At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçısı, kriz çözücü ve insan
kişisel gelişim eğitimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim eğitimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2012 Perşembe
Zihin, zihin dediğin nedir gülüm, o çözüm yaratmadıkça...
Daha önce zihin haritalama tekniğini duymuş, okumuş, seminerlerine gitmiş ya da NLP eğitimlerinde 15 dakikalığına işlemiş kişilere sorduğumda, genel bir cevap alıyorum: Zihin haritalama denince akla basit konuları alt birkaç başlıkta ele almak geliyor...
Oysa zihnimizde neler basit dallanmalardan ibaret ki?
Madem “uzmanlık alanım zihin” diye ahkam kesiyorum, altını doldumalıyım dedim ve zihin haritalamayı geliştirdikçe geliştirdim birçok kişinin bildiği üzere: yaratıcılığı besleyen, hafızayı geliştiren, sıradışı çözümler kurgulatacak şekilde...
Koçluk seanslarımda da uygulamaya başlayınca, daha da gelişti zaten.
Geçen gün ise sanırım kalfalık eserimi verdim:
İnternetten tanıdığım, tarım sektöründen önce bir girişimci; Tülin Akın, bir konuda destek talep etti. Bir sunumlarını zihin haritalama becerileriyle, daha zengin ve etkileyici gerçekleştirmek istemişlerdi. Söz konusu büyük bir projeydi ve bir süredir çözülemeyen birkaç handikap vardı, mümkünse bunlara da çözüm düşünülecekti bilahare.
Önce zihin haritalama üzerine eğitim tadında keyifli bir giriş yaptık, ardına da başarılı ve sıra dışı bir ekip koçluğu seansı başladı.
Eğitimlerimde bol bol uygulama yaptırıyorum, ancak bu sefer buharı üstünde tüten bir sıkıntı söz konusu olduğu için, zihin haritalama uygulamasını da bu sıkıntı üzerinden yürüttük ve gülümseten bir sonuç yakaladık.
Gizlilik gereği detayları ve nihai zihin haritasını gösteremeyeceğim ama Tülin Hanım’ın Facebook duvarımda da paylaştığı referans yorumunu aynen aktarıyorum:
Bu sabah başka bir firmanın yöneticisi ile birlikte aldığımız zihin haritalama eğitimi ile yepyeni bir bakış açısı kazandık. Biri dünya devi, biri Türkiye deki en büyük holdinglerinden biri ile yaptığımız; 3 milyon kişinin hayatına dokunacak projede aksayan bacak olarak tespit ettiğimiz yerin doğru yer olmadığı asıl sorunun başka bir yerde olduğu ve hangi yöntemlerle çözülebileceği konusunda fikirler oluşturduk ve aksiyon planımızla huzur ve heyecan içinde yeni bir iş haftasına başlayacağız. Teşekkürler Mustafa Emin Palaz.
Tülin Akın - Tarımsal Pazarlama Eğitim Yayıncılık Danışmanlık Ltd. Genel Müdürü Tarimsalpazarlama.com Kurucusu
Bu referans ve reklamımdan çıkarsamanızı beklediğim esas nokta; en çıkılmaz sokaklarda bile hem çözümler vardır hem de fırsatlar…
Sadece uygun şekilde oraya bakmamız (zihinimizi gözlememiz) gerekiyor.
Web sitemdeki domates başlığına göz attınız mı? http://mustep.com/domates.html
Etiketler:
domates,
kişisel gelişim eğitimleri,
koçluk,
mustafa emin palaz,
mustep,
saçmalamak,
tarımsal pazarlama,
tülin akın,
yaşam koçluğu,
zihin,
zihin haritalama,
zihin haritalama eğitimi
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Kriz Yönetimi De Neymiş, Eğitime Gelmişiz?!?!
Ciddi diyebileceğim ilk seminerim, birkaç yıl önce, İstanbul Erkek Lisesi'ndeydi. Kendine güven konulu, enteresan bir deneyimdi benim için, unutamam sanırım.
Son verdiğim semineri de unutacağımı sanmıyorum.
Geçtiğimiz günlerde bir kişisel gelişim merkezinde seminer programım vardı. Zihin Haritalama Tekniğinin bilinmeyen yönleri ve günlük yaşamdaki faydaları hakkında bir söyleşiydi.
Mekana gittiğimde projeksiyon cihazında bir sıkıntı olduğunu öğrendim.
Laptopumun büyük ekranı, özellikle bu gibi butik eğitimlerde bir nebze çözüm olabiliyor. Uzun bir süredir yanıma almadığım laptopumu ilk kez o gün bir iş yanımda taşıyordum şükür ki.
