At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçısı, kriz çözücü ve insan
zihin haritalama eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihin haritalama eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2012 Perşembe
Zihin, zihin dediğin nedir gülüm, o çözüm yaratmadıkça...
Daha önce zihin haritalama tekniğini duymuş, okumuş, seminerlerine gitmiş ya da NLP eğitimlerinde 15 dakikalığına işlemiş kişilere sorduğumda, genel bir cevap alıyorum: Zihin haritalama denince akla basit konuları alt birkaç başlıkta ele almak geliyor...
Oysa zihnimizde neler basit dallanmalardan ibaret ki?
Madem “uzmanlık alanım zihin” diye ahkam kesiyorum, altını doldumalıyım dedim ve zihin haritalamayı geliştirdikçe geliştirdim birçok kişinin bildiği üzere: yaratıcılığı besleyen, hafızayı geliştiren, sıradışı çözümler kurgulatacak şekilde...
Koçluk seanslarımda da uygulamaya başlayınca, daha da gelişti zaten.
Geçen gün ise sanırım kalfalık eserimi verdim:
İnternetten tanıdığım, tarım sektöründen önce bir girişimci; Tülin Akın, bir konuda destek talep etti. Bir sunumlarını zihin haritalama becerileriyle, daha zengin ve etkileyici gerçekleştirmek istemişlerdi. Söz konusu büyük bir projeydi ve bir süredir çözülemeyen birkaç handikap vardı, mümkünse bunlara da çözüm düşünülecekti bilahare.
Önce zihin haritalama üzerine eğitim tadında keyifli bir giriş yaptık, ardına da başarılı ve sıra dışı bir ekip koçluğu seansı başladı.
Eğitimlerimde bol bol uygulama yaptırıyorum, ancak bu sefer buharı üstünde tüten bir sıkıntı söz konusu olduğu için, zihin haritalama uygulamasını da bu sıkıntı üzerinden yürüttük ve gülümseten bir sonuç yakaladık.
Gizlilik gereği detayları ve nihai zihin haritasını gösteremeyeceğim ama Tülin Hanım’ın Facebook duvarımda da paylaştığı referans yorumunu aynen aktarıyorum:
Bu sabah başka bir firmanın yöneticisi ile birlikte aldığımız zihin haritalama eğitimi ile yepyeni bir bakış açısı kazandık. Biri dünya devi, biri Türkiye deki en büyük holdinglerinden biri ile yaptığımız; 3 milyon kişinin hayatına dokunacak projede aksayan bacak olarak tespit ettiğimiz yerin doğru yer olmadığı asıl sorunun başka bir yerde olduğu ve hangi yöntemlerle çözülebileceği konusunda fikirler oluşturduk ve aksiyon planımızla huzur ve heyecan içinde yeni bir iş haftasına başlayacağız. Teşekkürler Mustafa Emin Palaz.
Tülin Akın - Tarımsal Pazarlama Eğitim Yayıncılık Danışmanlık Ltd. Genel Müdürü Tarimsalpazarlama.com Kurucusu
Bu referans ve reklamımdan çıkarsamanızı beklediğim esas nokta; en çıkılmaz sokaklarda bile hem çözümler vardır hem de fırsatlar…
Sadece uygun şekilde oraya bakmamız (zihinimizi gözlememiz) gerekiyor.
Web sitemdeki domates başlığına göz attınız mı? http://mustep.com/domates.html
Etiketler:
domates,
kişisel gelişim eğitimleri,
koçluk,
mustafa emin palaz,
mustep,
saçmalamak,
tarımsal pazarlama,
tülin akın,
yaşam koçluğu,
zihin,
zihin haritalama,
zihin haritalama eğitimi
29 Temmuz 2012 Pazar
Einstein'a Doğru Bursa'da Bir Adım
Einstein'ın beyni, ölümünden sonra incelenmek üzere hala saklanıyor, biliyor muydunuz?
Daha körpecik çocukken okuduğum bir makalede, beyninin normal bir insandan kat be kat daha yoğun olduğu yazıyordu. Böylece beyin kapasitesi çok daha gelişmiş oluyordu ve bu bir yetenek sanılıyordu.
Oysa zaman içinde bilişsel psikolojinin itibar kazanmasıyla konuya bakış değişti; bunun bir yetenek değil, beceri olduğu çıktı ortaya, özetle, beyin kapasitemizi geliştirebiliyoruz.
Çünkü Albert Beyin yaptığı şey, bilgileri, anıları, olguları, formülleri, kavramları değişik açılardan ele almak ve farklı bağlar kurmak. Böylece yeni bilgiler de edinerek beyin kapasitesini daha da artırabilmişti.
Peki bu, sadece ilahi bir ekibin bildiği ilahi bir sır mı?
Tabi ki hayır.
Zihnin çalışma sistemini incelediğimiz zihin haritalama teknikleri ve bazı bilimler ve özellikle bizzat yürüttüğüm psikolojik deneylerle oluşturduğum konsepti eğitim halinde sunuyorum, İlham Işıması Eğitimi.
İnovasyonel Düşünme Becerileri mantığında geliştirdiğim bu eğitimi, talep üzerine yine Bursa'da sunma imkanım olacak.
Ayrıca hafıza becerilerinden, uzun makaleleri not edebilmeye ve aylar sonra bile kolayca hatırlayabilmeye imkan veren, özellikle beyan üzerine çalışan insanlar için (psikolog, koç, avukat, doktor, öğrenci, sekreter, stratejik danışman vb) geliştirdiğim Üzenginin Yolculuğu isimli eğitimi de yine sunacağım.
4-5 Ağustos için Gülseren Karabulut Hanım'la iletişime geçebilirsiniz.
532 418 25 16 ve gulkozgen@ttmail.com üzerinden
veya www.nasildahaiyiyaparim.com üzerinden bilgi alabilirsiniz.
www.mustep.blogspot.com üzerinden de bu konuyla ilgili daha önce yaptığım bazı blog paylaşımlarını okuyabilirsiniz.
8 Temmuz 2012 Pazar
Davetlisiniz: Zihninizi Geliştireceksiniz!
Sıcak günlerde ferahlatan bir merhaba;
Farklı bakış açılarıyla esneyebilmek, ne kazandırır size?
Belki kişisel bir sorununuzu aşabilirsiniz, belki de bir inovasyon projesinde liderlik edersiniz... İşinizde, özelinizde, hayallerinizde ilham, yenilikçilik, yaratıcılık, inovasyonel düşünme becerileri ilgi alanınızdaysa, buyurun ! :)
Yenilikçi düşünme becerileri ve zihnin çalışma yapısını modellediğimiz İLHAM IŞIMASI Eğitimi hakkında bilginiz var mı? www.mustep.com/ilhamisimasi.hmtl linkinde bilgi bulacaksınız.
Bakmalısınız çünkü;
Herhangi bir kişisel gelişim eğitimi almamış olsanız da zihniniz çalışıyor değil mi?
Peki ya zihnin çalışma süreçlerini tanısanız, istemediğiniz zihinsel durumları hızlıca tespit edip, sorunlara hızla ÇÖZÜMLER YARATSANIZ...
Karşılaştığınız sıkıntıları FIRSATa çevirmek istiyorsanız,
Çalışanlarınızın uyum, performans ve vizyonlarını açmalarını bekliyorsanız,
Alışkanlıkları, psikolojik sorunları ÇÖZÜMe kavuşturmak istiyorsanız...
İlham Işıması eğitimine davet ediyoruz sizi.
Peki nedir bu İlham Işıması?
Zihin haritalama tekniğinin geliştirilmiş versiyonları, zihnin çalışma stili, İnovasyonel Düşünme Becerileri, yaratıcılık, yenilikçilik, farklı perspektifler geliştirebilme becerileri ve zihniniz üzerine çok daha fazlası...
Beyin ve düşünce yapılarını ele alan Bilişsel Psikoloji üzerine çalışan, Eğitmenimiz Mustafa Emin Palaz aktaracak.
15 Temmuz'da Derin Performans (Kadıköy, İstanbul) çatısında, 13:00-19:00 saatlerindeki eğitimimize katılım için Tamer Akın ile iletişime geçebilirsiniz:
0216 445 08 veya tamer@tamerakin.com
Etkinliğin Facebook sayfası: https://www.facebook.com/events/126655977474955/
Yaratıcılığınızdan hafızanıza birçok zihinsel gelişim sağlayan diğer eğitim programlarımız için web sitemize göz atın!
Keyifli günler diliyoruz.
mustep gelişim hizmetleri Ekibi
http://nasildahaiyiyaparim.com/
Farklı bakış açılarıyla esneyebilmek, ne kazandırır size?
Belki kişisel bir sorununuzu aşabilirsiniz, belki de bir inovasyon projesinde liderlik edersiniz... İşinizde, özelinizde, hayallerinizde ilham, yenilikçilik, yaratıcılık, inovasyonel düşünme becerileri ilgi alanınızdaysa, buyurun ! :)
Yenilikçi düşünme becerileri ve zihnin çalışma yapısını modellediğimiz İLHAM IŞIMASI Eğitimi hakkında bilginiz var mı? www.mustep.com/ilhamisimasi.hmtl linkinde bilgi bulacaksınız.
Bakmalısınız çünkü;
Herhangi bir kişisel gelişim eğitimi almamış olsanız da zihniniz çalışıyor değil mi?
Peki ya zihnin çalışma süreçlerini tanısanız, istemediğiniz zihinsel durumları hızlıca tespit edip, sorunlara hızla ÇÖZÜMLER YARATSANIZ...
Karşılaştığınız sıkıntıları FIRSATa çevirmek istiyorsanız,
Çalışanlarınızın uyum, performans ve vizyonlarını açmalarını bekliyorsanız,
Alışkanlıkları, psikolojik sorunları ÇÖZÜMe kavuşturmak istiyorsanız...
İlham Işıması eğitimine davet ediyoruz sizi.
Peki nedir bu İlham Işıması?
Zihin haritalama tekniğinin geliştirilmiş versiyonları, zihnin çalışma stili, İnovasyonel Düşünme Becerileri, yaratıcılık, yenilikçilik, farklı perspektifler geliştirebilme becerileri ve zihniniz üzerine çok daha fazlası...
Beyin ve düşünce yapılarını ele alan Bilişsel Psikoloji üzerine çalışan, Eğitmenimiz Mustafa Emin Palaz aktaracak.
15 Temmuz'da Derin Performans (Kadıköy, İstanbul) çatısında, 13:00-19:00 saatlerindeki eğitimimize katılım için Tamer Akın ile iletişime geçebilirsiniz:
0216 445 08 veya tamer@tamerakin.com
Etkinliğin Facebook sayfası: https://www.facebook.com/events/126655977474955/
Yaratıcılığınızdan hafızanıza birçok zihinsel gelişim sağlayan diğer eğitim programlarımız için web sitemize göz atın!
Keyifli günler diliyoruz.
mustep gelişim hizmetleri Ekibi
http://nasildahaiyiyaparim.com/
Daha detaylı bilgi ve sunduğumuz çözümleri, cozum@mustep.com adresinden öğrenebilirsiniz.
15 Haziran 2012 Cuma
Perspektif Geliştirmek Ne Kazandırır Ki?
