10 Haziran 2011 Cuma

Zihin Haritalama Yöntemi

Zihin Haritası / Bilişsel Harita / Akıl Haritası / Modern Hiyeroglifler
Da Vinci'den Aristo'ya kadar uzanıyor bu tekniğin kullanımı.
Beynin kullanım biçiminden düşüncelerde izlediğimiz alışkanlıkları kırmayı hedefliyor.
Düşüncelerin görsel ilişkiler kullanılarak ifade edilmesi ve böylece hem sorun tespitlerinde hem de çözüm yollarında yeni yollar bulunması, hafızanın güçlenmesi, alışılagelmişin ötesinde düşünme becerisi edinmeyi sağlayan basit ve eğlenceli bir tekniktir.
Süreç sonunda ise kararsızlıklardan eylem hazırlıklarına geçiyoruz ve yüzümüzde bir gülümseme beliriyor.
Kendi iş toplantılarımızda kullandığımız bu tekniği geliştirdik ve sektörel deneyimimizi de koyarak iki modül halinde sunuyoruz.
İlk modülde zihin haritası nedir, faydaları ve kullanım alanları, düşünme biçimleri ve kolayca değiştirebilme tüyolarına değiniyor, beyin fırtınası, not alma, toplantı yürütme ve zaman odaklı proje hazırlama üzerine pratikler yapıyoruz.
Bir hafta sonrasındaki ikinci modülde ise SWOTu daha etkin şekilde ele alıyoruz, kendini besleyen bir yapı kurgulamayı öğreniyoruz, SWEET adında kendi kurguladığımız tekniği işliyoruz ve birkaç sürpriz teknik ile koçluk becerilerinden bazılarını kendimize uygulayabileceğimiz bir kıvama geliyoruz.
Sunuma göz atmak için tıklayabilirsiniz: 
http://www.scribd.com/doc/57400390/zihin-haritalama-tanitim
Detaylar için tıklayabilirsiniz:
http://mustep.com/hizmetlerimiz/egitimlerimiz/zihin.html
Facebook etkinliğimiz için tıklayabilirsiniz:
https://www.facebook.com/event.php?eid=172598196131869
Özetle: İşin içinde Zihin, Yaratıcılık, Akıl Yürütme, Karar, Eylem, Düşünce unsurlarından en az bir tanesi varsa, orada Zihin Haritalama'nın yaratacağı fayda da vardır.
İstanbul, Gayrettepe'de Fors Plus Yönetim Danışmanlık çatısında verilecek, interaktif ve uygulamaya dayalı bu eğitimimiz 19 ve 26 Haziran Pazar Günleri, 13:00-17:00 saatlerinde, sınırlı kontenjanla gerçekleştirilecektir.
Gelecek program tarihleri için,
Eğitim, teknik, kullanım alanı, referans vs her konuda,
Kayıt için cozum@mustep.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Selamlar,

--
Mutlu günler,
Mustafa Emin Palaz
P Bu mesajı yazdırmadan önce lütfen çevreyi düşününüz

8 Haziran 2011 Çarşamba

Girişimci Beyninin Fırtınasından Dökülenler

Bugün KOBİ ve girişimcilik danışmanlığı konusunda Türkiye'nin en büyüğü MG Danışmanlık ile beraberdim.

Beni tanıyan birçok kişi, bu çözüm ortağım ile bağımı bilir, bendeki emekleri, samimiyet ve desteklerini...

Bir proje teklifim için oturduk beyin fırtınası yaptık ve sonrasında bahçeye kaçtık.

Son zamanlardaki koşturmacadan iş dünyası ile ilgili sohbetlere attık kendimizi: iş piyasasının endüstriyel ve psikolojik açıları.

Geçen gün fizik teorisyenleriyle de kuantum mekaniği ve doğurduğu felsefi akımın etkileri üzerine uzun bir söyleşi yürütmüştüm. Açıkçası o arkadaşlardan sonra, MG ayağımı toprağa indirdi yeniden.

Bu sohbetimizden akılda kalanların bazılarını paylaşmak istedim ben de.

Kadın girişimciliğinin desteklenmesiyle başladık zaten; neler deneniyor, verim nasıl artırılır...

Acaba ülkemizin kadın girişimci yüzdesi, gerçekten artırılmalı mı yoksa mevcut yapı için optimum bir düzeyde mi?

Bu konu, kadının yerinden güç alıyor veya zayıflıyor. Bu sebeple de bilnç oturması, yayılması ve farkındalık üzerine konuştuk.

Sonuçta ülkemizde kadın girişimciler %6 dolaylarında seyrediyor.

