gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

İki Kere İki Oniki Edebilir

Hayatımda kısa ama etkili bir yeri vardı matematik hocamın. Kulağı çınlasın Ali Konukseven’in. Beni tahtaya kaldırırken derdi; “Matematik bilen adamın yürüyüşü başka olur.”
Matematiksel döngüler, algoritmik yapılarla ifade tarzlarını, fizik ötesi kavramları bile böyle anlatabilmeyi sevmişimdir ve herhangi bir şeyi matematikle, matematiksel her şeyi de herhangi bir tarzda ifade edebilirim sanırım.
Algıları konuşuyorduk bir arkadaşımla, kendisi bana göre çok farklı birisi ve bazen uyumsuzluklar yaşayabiliyoruz. Bu doğaldır zaten.
O da eski bir matematik olimpiyatçısı ve bazen bana rasyonel yollardan ifadeler kullanır.
Böyle bir şey çizdi ve hayatımın içerdiği iyi-kötü, çok ya da az şeyleri böyle kapsadığımı söyledi.
Kendisi ise * noktasında yer aldığına, orada yaşadığına inanıyor. Dolayısıyla onu dışladığımı düşünüyor. Çünkü bu konu hakkında konuşuyorduk ve onu dikkate almadan değerlendirme yaptığımı söyledi.
Haklı olabileceğini düşündüm. Ego bu, herkeste var ve bendeki biraz besili. “Çözüm istiyorum” dediğinde ise aklımdan geçen şey; bakış açımı değiştirmekti. Ya yeni bir boyuta taşıyacağım ya da…
Ben böyle baktığımı, bakabileceğimi söyledim. İkimiz de şaşırmıştık, neden olmasın diye. Neden küme dışı, kümeye dahil edilmesin?
Nasıl ki çok azımız uzaylıları gördü, gördüğünü iddia etti; acaba uzaylılar da aynı şekilde bizi göremiyor olamaz mı? Belki uçaklarımızı nadiren algılıyorlar, belki çok çok azımızla tanıştılar ve bizi merak ediyorlar.
Belki bir gün iki kere ikilerimiz de 12 edebilecek.
Belki değişen algılarımızla bakış açılarımız yepyeni vizyonlara taşıyacak bizleri.
Ve hatta fil yutan yılanları dahi algılayabileceğiz. (Küçük Prens kitabını okumadıysanız şefkatle öneriyorum.)
 


1 Kasım 2011 Salı

Konulu Porno

Eğitim için haftasonu Bursa'daydım.
Gitmek için otobüs bekleyeceğim, ama dolanırken gözüm yerde bir kolaja takıldı. Çeşitli fotoğrafların birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir görsel. Üzerinde yazılar da var.
Yaklaştım.
Bir VCD veya DVD kapağı. Fotoğraflar ise estetikten yoksun ablalar ve yüzü gözükmeyen bir abiye ait. Yazı ise; KONULU PORNO.
Birileri diski almış, kapağı atmış anlaşılan.
Merak ettim. Filmin konusu ne üzerineydi acaba?
Peki, konulu olsa ne, konusuz olsa ne değişecek? Acaba hangisi daha çok hoşuma gider?
Konusunu beğenmezsem ne yapacağım peki? Gidip VCD'yi amcaya, "değiştir" mi diyeceğim?
Kabullenecek miyim, yoksa beğenmeye mi zorlayacağım kendimi?
Film gibi hayatlarımız pekâlâ?
Konulu mu, konusuz mu?
Hayatımızı beğenmediğimiz anlarda ne yapıyoruz? VCD'ci amcayla kolayca iletişim kuramadığımıza göre, iade şansımız pek yok gibi.
Beğenmeye mi zorluyoruz peki, boyun mu eğiyoruz; yoksa değiştirmeye, geliştirmeye mi çabalıyoruz?
Sanırım konulu pornonun kapağı, bir yerlerden önüme uçtu ve ben bunları yazarken de başka bir yere savruldu. Zoraki filmlerde oynayan oyuncu insancıklar misali...