Farklı bakış açılarına esneyebilmek, ne kazandırır bizlere?
Dilersek işimizde dilersek evimizde, ilişkilerimizde yepyeni bakış açıları, çözümler de getirmez mi?
Belki aşamadığımız bir kişisel sorun, belki de bir inovasyon projesi...
Uzatmayayım, yenilikçi düşünme becerileri ve zihnin çalışma yapısını modellediğim İLHAM IŞIMASI Eğitiminden bahsetmek istedim.
Haziran Ayındaki son eğitimim olacak :)
İlham, yenilikçilik, yaratıcılık, inovasyonel düşünme becerileri ilgi alanınızdaysa, buyurun ! :)
Herhangi bir kişisel gelişim eğitimi almamış olsanız da zihniniz çalışıyor değil mi?
Peki ya zihnin çalışma süreçlerini tanısanız, istemediğiniz zihinsel durumları hızlıca tespit edip, sorunlara hızla ÇÖZÜMLER YARATSANIZ...
Karşılaştığınız sıkıntıları FIRSATa çevirmek istiyorsanız,
Çalışanlarınızın uyum, performans ve vizyonlarını açmalarını bekliyorsanız,
Alışkanlıkları, psikolojik sorunları ÇÖZÜMe kavuşturmak istiyorsanız...
İlham Işıması eğitimine davet ediyorum sizi.
Temel olarak zihin haritalama teknikleri, geliştirilmiş besleyici uygulamalar, NLP, bol sorgu ve hayata dair bir çok konunun işlendiği ilham ışıması eğitimi, 24 Haziran'da Jüpiter Danışma çatısında olacağız.
Etkinlik sayfası https://www.facebook.com/events/470930692921289/
Mustafa Emin Palaz
P Bu mesajı yazdırmadan önce lütfen çevreyi düşününüz
12 Nisan 2012 Perşembe
Başlık bulamadım, "just mustep" nasıl olurdu? :)
Bu yazı farklı olacak :)
Çok ukala şeyler okuyabilirsiniz, çok mazlum şeyler de okuyabilirsiniz ama uzun süredir içimde dolaşan düşünce kasırgalarını paylaşmak istedim.
O yüzden önerim önce şu videoyu da başlatmanız ve keyifli bir şekilde okumanız. Klibi izlemeyebilirsiniz, müzik fonda çalsın kafi derim.
Ne işlerle uğraştığımı merak eden arkadaşlara da hitap edecek, son zamanlarımı nasıl değerlendirdiğimi de özetleyecek, gelişim yolculuğumdaki hata ve adımlarımı itiraf tadında birşeyler yazasım geldi.
Outliers (Çizgidışı Başarılar diye dilimize kazandırıldı) kitabında başarılı bir iş için uzmanlık alanının belirlenmesi gerektiği ve bu konuda 10.000 saat mesai ihtiyacından bahsedilir. Kitabı okumayan bir çok kişi bile duydu bu meşhur 10.000 saati. Ben kendi uzmanlık alanıma baktığımda, neyde bu kadar vakit harcadım diye, 13.000 saate yakın mesai ile zihin çıktı karşıma. Beni tanıyanlar abartmadığımı biliyor, çocukluğumdan beri akademisini pratiğini araştırdığım bir kavram benim için.
Daha da derinleşmek istediğim için birçok deney yaptığımı ve koçluğumu geliştirdiğimi bilmeyen kalmadı. Zihin yönetimi, zeka gelişimi, yaratıcılık ve inovasyonel düşünme becerilerinde artık sensei gibi hissediyorum kendimi ama...
Ama mutlu muydum? Tatmin var mıydı hayatımda? Hayır.Hayatıma keyif getirmem gerektiğini düşündüğüm sırada koçluk aldım bir dostumdan ve beni motive edecek şekilde geri bildirimlerde bulundu.
Zihnimde doz aşımı olmuştu. Bana nasılsın diye sorulsa mesela, nasılım, neye göre öyle düşünüyorum, bu düşünce eski anılarımdan mı tetikleniyor. Acaba nasılsın sorusunu özel bir tınıda sorsak karşı tarafa hoş anılar tetikleyebilir miyiz, böylece sadece hal hatır sorarak bile karşımızdaki kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayabilir miydik… Ama hala cevap vermiyorum nasıl olduğuma dair…
Neyse, tatil moduna aldım hemen kendimi. Üzerine çalıştığım konuları derledim ve rafa kaldırdım. Keyfe bakmaya çalıştım, kendimle dalga geçtim, bilgimle, bildiklerimle…
Zihin haritalama tekniğinin ileri versiyonlarını oluşturarak çok daha iyi bir yapıya getirdim ve övünerek diyebilirim ki bu konuda daha iyisini görmedim. Bunda sıkıcı geçen kurumsal bir eğitim tecrübemin de etkisi yüksek. Zihin performansını geliştirmek, soyutötesi algılar ve çok boyutlu düşünme becerileri, yenilikçi perspektifler konularında “hah” diyordum kendime. Artık bu konuda daha odaklı ve tatminkar bir eğitim mantığına girdim. Biraz uzun olduğu için web siteme davet etmek daha uygun olur. Yenilikçi düşünme odağında, not alıp aktarma odağında ve bilgilerimizi kişisel gelişim için hayatımıza entegre edebilme-işleyebilme odağında ayrı ve özel eğitimler oluşturdum. Web sitemde domates başlığında görebilirsiniz.
Yaşam koçluğunda, bilişsel psikoloji deneyimlerim sayesinde çok tatmin edici noktalara varabiliyordum. Eş zamanlı şekilde ilgi alanım olan psikanaliz ve psikoterapiden daha çok yararlanmaya başladım. Düşüncelerin bilincimizi tetikleyici gücünü kitaplarda bahsettiğinden öte bizzat gözlem ve müdahale ile kilo kontrolünde %100 başarı oranım var. Evet, bugüne kadar kiminle kaç kilo hedef koyulduysa o süre zarfında o kilo verildi. Egzersize, karbonhidrata, bilmediğim şeylere girmeden, sadece koçluk ile zihinsel süreçler sayesinde… Diyet koçu olmayışıma rağmen bu başarım artık tatmin etmiyordu ve kendi revize ettiğim metotlarla iç hastalık tedavisi çalışmalarına başlamıştım. Olumlamalar bende çok işe yaramıyor, zihnim ona duvarlar örüyor, ama mantıksal çözülmeler sayesinde her şeyi işleyebiliyordum. İlk sonuçları karaciger, gırtlak ve bağırsak sorunlarında aldım. Hatta hastane çatısında uygulama örneklerinin eli kulağında.
Girişimlerin, işletmelerin psikolojik altyapısını işleyerek sürdürülebilirliklerini sağlayan bir hizmetim var, girişimci koçluğu! Ben bu hizmeti ilk kurguladığımda, (canım bahsetmek istedi) girişimci danışmanlığı ile yaşam koçluğunu harmanlamıştım. Ancak kulağa hoş geldiği için ve sektördaşlarım herşeyin yanına koçluğu sıkıştırdığı için Google’da 90.000 sonuç çıkıyordu ve o günlerde ne aralarında ben vardım ne de bir ürün bulabilmiştim, sadece vitrin süsü. Bugün bu aramalarda sonuç sayısı çok daha yukarılarda ve ilk sırada ben, ikinci sırada ise naçizane sunumum var. Hiçbir Google yatırımı yapmayışıma rağmen sadece bilgi paylaşımı ve bilinirlik sayesinde oldu ve gurur kaynaklarımdan diyebilirim. İnovasyon girişimciliği mantığında ilerliyordu. Başka yerlerde, beyin merkezindeki amigdalanın, dopamin üzerinde ne işe yaradığı anlatılırken (kim ne için kullanıyor amigdalayı?), ben noropsikolojinin endüstriyel ve örgütsel psikolojiyle desteklenen sonuçları üzerine araştırmalar yapıyordum, bu da girişimci koçluğu bilgilerimi besliyordu haliyle. Ama bu konuda ben gençlere, akramlarıma yoğunlaştıkça yetişkinlerden talep geliyordu ve bu da odak kaçırmama sebep oluyordu. Bir ara bu konuyu tekrar ele alabilirim.
Madem girişimciliğe değindim, sektörümüzdeki pis rekabetten sıyrılmak için yürüttüğüm iş birlikçi rekabet meyvesini vermeye başladı. Açayım, klasik işhayatında ezici bir rekabet vardır ya, birbirinin gözüne baka baka tu-kaka derler diğeri için. Ama kişisel gelişim sektöründe, herkes 50 sefer nirvanaya çıktığı için öyle değil! Çocukluğumdan beri çevrem sektördaşlarımla çevrili olduğu için sık sık gözlerdim, birbirine cicim derken arkadan konuşmaları… Hele ki beden dilini artık çok iyi okuyabildiğim için midir, arkamdan da konuşulmadığını fark ettim, bizzat o an yalan söyleniyordu zaman zaman. İnsanlık hali. Ama ben etiklerimle yürümek istediğim için içerleyici, işbirlikçi rekabeti getirmeye çalışıyordum. Ortada ekmek varsa birlikte yiyelim, başkasına da ilham oluruz diye. Kazan-kazan (sen kazan ben kazanayım) piyasaya girmeye çalışırken, sosyal liderler kazan-kazan-kazan (sen, ben, çevre kazanalım) demeye çalışırken, ben 4lü kazan demeye çalışıyordum, zamana yayılan bir ilham da ekleyerek. Çok kişi dalga geçti, dostlarım dahil. Ama dün kuru ekmeğimi alanlar, bugün köfte sandviçlerle gelmeye başladı, teşekkür ediyorum hepinize varlığınız için.
Böceklerde bilinç konusundaki ilerlemelerim de keyifliydi. En büyük kazanımım iyi-kötü ayrımları, risk aldıkları haller, karar süreçleri… Evet, böcekler de düşünebiliyor. En büyük kazanım ise zerafetin dişiye ait oluşunun ispatı olmaları. Peygamberdevelerine aşkımı herkes biliyor zaten, özellikle dişilerine. İleride evlenecek olursam öyle bir eş ararım, zeki, stratejik, seksi, sıradışı, elinden her iş gelen, tarif edilemeyen bir kutsallığı barındıran… Hemen aşağıda bir peygamberdevesi (mantis) tutarken ben...
Evimde gezinen Alman Hamamböceği de hoş yaratık, özellikle biri gıcık diğeri seksi gelmeye başladı gözüme. Araştırdım, zarif olan, parlak renkleri barındıran ve inceledikçe hayran bıraktıran versiyonu, dişi olanıymış. Sonra merak sardı diğer canlılara baktım, her zarif olanı dişi olanı. Kadın, dişi, zarif, naif… Keyifli ve sıradışı çalışmalar gibi görülebilir, ama çok zamanımı alıyordu ve dürüst olayım, biraz işlevsizdi.
Dergi ve elektronik dergilerdeki yazılarıma hiç girmesem olur mu? Kaba bir özetle, yazdıkça yazı talepleri aldığım bir zamandı. Yönetişimden kişisel gelişime, stres ile başetmekten sosyal projelere, hatta birinde rica üzerine bir uluslararası tarım projesi hakkında dahi birşeyler yazmıştım. O yazılar sayesinde bazı arkadaşlara cevap verme imkanım olmuş, teşekkür mesajları almak süper bir duyguydu. İnsanın takipçilerinin olması, içinde sakladığı mesih kompleksini (şaka yapıyorum, seminerlerimde dürüstçe itiraf ediyorum :) ))) büyütüyordu.