Tabi bu yüzdelik dilimde, teşviklerden yararlanma arzusuyla, erkeğin işini kadın üzerine kurması sebebiyle, sadece kağıt üzerinde girişimci kadınlar da var. Ancak bu vesileyle en azından kadınların Vergi Daileri'ne gitmek zorunda kalmaları, kanuni söz sahibi olarak evrak imzalamaları dolaylı bir etki doğuruyor olamaz mı?

Kurtarmıyor kadını, yükseltmiyor, yüceltmiyor, ancak en azından evden çıkarıyor.

Ancak bunda bile, iş kurmaya ve eve ekmek getirtmeye yönelik girişimcilik eğitimlerinin bazılarında, kadının sadece kadınlar sınıfı ile eğitim alması zorunluluğu, kocaların izin vermemesi, maalesef karşılaşılabilen bir sorun. Kadının girişimcilikten önce kadın olarak mahrum kaldığı diğer gerçeklere değinmiyoruz bile şu an.

Böylesi ve daha fazla sosyal problem söz konusuyken, bunları es geçip ticari imtiyazlar tanımak, sorunlara ne denli çözüm getirir diye soruyoruz.

Diğer konularla devam edelim.

Acaba daha çok girişimci mi yeğdir, daha nitelikli girişimciler mi? Global Girişimcilik Haftası'nda da sanırım bu tema üzerinde durulacak bir miktar.

Genel olarak girişimcilerimiz ve özellikle kadın girişimciler, hayatlarında ve sektörlerinde zorluklar karşısında paralel dirençler mi gösteriyorlar, nasıl reaksiyon alıyorlar?

Yakında bunları daha da detaylı ele alacağım ama birşeyin üzerinde, daha özenli durmak istiyorum.

Girişimcilik sayesinde değer yaratan ve gelir elde edenler genelde fırsat girişimcileridir ve en temel özellik; talebi dikkate alsa dahi ihtiyaca yoğunlaşmasıdır, değil mi?

Piyasada olmayan, ancak sorgulandığında ihtiyaç duyulan, bilinçsizce göz ardı edilen şeyleri icra etmeye çalışırlar.

Benim, işletmelerin kuruluşları ve sürdürülebilirlikleri için Girişimci Koçluğu yapıyor olmam gibi.

Bu bakış açısıyla, güçlü bir etki olasılığına sahip bir savdan bahsetmek istiyorum.

MG Danışmanlık'ın Projeler Müdürü ve İş Gücü Piyasaları Uzmanı Tuğberk Seçkin, bir çok danışanımın ve müşterimin bildiği, girişimcilik serüvenimdeki eğitmenlerimin en iyisi ve abim gibi sevdiğim birisi.

Daha staj zamanında Mercedes'e birkaç yüzbin Euro tasarruf sağlayan Tuğberk, iş gücüne girmemiş, ancak girmesi çok olası olan ve istihdambilimcillerin gözden kaçırdığı bir kitlenin tanımlanıp, işlenmesi vesilesiyle hem istihdamın hem de iş gücü piyasasının niteliğinin artırılabileceğini savunuyor.

Gözden kaçırılan, ancak daha ağacın yaş olduğu bu kümenin belirlenip, uygun şekilde beslenmesi ve gerektiğinde eğilmesinin, ülke ekonomimize, sürdürülebilir başarı profiline, ilham dağıtıcılık katkısı, en azından sağlayabileceği olaslıklar, daha şimdiden kulağa hoş geliyor, heyecanlandırıyor.

Bana da sizlerle paylaşmak düşüyor.

Bol girişimli günler.

7 Haziran 2011 Salı

Uranüs Umulmazlığın Önünü Açıyor

Domino lafı pek bir dolanıyor ağzımızda, bir zamanların kelebek etkisinin cici tınılarının kanla beslenmiş servis tabağı misali...

Ancak gözlediğim kadarıyla sadece Kuzey Afrika Ülkeleri'nde değil bu değişim, iş dünyasında, kişisel dünyada, zihinlerde de bir değişim hali var ve en ufak dirençte güçlü çatışmalar yaşanabiliyor.

Terörün şekli ve hedefi, yoğunluğu arttı belki, iş hayatındaki stres yükseldiği gibi değişimler de sertleşmeye başladı.

Bireysel bazda ise duygusal dalgalanmalar yükseliyor gözlediğim kadarıyla.

Benim de güçlü değişimlerim oluyor, bazıları dürüst olmak gerekirse acı veriyor, bazıları yüzümü daha da gülümsetiyor.

Geçen gün bir dostumla laflıyordum ve kendisi astroloji ile de çok ilgili. Sordum bu olayların yıldızlardan, gezegenlerden gelen bir etkisi var mı diye?