7 Haziran 2011 Salı

Uranüs Umulmazlığın Önünü Açıyor

Domino lafı pek bir dolanıyor ağzımızda, bir zamanların kelebek etkisinin cici tınılarının kanla beslenmiş servis tabağı misali...

Ancak gözlediğim kadarıyla sadece Kuzey Afrika Ülkeleri'nde değil bu değişim, iş dünyasında, kişisel dünyada, zihinlerde de bir değişim hali var ve en ufak dirençte güçlü çatışmalar yaşanabiliyor.

Terörün şekli ve hedefi, yoğunluğu arttı belki, iş hayatındaki stres yükseldiği gibi değişimler de sertleşmeye başladı.

Bireysel bazda ise duygusal dalgalanmalar yükseliyor gözlediğim kadarıyla.

Benim de güçlü değişimlerim oluyor, bazıları dürüst olmak gerekirse acı veriyor, bazıları yüzümü daha da gülümsetiyor.

Geçen gün bir dostumla laflıyordum ve kendisi astroloji ile de çok ilgili. Sordum bu olayların yıldızlardan, gezegenlerden gelen bir etkisi var mı diye?

Cevabı ise gayet keskindi: EVET, kesinlikle!

Uranüs gezegeni Koç Burcuna girmiş. Koç lider ve dik başlı bir karakter, Uranüs de değişimin gezegeni derken bunlar birlieşince de...

Ben duymadım, ancak bu işlerin uzmanları uzun süredir söylüyorlarmış, büyük, sert değişimler olacak, dikkatli ve hazırlıklı olun, şöyle şöyle global etkiler olabilir diye...

Neyse, anladığım, bildiğim konulara dönersem, değişimin kaçınılmazlığı altında, şu günlerde de sert şekilde yaşıyoruz bu süreci, değil mi?

O halde önümüzdeki soru belirginleşiyor; değişimin neresinde bulunacağız? Kayıplar bölümüne mi nakil oluyoruz, yoksa terfimizi mi alıyoruz?

Ben mesela bu sert süreçte atlattığım şeyler sayesinde Kriz Mastır oluyorum:) Çok yakında ise Dr Octopus gibi kollar takmaya niyetliyim hız kazanmak için.

Dr Octopus demişken, bir Dr daha aklıma geldi: Dr Dre.

Kimdir kendisi? Ünlü rap şarkıcısı Eminem'in kankası, güzel müziklerde imzası olan, güçlü bir müzisyen.

Başka?

Artık o HP bilgisayarlarının yeni nesil ses sistemlerinde de kadro sahibi, üstelik eskisinden daha da karizmatik bir adam oluverdi.

Konuyla ilgili reklam filmine bakmak için tıklayınız.

Bu kişinin yaptığı müzik, izlediği yol, kariyerinde yepyeni değişikliklere yol açıyor ve bizlere de ilham vermiyor mu?

Sanmıyorum ki Dr Dre, böyle bir sikrıt yapmış olsun, "Tanrım! Öyle bir müzisyen olayım ki, bilişim devleri benden ilham alsınlar"

Ummadığı bir şey, değişim rüzgarları ile hayatını sarıyor ve karizmasını besliyor.

Karizma demişken reklamdaki o güzel şarkıyı dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

İndigo Dergisi'nden dostum Cem Özüak, bu konu hakkında bir yazı yazdı bu ay. Dr Dre'yi değil, umulmazlık teorisini ele alıyor. Okumanız için tıklayabilirsiniz.

Bu yazıda da belirtildiği gibi, ummadığımız şeyleri yaşayabiliyoruz.

Hele ki bu değişim günlerinde.

Vizyonumuzu, ufkumuzu ne kadar geniş tutarsak, bu rüzgarın savurduğu bir dal mı, uçurduğu bir yelken mi olduğumuz ve yönümüz, daha belirgin olacak sanırım.