Ve daha bir sürü şey :)
Uzakdoğu öğretileri üzerine hoş bir derleme kitap vardı, çocukken okumuştum. Suavi Kendiroğlu’nun, Görünmez Hedef 50 Savaş Hikayesi adında. Yol Yayınları olmalı. Tavsiye ederim. 5 yıllık hobim olan Japon kılıç sanatı iaido’ya o zaman onun sayesinde merak sarmıştım. Kitaptaki bazı öykülerde bahsettiğine göre, en ileri kuşak siyah kuşak değilmiş, beyaz kuşakmış. Çok hoş bir de öyküsü vardı, ama kaç yıl geçti, hatırlayamıyorum şimdi. Özetle ama, insan cahil bir şekilde başlarmış sanatına. Bilgisindeki boşluktan ötürü beyazmış kuşağı. Zamanla düşe kalka öğrenirmiş ve düştükçe kalktıkça o kuşak tozlanır, kararırmış ve siyah olurmuş. Siyah kuşak olunca “bilir”miş. Ama iş şimdi başlarmış. O bilgilerinden sıyrılması gerekirmiş, onları unutması ve kendini aklaması gerekirmiş, daha çok çalışırmış, düşermiş, kalkarmış. Düştükçe kalktıkça o siyah kuşağın rengi atarmış, beyazlarmış. Bilgiyi özümsemiş olurmuş.
Benim de beyazlaşma vaktimin geldiğini gördüm. Olmadım, öğrenmem gereken daha çok şey var, ama bir yandan beyazlaşma vakti de gösteriyor kendisini.
Bilgi en önemli şey derdim, ondandır belki de, çocukluğumdan beri, bulunduğum ortamda en çok şey bilen hep ben olmuştum maalesef (neden maalesef dediğimi, dışlanmışlıklardan tahmin ediyorsunuzdur). Ama artık UMURUMDA DEĞİL. Eskiden bir şey için “bilmiyorum” diyemezdim, bilmiyorsam bile bildiklerimden yola çıkarak doğruyu, en kötü ihtimalle doğruya en yakın bilgiyi kurgulayabiliyordum. Şimdi umurumda değil! :)
Pranik şifa eğitmenim Amir, ileri düzey bir meditasyon eğitiminde söyledi, “taç çakranızı ne kadar çalıştırırsanız çalıştırın, kalp çakranız onunla eşleşmiyorsa yol alamazsınız”. Sevgili profesyonel arkadaşlarım, çakralar, şifa gibi konulara iş dünyasının nasıl baktığını biliyorum:) Kurum çatısında tu-kaka, kahve sohbetlerindeyse “ya ben de inanıyorum böyle şeylere de nasıl olacak bilmiyorum, benim hanım geçen bir kitap okumuş” demekten sıkılmadınız mı? Yakında Aşk İle Gelişim adında birşeyle kapınızı çalacağım, ama sonra değineceğim.
Amir’e dönersek, öğüdü açıktı; “Mustafa, ne kadar ilahi amaçların olsa da, duygularını yaşamazsan ne kadar geliştirebilirsin kendini”
Keyfe verdim kendimi, duyguları zihinsel süreçlerimde özümsemektense yaşamaya çalıştım. Ve bir sihir oldu, ben keyif almaya başladım yaşamdan.
Sadece gözlem, bilgi, zihin, strateji gibi vauv dedirten süreçlerden sıyrılıp, bizzat yaşamak.
Hergünümden keyif almaya başladım. Çalışamadım o günlerde, ama kendimi çok iyi hissediyordum. Dinlendi aklım da ruhum da bedenim de benliğim de…
Bizzat yaşamak derken, abim Timur’la (Timur Tiryaki) uzun bir zaman önce konuşuyorduk ve ilişkilerimizdeki aksaklıkların paralelliğinden bahsediyorduk. Galiba bizim aşk yolumuz halk tabiriyle ilahi aşktan başka bir yerde olmayacak diye düşünürken, kısa süre sonrasında Timur süper bir aşka yelken açtı. Gözleri ışıl ışıldı baktığınızda. Abim adına o kadar sevinçliydim ki, bende de umut olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Flört mevzularına çok kötü bir ilk aşk deneyiminden ötürü çok geç başladım ve sonrasında akranlarımla açığımı kapatmıştım. Ama saçımın dökülmesi, hayatımın stresi derken kabuğuma çekilmiştim. Sadece deneyler yapıyordum kadınlar üzerinde. Etkinliklerde hedefler koyup, misal “ben hiç pas vermeyeceğim ama benimle en az 3 kez konuşmaya çalışacak” veya ben masanın diğer ucunda olsam bile yanımdaki sandalyeye oturacak ve benimle işim hakkında konuşmaya konu açacak gibi şeyler sürüp, bunları beden dili ve çeşitli şekillerde uyguluyordum. Sonra da kızımızla görüşmeden, telefonlaşmadan oradan ayrılıyordum. Çünkü zaten bir kadından hoşlanmam en fazla 2 gün sürüyordu. Birinde bir kadına heyecan duyduğum için daha da heyecanlanmıştım ve garip motivasyonlarla o heyecanımı bir daha görüşmeye sakladım, ama 1 ay içinde o da sönmüştü.
Ama keyif o kadar yayıldı ki hayatıma, herşey keyiflendirmeye başladı.
Yaklaşık 7 aydır sürdürdüğüm küfür orucum, dilimi çok daha temizlemiş, haliyle gönlümü de temizlemişti. Çok küfreden birisi değilim, ama Yunus Emre’nin dergahında eğriliğe yer olmadığı için ateşin de doğru yanmasını istemesi, bu amaçla da her taşıdığı odunun düzgün olmasından esinlenmiştim. Ben de sözleriyle fayda sağlayan birisi olduğuma göre, ağzımdan nahoş bir şey çıkmayacak demiştim ve hiç küfretmeme kararı almıştım. Ben söylemeyeceğim deyince, ağzıma sık sık gelir olmuştu, ama son durum nedir? Geçen gece yağmur çoktu. Kanyon’dan çıktım ve yanımdan bir taksi geçti, hız kesmediği için yerdeki su ile yıkadı beni. “Ah be dostum” diye geçti aklımdan, normalde neler geçebilirdi siz tahmin edin kendi deneyimlerinizden. Biraz yol kat etmişim sanırım. Peki bununla mı kaldı dil temizlemek? Yaratıcılığı ve stratejiyi, zekayı geliştiren, en büyük zevk kaynaklarımdan yalanı çıkardım hayatımdan. Küfürsüzlükte birkaç ay geçtikten sonra onu da istemiyorum dedim. İşte burada zorlanıyorum. Duruma göre çok iyi yalan söyleyen birisiyken hiç yalansız konuşmaya başlamak, zorladı biraz. Basit yalanlarla bazı aksilikleri aşabilecekken, durup bir saniye nefes alıp daha sakin bir şekilde ifade etme üzerine geliştim bu sayede.
Bu durumlara en çok sevinen kişi ise kız arkadaşım.
Evet bu deneylerden gözlemlerden sıyrıldım ve birisine gitti gönlüm, hatta AŞIK OLDUM.
Ama bunu sona sakladım.
Çünkü keyifli tweetler atıyorum ve insanlar bunu aşka mal ediyorlar. Doğru, aşk çok keyifli bir duygu.
Ama keyfime keyif katıyor sevdiğim, değilse sadece aşk değil beni keyiflendiren.
BEN ÖNCE KEYİFLENDİM, HAYATIMI ŞENLENDİRDİM, SONRA O BU ŞENLİĞE KATILDI VE DAHA DA ŞENLENDİRDİ.
Gelişimimi sürdürüyorum, yolumu biliyor, hatırlıyorum. Kör bir şekilde aşık değilim dostlar.
Duyguları hissetmek, karnımdaki kelebekleri, damarlarımda gezen dalgaları fark etmek ve bunun için benliğime odaklanmak… Bir dostum bunu özetliyor; “Kula olan aşkın simyasını gözlemleyebiliyorsan HALKTAN HAK'KA bir menzil içerisinde bir kemalata yön almış görünüyorsun”
Kalp çakram da fırıl fırıl, taç çakram da…
Gönlüm de ferah aklım da.
Ve işin şimdi başladığını fark ettim. NE SEVİNDİRİCİ!
Zamanında bir kadına gitmişti gönlüm, yıllardır hayalini kurduğum gibiydi ve çok derin aşk hissetmiştim. Eğer o aşk ise geçmiş pek de önemli değildi, geçmiş aşk ise ona hissettiklerim mükemmel olmalıydı. O günlerde diyalektik felsefeyi bildiğim kadarıyla uyarlamaya çalışıyordum. “Tanrı mükemmeldir, O hem vardır hem yoktur, O varlığın ve yokluğun uyumudur”. Ben de bu kadına körleşmek istemiyorum, aşkımı yüceltmek istiyorum ve mükemmelleştirmek istiyorum demiştim. Varlığına aşıksam, yokluğuna da aşık olmalıyım demiştim ve yollarımızı ayırmıştık. Bugün? Yaşamadığım hazzı adamdan saymıyorum artık :) Çünkü bilmek değil, yaşamak önemli olan.
Cinayet filmlerinde katil beni öldürecek olsa öncesinde bir saniye açıklasın bana, kimdir, nedendir, neden öldürmek ister, bir haz duyuyor mu, anlatsın, öyle öldürsün derdim. Şimdi? Doya doya yaşıyorum :)
Bu sırada noldu? Biraz da ona değineceğim.
İşlerim açıldı enteresan şekilde. Zamanında çaylak muamelesi yapan arkadaşlar birlikte çalışmak istemeye başladılar, eskiden zaman ayıramayanlar şimdi randevu vermeye başladılar, zamanında izlediğim kurumlar davet etmeye başladılar… Bunlar olumsuzların olumlulaşması. Bir de daha samimi arkadaşlarım olmaya başladı, daha içten, daha üretken, daha şeffaf, daha keyifli.
Blog yazılarımı paylaşan mailler, beni bizzat tanımamasına rağmen benimle koçluk yapması için arkadaşına baskı yapan takipçiler, TESADÜF sanılan süper karşılaşmalar…
Şimdi bu süreçlerin daha makro ele alındığı, bireysel ve grup uygulamalarla hayatımızı zenginleştirdiği, AŞK İLE GELİŞİM başlığında bir eğitim hazırlığındayım. Eğitim de demesem aslında daha iyi, deneyim paylaşımı.
Yazı uzun oldu, yazılabilecek şey çok... Yeter sanırım.
Kendinizi gözleyin ama.
Bu değişimler şahsıma münhasır değil. Arkadaşlarımda da görüyorum, durağan işler yoluna girmeye başlamış, sıkıcı ilişkiler elden geçmiş... Birkaç arkadaşım evlenme kararı aldı, gözleri ışıl ışıl, birkaçı süper ilişkilere başladı. Hem ilişkileri hem işleri açılanlar var...
Madem aşk diyorum, birlikteliklerden bahsediyorum bitişi de buna göre yapayım.