Cevabı ise gayet keskindi: EVET, kesinlikle!

Uranüs gezegeni Koç Burcuna girmiş. Koç lider ve dik başlı bir karakter, Uranüs de değişimin gezegeni derken bunlar birlieşince de...

Ben duymadım, ancak bu işlerin uzmanları uzun süredir söylüyorlarmış, büyük, sert değişimler olacak, dikkatli ve hazırlıklı olun, şöyle şöyle global etkiler olabilir diye...

Neyse, anladığım, bildiğim konulara dönersem, değişimin kaçınılmazlığı altında, şu günlerde de sert şekilde yaşıyoruz bu süreci, değil mi?

O halde önümüzdeki soru belirginleşiyor; değişimin neresinde bulunacağız? Kayıplar bölümüne mi nakil oluyoruz, yoksa terfimizi mi alıyoruz?

Ben mesela bu sert süreçte atlattığım şeyler sayesinde Kriz Mastır oluyorum:) Çok yakında ise Dr Octopus gibi kollar takmaya niyetliyim hız kazanmak için.

Dr Octopus demişken, bir Dr daha aklıma geldi: Dr Dre.

Kimdir kendisi? Ünlü rap şarkıcısı Eminem'in kankası, güzel müziklerde imzası olan, güçlü bir müzisyen.

Başka?

Artık o HP bilgisayarlarının yeni nesil ses sistemlerinde de kadro sahibi, üstelik eskisinden daha da karizmatik bir adam oluverdi.

Konuyla ilgili reklam filmine bakmak için tıklayınız.

Bu kişinin yaptığı müzik, izlediği yol, kariyerinde yepyeni değişikliklere yol açıyor ve bizlere de ilham vermiyor mu?

Sanmıyorum ki Dr Dre, böyle bir sikrıt yapmış olsun, "Tanrım! Öyle bir müzisyen olayım ki, bilişim devleri benden ilham alsınlar"

Ummadığı bir şey, değişim rüzgarları ile hayatını sarıyor ve karizmasını besliyor.

Karizma demişken reklamdaki o güzel şarkıyı dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

İndigo Dergisi'nden dostum Cem Özüak, bu konu hakkında bir yazı yazdı bu ay. Dr Dre'yi değil, umulmazlık teorisini ele alıyor. Okumanız için tıklayabilirsiniz.

Bu yazıda da belirtildiği gibi, ummadığımız şeyleri yaşayabiliyoruz.

Hele ki bu değişim günlerinde.

Vizyonumuzu, ufkumuzu ne kadar geniş tutarsak, bu rüzgarın savurduğu bir dal mı, uçurduğu bir yelken mi olduğumuz ve yönümüz, daha belirgin olacak sanırım.

Okuyucular, bu yakın dönemdeki değişimlerini paylaşırlarsa, en kısa zamanda bir derleme, değerlendirme yapabilirim bu konuda:)
Keyifli Uranüsler efendim.
Bu ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

Hayaller Gerçekleştirmek İçindir

Benimle birkaç saat olsun konuşmuş, bir eğitimime katılmış ya da benden seans almış, yazılarımın çoğunu okumuş, benimle ilgili dedikoduları dinlemiş...

Sonuçta benimle öyle ya da böyle iletişim kurmuş birisi, duymuştur Timur Tiryaki adını. Hepsi birbirinden değerli eğitmenlerim arasında TOP LIST 3'tedir kendisi ve en genç eğitmenim, yol arkadaşım, yol göstericim...

Kendisiyle bir röportaj yaptık, söyleşi de diyebiliriz. Hem sohbet etme imkanımız oldu hem de yeni kitabından biraz bahsetme fırsatı yakaladık.

http://www.indigodergisi.com/69/mustep.htm linkinde okuyabileceksiniz bu röportajı.

Hatta hoş da bir sürprizimiz olsun: röportajla ilgili yorumunuz ve Timur'un kitabından edindiğiniz ilhamı bizimle paylaşmanız halinde dilerseniz Timur'un Alfa İnsan Olmak Eğitimi'ne, dilerseniz benim Zihin Haritalama Eğitimi'me, %20 indirimle katılabileceksiniz.

Bu ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

Komik denecek kadar basit çözümler

"Bana çözümle gel"

3 yıl önceydi sanırım, çalıştığım şirkette bir hata yapmıştım ve birileri bundan faydalanarak şirketi çok zor bir duruma sokmuştu. Patronum da bana bu cümleyi kullanmıştı. Çünkü yapılabilecek ne varsa denemiştik kurtulmak için ve olmamıştı. Elimiz kolumuz bağlı.