Ama bir sorun daha çıktı önüme; elektrikler kesik.
Sorun değil, denize düştüğümde sarıldığım küheylanım laptopum var değil mi? Ama bataryası yoktu yanımda, sadece şarj kablolarını getirmişim yanımda.
Tanrım!
Sanki evren "yapma" diyordu ya da "Çözüm Üret Mustafa!"
Hemen bir kriz yönetimi sürecine girdim.
Önce kendimi sakinleştirdim, çözümün sorumluluğunu üstlendim.
Sonra kendini mahcup hisseden ev sahibini sakinleştirdim, olabilir böyle şeyler diye. Sonuçta zaten karşımda çok büyük bir kalabalık yok.
O anda fark ettim ki az sayıda kişiyiz. Küçük grupların samimiyet olasılığı daha yüksektir.
Katılımcı misafirlere kibarca aksilikleri dile getirdim ve tüm bu aksiliklere rağmen, semineri vermek istediğimi söyledim.
İşe yaradı.
Gülümseyen bir yüz, gülümsetir. Gülümseyen kişiler mevcut sorunlara yenisini eklemez, hatta belki çözüm bile getirebilirlerdi benim göremediğim.
Elimdeki imkanlara baktım; seminer içeriği var, benim konuya hakimiyetim var ve "pek bir işime yaramıyor" deyip de atmayı düşündüğüm tabletim var.
İnternet dosyalama sistemi sayesinde indirdiğim sunum dosyamı, cennetten bir meyve sunan periler gibi gösterdi tablet bilgisayarım.
Sunuma geçersek, arada sunumdan bazı hatırlamalar yaparak, bazen de önemli görseller için tabletimi katılımcılar arasında gezdirerek sunumu yapıyordum.
Ta ki...
Hava kararıyor!
Artık Mustafa, inisiyatifin de bitiyor.
İnisiyatif alamadığımız krizlerin çözümüyle ilgili daha önceki çalışmalarımdan deneyimlerime geçecektim ki gerek kalmadı.
Mekan sahibi, mum ışıklarıyla donattı bizi, romantik bir seminer ortamı oldu.
Katılımcılara sorduğumda, o an gayet rahat olduklarını söylediler, hatta biri kararmayı fark etmemiş bile.
Sonunda tüm bu yokluklara rağmen tebrik almak ise egomu da ruhumun da çok okşadı.
Bu da o zorlu ve keyifli geceden, yorgun ama mutlu bir Mustafa Emin Palaz.
O gün yanımda olan ve deneyimimi paylaşan misafirlerim, çok teşekkür ederim.
31 Mart 2012 Cumartesi
Domatesin Fırsatı
Doğa ana, nimetlerinden domatesi de reyonumuza getirdi. Bir hatırlatma yapalım:
Web sitemizde (Nasıl Daha İyi Yaparım.com), kuruluş amacımızı özetleyen nohut başlığında, özgün tekniklerimizle sunduğumuz yaşam koçluğunu paylaşıyoruz.
İktisadi değeri olan ve beyne de çok yararlı karnabahar başlığında, gurur kaynağımız olan girişimci koçluğunu paylaşıyoruz.
Öğretilerde bilginin imgesi olan elma başlığında da eğitimlerimizi sergiliyorduk.
Uzmanı olduğumuz zihin ve zihnin çalışma modellemesi olan zihin haritalama konusunda ise bir revizyona gitme kararı aldık, adını da domates koyduk: http://mustep.com/domates.html
Bilseniz de bilmeseniz de sonsuz faydası var domatesin, birçok işlevi var metabolizmamız için. Zihin de aynı değil mi? Farkında olmasanız da o, sizin için çalışıyor. Farkında olarak işlerseniz pekala? Nasıl ki domatesin salçası, püresi, sotesi, turşusu, kurusu vs söz konusu ise, zihniniz de size bir sürü farklı nimet sunabilecek.
O sebeple madem bu konuda çok iyiyiz, farklı versiyonları paylaşmaya karar verdik.
Zihin haritalama adında, bilinen klasik zihin haritalama metodunun geliştirilmiş halini, 10-12 saat süren eğitimimizi talep halinde yine sunuyoruz.
Ancak artık 3 başlıkta, ayrı ayrı organizasyonlar yapacağız.
Böylece en az 2 kat daha keyifli, en az 3 kat daha verimli bir eğitim modülüne eriştik.
Detayları ilgili linklerde bulabileceksiniz.