Her dinlediğimde ayrı bir haz aldığım şu şarkıya bir kulak verin, hem tınıya hem sözlerine.
AŞK ile
Yaşam koçu, eğitmen, gözlemci, yazar, öğrenci, girişimci koçu, girişimci, konuşmacı…
Sallayın bunu
İnsan
Mustafa Emin Palaz
Not: bu yazıyı baştan sona okuduysanız eğer tebrikler, 4 sayfa. Bu ilgi karşılıksız kalmasın, yorumunuzu mail atın lütfen, etkilendiyseniz en çok etkilendiğiniz noktayı paylaşın. Bir de buraya yorum yazarsanız blogum biraz daha canlı gözükebilir. Ben de ilginize karşılık dilediğiniz bir hizmetimde %75 hediye vereyim. Malumunuz para bilincimi denkleştirmek için ücretsiz bir hizmet vermiyorum :) cozum@mustep.com
Çok ukala şeyler okuyabilirsiniz, çok mazlum şeyler de okuyabilirsiniz ama uzun süredir içimde dolaşan düşünce kasırgalarını paylaşmak istedim.
O yüzden önerim önce şu videoyu da başlatmanız ve keyifli bir şekilde okumanız. Klibi izlemeyebilirsiniz, müzik fonda çalsın kafi derim.
Ne işlerle uğraştığımı merak eden arkadaşlara da hitap edecek, son zamanlarımı nasıl değerlendirdiğimi de özetleyecek, gelişim yolculuğumdaki hata ve adımlarımı itiraf tadında birşeyler yazasım geldi.
Outliers (Çizgidışı Başarılar diye dilimize kazandırıldı) kitabında başarılı bir iş için uzmanlık alanının belirlenmesi gerektiği ve bu konuda 10.000 saat mesai ihtiyacından bahsedilir. Kitabı okumayan bir çok kişi bile duydu bu meşhur 10.000 saati. Ben kendi uzmanlık alanıma baktığımda, neyde bu kadar vakit harcadım diye, 13.000 saate yakın mesai ile zihin çıktı karşıma. Beni tanıyanlar abartmadığımı biliyor, çocukluğumdan beri akademisini pratiğini araştırdığım bir kavram benim için.
Daha da derinleşmek istediğim için birçok deney yaptığımı ve koçluğumu geliştirdiğimi bilmeyen kalmadı. Zihin yönetimi, zeka gelişimi, yaratıcılık ve inovasyonel düşünme becerilerinde artık sensei gibi hissediyorum kendimi ama...
Ama mutlu muydum? Tatmin var mıydı hayatımda? Hayır.Hayatıma keyif getirmem gerektiğini düşündüğüm sırada koçluk aldım bir dostumdan ve beni motive edecek şekilde geri bildirimlerde bulundu.
Zihnimde doz aşımı olmuştu. Bana nasılsın diye sorulsa mesela, nasılım, neye göre öyle düşünüyorum, bu düşünce eski anılarımdan mı tetikleniyor. Acaba nasılsın sorusunu özel bir tınıda sorsak karşı tarafa hoş anılar tetikleyebilir miyiz, böylece sadece hal hatır sorarak bile karşımızdaki kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayabilir miydik… Ama hala cevap vermiyorum nasıl olduğuma dair…
Neyse, tatil moduna aldım hemen kendimi. Üzerine çalıştığım konuları derledim ve rafa kaldırdım. Keyfe bakmaya çalıştım, kendimle dalga geçtim, bilgimle, bildiklerimle…
Zihin haritalama tekniğinin ileri versiyonlarını oluşturarak çok daha iyi bir yapıya getirdim ve övünerek diyebilirim ki bu konuda daha iyisini görmedim. Bunda sıkıcı geçen kurumsal bir eğitim tecrübemin de etkisi yüksek. Zihin performansını geliştirmek, soyutötesi algılar ve çok boyutlu düşünme becerileri, yenilikçi perspektifler konularında “hah” diyordum kendime. Artık bu konuda daha odaklı ve tatminkar bir eğitim mantığına girdim. Biraz uzun olduğu için web siteme davet etmek daha uygun olur. Yenilikçi düşünme odağında, not alıp aktarma odağında ve bilgilerimizi kişisel gelişim için hayatımıza entegre edebilme-işleyebilme odağında ayrı ve özel eğitimler oluşturdum. Web sitemde domates başlığında görebilirsiniz.
Yaşam koçluğunda, bilişsel psikoloji deneyimlerim sayesinde çok tatmin edici noktalara varabiliyordum. Eş zamanlı şekilde ilgi alanım olan psikanaliz ve psikoterapiden daha çok yararlanmaya başladım. Düşüncelerin bilincimizi tetikleyici gücünü kitaplarda bahsettiğinden öte bizzat gözlem ve müdahale ile kilo kontrolünde %100 başarı oranım var. Evet, bugüne kadar kiminle kaç kilo hedef koyulduysa o süre zarfında o kilo verildi. Egzersize, karbonhidrata, bilmediğim şeylere girmeden, sadece koçluk ile zihinsel süreçler sayesinde… Diyet koçu olmayışıma rağmen bu başarım artık tatmin etmiyordu ve kendi revize ettiğim metotlarla iç hastalık tedavisi çalışmalarına başlamıştım. Olumlamalar bende çok işe yaramıyor, zihnim ona duvarlar örüyor, ama mantıksal çözülmeler sayesinde her şeyi işleyebiliyordum. İlk sonuçları karaciger, gırtlak ve bağırsak sorunlarında aldım. Hatta hastane çatısında uygulama örneklerinin eli kulağında.
Girişimlerin, işletmelerin psikolojik altyapısını işleyerek sürdürülebilirliklerini sağlayan bir hizmetim var, girişimci koçluğu! Ben bu hizmeti ilk kurguladığımda, (canım bahsetmek istedi) girişimci danışmanlığı ile yaşam koçluğunu harmanlamıştım. Ancak kulağa hoş geldiği için ve sektördaşlarım herşeyin yanına koçluğu sıkıştırdığı için Google’da 90.000 sonuç çıkıyordu ve o günlerde ne aralarında ben vardım ne de bir ürün bulabilmiştim, sadece vitrin süsü. Bugün bu aramalarda sonuç sayısı çok daha yukarılarda ve ilk sırada ben, ikinci sırada ise naçizane sunumum var. Hiçbir Google yatırımı yapmayışıma rağmen sadece bilgi paylaşımı ve bilinirlik sayesinde oldu ve gurur kaynaklarımdan diyebilirim. İnovasyon girişimciliği mantığında ilerliyordu. Başka yerlerde, beyin merkezindeki amigdalanın, dopamin üzerinde ne işe yaradığı anlatılırken (kim ne için kullanıyor amigdalayı?), ben noropsikolojinin endüstriyel ve örgütsel psikolojiyle desteklenen sonuçları üzerine araştırmalar yapıyordum, bu da girişimci koçluğu bilgilerimi besliyordu haliyle. Ama bu konuda ben gençlere, akramlarıma yoğunlaştıkça yetişkinlerden talep geliyordu ve bu da odak kaçırmama sebep oluyordu. Bir ara bu konuyu tekrar ele alabilirim.
Madem girişimciliğe değindim, sektörümüzdeki pis rekabetten sıyrılmak için yürüttüğüm iş birlikçi rekabet meyvesini vermeye başladı. Açayım, klasik işhayatında ezici bir rekabet vardır ya, birbirinin gözüne baka baka tu-kaka derler diğeri için. Ama kişisel gelişim sektöründe, herkes 50 sefer nirvanaya çıktığı için öyle değil! Çocukluğumdan beri çevrem sektördaşlarımla çevrili olduğu için sık sık gözlerdim, birbirine cicim derken arkadan konuşmaları… Hele ki beden dilini artık çok iyi okuyabildiğim için midir, arkamdan da konuşulmadığını fark ettim, bizzat o an yalan söyleniyordu zaman zaman. İnsanlık hali. Ama ben etiklerimle yürümek istediğim için içerleyici, işbirlikçi rekabeti getirmeye çalışıyordum. Ortada ekmek varsa birlikte yiyelim, başkasına da ilham oluruz diye. Kazan-kazan (sen kazan ben kazanayım) piyasaya girmeye çalışırken, sosyal liderler kazan-kazan-kazan (sen, ben, çevre kazanalım) demeye çalışırken, ben 4lü kazan demeye çalışıyordum, zamana yayılan bir ilham da ekleyerek. Çok kişi dalga geçti, dostlarım dahil. Ama dün kuru ekmeğimi alanlar, bugün köfte sandviçlerle gelmeye başladı, teşekkür ediyorum hepinize varlığınız için.
Böceklerde bilinç konusundaki ilerlemelerim de keyifliydi. En büyük kazanımım iyi-kötü ayrımları, risk aldıkları haller, karar süreçleri… Evet, böcekler de düşünebiliyor. En büyük kazanım ise zerafetin dişiye ait oluşunun ispatı olmaları. Peygamberdevelerine aşkımı herkes biliyor zaten, özellikle dişilerine. İleride evlenecek olursam öyle bir eş ararım, zeki, stratejik, seksi, sıradışı, elinden her iş gelen, tarif edilemeyen bir kutsallığı barındıran… Hemen aşağıda bir peygamberdevesi (mantis) tutarken ben...
Evimde gezinen Alman Hamamböceği de hoş yaratık, özellikle biri gıcık diğeri seksi gelmeye başladı gözüme. Araştırdım, zarif olan, parlak renkleri barındıran ve inceledikçe hayran bıraktıran versiyonu, dişi olanıymış. Sonra merak sardı diğer canlılara baktım, her zarif olanı dişi olanı. Kadın, dişi, zarif, naif… Keyifli ve sıradışı çalışmalar gibi görülebilir, ama çok zamanımı alıyordu ve dürüst olayım, biraz işlevsizdi.
Dergi ve elektronik dergilerdeki yazılarıma hiç girmesem olur mu? Kaba bir özetle, yazdıkça yazı talepleri aldığım bir zamandı. Yönetişimden kişisel gelişime, stres ile başetmekten sosyal projelere, hatta birinde rica üzerine bir uluslararası tarım projesi hakkında dahi birşeyler yazmıştım. O yazılar sayesinde bazı arkadaşlara cevap verme imkanım olmuş, teşekkür mesajları almak süper bir duyguydu. İnsanın takipçilerinin olması, içinde sakladığı mesih kompleksini (şaka yapıyorum, seminerlerimde dürüstçe itiraf ediyorum :) ))) büyütüyordu.
Ve daha bir sürü şey :)
Uzakdoğu öğretileri üzerine hoş bir derleme kitap vardı, çocukken okumuştum. Suavi Kendiroğlu’nun, Görünmez Hedef 50 Savaş Hikayesi adında. Yol Yayınları olmalı. Tavsiye ederim. 5 yıllık hobim olan Japon kılıç sanatı iaido’ya o zaman onun sayesinde merak sarmıştım. Kitaptaki bazı öykülerde bahsettiğine göre, en ileri kuşak siyah kuşak değilmiş, beyaz kuşakmış. Çok hoş bir de öyküsü vardı, ama kaç yıl geçti, hatırlayamıyorum şimdi. Özetle ama, insan cahil bir şekilde başlarmış sanatına. Bilgisindeki boşluktan ötürü beyazmış kuşağı. Zamanla düşe kalka öğrenirmiş ve düştükçe kalktıkça o kuşak tozlanır, kararırmış ve siyah olurmuş. Siyah kuşak olunca “bilir”miş. Ama iş şimdi başlarmış. O bilgilerinden sıyrılması gerekirmiş, onları unutması ve kendini aklaması gerekirmiş, daha çok çalışırmış, düşermiş, kalkarmış. Düştükçe kalktıkça o siyah kuşağın rengi atarmış, beyazlarmış. Bilgiyi özümsemiş olurmuş.
