaşlı insanımız için hoş bir rol model olabilir. 100 yaş üstünde olup 1 saatlik durmadan bisiklet sürme rekoru. 



Hayatımızda yer tutan şeylerin işlevselliklerine bir bakalım. 
Mesaimizi gasp ettikleri gibi, enerjimizi sömüre de bilirler... 
Silkelenmek, sadeleşmek için nisan ayı süper bir ay.

Fotoğrafları internette dolanırken edindim ve hepsi ilgili rekorlardan çekilmiş. Size düşen ya bunlara bakarak hayret etmek ya da başkalarının rekorlarından sıyrılıp kendi efsanenize odaklanmak :)

(İlk fotoğrafta görselleştirilen rekor ise, 439 yumurtayı dengede tutan arkadaşa ait)

17 Şubat 2011 Perşembe

Deneme Bahçesi


Bir süre önce bahsetmiştim kısaca İnovizyon'dan.
Kendileri Nişantaşı'nda kurulu bir küçük işletme.
Ancak tek özellikleri, ekonominin küçük bir ferdi olmaları değil; benim 6 ila 12 senelik arkadaşlarımdan oluşuyor kurucuları.
Uzaktan tıbbi uzmanlık sertifika eğitimleri ile benim eğitimlerimin satışı üzerine meşguller şu an.
Ancak ayrıca, genç ekip olmanın getirdiği bir cesaret avantajları da var.
Zaten bu mesajı da onların reklamından ziyade, yeni cesur projemiz için yazıyorum.
"abi bilmiyorlar bu işi, satışı şöyle yapıcan, görücen bak nasıl da kotalar taşıyor..." gibisinden bir cümleyi söylemeyenimiz var mı?
En çok fikir sahibi olduğumuz konuların başında geliyor satış veya pazarlama fikirleri... Ancak ya bunu icra edecek kurum bulamıyoruz ya da çalıştığımız firma buna sıcak bakmıyor.
Biz ise bir oyun alanı edindik. Aklımıza geleni orada simüle ediyor, deneyebiliyoruz.
Ve sizleri de aramıza katalım mı diye düşündük, aslında ben düşündüm.
Ekip ne kadar iyi olursa olsun, gelişim daima önümüzde duran bir hedef, her türlü destekle daha da iyi meyveler ortaya çıkabilir ve hepimizin midesine inebilir bu lezzet.
Demem odur ki isterseniz www.inovizyon.net üzerinden aklınıza gelen satış ve veya pazarlama yöntemlerini paylaşın ekiple, bana mail yollayın (m@mustep.com).
Bu bir yarışma değil, hem yarışmanın prosedürleriyle ilgilenmek istemedik hem de hiç bir kısıtlama olmasın istedik. Aklınıza geleni paylaşabilirsiniz, mantıklı mı saçma mı? Kime ne:)
Sürece dair birebir bilgi paylaşımını da Nisan- Mayıs gibi yaparız herhalde. Buradan duyururum onu da.
Dediğim gibi, en ufak bir kısıtlama yok, ürün neymiş, hizmet neymiş, süreç neymiş, tutar neymiş...
Belki Nişantaşı'nda bir ofiste çalışmak da isteyebilirsiniz bu sayede, hadi bakalım, fikirler fora:)
Eklemek istedim; eğer fikriniz karmaşıksa ya da bir kurumdan ziyade başka bir portalda işlemesini isteyeceğiniz birşeyse, siz yine gelin, bir çözüm yolu bulalım. Mesela birincisi için, sizin başında olduğunuz bir yol ile denemek, ikincisi için uygun bir STK ile çalışmak...
Yeter ki fikirleriniz hayat bulsun.
Dipnot; bu ayaküstü düşündüğüm bir şey, detaylıca hazırlanıp da yazmadım bu metni. Dolayısıyla atladığım birşey varsa, lütfen belirtin.

9 Aralık 2010 Perşembe

Ortak Akıllar Buluştu

Daha önce bahsettiğim (bknz: http://mustep.blogspot.com/2010/12/ortak-akl-bulusmas.html) ve ekonominin önemli bir ihtiyacı olarak görülen bu networking projemiz, küçük bir grup olarak toplanmamızla, gerçeklemiş oldu.
Bu başlangıç toplantısında, girişimlerin ve girişimcilerin akla gelen ilk ihtiyaçları sıralandı ki bu sayede ileriki toplantılarımızda, bunlara yönelik projeler geliştirelim:
Kurumsal altyapılar, sermaye, fikrin uygulanabilirliği, pazarlama ve tanıtım sistemleri, hedef belirleme ve çabuk kırılmayan motivasyon gibi ihtiyaç kalemler dile getirildi.
Buna karşılık katılımcılar, bilgi ve networkleri, iş ağları vasıtasıyla sıcak çözümlerini paylaştılar.
Daha çok masa başı sohbet kıvamında geçen bu ilk toplantımızın devamındaki safhalarda, şu an için sıralı olan ihtiyaçlara yönelik bilgisayar destekli çözüm sunumlarını paylaşmayı da tasarladık.
12 Ocak 2011'de yapmayı planladığımız kurumsal altyapı ile pazarlama ve tanıtım sistemlerine yönelik kurgulanacak bir sonraki toplantımız için şimdiden iletişime geçiniz.
Saygılarımla,
Ortak Akıl Projesi Ekibi adına
Mustafa Emin Palaz