İlham Işıması: http://mustep.com/ilhamisimasi.html
Üzenginin Yolculuğu: http://mustep.com/uzengininyolculugu.html
Bir Ben: http://mustep.com/birben.html
Ve bir fırsat: zihin haritalama tekniğinin, çeşitli yaklaşımlarla çok daha ileri boyutlara taşındığı teknikleri, uzmanlık alanı zihin olan eğitmenlerden almaya ne dersiniz? Yeni modüllerin pilot uygulamaları için, 3 Nisan gün sonuna kadar iletişime geçen kurumlara çok cazip indirimler sunacağız.
cozum@mustep.com
3 Mart 2012 Cumartesi
Mart Ayında Kişisel Gelişim
İş yerindeki performansınızı %30 kadar artıran,
Hafızanızda %70 artış sağlayan,
Yaratıcılık, yenilikçilik, beyin gelişimi gibi faydalar sunan,
Ve sıkıcı toplantılara verim getiren Zihin Haritalama Eğitimine 10-11 Mart'ta katılabilirsiniz.
Stres altında olduğunu düşünen arkadaşlar için de bir süredir rafta olan çalışmamı ilk kez bu ay sunmaya karar verdim.
Dilerseniz stresinizi sağaltmaya, dilerseniz onu VERİM GELİŞTİRMEK için kullanabilmenizi sağlayan bir eğitim. 24 Mart'ta ilk modül, 14 Nisan ise ikinci modül olarak sunulacak.
Çalışmalarla ilgili web siteme göz atmaya ne dersiniz?
Etiketler:
inovasyonel,
kişisel gelişim,
kişisel gelişim eğitimleri,
mart ayı,
stres,
stres yönetimi,
stres yönetimi eğitimi,
yenilikçi,
zihin,
zihin haritalama,
zihin haritaları
4 Ekim 2011 Salı
Nasıl Bir Eğitmen Olunmamalı...
Forumlar, fuarlar, seminerler ve eğitimler... Sıklıkla gözlemlerimi paylaşıyorum ve hepsi de olumlu bakış açılarına sahipti.
Ancak geçen gün katıldığım seminerle ilgili olumlu gözlem edinmek için baya uğraştım ve sonunda buldum: Nasıl bir eğitmen olmamam gerektiğine yönelik uygulamalı öğüt almış oldum.
Teşhir ve rencide olmaması için, affınıza sığınarak birçok detayı kapatacağım.
Eğitim gurusu değilim, hatta yolun başındayım. Daha epi topu 2-2,5 sene olmuştur profesyonel eğitmenliğe başlayalı.
Ama birçok eğitmen arkadaşıma gözlemci eğitmen olarak yardımcı oluyorsam, sanırım katma değeri olan bir eğitim gözlem becerim var. Neticede profesyonel bir katılımcıyım.
Kaç eğitime katıldığımı sayamadım. Zaten birçok arkadaşımın eğitmenlik hayalinde, onlara mentorluk yapıyorum.
Eğitim çeşitliliğim ve uyguladığım metotların sıradışı olduğunu birçok kişi de gözlüyor. Çünkü genelde aldığım geri bildirim, hep sürpriz ve tatmin oluyor. Öncelikle genç bir eğitmenle karşılaşmak, ardına da yaşımdan beklenmeyen bilgi ve birikim...
Pardon ya. Ben değildim konu, dinlediğim bu eğitmendi!
Eğitmen arkadaş da seminer sırasında kendine daldı :) Bizler konuyla ilgilenirken, alakasız hayat tecrübelerine girdi, oradan iş deneyimlerine derken kolay kolay da çıkamadı o girdaplardan.
Eğitmenin ballandıra ballandıra anlattığı otobiyografisini dinlemeye değil,
Katılımcı eğitmeni dinlemeye geldi, kendi bildiklerini, eğitmenin anlattıkları ve mümkünse fark ettirdikleriyle harmanlayarak yepyeni bilgilere ulaşmaya ve kendini, işini geliştirmeye...
Bilim, mutlaklığı muğlak, yanlışlanabilir bilgiler yığınıyken ve rasyonalist, ölçümlenebilir şeyler üzerinde yürürken, her gün eski bir bilimsel veri çürütülmüyor mu? En küçük tanecik hardal zerresidir derken, atomla tanıştı insanlık. Sonrasında onun da bölündüğünü gördük. Şimdi o parçacıkların da altında parçacıklar bulunuyor ve hatta o atomaltı parçacıkların altında da parçacıkları tespit çalışmaları yürümüyor mu?