Benim de beyazlaşma vaktimin geldiğini gördüm. Olmadım, öğrenmem gereken daha çok şey var, ama bir yandan beyazlaşma vakti de gösteriyor kendisini.
Bilgi en önemli şey derdim, ondandır belki de, çocukluğumdan beri, bulunduğum ortamda en çok şey bilen hep ben olmuştum maalesef (neden maalesef dediğimi, dışlanmışlıklardan tahmin ediyorsunuzdur). Ama artık UMURUMDA DEĞİL. Eskiden bir şey için “bilmiyorum” diyemezdim, bilmiyorsam bile bildiklerimden yola çıkarak doğruyu, en kötü ihtimalle doğruya en yakın bilgiyi kurgulayabiliyordum. Şimdi umurumda değil! :)
Pranik şifa eğitmenim Amir, ileri düzey bir meditasyon eğitiminde söyledi, “taç çakranızı ne kadar çalıştırırsanız çalıştırın, kalp çakranız onunla eşleşmiyorsa yol alamazsınız”. Sevgili profesyonel arkadaşlarım, çakralar, şifa gibi konulara iş dünyasının nasıl baktığını biliyorum:) Kurum çatısında tu-kaka, kahve sohbetlerindeyse “ya ben de inanıyorum böyle şeylere de nasıl olacak bilmiyorum, benim hanım geçen bir kitap okumuş” demekten sıkılmadınız mı? Yakında Aşk İle Gelişim adında birşeyle kapınızı çalacağım, ama sonra değineceğim.
Amir’e dönersek, öğüdü açıktı; “Mustafa, ne kadar ilahi amaçların olsa da, duygularını yaşamazsan ne kadar geliştirebilirsin kendini”
Keyfe verdim kendimi, duyguları zihinsel süreçlerimde özümsemektense yaşamaya çalıştım. Ve bir sihir oldu, ben keyif almaya başladım yaşamdan.
Sadece gözlem, bilgi, zihin, strateji gibi vauv dedirten süreçlerden sıyrılıp, bizzat yaşamak.
Hergünümden keyif almaya başladım. Çalışamadım o günlerde, ama kendimi çok iyi hissediyordum. Dinlendi aklım da ruhum da bedenim de benliğim de…
Bizzat yaşamak derken, abim Timur’la (Timur Tiryaki) uzun bir zaman önce konuşuyorduk ve ilişkilerimizdeki aksaklıkların paralelliğinden bahsediyorduk. Galiba bizim aşk yolumuz halk tabiriyle ilahi aşktan başka bir yerde olmayacak diye düşünürken, kısa süre sonrasında Timur süper bir aşka yelken açtı. Gözleri ışıl ışıldı baktığınızda. Abim adına o kadar sevinçliydim ki, bende de umut olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Flört mevzularına çok kötü bir ilk aşk deneyiminden ötürü çok geç başladım ve sonrasında akranlarımla açığımı kapatmıştım. Ama saçımın dökülmesi, hayatımın stresi derken kabuğuma çekilmiştim. Sadece deneyler yapıyordum kadınlar üzerinde. Etkinliklerde hedefler koyup, misal “ben hiç pas vermeyeceğim ama benimle en az 3 kez konuşmaya çalışacak” veya ben masanın diğer ucunda olsam bile yanımdaki sandalyeye oturacak ve benimle işim hakkında konuşmaya konu açacak gibi şeyler sürüp, bunları beden dili ve çeşitli şekillerde uyguluyordum. Sonra da kızımızla görüşmeden, telefonlaşmadan oradan ayrılıyordum. Çünkü zaten bir kadından hoşlanmam en fazla 2 gün sürüyordu. Birinde bir kadına heyecan duyduğum için daha da heyecanlanmıştım ve garip motivasyonlarla o heyecanımı bir daha görüşmeye sakladım, ama 1 ay içinde o da sönmüştü.
Ama keyif o kadar yayıldı ki hayatıma, herşey keyiflendirmeye başladı.
Yaklaşık 7 aydır sürdürdüğüm küfür orucum, dilimi çok daha temizlemiş, haliyle gönlümü de temizlemişti. Çok küfreden birisi değilim, ama Yunus Emre’nin dergahında eğriliğe yer olmadığı için ateşin de doğru yanmasını istemesi, bu amaçla da her taşıdığı odunun düzgün olmasından esinlenmiştim. Ben de sözleriyle fayda sağlayan birisi olduğuma göre, ağzımdan nahoş bir şey çıkmayacak demiştim ve hiç küfretmeme kararı almıştım. Ben söylemeyeceğim deyince, ağzıma sık sık gelir olmuştu, ama son durum nedir? Geçen gece yağmur çoktu. Kanyon’dan çıktım ve yanımdan bir taksi geçti, hız kesmediği için yerdeki su ile yıkadı beni. “Ah be dostum” diye geçti aklımdan, normalde neler geçebilirdi siz tahmin edin kendi deneyimlerinizden. Biraz yol kat etmişim sanırım. Peki bununla mı kaldı dil temizlemek? Yaratıcılığı ve stratejiyi, zekayı geliştiren, en büyük zevk kaynaklarımdan yalanı çıkardım hayatımdan. Küfürsüzlükte birkaç ay geçtikten sonra onu da istemiyorum dedim. İşte burada zorlanıyorum. Duruma göre çok iyi yalan söyleyen birisiyken hiç yalansız konuşmaya başlamak, zorladı biraz. Basit yalanlarla bazı aksilikleri aşabilecekken, durup bir saniye nefes alıp daha sakin bir şekilde ifade etme üzerine geliştim bu sayede.
Bu durumlara en çok sevinen kişi ise kız arkadaşım.
Evet bu deneylerden gözlemlerden sıyrıldım ve birisine gitti gönlüm, hatta AŞIK OLDUM.
Ama bunu sona sakladım.
Çünkü keyifli tweetler atıyorum ve insanlar bunu aşka mal ediyorlar. Doğru, aşk çok keyifli bir duygu.
Ama keyfime keyif katıyor sevdiğim, değilse sadece aşk değil beni keyiflendiren.
BEN ÖNCE KEYİFLENDİM, HAYATIMI ŞENLENDİRDİM, SONRA O BU ŞENLİĞE KATILDI VE DAHA DA ŞENLENDİRDİ.
Gelişimimi sürdürüyorum, yolumu biliyor, hatırlıyorum. Kör bir şekilde aşık değilim dostlar.
Duyguları hissetmek, karnımdaki kelebekleri, damarlarımda gezen dalgaları fark etmek ve bunun için benliğime odaklanmak… Bir dostum bunu özetliyor; “Kula olan aşkın simyasını gözlemleyebiliyorsan HALKTAN HAK'KA bir menzil içerisinde bir kemalata yön almış görünüyorsun”
Kalp çakram da fırıl fırıl, taç çakram da…
Gönlüm de ferah aklım da.
Ve işin şimdi başladığını fark ettim. NE SEVİNDİRİCİ!
Zamanında bir kadına gitmişti gönlüm, yıllardır hayalini kurduğum gibiydi ve çok derin aşk hissetmiştim. Eğer o aşk ise geçmiş pek de önemli değildi, geçmiş aşk ise ona hissettiklerim mükemmel olmalıydı. O günlerde diyalektik felsefeyi bildiğim kadarıyla uyarlamaya çalışıyordum. “Tanrı mükemmeldir, O hem vardır hem yoktur, O varlığın ve yokluğun uyumudur”. Ben de bu kadına körleşmek istemiyorum, aşkımı yüceltmek istiyorum ve mükemmelleştirmek istiyorum demiştim. Varlığına aşıksam, yokluğuna da aşık olmalıyım demiştim ve yollarımızı ayırmıştık. Bugün? Yaşamadığım hazzı adamdan saymıyorum artık :) Çünkü bilmek değil, yaşamak önemli olan.
Cinayet filmlerinde katil beni öldürecek olsa öncesinde bir saniye açıklasın bana, kimdir, nedendir, neden öldürmek ister, bir haz duyuyor mu, anlatsın, öyle öldürsün derdim. Şimdi? Doya doya yaşıyorum :)
Bu sırada noldu? Biraz da ona değineceğim.
İşlerim açıldı enteresan şekilde. Zamanında çaylak muamelesi yapan arkadaşlar birlikte çalışmak istemeye başladılar, eskiden zaman ayıramayanlar şimdi randevu vermeye başladılar, zamanında izlediğim kurumlar davet etmeye başladılar… Bunlar olumsuzların olumlulaşması. Bir de daha samimi arkadaşlarım olmaya başladı, daha içten, daha üretken, daha şeffaf, daha keyifli.
Blog yazılarımı paylaşan mailler, beni bizzat tanımamasına rağmen benimle koçluk yapması için arkadaşına baskı yapan takipçiler, TESADÜF sanılan süper karşılaşmalar…
Şimdi bu süreçlerin daha makro ele alındığı, bireysel ve grup uygulamalarla hayatımızı zenginleştirdiği, AŞK İLE GELİŞİM başlığında bir eğitim hazırlığındayım. Eğitim de demesem aslında daha iyi, deneyim paylaşımı.
Yazı uzun oldu, yazılabilecek şey çok... Yeter sanırım.
Kendinizi gözleyin ama.
Bu değişimler şahsıma münhasır değil. Arkadaşlarımda da görüyorum, durağan işler yoluna girmeye başlamış, sıkıcı ilişkiler elden geçmiş... Birkaç arkadaşım evlenme kararı aldı, gözleri ışıl ışıl, birkaçı süper ilişkilere başladı. Hem ilişkileri hem işleri açılanlar var...
Madem aşk diyorum, birlikteliklerden bahsediyorum bitişi de buna göre yapayım.
Her dinlediğimde ayrı bir haz aldığım şu şarkıya bir kulak verin, hem tınıya hem sözlerine.
AŞK ile
Yaşam koçu, eğitmen, gözlemci, yazar, öğrenci, girişimci koçu, girişimci, konuşmacı…
Sallayın bunu
İnsan
Mustafa Emin Palaz
Not: bu yazıyı baştan sona okuduysanız eğer tebrikler, 4 sayfa. Bu ilgi karşılıksız kalmasın, yorumunuzu mail atın lütfen, etkilendiyseniz en çok etkilendiğiniz noktayı paylaşın. Bir de buraya yorum yazarsanız blogum biraz daha canlı gözükebilir. Ben de ilginize karşılık dilediğiniz bir hizmetimde %75 hediye vereyim. Malumunuz para bilincimi denkleştirmek için ücretsiz bir hizmet vermiyorum :) cozum@mustep.com
31 Mart 2012 Cumartesi
Domatesin Fırsatı
Doğa ana, nimetlerinden domatesi de reyonumuza getirdi. Bir hatırlatma yapalım:
Web sitemizde (Nasıl Daha İyi Yaparım.com), kuruluş amacımızı özetleyen nohut başlığında, özgün tekniklerimizle sunduğumuz yaşam koçluğunu paylaşıyoruz.
