reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2013 Pazartesi

Tasarımda Koçluğun Ne İşi Var?


Hizmetlerimi genelde herkesin faynalabileceği şekilde geliştiriyorum ama bir hizmetim var ki spesifik bir pazarı var.
İlla bir isim gerekiyorsa, adını tasarım koçluğu koyuyorum, çünkü tasarımlar için koçluk becerileri içeriyor.

Hani kötü komşu insanı ev sahibi yaptırırmış ya, bu hizmet de böyle doğdu zaten.
Tasarımcı arkadaşlar olsun, çalıştığım ajans yetkilileri olsun beni bezdirince geliştirdim.
Özetle giriş yapayım: tasarım ihtiyacı olan müşterinin talebini alıyorum ve hatta koçluk becerileri sayesinde onun anlattıklarının ardındakileri de ortaya koyuyorum ve birlikte bir tasarımın taslaklarını çıkarmış oluyoruz. Sonra da bunu güvendiğim bir tasarımcıya yönlendiriyorum. Orijinallik konusunda en güvendiğim tasarımcılardan birinin kapısını çalıyorum genelde.
Ona tarifte bulunuyorum, “şöyle bir imge üzerinde çalışacaksın, şu motifleri deneyebilirsin, özellikle şu ve şu renklerde yürümeni bekliyorum…”
Sonuç? Kardeşim benim iskeletini oluşturduğum yapıda tasarımını yapıyor. Ben de bunu müşteriye yolluyorum.

Bugüne kadar beğenilmeyen sonuç çıkmadı. (Dürüst olayım, bir müşterimiz çalışmanın sonunda fikir değiştirmişti, ama o ayrı bir konu, bu hizmeti gölgelemiyor.)
Mesela kendine sarı bir güneş şeklinde logo istiyordu bir arkadaşım. Çalışmamız neticesinde turuncu renkte + işaretinde buldu kendisini.
İnternetten beğendiği mavi bir elma görseli üzerine kart tasarlamak isteyen bir başka girişim vardı. Çalışmamız ile su damlasını andıran bir ateş ile kendilerini çok iyi ifade etmeye başladılar, üstelik de 3 ayrı renkle.
Nasıl?
Çalışma sırasında girişimin temellendiği değerleri belirledik koçluk teknikleriyle. Bunları metaforlaştırdım ve metaforlara da başka bir anlam yüklemelerini sağladım. Çalışma sırasında bazı duygu yoğunlukları olduğunu gözledim ve kimi zaman su gibi dingin kimi zaman ateş gibi canlı olduklarını gördüm. Bunları geri bildirim sırasında paylaştım ve 3 değeri yansıtan 3 renk bulutunda ortak payda yakaladık. Bu bulutlar da öyle şekillerde olacak ki hem ateş hem suyu andıracaktı. Burada da tasarımcının hünerleri giriyor zaten devreye.
Sonuç? Süperdi.
Öyküsü girişimcisinden doğan, yani anlamı olan bir logo!
Öykünün ne işi var girişimde?
Başarılı iş hayatlarına bakarsanız, hepsinin bir öyküsü var. Bu öyküler de süper başarılarla dolu değildir. Zaten başarının sırrı başarısızlıklarda bile adım atabilmekte. Bu da motivasyonla olur. Motivasyon kaynağınızı eğer hızlı hatırlayabileceğiniz bir totem misali yaparsanız ve hatta bunu kurumsal kimlik çalışmanızda ortaya çıkarabilirseniz, özellikle birkaç kişilik küçük girişimlerde kendinizden, kendi değerlerinizden ve hedeflerinizden kendiliğinden motivasyona sahip olursunuz.
Benim burada üzerinde durmaya çalıştığım nokta bu zaten. Açıkçası ben gayet yoruluyorum kendi işimi yaparken, ancak her yorgunlukta, kartımı elime alıyorum ve o sırada ben farkında dahi olmadan bilincime mesajlar yağıyor logom aracılığıyla, renklerim aracılığıyla.

Aslında öykü koçluğu da diyebilirim buna. Çünkü kişinin olsun, girişimin olsun, öykülerini ortaya çıkarıp görsellik kazanmasına yardımcı oluyorum.

Peki bu şeyleri neden bir ajansla yapmıyorum? Çünkü vaktiyle görüştüğüm ajans yetkililerinde “ben/biz daha iyisini biliyoruz, işimize karışma” edası vardı buram buram. Ben de sıkılmıştım bu egoyla haşır neşir olmaktan, talep oldukça kendim ve çevremle cevap vermeye çalışmıştım.

Ha bu çalışmanın sektörde bir ünvanı varmış, "art director (sanat yönetmeni)". Ama bunu konuştuğum uzmanlar ise düzeltiyor ünvanı; “senin yaptığın sana yönetmenliği değil, işlevsel sanat yönetmenliği” diyorlar.