Hal böyleyken soyut ve tamamen göreceli mevzularda bilgi nasıl sabit kalsın ki?
Bildiğim herhangi bir şey için, katılımcının başka bir düşüncesi varsa ve bilgi de bu denli değişkense, eğitimimde neden kör bir şekilde kendi bilgimi savunmaya çalışayım?
KAba bir özetle, seminer sırasında itibar yönetimine geldi konu.
Kendi gözlemleriyle Toyota'nın yaşadığı ürün çekme krizi ve günümüzdeki reklam politikasının hatalı olmasından ötürü, fırsat bulsa Toyota Türkiye yöneticilerine konuşmak istediğini, büyük kurumlardaki reklamcı geçmişinden ötürü bu işi bildiğini ve Toyota'nın reklamlarında prestij kaybettirici, itibar zedeleten reklamlar kullandığını anlattı.
Toyota'nın cirosunda kısa bir düşüşün yaşanması ve ardına güçlenmesi üzerine izlediği politikalardan, bazı eğitmenlerin kriz yönetimi derslerinde bunu örnek olarak paylaştığından vs bahsettim.
Bir savda bulunmuş ve aksi yönde başka bir savla karşılaşmış, ancak ağzından çıkan ilk cümle, "nereden okudun?" Gayet şüpheci ve "bence yanılıyorsun ama..." edasında bir soru öğretti ki; "bilgin yanlış/eksik/hatalı olabilir Mustafa, katılımcılardan daha taze bilgi edinmeye çalış"
Çeşitli makaleler ve sempozyumlarda bahsedilmişti, kriz ve risk yönetimi konusunda özel çalıştığım için zaten merak ettiğim bir konuydu. Ancak tamamen uydurmuş da olabilirdim bu savımı. Kişisel gözlem ve değerlendirmeye dayalı bir olayı, neden daha da muğlaklığa taşıdı? "Egona dikkat et Mustafa" dedim.
O sırada bir katılımcı, "Toyotamı, o kriz döneminde aldım" dedi. Kurumun güvenilir üretim yapısında, hatalı ürünler ve üretim dağıtım bölgesi tespit edilmiş, katılımcı arkadaşın alacağı araba risksizmiş, çünkü o bölgede değilmiş. Arkadaş da bu güvenilir kontrol sisteminden memnun kalmış...
Talihsiz bir andı meslektaşım için. Çünkü egosu, konuyu kotarması yerine "farklı bir müşteri yapınız var" şeklinde daha da garip bir yere götürdü mevzuyu.
Bunun ardına, birçok klişe eğitmen hatası daha vardı; sıklıkla "di mi ama!", "anlatabiliyor muyum" cümlecikleri, "ben hangi kurumlarda çalıştım da buralara geldim" edası, projeksiyonun önünde konuşarak görüntüyü tamamen engellemesi (hatta iletişim bilgilerinin gösterildiğini göremediğim, TAHMİN ETTİĞİM sırada zaten projeksiyonun önünden hiç ayrılmadı)...
Belki destekleyebilirdim eğitim sırasında, ama daha seminerinin ilk başlarında bir katılımcıyla girdiği "benim bildiğim/gözlediğim şey daha doğru" demagojisi soğutmuştu beni.
Ne demiş şair?
Mağrur olma eğitmenim, senden deneyimli katılımcı vardır.
Ancak geçen gün katıldığım seminerle ilgili olumlu gözlem edinmek için baya uğraştım ve sonunda buldum: Nasıl bir eğitmen olmamam gerektiğine yönelik uygulamalı öğüt almış oldum.
Teşhir ve rencide olmaması için, affınıza sığınarak birçok detayı kapatacağım.
Eğitim gurusu değilim, hatta yolun başındayım. Daha epi topu 2-2,5 sene olmuştur profesyonel eğitmenliğe başlayalı.
Ama birçok eğitmen arkadaşıma gözlemci eğitmen olarak yardımcı oluyorsam, sanırım katma değeri olan bir eğitim gözlem becerim var. Neticede profesyonel bir katılımcıyım.
Kaç eğitime katıldığımı sayamadım. Zaten birçok arkadaşımın eğitmenlik hayalinde, onlara mentorluk yapıyorum.
Eğitim çeşitliliğim ve uyguladığım metotların sıradışı olduğunu birçok kişi de gözlüyor. Çünkü genelde aldığım geri bildirim, hep sürpriz ve tatmin oluyor. Öncelikle genç bir eğitmenle karşılaşmak, ardına da yaşımdan beklenmeyen bilgi ve birikim...