İktisadi değeri olan ve beyne de çok yararlı karnabahar başlığında, gurur kaynağımız olan girişimci koçluğunu paylaşıyoruz.
Öğretilerde bilginin imgesi olan elma başlığında da eğitimlerimizi sergiliyorduk.
Uzmanı olduğumuz zihin ve zihnin çalışma modellemesi olan zihin haritalama konusunda ise bir revizyona gitme kararı aldık, adını da domates koyduk: http://mustep.com/domates.html
Bilseniz de bilmeseniz de sonsuz faydası var domatesin, birçok işlevi var metabolizmamız için. Zihin de aynı değil mi? Farkında olmasanız da o, sizin için çalışıyor. Farkında olarak işlerseniz pekala? Nasıl ki domatesin salçası, püresi, sotesi, turşusu, kurusu vs söz konusu ise, zihniniz de size bir sürü farklı nimet sunabilecek.
O sebeple madem bu konuda çok iyiyiz, farklı versiyonları paylaşmaya karar verdik.
Zihin haritalama adında, bilinen klasik zihin haritalama metodunun geliştirilmiş halini, 10-12 saat süren eğitimimizi talep halinde yine sunuyoruz.
Ancak artık 3 başlıkta, ayrı ayrı organizasyonlar yapacağız.
Böylece en az 2 kat daha keyifli, en az 3 kat daha verimli bir eğitim modülüne eriştik.
Detayları ilgili linklerde bulabileceksiniz.
İlham Işıması: http://mustep.com/ilhamisimasi.html
Üzenginin Yolculuğu: http://mustep.com/uzengininyolculugu.html
Bir Ben: http://mustep.com/birben.html
Ve bir fırsat: zihin haritalama tekniğinin, çeşitli yaklaşımlarla çok daha ileri boyutlara taşındığı teknikleri, uzmanlık alanı zihin olan eğitmenlerden almaya ne dersiniz? Yeni modüllerin pilot uygulamaları için, 3 Nisan gün sonuna kadar iletişime geçen kurumlara çok cazip indirimler sunacağız.
cozum@mustep.com
3 Mart 2012 Cumartesi
Zihin Haritalama üzerine bir soru-bir cevap
Merhaba,
Mail, facebook gibi yollarla bana iletilen soruları zaman zaman burada da paylaşmayı düşündüm.
Umarım işinize yarayacaktır.
İşte en son gelen soru:
"selam mustafa bey bir örnek soracaktım size: Hücre, canlının canlılık özelliklerini taşıyan, yapı ve görev bakımından en küçük parçasıdır. Hücreye göze de denilebilir. Atomların molekülleri, moleküllerin makromolekülleri, makromoleküllerin makromoleküler yapıları oluşturmasıyla, dokuların en küçük yapı taşları olan ve yaşamın tüm özelliklerini sergileyen hücreler oluşmaktadır. Genel olarak tüm hücreler temelde aynı yapıya sahiptirler. Fakat bulundukları dokuya ve dolayısıyla fonksiyonlara bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler. bunu zihin haritalarından faydalanarak şöle yapıyoruz demi her cümleden bir kelime seçip sayfanın ortasına hücre yazarak dallanmaları yapıyoruz fakat bu dallanmaları birbirine bağlamıyoruz değil mi? teşekkürler"
Mustafa Emin Palaz
selamlar,
Güzel soru. Burada açıkçası ideal bir yol olduğunu sanmıyorum. Hem internette incelediklerim hem de eğitimlerimde katılımcılardan gözlediklerimden bazıları, bu kelimeleri ayrı ayrı ele alıyorlar. Basit bir özetle, saat 1 istikametinden başlayarak saat yönünde atom, molekül, makromolekül, yapı, doku şeklinde olabilir. ama ne için yapıyoruz bu haritayı? eğer hücre hakkında bildiklerimizse, bir dalda eşanlamlılarını, bir dalda yapıtaşı oluşunu, bir başka dalda oluşumunu belirtme taraftarıyım ben ve bu saat gibi açılımı da üçüncü dalda yapabiliriz.
haritada belli olan 2 şey var; birincisi ve en önemlisi, o haritanın yapılış amacı, ikincisi sizin tarzınız
özellikle ülkemizde bu konuda hazırlanan örnekler, belki de sadece benim gözleyebildiklerim, çok kısa konulardı, basit...
dolayısıyla her şey için ayrı dal açmak yerinde.
ancak eğer proje yöneitmi gibi birşeyde kullanıyorsanız veya benim yaptığım gibi 188 sayfalık bir kitabın anlaşılır bir özetini çıkarıyorsanız, biraz daha taktiksel gitmenizde fayda var...
yaptığınız haritalardan tarayıp yollarsanız mailime, göz atabilirim
daha önce de vermişimdir sanırım mailimi, tazeleme olsun
cozum@mustep.com
http://mustep.com/zihinharitasi.html
Mail, facebook gibi yollarla bana iletilen soruları zaman zaman burada da paylaşmayı düşündüm.
Umarım işinize yarayacaktır.
İşte en son gelen soru:
"selam mustafa bey bir örnek soracaktım size: Hücre, canlının canlılık özelliklerini taşıyan, yapı ve görev bakımından en küçük parçasıdır. Hücreye göze de denilebilir. Atomların molekülleri, moleküllerin makromolekülleri, makromoleküllerin makromoleküler yapıları oluşturmasıyla, dokuların en küçük yapı taşları olan ve yaşamın tüm özelliklerini sergileyen hücreler oluşmaktadır. Genel olarak tüm hücreler temelde aynı yapıya sahiptirler. Fakat bulundukları dokuya ve dolayısıyla fonksiyonlara bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler. bunu zihin haritalarından faydalanarak şöle yapıyoruz demi her cümleden bir kelime seçip sayfanın ortasına hücre yazarak dallanmaları yapıyoruz fakat bu dallanmaları birbirine bağlamıyoruz değil mi? teşekkürler"
Mustafa Emin Palaz
selamlar,
Güzel soru. Burada açıkçası ideal bir yol olduğunu sanmıyorum. Hem internette incelediklerim hem de eğitimlerimde katılımcılardan gözlediklerimden bazıları, bu kelimeleri ayrı ayrı ele alıyorlar. Basit bir özetle, saat 1 istikametinden başlayarak saat yönünde atom, molekül, makromolekül, yapı, doku şeklinde olabilir. ama ne için yapıyoruz bu haritayı? eğer hücre hakkında bildiklerimizse, bir dalda eşanlamlılarını, bir dalda yapıtaşı oluşunu, bir başka dalda oluşumunu belirtme taraftarıyım ben ve bu saat gibi açılımı da üçüncü dalda yapabiliriz.
haritada belli olan 2 şey var; birincisi ve en önemlisi, o haritanın yapılış amacı, ikincisi sizin tarzınız
özellikle ülkemizde bu konuda hazırlanan örnekler, belki de sadece benim gözleyebildiklerim, çok kısa konulardı, basit...
dolayısıyla her şey için ayrı dal açmak yerinde.
ancak eğer proje yöneitmi gibi birşeyde kullanıyorsanız veya benim yaptığım gibi 188 sayfalık bir kitabın anlaşılır bir özetini çıkarıyorsanız, biraz daha taktiksel gitmenizde fayda var...
yaptığınız haritalardan tarayıp yollarsanız mailime, göz atabilirim
daha önce de vermişimdir sanırım mailimi, tazeleme olsun
cozum@mustep.com
http://mustep.com/zihinharitasi.html
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Ağaca isim kazıyanlar vardı ya...
"Sözlerden daha etkilidir görseller. Zihin haritaları da bu konuda yardımcı olabilecek en etkili tekniktir."
Siz de toplantı ve notlarınızda daha kolay, daha etkili ifadeler istemez misiniz?
Hem not tutmak,
Hem anlatmak,
Hem toplantı yürütmek,
Hem yazmak için
en etkili yoldur Zihin Haritalama.
kısa bir sunuma göz atmak isterseniz tıklayın
Facebook etkinliğim için; http://www.facebook.com/event.php?eid=144183642337202
Bir blog paylaşımı için ise http://mustep.blogspot.com/2011/07/zihin-haritalama-egitiminde-ne-yapyoruz.html
Siz de toplantı ve notlarınızda daha kolay, daha etkili ifadeler istemez misiniz?
Hem not tutmak,
Hem anlatmak,
Hem toplantı yürütmek,
Hem yazmak için
en etkili yoldur Zihin Haritalama.
kısa bir sunuma göz atmak isterseniz tıklayın
Facebook etkinliğim için; http://www.facebook.com/event.php?eid=144183642337202
Bir blog paylaşımı için ise http://mustep.blogspot.com/2011/07/zihin-haritalama-egitiminde-ne-yapyoruz.html
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Zihin Haritalama Eğitiminde Ne Yapıyoruz?
Düşüncelerin görsel ilişkiler sayesinde ifade edilmesidir bu tekniğin özü.
Da Vinci'ye, hatta Aristo'ya uzanır kullanımı. Bilişsel Psikoloji'nin incelediği bu yöntemi, Tony Buzan yaygınlaştırdı.
Mustep Gelişim Hizmetleri ise zaten toplantılarında ve proje çalışmalarında kullandığı bu tekniği daha da geliştirdi ve artık bir eğitim ile sizlerle paylaşıyor.
Böylece verimi, etkinliği ve kullanım alanı daha da artmış oldu.
Ne yapıyoruz?
Düşüncenin yapısı, zihin, hedefler, odaklanabilme, öyküleme becerisi, kuantum, kendini analiz, hayallere dair fırsatlar ve riskleri irdeliyoruz. Bu sayede kararsızlıkları ve engelleri çözüp, olasılıkları avantaja dönüştürüyor ve en önemlisi; düşüncelerimizi eyleme geçirebiliyoruz. En önemli katkı ise alışılanın dışında düşünme becerisi edinmemiz ve bunu geliştirmemiz.
Zaten süreç sonunda kendinizi eylem hazırlıklarında buluyorsunuz, yüzünüzde cesur ve güven dolu bir gülümseme ile birlikte.
Sosyal yaşamda karşılaşılan kafa karışıklığı, kararsızlık, "ne yapabilirim" sorusu gibi genellikle cevapsız kalan sorular için de uygulayabiliriz,
İş hayatında sorun tespiti, çözüm yaklaşımları, inovasyon, karar toplantıları, verim toplantıları gibi alanlarda da başvurabiliriz.
Kabaca listelersek;
Zihin Haritası nedir, ne işe yarar, nerelerde kullanılabilir, nasıl kullanılabilir?
Düşünme biçimleri ve gözden kaçacak kadar basit tüyolarla geliştirebilme yöntemleri eşliğinde Beyin Fırtınası, Not Alma, Toplantı Yürütme ve Zamana Karşı Proje Kurgulama üzerine pratikler yapıyoruz.