Eğer siz de görsel ifadelerinizden, tasarımlarınızdan memnun değilseniz, olamıyorsanız, cozum@mustep.com adresine mail atabilirsiniz.
Veya tasarım ajansınızdan size koçluk uygulamalarını isteyebilirsiniz. Çünkü “uydurma” dediğim, sizden uzakta, kendi masabaşlarında, sektörel trendlere odaklı hazırladıkları basma kalıp ürünler oluyor genelde gördüklerim ve ben bunu uydurma olarak tanımlıyorum, bir şeyleri size uydurmaya çalışıyorlar…
Reklam tasarım ajansları ise, “ben bilirim” koltuklarından inip hizmet geliştiren çalışmalara katılabilirler.

Neden?

  • Çünkü böylece gereksiz tasarımlarla emek kaybı olmayacak.
  • Talebinizi ortaya döküp cevap alabileceğiniz için tatmin kaybı olmayacak.
  • İşlevsiz sonuçlardan ötürü para kaybı olmayacak.
  • Hatta görsellik sayesinde motivasyon kazancınız olacak.
  • Hatta sizin öngördüğünüzden bile etkili ürünler elde edeceksiniz.
Daha detaylı paylaşımlar için çekinmeden sorabilirsiniz, illa müşterim olmanız gerekmiyor: cozum@mustep.com,
Mustafa Emin Palaz
Yaşam ve Girişimci Koçluğu

30 Nisan 2011 Cumartesi

Sayfalar arasında reklam


Bir süredir merak ediyordum, bir sonraki reklam mecrası neresi olacak diye.
Yatırım yapacağımdan değil, ama merak işte...
En son aklıma gelen yollardan birisi, iPAD çılgınlığının körüklediği e-XYZ serileri... e-alışveriş, e-tv gibi, bunlar gibi uzun bir süredir var olmasına rağmen, yeni yeni trendleşen e-kitap ilişti gözüme.
Ben sayfaları çevirirken, tıpkı şu an çeşitli dizi sitelerinde olduğu gibi, nasıl ki onlar dizinin orta yerinde reklam çıkartıyorlar, burada da sayfaların arasında birşeyler mi olacak diye düşündüm. Ama üzerine düşmedim.
Bir farklı reklam mecrası da, bir arkadaşımın ilgilendiği ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje. En kaba özetiyle reklamların görsel senaryoya yedirilmesi...
Az önce ise http://www.girisimciyim.org'ta bir haber gördüm.
Bu iki düşüncenin karışımı bir proje söz konusu: ABD'li yazarlardan Harry Hurt, son kitabında, bazı kurumların reklamlarını hikayesine entegre etmiş.
Bu konuya kendi ağzından yorumu ise; "Yayıncılık sektörü düşüşteydi, ekonomi kötüydü. Bense yazı yazmaya devam etmek istiyordum. Bunu yapmak için yazının bir şekilde kendi parasını çıkarması gerekiyordu".
Bu yorumu dikkate alınca, girişimciliğin uygulanabilirliği ve faydaları da göze çarpıyor.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Tütüyor Arkadaş


Çocukluğumda binaların yola bakan, büyük düz cepheleri boyanarak yapılıyordu dış mekan reklamcılığı, hatırladığım kadarıyla.
Zamanla billboardlar eklendi sokaklara.
Derken inşaatların koruma duvarları neden kullanılmasın diye düşünüldü sanırım. HSBC'nin saldırı sonrası yenilenen binasının inşaatı ya da Şişli'de, mezarlık arkasındaki inşaat...
Otobüsler turlarken neden reklam yapmasın denilip giydirilmedi mi?
Şoför koltuğunun arkasında duran plastik panoya duyuru asan insanlar, neden reklam da konmasın demiş bir ara.
Oraya reklam asılabiliyorsa, elimizle dayandığımız ve sık sık baktığımız tutacaklara yapılamaz mıydı?
Kim bilir, belki yakında biletimizi okuttuğumuz alanda da seyir esnasında reklamlar yayınlanır ya da bilet okuma mesajları; "Bıdı Bıdı Gazetesi iyi günler diler", "Yardımlarınızla var olan Mehmetçik Vakfı, biletinizin bittiğini uyarır"...

Billboardlara dönelim yine.
Birbirine atıfta bulunan yan yana reklamlar kullanıldı ama yöntem olarak sanırım esas tutulan, yanlamasına kocaman reklamlardı.
Devamında ne olur demiştik ki birşeyler kondu billboardlara, sandalyesinden mankenine... İki boyutlu sıkıcılık gitti. Hemen ardına o konuyorsa, ışık neden olmasın ki dendi, LED'leri döşediler ve görsel güzellik de arttı. Mesela sanırım PS3'ün reklamıydı, adamın gözlerinde ve fondaki şimşeğin ışıkları çok çekici yapmıştı...
Az önce ise, Knorr'un yeni bir reklamını gördüm. Çorbayı tüttürmüşler arkadaş. Kokusu da olacağını sanmıyorum, ama çorba görselinin üstünden buhar veriliyor...
Tebriklerimiz reklam sektörümüze gidiyor.
Umudum radyo reklamlarında da gelişme olması.