taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2011 Salı

2 Mayıs'ta Oleg'i anmak istiyorum


Bugün 2 Mayıs. 112 Nolu Taksim- Bostancı otobüsündeyim.
Rahat ama ben bir önceki sefere binmek istiyordum. Tam durağa gelmiştim ki önümden geçti gitti, beni almadı ve yarım saat kadar bekledim bir sonraki seferi.
Taksim'de hala dünden izler var. Önlem olarak topladıkları durak camları takılmamış henüz, duraklar da pek bir çıplak geldi gözüme.
Çıplaklıkla pornografiyi nasıl da karıştırıyoruz biz. Görmemişlik mi, yüzyılların getirdiği baskının bilinçsizce dışa vurumu mu bilmiyorum, ama zamanla bazı şeyleri daha uygun yapacağımızı umuyorum.
Dünkü 1 Mayıs Etkinliklerinin de daha insanlığa uygun olduğunu düşünüyorum, provokasyonlar da olmasa belki daha hoş olurdu, ama gelişiyor halkımın solu da ve bu dün sevindirdi beni.
Dün... Yağmurluydu.
Yağmur romantiktir. İnsana huzur verir, haz verir, dinginlik verir.
Acaba hayal ettiğim etkinlik sırasında da hava yağmurlu olur mu? Biliyorsunuzdur belki, açık alan tenis kortunda bir konuşma... Bir zamanlarsa İnönüde 70.000 kişiye konuşma vermekti, ancak göz temasını nasıl kuracağımı hala oturtamadım bu hayalde.
Hayalim... Yıllardır kurduğum, gündüzleri düş gördüren hayalim.
Osho, "düş kurmayın" der, "düşler beklentiye, beklentiler üzüntüye sebep olabiliyor" der, hatta çok kalın bir kitabının ilk cümlesi budur; "Düş kurmayı bırakın".
Dreamer ise Tanrılar Okulu'nda "düş kur" der.
Tanrılar acaba okullarında Aristo'ya mı değer verir, Sakallı Celal'e mi?
Her ikisine de yer veremezler mi gönüllerinde?
Haklarında bilgilerimiz çok az, hatta birçoğumuz adlarını bile duymamış olabiliriz ama ikisi de başarılı düşünürler, ikisi de dönemine ışık tutmuş insanlar...
Işık ne güçlü metafor değil mi?
Çağlar önce atalarım güneşi kutsamışlar ışığından ötürü. Aydın diyoruz düşünen ya da düşünüyormuş gibi yapan insanlara. Hayatımızı da ışığa endeksleyip yaşamıyor muyuz?
Şu LED ampullerin ışıklarından herkes hoşlanıyor mu acaba?
Küçük ama güçlü LED'ler...
Az ama öz...
Aferin onu icat eden Oleg Vladimirovich Losev'e.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Hhhğhaaaaaayyyyyyt


Garip sahnelere tanık oldum bugün.
Taksim'de bir gönüllülük toplantısına gidiyordum.
Yürürken "Ho, ho..." sesleri duydum, hani filmlerde gördüğümüz, sığır güden çobanların seslenişi...
Bir abimiz dalmış gitmiş, tramvay rayları arasında yürüyor. Arkasında da tramvay, zilini çaldıkça çaldı, ama abimiz duymadı, haliyle raylarda yürümeye devam ediyordu.
Herkes dönüp abimize bakıyordu, bu sığırcı amcalar da "ho, ho"luyordu.
Tam adamların sesindeki rezil edici ifade ve abinin yüzündeki şaşkınlıkla bezeli, rezil olmuşluk ifadelerine bakınırken ben, "Hhhğhaaaaaayyyyyyt!" gibi bir ses duydum.
Az önceki elemandan ötürü yavaşlamış, ama seyrine devam edecek tramvaya, kaçak olarak binecek bir "abi", basamaklara oturmuş bir "ufaklık"a, çekilmesi için sesleniyordu anladığım kadarıyla.
Garip bir güne başlangıcın getirdiği, garip ortamlarda, garip insanların, garip seslerle, garip iletişimleri...