İkinci modül ise Zihin Haritası ile Kendine Koçluk Yapabilme Eğitimi:
SWOT'u daha etkin kullanabilmek ve iç destek sistemine değiniyoruz.
SWEET yöntemini paylaşıyoruz (kendimiz kurguladık ve pilot çalışmalar yüksek takdir gördü)
Hikayelendirme becerisi uyguluyoruz.
Eğitim sonunda da hedefsiz arkadaşlarımız hedef belirlemiş oluyor, kendini tanımayan dostlar kendileriyle tanışıyorlar ve en güzeli, gülen gözlerle teşekkür edecek kadar mutlu ayrılıyorlar.
Beyin ve yaratıcılık üzerine odaklanan çeşitli yaklaşımları içeren uygulamalarımız sayesinde beyninizin kabiliyeti ve saklı gücünü açığa çıkardıkça, kendinizle gurur duyacaksınız.
Fikir vermesi açısından, klasik Zihin Haritaları'ndan bir örnek paylaşıyoruz, İleri Düzey Zihin Haritaları için ise, iletişime geçmenizi öneririz.
PDF formatında sunumumuzu incelemek için buraya tıklayarak ilgili dosyayı indirebilirsiniz.
Da Vinci'ye, hatta Aristo'ya uzanır kullanımı. Bilişsel Psikoloji'nin incelediği bu yöntemi, Tony Buzan yaygınlaştırdı.
Mustep Gelişim Hizmetleri ise zaten toplantılarında ve proje çalışmalarında kullandığı bu tekniği daha da geliştirdi ve artık bir eğitim ile sizlerle paylaşıyor.
Böylece verimi, etkinliği ve kullanım alanı daha da artmış oldu.
Ne yapıyoruz?
Düşüncenin yapısı, zihin, hedefler, odaklanabilme, öyküleme becerisi, kuantum, kendini analiz, hayallere dair fırsatlar ve riskleri irdeliyoruz. Bu sayede kararsızlıkları ve engelleri çözüp, olasılıkları avantaja dönüştürüyor ve en önemlisi; düşüncelerimizi eyleme geçirebiliyoruz. En önemli katkı ise alışılanın dışında düşünme becerisi edinmemiz ve bunu geliştirmemiz.
Zaten süreç sonunda kendinizi eylem hazırlıklarında buluyorsunuz, yüzünüzde cesur ve güven dolu bir gülümseme ile birlikte.
Sosyal yaşamda karşılaşılan kafa karışıklığı, kararsızlık, "ne yapabilirim" sorusu gibi genellikle cevapsız kalan sorular için de uygulayabiliriz,
İş hayatında sorun tespiti, çözüm yaklaşımları, inovasyon, karar toplantıları, verim toplantıları gibi alanlarda da başvurabiliriz.
Kabaca listelersek;
Ders notları alırken de kullanabilirsiniz,
Toplantı yürütürken,
Karar alırken,
Herhangi bir fikri projelendirirken,
Fiyat politikası oluştururken,
Tatil programı planlarken,
Yapılacaklar listesi hazırlarken,
Reklam mecralarını araştırırken,
Bir sorunu tespit etmeye çalışırken,
O soruna çözüm ararken,
Bir hayalinizi, somut adımlara dönüştürürken,
Herhangi bir kafa karışıklığı anında kendinizi yoklarken...
5'er saatlik 2 ayrı modülden oluşan eğitimimizin ilk modül konu başlıkları:Zihin Haritası nedir, ne işe yarar, nerelerde kullanılabilir, nasıl kullanılabilir?
Düşünme biçimleri ve gözden kaçacak kadar basit tüyolarla geliştirebilme yöntemleri eşliğinde Beyin Fırtınası, Not Alma, Toplantı Yürütme ve Zamana Karşı Proje Kurgulama üzerine pratikler yapıyoruz.
İkinci modül ise Zihin Haritası ile Kendine Koçluk Yapabilme Eğitimi:
SWOT'u daha etkin kullanabilmek ve iç destek sistemine değiniyoruz.
SWEET yöntemini paylaşıyoruz (kendimiz kurguladık ve pilot çalışmalar yüksek takdir gördü)
Hikayelendirme becerisi uyguluyoruz.
Eğitim sonunda da hedefsiz arkadaşlarımız hedef belirlemiş oluyor, kendini tanımayan dostlar kendileriyle tanışıyorlar ve en güzeli, gülen gözlerle teşekkür edecek kadar mutlu ayrılıyorlar.
Beyin ve yaratıcılık üzerine odaklanan çeşitli yaklaşımları içeren uygulamalarımız sayesinde beyninizin kabiliyeti ve saklı gücünü açığa çıkardıkça, kendinizle gurur duyacaksınız.
Fikir vermesi açısından, klasik Zihin Haritaları'ndan bir örnek paylaşıyoruz, İleri Düzey Zihin Haritaları için ise, iletişime geçmenizi öneririz.
PDF formatında sunumumuzu incelemek için buraya tıklayarak ilgili dosyayı indirebilirsiniz.
Etiketler:
fiyat politikası,
reklam,
tatil programı,
tony buzan,
toplantı,
verim,
verimlilik,
yapılacaklar listesi,
yaratıcılık,
zihin,
zihin haritalama,
zihin haritalama eğitimi,
zihin haritaları
7 Haziran 2011 Salı
Komik denecek kadar basit çözümler
"Bana çözümle gel"
3 yıl önceydi sanırım, çalıştığım şirkette bir hata yapmıştım ve birileri bundan faydalanarak şirketi çok zor bir duruma sokmuştu. Patronum da bana bu cümleyi kullanmıştı. Çünkü yapılabilecek ne varsa denemiştik kurtulmak için ve olmamıştı. Elimiz kolumuz bağlı.
Bir şekilde iç körlükten kurtulmalı ve yepyeni bir şekilde hem adımı hem şirketi temize çıkarmalıydım.
Amerikan kültüründe buna "kutu dışında düşünebilme" diyorlar, sorunları farklı ele almak, farklı çözüm yolları türetebilmek vs...
Ancak klasik metotlar izlenerek kutu dışında düşünemiyoruz.
Bu son olarak, Zihin Haritalama Eğitimi'mi inove ettiğimde başıma geldi.
Zaman kurgusunu kurmuştum, zamana karşı projeler için de uygulanabilmesi için. Ancak zordu, karmaşıktı. Daha basit yapmalıyım, daha basit yapmalıyım...
"Şu olmaz, bu olmaz, bu zor, bu daha önce kullanıldı olmadı,..." resmen bir kutuya girmiştim.
Ancak birden aklıma şu geldi: Zihin haritası yap Mustafa! Sonuçta bu eğitim de bu amaçla değil mi?
Kısa bir zihin haritası ile komik denecek kadar basit bir yol buldum.
Eğitimimin duyurusunu kısmen de olsa paylaştım bazı gruplarda ve birkaç kişiyle.
Dün itibariyle de bitirdik ve bazı gözlemlerimi paylaşmak istedim.
2 gün süren eğitimimizde beyin ve bilgiyi istemli şekilde inceleme becerisinden, zihin haritasının sadece bir kaç pratik ile bile ne denli güçlendirici olabileğini gördük, çünkü aradaki bir haftada bilgiyi özümsemelerini sağladık.
İş ve kişisel gelişim çalışmalarında sıklıkla anılan SWOT'tan daha etkin şekilde yararlanmak ve bunu geliştirip kurguladım SWEET üzerine çalışma yaptık.
Özellikle bu benim için çok önemliydi, çünkü yaygın kabul görmüş bir bilgiyi, işleyerek daha da ileri bir pozisyona getiriyor ve başka kimsenin ele almadığı bir modüle sokuyorum. Açıkçası korku vardı içimde biraz, sadece SWOT'ta mı kalsam diyordum, ama içimdeki ses bunu paylaşmak istedi ve nitekim eğitimin en zevkli kısımlarından biri burası oldu.
Bitirdiğimde aldığım övgüleri paylaşmayacağım, ancak yüzlerindeki gülümseme, tebrik ve teşekkür, bana doğru yerde olduğumun işaretiydi.
Mustafa yerinde rahat duramadı ama. Daha faydalı olmak için eğitimin içeriğini koruyarak daha da gelişmiş bir model haline getirdi.
Eğitimle ilgili buradan bilgi alabilir, aklınıza takılanı sorabilirsiniz.
Sonraki eğitim tarihlerini kurgulamaya çalışıyorum. Sanırım 19 Haziranda Zihin Haritalama ve 26 Haziran'da da kendinize koçluk yapabilecek şekilde kullanabileceğiniz ileri modülünü işleyebileceğiz.
Yazının bir kopyasına ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.
3 yıl önceydi sanırım, çalıştığım şirkette bir hata yapmıştım ve birileri bundan faydalanarak şirketi çok zor bir duruma sokmuştu. Patronum da bana bu cümleyi kullanmıştı. Çünkü yapılabilecek ne varsa denemiştik kurtulmak için ve olmamıştı. Elimiz kolumuz bağlı.
Bir şekilde iç körlükten kurtulmalı ve yepyeni bir şekilde hem adımı hem şirketi temize çıkarmalıydım.
Amerikan kültüründe buna "kutu dışında düşünebilme" diyorlar, sorunları farklı ele almak, farklı çözüm yolları türetebilmek vs...
Ancak klasik metotlar izlenerek kutu dışında düşünemiyoruz.
Bu son olarak, Zihin Haritalama Eğitimi'mi inove ettiğimde başıma geldi.
Zaman kurgusunu kurmuştum, zamana karşı projeler için de uygulanabilmesi için. Ancak zordu, karmaşıktı. Daha basit yapmalıyım, daha basit yapmalıyım...
"Şu olmaz, bu olmaz, bu zor, bu daha önce kullanıldı olmadı,..." resmen bir kutuya girmiştim.
Ancak birden aklıma şu geldi: Zihin haritası yap Mustafa! Sonuçta bu eğitim de bu amaçla değil mi?
Kısa bir zihin haritası ile komik denecek kadar basit bir yol buldum.
Eğitimimin duyurusunu kısmen de olsa paylaştım bazı gruplarda ve birkaç kişiyle.
Dün itibariyle de bitirdik ve bazı gözlemlerimi paylaşmak istedim.
2 gün süren eğitimimizde beyin ve bilgiyi istemli şekilde inceleme becerisinden, zihin haritasının sadece bir kaç pratik ile bile ne denli güçlendirici olabileğini gördük, çünkü aradaki bir haftada bilgiyi özümsemelerini sağladık.
İş ve kişisel gelişim çalışmalarında sıklıkla anılan SWOT'tan daha etkin şekilde yararlanmak ve bunu geliştirip kurguladım SWEET üzerine çalışma yaptık.
Özellikle bu benim için çok önemliydi, çünkü yaygın kabul görmüş bir bilgiyi, işleyerek daha da ileri bir pozisyona getiriyor ve başka kimsenin ele almadığı bir modüle sokuyorum. Açıkçası korku vardı içimde biraz, sadece SWOT'ta mı kalsam diyordum, ama içimdeki ses bunu paylaşmak istedi ve nitekim eğitimin en zevkli kısımlarından biri burası oldu.
