tanrılar okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tanrılar okulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2015 Pazartesi

Hayalin Kadar Gerçeksin

“Düş var olan tek gerçektir“ (Tanrılar Okulu, D’anna)
Peki düşlüyor musun?
Son günlerde en sık aldığım soru, sohbetlerin en sık uğradığı konu düşler, hayallerle ilgili. Keza yeni yıl da geldiği için buna değinmek istedim.
Konu hayaller olunca fark ettiğim 3 tip insan var.
unicorn
C insanı hayal kurmaz, gerçekçidir. Kazara hayallere dalmışsa, ahmaklığı kesmek için kendini acilen durdurur. O sebeple sohbetlerimizde beni de uyarırlar; “Gerçekleri göz ardı etmeyelim Mustafa!“ Gerçekler nedir pekala? Algıladığımız şeylerin ortalama düzlemidir bana göre. Algı sınırlarım faturalarla ölçülüyorsa faturalarıma göre yaşarım mesela; faturalarım kadar kazancım, çünkü faturalarım kadar üretimim vardır. Düşler daha liseye başlamadan bitmiştir, küsülmüştür hayata, içeride ahlar vardır, sessiz çığlıklar… Geleceğini KPSS’ye veya benzeri durumlara adayanları genelde bu sınıfta görüyorum.
B insanı hayal kurar. Ama bol bol hayal kurar ve sadece hayal kurar, o kadar. Hayalperest tabirinin sebebidir. “Şöyle olacaktı ki ah bunu yapacaktım“ gibi dış şartlara bağımlılık boldur ve bu dış şartların olmamasından ötürü hayallerini yaşayamaz. Hayatı birçok konuda bölünmüştür; C sınıfı gibi tek düze değil ama aşırı parçalıdır genelde; iş ve özel hayat, hayaller ve gerçekler, yapılabilir ve umulabilir şeyler… Bölünmüşlük yayılır gider. Hayal kurarlar, ama göz ardı edilemeyecek gerçekleri vardır. Bazı B insanlarındaysa hayaller vardır ve ona yönelik planlar kurarlar. Mesela hayali kendi işini kurmaktır, bunun için bankaya girip 2 sene çalışıp sermaye biriktirmeyi planlar. Bu ve benzerlerini defalarca duydum ve yapan bir kişiyle tanışmadım. B insanları gerçeklik durumuyla ilgili azıcık sıkıştırıldığındaa “N’apayım, ben böyleyim“ der şirin bir omuz hareketiyle. Sıkıştırılmamak, anlayış isterler.
Sert gelebilir belki, ama bence korkaktır B insanı! Hayal kuracak kadar cesur, ama o hayale yönelik adım atamayacak kadar korkak! Mutluluğu bir şeylere bağlıdır! Piyangodan birşeyler çıkarsa, falancayla voleyi vurursa… Şartlara bağlı mutluluk!
A sınıfı insan ise gündüz-düşleyenlerdir (daydreamer)! Tek gerçekleri vardır; hayaller! İnsanların gerçeklerini umursamazlar, çünkü herkesin hayali kendine!
Tarihteki imkansızları yapanlar bu sınıftandır. Akademisyenler, girişimciler, ev hanımları, doktorlar, herhangi bir kişi bu sınıftan olabilir, çünkü gerçekleri meslekleriyle sınırlı değildir. Memurlar bile A insanı olabilir, memur zihniyette olmadığı sürece!
Sorumluluk duyguları da yüksektir A sınıfı insanların; bir yere, bir topluluğa, bir hayale, bir ideaya ait hissederler ve o aidiyet vesilesiyle çalışırlar, üretirler, fark yaratırlar!
C’den zaten farklı, düşleyebiliyor A sınıfı; B’den farkı ise hayalini icra edebilmesidir. Hayal, akıldan geçen şeylerden ötesidir, hayal kurmaktan ötesi gereklidir onun için! B insanı hayallere sahip ama gerçeklerle sıkışmışken A insanı düşler ve gerçeğini, gerçekliğini o hayale taşır. “Gerçekleri göz ardı etmeyelim“ cümlesi şekil değiştirir; “düşleri göz ardı etmeyelim Mustafa!”