Okuyucular, bu yakın dönemdeki değişimlerini paylaşırlarsa, en kısa zamanda bir derleme, değerlendirme yapabilirim bu konuda:)
Keyifli Uranüsler efendim.
Bu ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

23 Temmuz 2010 Cuma

"Neden Ben Yapmak Zorundayım?"

Kişisel gelişimle ilgilensin ya da ilgilenmesin, birçok danışanın ağzından, konuda yazan bu cümle çıkıyor, bazı sorunlar anlatılırken...
Mesela iş ortamı, aile içi iletişim, yatak sorunları, öğrencileriyle iletişim...
Yaklaşım benzer; "ben bu sorunun çözümü için gayet çabaladım, şimdi sıra onda" ya da bazen bu tutum, "ben neden çabalayayım, problemi ben başlatmıyorum ki..." gibi de ifade edilebiliyor.
Konu bizim için ne kadar önemli olursa olsun, onun çözümü için ya çaba sarf etmek istemiyoruz ya da bizimle beraber tüm paydaşların da eşit efor harcamasını istiyor, aksi halde adım atmayacağımızı dillendiriyoruz.
Bir danışanım, eğer sorun yaşadığı eşi de çaba sarf etmezse, koçluğu kesme pazarlığı yapmıştı ve zaten kestik:)
Son görüştüğüm kişilerden birisi, sorunlu iletişimi olan kişiyle çalışmamı istiyordu ısrarla, zira kendi üzerinde çok çalışmış, benden önce çalıştığı koç, danışman ve terapistler de kendisiyle çalışılması gerektiğini düşündüğü için, onları başarısız bulduğunu söylemişti.
Konuşma ve sorgulama sırasında yaşadığı sıkıntıların mimarının bilinçsiz bir sebeple kendisi olduğu sonucuna vardık(!), ancak yine de koçluğun kendisi ile değil, diğer kişiyle yapılmasını istediğini, çünkü kendisinden çok yorulduğunu, sıkıldığını söylüyordu sık sık.
Bugünkü bir çalışmada ise; iş ortaklarının yaklaşımlarından ve adeta kendisinin hevesini, cesaretini kırma çabalarından konuştuk bir dostumla. Artık onlarla pek bir paylaşım istemiyordu, "herkes kendi işini yapsın, yeterli" hallerindeydi yani... Ama diğer taraftan, işleri de iletişim üzerine kurulu:)
Adımlarını büyüterek gelişmek ve vazgeçmek arasında sürüncemeye giren bir süreçteydi yani.
Ancak ikisinde de, hatta daha fazlasında da sabit olan birşeyler vardı.
Mesela bu dostumun iş arkadaşıyla yaşadığı problem, yakın bir arkadaşı ve patronuyla da yaşadığı bir problemdi, sevgilisiyle de babasıyla da... Babasının, dedesiyle vaktiyle yaşadığı problemlerin tam tersiydi belki, ancak benzer kaynaklardı problemleri, zira tam tersi(!) 
İlk örnekte ise danışanımın çocuğuyla ilgili şikayeti, kocasında da başka şekilde gösteriyordu kendisi. Sorgularken babasından da aynı konuda sıkıntıları çektiğini ve enteresandır (!) ilk kocasından da... Sorgularken ve kendi hayatını yorumlatırken annesinin de babasıyla yaşadığı sıkıntıları hatırlamıştı; sanki "hık" demiş aynı/benzer burunlardan düşmüştü bu sorunlar:)
Ancak burada "benim sorunum değil" veya "sorun sende/sensin" mantığının bizleri bugüne getirdiğini düşünecek olursak, aynı eylemlerin aynı sonuçlar doğurmasına dair ilahi kanuna varmaz mıyız?!?!
Eylemin öncesinde yatan düşüncede küçük bir değişiklik yaparak, "bu sorunda benim de payım olabilir mi?" gibi bir sorgu, bizi biraz daha etkili çabalara, eylemlere yöneltebilir belki:)
Zira dostumda ulaşılan sonuç buydu ve kendisine teşekkürle biten bir sohbet oldu.