Bitirdiğimde aldığım övgüleri paylaşmayacağım, ancak yüzlerindeki gülümseme, tebrik ve teşekkür, bana doğru yerde olduğumun işaretiydi.
Mustafa yerinde rahat duramadı ama. Daha faydalı olmak için eğitimin içeriğini koruyarak daha da gelişmiş bir model haline getirdi.
Eğitimle ilgili buradan bilgi alabilir, aklınıza takılanı sorabilirsiniz.
Sonraki eğitim tarihlerini kurgulamaya çalışıyorum. Sanırım 19 Haziranda Zihin Haritalama ve 26 Haziran'da da kendinize koçluk yapabilecek şekilde kullanabileceğiniz ileri modülünü işleyebileceğiz.
Yazının bir kopyasına ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Giriş[ememiş]imcilik Üzerine

Dün bir dostumla beraberdim. Girişimcilik üzerine bazı çalışmaları vardı ve arzuladığı düzeyden de baya geride görüyordu kendisini.
Belki benim kuracağım gibi sosyal değil iktisadi bir girişim üzerineydi onun fikri, belki hizmet değil sinai bir üretim üzerineydi... Ama bir girişimcilik projesiydi.
Biraz dedikodu yaptık, biraz kendimizden konuştuk...
Ekibine geldi konu biraz da, ekibin motivasyonuna, projelerine, karşılaştıkları ve karşılaşabilecekleri sorunlara...
Açıkçası benim için de yararlı bir görüşme oldu, bilgi ve deneyimlerimi tazeledim.
Ama sık karşılaştığım soru ve sorunlardan olduğu için biraz değinmek istiyorum basit bir özetle:
Para kazanma zamanındaki bu arkadaşlar, bir yerde çalışmak değil, kendi işlerini yapmak istiyorlar. Bunun için çeşitli fikirleri (!) de var.
Ancak iş, yani girişim, belli bir fikir üzerine kurgulanan projenin, finanse edilerek döndürülmesi ve bundan nemalanma, faydalanma yoluyla gelir elde etmek diye özetlenirse, salt fikrin varlığı, tek başına cılız kalmıyor mu?
Projeleri yok. Çünkü yazmamışlar. Burada Alphan Manas'ın sıkça kullandığım bir öğüdü döküldü ağzımdan: "Sen fikrini yazacak kadar ona değer vermezsen, ben neden değer vereyim?"
Küçük bir koçluk sorgulaması yapıldığında, eksiğin motivasyon olduğu açığa çıkıyor. Ama zihin, ah zihin... anlam karmaşalarıyla bizi elinde tutmuyor mu?
İşleyen bir sürecin getirdiği haz ve heyecan olarak bakılabiliyor motivasyona, ama iş yapma güdüsüdür de aynı zamanda. Yani henüz sonuç yokken, bir süre de olmayacakken, hatta biz sorunlarla çevriliyken bile adım atabilmek değil midir motivasyon?
Neyin ne olduğunu karıştırabildiğimiz gibi, kısıtlı bakarak da birçok algımızı körleştirir ve ona göre hareketsiz kılarız kendimizi. Ki genellikle hareketsiz oluşumuzu da bilmeyiz, bir hareket halindeyizdir, ama kısır döngü; git, git, git, git, git, ... Aynı yere gel:)
Peki buradaki kısır döngü? Yoktan yere bir fikir doğmuş, bunun üzerine birileri birilerini ateşlemiş ve birleşmişler. Birşeyler yapmak için plan yapalım denmiş, ... Orada uzun bir es gelmiş. Ortada birşey olmadığı için de "yokluk" olan hale tekrar gelinmiş.
Halk dilindeki gaza gelmek ve motivasyon hissetmek arasındaki fark gibi, gaza gelerek işe başlamış, ama sonra da motivasyonumuz bittiği için bıraktığımızı dile getirmişizdir. Pekala neyle başlamıştık? Gazla mı, motivasyonla mı?
Biraz o, biraz bu derken, sıklıkla da kendisini sorguladık. Ekip arkadaşlarının motivasyonunun olmadığı için miydi fikirlerini hala projelendirememiş oluşları? Yoksa kendisinin lider olarak fikre gereken önemi göstermemesi miydi?
Ekip arkadaşlarımıza durumu mal etmek kadar, güdümüzün kaynağını da sorgulamamız gerekiyorken, acaba dedim, bu gaz-motivasyon karmaşasına bir daha mı değinsek...
Etiketler:
alphan manas,
fikir,
gaz,
girişim,
girişimcilik,
haz,
heyecan,
koçluk,
motivasyon,
proje,
zihin haritalama,
zihin haritalama eğitimi,
zihin haritaları,
zihinzihin
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Şairimiz burada, neopastoral akımlarda, irrelevans diyarlarda yüzmüş... mü acaba:)
Bir süredir internet bağlantımdaki sorun nedeniyle yazamıyordum.
Ufak bir geri dönüş yapalım ve ilk olarak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin Gönüllü Programı'nda dün katıldığım bir geliştirici eğitimden bahsetmek istiyorum.
Hmm, Ülke ve Kültürlerarası Öğrenme Eğitimi isimli bir eğitimdi ve non-formal sistematik üzerine olduğu için içeriğini anlatmak istemiyorum:) Katılmanızı öneririm ve dileyene maille bilgi ulaştırabilirim.
Şimdi eğitimden bahsetmeyeceğim, ancak eğitimden cebimde neyle çıktığımı açmak istiyorum biraz.
Eğitim sırasında bize bir soru sorulmuştu, ardından ise etkinlik yapıldı. Bir çok kişiye saçma gelen, mantığa uymayan, enteresan bir küçük etkinlik ve hemen bitiminde ise bir önceki sorgulamayla ilgili bir küçük çalışma yaptık.
Ben eğitimlere, gönüllüsü olduğum programda biraz daha aktif olmak için katılıyorum, ancak ayrıca non-formal eğitim deneyimimi artırmak için ekstra gözlem niyetimi de saklamıyorum.
Ve eğitimdeki bu düzeni, NLP'de de zihnin girdiği kolcaycı yollardan sapmak için yapılan trans hareketlerine, koçlukta uyguladığımız danışanın ezberlenmiş ifadelerini bozmak için rastgele film anlattırmalarına benzetmiştim.
Uygulamalarımızda kişi, bir konuyu anlatırken seri ve daha önce düşündüğü şeyleri ifade ederek anlatıyorsa, kendisinde oluşturduğu kalıplara giriyor diye düşünüyor ve o an aklından geçenleri kırmak için de rastgele birşey anlattırabiliyoruz, ki bu genelde saçma bir soru sormak ya da konuyu dağıtıcı herhangi başka bir şey:)
Ardından ise, konuya tekrar dönüp, bu kez kontrollü sorular ile ezberleneni değil, hissedileni ifadelendirmeye çalışıyoruz.
Bu, mesleki bir deneyim olduğu için, dünkü uygulamayı da buna benzetmiştim, hatta bize arada yaptırılan etkinlikte, birbirimize omuz çarptırma olayını da, maddi varlıklarımızı kabullendirme gibi bir anlama koymuştum.
Tüm eğitimin sonunda da eğitmenimiz Ferhat'a yanaştım ve bu böyle miydi diye bir teyit sorusu sordum:)
Sadece ekip oluşturmak için yapılan bir eylemmiş:) Alakası yokmuş bahsettiğim şeylerle, ancak benim yüklediğim anlamları paylaşınca çok hoşuna gitti ve bunu dikkate alacaklarını belirtti.
Aklıma da özellikle lisede edebiyat derslerinde yaptığımız yazı tanımlamaları gelmişti... Belki de okuduğumuz yazıların, şiirlerin yazanları, hiç de hocanın bize dayattığı şeyleri düşünmemişti. Oysa biz ne anlamlar yükledik, yüklemeye çalıştık, hatta yüklemeyi yapamadığımız zaman sınavlardan kaldık:)
Hmm, sanırım Tanrı'nın da sadece "ben varım" demesine ve insanlığın da "o zaman sana tapınalım" demesinin altında bu "anlam yüklemecilik" olsa gerek:)
Ufak bir geri dönüş yapalım ve ilk olarak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin Gönüllü Programı'nda dün katıldığım bir geliştirici eğitimden bahsetmek istiyorum.
Hmm, Ülke ve Kültürlerarası Öğrenme Eğitimi isimli bir eğitimdi ve non-formal sistematik üzerine olduğu için içeriğini anlatmak istemiyorum:) Katılmanızı öneririm ve dileyene maille bilgi ulaştırabilirim.
Şimdi eğitimden bahsetmeyeceğim, ancak eğitimden cebimde neyle çıktığımı açmak istiyorum biraz.
Eğitim sırasında bize bir soru sorulmuştu, ardından ise etkinlik yapıldı. Bir çok kişiye saçma gelen, mantığa uymayan, enteresan bir küçük etkinlik ve hemen bitiminde ise bir önceki sorgulamayla ilgili bir küçük çalışma yaptık.
Ben eğitimlere, gönüllüsü olduğum programda biraz daha aktif olmak için katılıyorum, ancak ayrıca non-formal eğitim deneyimimi artırmak için ekstra gözlem niyetimi de saklamıyorum.
Ve eğitimdeki bu düzeni, NLP'de de zihnin girdiği kolcaycı yollardan sapmak için yapılan trans hareketlerine, koçlukta uyguladığımız danışanın ezberlenmiş ifadelerini bozmak için rastgele film anlattırmalarına benzetmiştim.
Uygulamalarımızda kişi, bir konuyu anlatırken seri ve daha önce düşündüğü şeyleri ifade ederek anlatıyorsa, kendisinde oluşturduğu kalıplara giriyor diye düşünüyor ve o an aklından geçenleri kırmak için de rastgele birşey anlattırabiliyoruz, ki bu genelde saçma bir soru sormak ya da konuyu dağıtıcı herhangi başka bir şey:)
Ardından ise, konuya tekrar dönüp, bu kez kontrollü sorular ile ezberleneni değil, hissedileni ifadelendirmeye çalışıyoruz.
Bu, mesleki bir deneyim olduğu için, dünkü uygulamayı da buna benzetmiştim, hatta bize arada yaptırılan etkinlikte, birbirimize omuz çarptırma olayını da, maddi varlıklarımızı kabullendirme gibi bir anlama koymuştum.
Tüm eğitimin sonunda da eğitmenimiz Ferhat'a yanaştım ve bu böyle miydi diye bir teyit sorusu sordum:)
Sadece ekip oluşturmak için yapılan bir eylemmiş:) Alakası yokmuş bahsettiğim şeylerle, ancak benim yüklediğim anlamları paylaşınca çok hoşuna gitti ve bunu dikkate alacaklarını belirtti.
Aklıma da özellikle lisede edebiyat derslerinde yaptığımız yazı tanımlamaları gelmişti... Belki de okuduğumuz yazıların, şiirlerin yazanları, hiç de hocanın bize dayattığı şeyleri düşünmemişti. Oysa biz ne anlamlar yükledik, yüklemeye çalıştık, hatta yüklemeyi yapamadığımız zaman sınavlardan kaldık:)
Hmm, sanırım Tanrı'nın da sadece "ben varım" demesine ve insanlığın da "o zaman sana tapınalım" demesinin altında bu "anlam yüklemecilik" olsa gerek:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