İngilizce bir deyiş var; to walk the talk. Söylediği üzere yürümek diye tercüme edilebilir. A tipi insanlar için söylenen bu söz, düşlediğini icra edenler diye kullanılabilir (to walk the dream).
dreams-01
Sen neredesin peki, düşünüp, değerlendirip benimle paylaşır mısın?
Peki ben kendimi nerede görüyorum, hangi sınıfa giriyorum? Dürüst olmak gerekirse A diyemem, takipçilerim hayallerimi yaşadığımı düşünse de dürüst olmalıyım; gerçek kalıplarım hala var, kırmaya devam ediyorum! O sebeple A- veya B+ derdim kendime.
Bana sahiciliğimi sordular geçen gün, düşlerimin gerçekliği kadar sahici buldum kendimi.
Belki de düşler bu kadar önemli olduğu için tanımak istediğim kişiye hayalini soruyorum, çünkü hayalin kadar varsın, hayalin kadar gerçeksin!
Yakınlarım bilir, çocukluğumda miskindim. İleride konuşarak para kazanmak istiyorum diyordum mesela. Konuşarak yapılan bir mesleğin, düşünme becerileri üzerine bir mesleğin bu kadar yorucu olduğunu bilmiyordum. Ama farkında olmadan bugün yaşadığım çocukluk hayalim, düşündüğümden çok daha büyük haz veriyor!
2009 yılındayken krizlere yönelik bir işim olmasını hayal etmiştim. 2007-2008 krizlerindeki deneyimli ama beceriksiz yönetici danışmanlarını görünce genç yaşımdayken bu konuda çalışmak istiyorum demiştim.
2012-2013 çalışmalarım özellikle 2014’te krizler üzerinde isim yapmamı sağladı. Güçlü bir hayali yaşadığım için 2014 yılında çalıştığım müşterilerime ve krizlerine sonsuz teşekkür ediyorum. Sadece sorunlar değil, sadece krizler değil, çözülmesi imkansız görülen krizler, karar alınamayacak krizler, karmaşık krizler, danışmanların, koçların, şirket ortaklarının kaçındığı krizler benim oyun alanım olmuştu.
Aynı şekilde 2013’te bir hayal kurmuştum; 2014’te krizlerde isim yapmak istiyorum ama en geç 2015 yarısında fırsatlar üzerine çalışmayı diliyorum demiştim kendi kendime. Kartvizitimi alanlar bilir; unvanım kurucu,  müdür, koç falan değil, kriz çözücü. 2015’te bunun önce bilincimde sonra da kartvizitimde fırsatlara yönelik değişebilmesini istiyordum.
Keza fırsatlarla ilgili ne yapılabilir ki?
2010’da bir blog yazmıştım; krizler ve riskler üzerine. Kriz yönetiminde fena sayılmam, öngörü kabiliyetimi geliştirerek risk yönetimine yoğunlaşmak istiyorum demiştim. Belki bir gün oradan da ötesine geçerim, öngörü ve avantaj kabiliyetimi geliştiririm fırsat yönetimi yaparım diye de devam etmiştim. Henüz fırsat yönetimi diye bir tabir yoktu, varsa da bilmiyordum.
Birkaç sene sonra merak edip araştırdığımda fırsat yönetimine dair vasat sonuçlarla karşılaştım. Bugünse, yeni yıl başlamadan yeni müşteri taleplerim fırsat yöneticiliği üzerine. Detayları vakalar üzerinden zamanla paylaşırım.
Danışmanların müşteri bulamadığı, koçların iş aradığı bir dönemde, daha önce olmayan bir tabir üzerinden talepler gelmesi nasıl mümkün oldu? Gerçekler ne oldu?
 