Pardon ya. Ben değildim konu, dinlediğim bu eğitmendi!
Eğitmen arkadaş da seminer sırasında kendine daldı :) Bizler konuyla ilgilenirken, alakasız hayat tecrübelerine girdi, oradan iş deneyimlerine derken kolay kolay da çıkamadı o girdaplardan.
Eğitmenin ballandıra ballandıra anlattığı otobiyografisini dinlemeye değil,
Katılımcı eğitmeni dinlemeye geldi, kendi bildiklerini, eğitmenin anlattıkları ve mümkünse fark ettirdikleriyle harmanlayarak yepyeni bilgilere ulaşmaya ve kendini, işini geliştirmeye...
Bilim, mutlaklığı muğlak, yanlışlanabilir bilgiler yığınıyken ve rasyonalist, ölçümlenebilir şeyler üzerinde yürürken, her gün eski bir bilimsel veri çürütülmüyor mu? En küçük tanecik hardal zerresidir derken, atomla tanıştı insanlık. Sonrasında onun da bölündüğünü gördük. Şimdi o parçacıkların da altında parçacıklar bulunuyor ve hatta o atomaltı parçacıkların altında da parçacıkları tespit çalışmaları yürümüyor mu?
Hal böyleyken soyut ve tamamen göreceli mevzularda bilgi nasıl sabit kalsın ki?
Bildiğim herhangi bir şey için, katılımcının başka bir düşüncesi varsa ve bilgi de bu denli değişkense, eğitimimde neden kör bir şekilde kendi bilgimi savunmaya çalışayım?
KAba bir özetle, seminer sırasında itibar yönetimine geldi konu.
Kendi gözlemleriyle Toyota'nın yaşadığı ürün çekme krizi ve günümüzdeki reklam politikasının hatalı olmasından ötürü, fırsat bulsa Toyota Türkiye yöneticilerine konuşmak istediğini, büyük kurumlardaki reklamcı geçmişinden ötürü bu işi bildiğini ve Toyota'nın reklamlarında prestij kaybettirici, itibar zedeleten reklamlar kullandığını anlattı.
Toyota'nın cirosunda kısa bir düşüşün yaşanması ve ardına güçlenmesi üzerine izlediği politikalardan, bazı eğitmenlerin kriz yönetimi derslerinde bunu örnek olarak paylaştığından vs bahsettim.
Bir savda bulunmuş ve aksi yönde başka bir savla karşılaşmış, ancak ağzından çıkan ilk cümle, "nereden okudun?" Gayet şüpheci ve "bence yanılıyorsun ama..." edasında bir soru öğretti ki; "bilgin yanlış/eksik/hatalı olabilir Mustafa, katılımcılardan daha taze bilgi edinmeye çalış"
Çeşitli makaleler ve sempozyumlarda bahsedilmişti, kriz ve risk yönetimi konusunda özel çalıştığım için zaten merak ettiğim bir konuydu. Ancak tamamen uydurmuş da olabilirdim bu savımı. Kişisel gözlem ve değerlendirmeye dayalı bir olayı, neden daha da muğlaklığa taşıdı? "Egona dikkat et Mustafa" dedim.
O sırada bir katılımcı, "Toyotamı, o kriz döneminde aldım" dedi. Kurumun güvenilir üretim yapısında, hatalı ürünler ve üretim dağıtım bölgesi tespit edilmiş, katılımcı arkadaşın alacağı araba risksizmiş, çünkü o bölgede değilmiş. Arkadaş da bu güvenilir kontrol sisteminden memnun kalmış...
Talihsiz bir andı meslektaşım için. Çünkü egosu, konuyu kotarması yerine "farklı bir müşteri yapınız var" şeklinde daha da garip bir yere götürdü mevzuyu.
Bunun ardına, birçok klişe eğitmen hatası daha vardı; sıklıkla "di mi ama!", "anlatabiliyor muyum" cümlecikleri, "ben hangi kurumlarda çalıştım da buralara geldim" edası, projeksiyonun önünde konuşarak görüntüyü tamamen engellemesi (hatta iletişim bilgilerinin gösterildiğini göremediğim, TAHMİN ETTİĞİM sırada zaten projeksiyonun önünden hiç ayrılmadı)...
Belki destekleyebilirdim eğitim sırasında, ama daha seminerinin ilk başlarında bir katılımcıyla girdiği "benim bildiğim/gözlediğim şey daha doğru" demagojisi soğutmuştu beni.
Ne demiş şair?
Mağrur olma eğitmenim, senden deneyimli katılımcı vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