Ben gerçeğe gerçek demem,
Gerçekliği ben düşlememişsem!
 
Şimdi çok daha büyük bir hayalim var, 2015’te de bunların %20sini tamamlayabilmek istiyorum.
Sen de hayalinle hayalime ortak olmak istiyorsan, düşlerin gerçekliğine dahil olmak istiyorsan kapım da hep açık, gönlüm de.
Hadi hayal kur! Gönlünden geçtikçe içini titreten, uğruna ölebileceğin hatta uğruna yaşaman gereken hayalin ne? Sonraki adımda da hayaline göre planlar kurabilirsin, gerçekliğine getirecek adımları tasarlayabilirsin.
Hayalini benimle paylaşmak ister misin?
walt-disney-quote

3 Eylül 2013 Salı

Çözüm Çözüm Dediğin Nedir Gülüm?

Çözüm bir yetenek değil, beceridir.
Çözüm bir lüks değil, zorunlu ihtiyaçtır.
Çözüm bir çaba değil, hâldir.
Geçtiğimiz günlerde bir yönetici grup ile zorlu bir projelerinin lansman hazırlığındaydık. Dostumun müşterisi olan firma, bir sürü veri eksikliği dahilinde, sezonunun açılışına ürün yetiştirmeye çalışıyordu.
Ama pazar hakkında yeterli veri alınamıyordu. Bazı adımlarda kanuni kısıtlar vardı. İlgili yönetmelikler aşılsa bile saha personeli güven doğurmuyordu. Rakiplerle arada uçurum vardı. Rakiplerin işi nasıl yürüttüğüne dair rasyonel bir veri edinilemiyordu. Vs…
Dostum olan firma, müşterisine yardım etmemi, süreç üzerine olasılıkları ortaya dökmemi rica etti. Ben de gittim, kendi geliştirdiğim zihin haritalama teknikleri ve bol da koçluk becerileri ile yöneticilerin zihnine yolculuk ettim.
Bir sürü gedik çıktı, hatta bir an “yoksa çözemeyecek miyiz” diye de geçti aklımdan. Bu güne kadar en karmaşık projelerin bile altından kalktık sektör ayrımı olmadan, yoksa ilk kez kayaya mı tosladım
O anda Tanrılar Okulu kitabından bir cümle zihnimde belirdi: “Çözüm üretmeyi bırak, çözümün kendisi ol!
Derin bir nefes aldım, biraz sesli saçmaladım, (saçmalamanın faydaları üzerine bir yazımı okumak için tıklayın) yöneticilere koçluk yaparak onların da saçmalamalarına yardım ettim. Sonra da yepyeni bir “pazarlamada konumlama” tekniği geliştirdim. Tabi masadaki pazarlama yöneticim bunun asimetrik pazarlama diye bir teknik olduğunu söyledi, ancak daha önce kullanmamış.
Yani yeni bir şey keşfetmemiştim aslında, ama kendi içimdeki çözüm hali, dahil olduğum, modere ettiğim sürecin çözümüne kocaman bir ivme katmıştı.
En karmaşık problemlerinizde derin bir nefes alın. Sakin bir nefes daha alın, sonra bir nefes de.
Çözüm olmayı düşünün. Zihninize bunun için biraz zaman verin, izin verin.
Çözüme kavuştuğunuzda nasıl bir duygu halinde olacağınızı hayal edin mesela.
Biraz daha bekleyin ve bu sırada sakince nefesler almaya devam edin.
Azalan stres duygusunun açığa çıkardığı çözümleri göreceksiniz.
Çünkü siz de çözümün kendisi olmaya başlamışsınız!

21 Kasım 2012 Çarşamba

Tanrılar Okulu'ndan Benimle Tanışmaya Geldiler

Danışanlarım olsun, seminerlerime katılanlar olsun, Tanrılar Okulu isimli kitabın hayatımdaki yerini birçok kişi bilir.
Geçtiğimiz ay, kitabın yazarı Stefano D'anna, Future Leaders of the World isimli bir çalıştay için ülkemize ziyarette bulundu ve benimle de tanışmak istedi.
Programımızın yoğunlukları eşleşmedi ve buluşamadık ama sizinle, bu tanışıklığa vesile olan makalelerimden birini paylaşmak istedim.

"Ateş Var Yaratmak İçin"

Korku! Şu an içinde olduğum duygu.
Ben deştikçe daha da çok çıkıyor ortaya. Tıpkı petrol gibi, ağdalı, karanlık, diplerde; görünmüyor ama dünyayı yönetiyor. Neden? Ona yüklediğim anlamlardan ötürü tabi ki!
Oysa ben buraya yönetilmeye mi geldim?
Hayır!
Küçük bir sır vereyim; yaratmaya geldim, yaratmaya: değer yaratmaya, ilham yaratmaya, düşümü yaratmaya.
Peki ya düşlerimi yaratmaya hazır mıyım?
Karnımda acı “Hayır” diyor, daha pişmemişim.
Bu ilahi bedenimdeki hoşuma gitmeyen tek şey sanırım karnımdaki kaotik yapı! Ruhluk bilincimi hatırlatan can da midemden cevaplar veriyor, korkularımla aşk yaşayan egom da.
Cevabım “hayır, hazır değilim düşlerime” diyor.
O halde düşlerim de bekleyecek.
Ama onca bedel ödedim; rahimden çıktığım günden beridir onca bedel ödedim.
Ayrıca bu “hayır” cümlesinin ardında bir fısıltı var; “hadi” diyor. Duymak istemediğim, duymazdan geldiğim, duymaktan korktuğum!
“Hayır” ise o kadar tatlı ki, mitolojik sirenlerin sevimli şarkıları gibi geliyor kulağa…
“Hayır Mustafa,
Hazır değilsin hayallerine.
Hayır Mustafa,
Git dinlen önce”
Korku bu! Dibine kadar korku, her tarafımı sarmalamış korku!
Direncimizin baş silahı. Yaratma devrimimizdeki can düşmanımızın temel gücü.
İşte basit bir politika: Eğer onu yenmek istiyorsam, kendime oynarım!
En güçlü olduğum yan, şu an hissetmekte zorlansam da sevgim, özüm, çünkü bu benim!
Benim bir hayalim var! Her gün yatarken düşlediğim, uyanınca ilk aklıma gelen.
Agamemnon, Truva’ya ulaşmak için en sevdiği çocuğunu, kızı Iphigenia’yı feda etmişti değil mi?
Peki ben? İçimdeki bu girdaptan kurtulmak için hangi bedeli ödemeye razıyım?
Kardeşim? Olurdu ama kendi hayalleri var.
Babam? Olurdu ama kendi hayatı var.
Gönlümü verdiğim kadın? Olurdu ama kendi sorumlulukları var.
“Kendi”…
 Ben? Hayallerim üzerinde sorumluluklarım var. Onlara bu yaşamımda sahip olma arzum var. Kendi hayallerime sahip olmam gerek…
Öyleyse, hayallerim için bugüne kadar ödediğim bedel yetmiyor madem, benim için en kıymetli şeyi kurban ediyorum; kendimi.
Eğer hayallerime sahip olamayacaksam, yaşamın ne anlamı kaldı ki?
Peki, biliyor musunuz şimdi ne oldu? Karnımda kocaman bir ateş var yaratmak için!

10 Eylül 2012 Pazartesi

Sağlık Üzerine Koçluk


Tanrılar Okulu'nda en sık geçen cümlelerdendir; "Görünen Görünmeyendir".
Psikolojinin, fizyolojiye etkisi açısından da bu düsturu kullanıyorum.
O sebeple koçluk becerilerini klasik hedeflerin ötesinde, kilo kontrolü ve hatta hastalıklarda da deniyorum.
Öyle ki blogumda bazen ufak paylaşımlar yapıyorum, mesela: Kilo Dediğimiz Şey %100 Psikolojiktir.
Yakın zamanda bu konuda daha da derinleşmeyi planlıyorum, hatta bir hastane çatısında sunmaya hazırlanıyorum.
Eğer sizin veya çevrenizdeki kişilerin de kilo kontrolü ve sağlıklı bir yaşam için psikolojik çalışmayı aklınızdan geçirirseniz, görüşelim isterim.
Daha detaylı bilgiyi yüzyüze görüşmelerde veriyorum, ancak kaba bir özete ne dersiniz?
Kilo kontrolünde bir diyetisyen ya da spor eğitmeni olmadığım için ne egzersizlerinize karışıyorum ne de yediklerinize. Uzmanlık alanım zihin olduğuna göre, sadece zihinsel süreçleriniz hakkında seans yapıyoruz ve bugüne kadar kiminle kaç kilo hedeflenmişse, %100 başarıya ulaştık.
Hastalıklar konusunda ise, şifa yöntemlerine ne kadar çok inanırsam inanayım, kullanmıyorum. Ayrıca tıbbi bir eğitim almadığım için tedavi de ediyorum diyemem. Ancak özellikle nükseden hastalıklar başta olmak üzere, hastalıkların geri planındaki psikolojik tohumlara ışık tutuyor ve o düşüncelere koçluk uyguluyorum. Böylece çok hızlı bir tedavi süreci yaşıyorsunuz.
Bu konu kulağınıza saçma geliyor olabilir, mantıklı geliyor olabilir... Düşüncelerinizi ve varsa taleplerinizi paylaşın lütfen: cozum@mustep.com

3 Eylül 2012 Pazartesi

Doğrularla Esneyemeyiz


"Görünen görünmeyendir" diye bir cümle vardı Tanrılar Okulu'nda. Sanırım kitaptan en çok alıntıladığım cümle buydu.
Anlamı basit; gördüklerinizle yetinmeyin, ardını görmeye çalışın.
Kördüğümleri açmak için bugüne kadar neler denediniz kim bilir... Çözüm oldu mu?
Oysa yaşam akış üzerine kurulu, değil mi? Akan şey de esnektir, siz peki, esnek misiniz?
Mahalle baskısından herhangi bir tutuma cevabınıza kadar, doğrularınıza sarılıp yaşarsanız, sizce kazık yutmuş gibi olmaz mısınız aslında?

Peki nasıl esneyebilirsiniz?

Kendinizi inkar edebilir misiniz?
Bu biraz zor, o yüzden bir ara tekrar değinebilirim bu konuya.
Daha kolay bir soru ile tekrar deneyelim; aklınızdan geçen konulara zıttından bakabilir misiniz?
Böylece konuların, olguların zihninizde edindiği haritaları da değiştirebilir, geliştirebilirsiniz.

Mesela en tiksindiğiniz durumlar ve olaylarda hoşunuza gidebilecek neler var?
En büyük acı anınızda keyif alabileceğiniz ne gibi unsurlar vardı?
En saçma düşüncede mantıklı neler var?

Bu ve benzeri yaklaşımlar, kalıplarınızı daha kolay fark etmenizi ve kırmanızı sağlar. Doğrularınızın süsünden, hantallığında kurtulursunuz.
Peki kalıplarından kurtulanlar ne oluyordu?
Normlarından arınıyor, normal bir insan olmaktan kurtulup özgünlüklerini idrak ve ifa ediyorlar.

Özgün olmak hepimizin hakkı, ama öncelikle esnek olmayı başarmalıyız. Tıpkı yogadaki gibi değil mi?

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Mutluluk Da Bulaşıcıdır

İnsan hani kendinde olmayanı ararmış ya, ondan sanırım, yürürken falan baktığım mecralarda güzelliğe önem veririm. Güzel binalar, güzel kızlar, güzel kokular...
Sonra bunu geliştirmek istedim ve olanda güzelliği görme çalışmalarına başladım.
Mesela koyu bir hayvansever olmadan da yaralı yüzü olan bir kediyi sevebilir miyiz sadece yaratılmışlığından ötürü?
Kuru bir yaprağa bakınca bir zamanlar taşıdığı canı görebilir miyiz?
Peki ya somurtuk bir yüze bakıp da o kişinin gülümsemesini, kahkahalarını hayal edebilir miyiz?
İşte en çok zorlandığım bu oldu... Çünkü yaygın bir mutsuzluk var, bezmişlik hali var.

Sokakta en son ne zaman gördünüz gülümseyen bir yüz? (Yakın zamansa şanslı bireylerdensiniz...)
Niye peki bu kıtlık?
Hayat zorlaştı, hükümet bastırdı, merkür retro etti, kız beni aldattı, Esad yönetimi bırakmadı... Sebep çok, değil mi?
Peki neden gülümsemeliyiz?
Sevenlerimizle çevriliyiz, gerçekleştirmemiz için ümidini koruyan hayallerimiz var, nefes alabiliyoruz hala.
Polyannacılıktan bahsetmiyorum burada, eğer kazıklar yiyorsak art arda, sevenlerimizi hatırlamalıyız diyorum, çünkü onların varlığından motivasyon sağlayabiliyoruz. Sahi, kim onlar? Destek alamaz mıyız onlardan, varlıklarından?

En son neyin hayalini kurmuştunuz? Ne yapmalısınız onu gerçekleştirmek için?

Her fani ölümü tadacaktır, değil mi? O halde yaşayabildiğimiz kadar dolu yaşamalıyız, o halde sahip olduklarımıza bakıp onları güçlendirmeliyiz. Elinizde neler var size yaşadığınızı hatırlatan?
Ben bunun için arada elimi yumruk yapıyor veya kasıyorum ki bir bedende olduğumu hatırlıyorum, ona daha iyi bakıyorum.

Gülümsemek için, gülümsetecek bir şey beklemenin artık ahmaklık olduğuna inanıyorum. Siz gülümsemeye hazır olduğunuzda gülümseticiniz de size geliyor. Tıpkı Tanrılar Okulu isimli kült kitapta dendiği gibi, "sen kral ol önce, krallık peşinden gelecektir sana."
Ben de geçen gün tweet atmıştım, "sen aşık olunca maşuk geliyor" diye.

En güçlü duygulardan korku bulaşıcıdır, öfke gibi. Ama mutluluk da bulaşıcıdır, deneylerim, deneyimlerim böyle gösterdi.

Korku henüz gerçekleşmemiş şeylere duyulan bir şey olduğuna göre, mutlulukta da benzeri olabilir mi bakalım.
Sebeplerin henüz gerçekleşmediği ama gerçekleşseydi nelerin olacağını merak ediyorum. Bu sayede küçücük bir mutluluk artışı sağlanırsa, başkalarına da yayılacak mı yayılmayacak mı göreceğiz.

Saçma sapan da olsa, cozum@mustep.com ile mutlu olmak için en az 15 bahane paylaşan herkese hediyem olacak.
Kendinize birkaç dakika ayırmanız kafi. Sadece bu bahaneler bile koca bir adımdır. Sonrası daha kolay gelecektir sizin için.

Mutlu günler,
Mustafa Emin Palaz
P Bu mesajı yazdırmadan önce lütfen çevreyi düşününüz