Bir şekilde iç körlükten kurtulmalı ve yepyeni bir şekilde hem adımı hem şirketi temize çıkarmalıydım.

Amerikan kültüründe buna "kutu dışında düşünebilme" diyorlar, sorunları farklı ele almak, farklı çözüm yolları türetebilmek vs...

Ancak klasik metotlar izlenerek kutu dışında düşünemiyoruz.

Bu son olarak, Zihin Haritalama Eğitimi'mi inove ettiğimde başıma geldi.

Zaman kurgusunu kurmuştum, zamana karşı projeler için de uygulanabilmesi için. Ancak zordu, karmaşıktı. Daha basit yapmalıyım, daha basit yapmalıyım...

"Şu olmaz, bu olmaz, bu zor, bu daha önce kullanıldı olmadı,..." resmen bir kutuya girmiştim.

Ancak birden aklıma şu geldi: Zihin haritası yap Mustafa! Sonuçta bu eğitim de bu amaçla değil mi?

Kısa bir zihin haritası ile komik denecek kadar basit bir yol buldum.

Eğitimimin duyurusunu kısmen de olsa paylaştım bazı gruplarda ve birkaç kişiyle.

Dün itibariyle de bitirdik ve bazı gözlemlerimi paylaşmak istedim.

2 gün süren eğitimimizde beyin ve bilgiyi istemli şekilde inceleme becerisinden, zihin haritasının sadece bir kaç pratik ile bile ne denli güçlendirici olabileğini gördük, çünkü aradaki bir haftada bilgiyi özümsemelerini sağladık.

İş ve kişisel gelişim çalışmalarında sıklıkla anılan SWOT'tan daha etkin şekilde yararlanmak ve bunu geliştirip kurguladım SWEET üzerine çalışma yaptık.

Özellikle bu benim için çok önemliydi, çünkü yaygın kabul görmüş bir bilgiyi, işleyerek daha da ileri bir pozisyona getiriyor ve başka kimsenin ele almadığı bir modüle sokuyorum. Açıkçası korku vardı içimde biraz, sadece SWOT'ta mı kalsam diyordum, ama içimdeki ses bunu paylaşmak istedi ve nitekim eğitimin en zevkli kısımlarından biri burası oldu.

Bitirdiğimde aldığım övgüleri paylaşmayacağım, ancak yüzlerindeki gülümseme, tebrik ve teşekkür, bana doğru yerde olduğumun işaretiydi.

Mustafa yerinde rahat duramadı ama. Daha faydalı olmak için eğitimin içeriğini koruyarak daha da gelişmiş bir model haline getirdi.

Eğitimle ilgili buradan bilgi alabilir, aklınıza takılanı sorabilirsiniz.

Sonraki eğitim tarihlerini kurgulamaya çalışıyorum. Sanırım 19 Haziranda Zihin Haritalama ve 26 Haziran'da da kendinize koçluk yapabilecek şekilde kullanabileceğiniz ileri modülünü işleyebileceğiz.
Yazının bir kopyasına ve diğer yazılarıma www.mustafa.mustep.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Olasılıkları Fırsata Dönüştürmek Dedikleri...



Dün bir etkinliğe katıldım, Bilgi Üniversitesi, Örgüt ve Endüstri Psikolojisi Yüksek Lisans Programı'nın, İK'da yeni yaklaşımlar: Risk Yönetimi adında bir sempozyumundaydım.
Bazı gözlem ve kazanımlarımı paylaşmak istedim.
Şu günlerde bir havayolu şirketinin personel güçlendirme projesine eğitim içeriği hazırlıyorum. Uzun bir araştırma sürecindeydim ve bazı verileri tararken havacılık sektöründe hayatınızı makinalara ve yazılımlara bağlı olsa dahi, kazanların tamamına yakınının direk insan faktörlü, kalanının da dolaylı olarak insan kaynaklı olduğunu gördüm defalarca.
Cahil Mustafa, diğer sektörlere de kabaca göz gezdirince benzer sonuçlarla karşılaştı.
Bu konuda çözüm yolları olarak nelere başvurulmuş, nelere başvurulabilir diye bakınca da karşıma, eğitim projemle de ilgili olarak Endüstriyel ve örgütsel psikolojiler çıkıyor.
Bu insan faktörü konusunda ülkemizde durum nedir? 
Risk yönetimi adıyla, dar bir mecrada, yabancı merkezli ya da uluslararası Türk işletmelerinde birkaç örnek çıkıyor karşıma. Yani yerel ve derin problemlere, uluslararası vizyonu olanlar değiniyor sadece.
Kendi adıma göz ardı ettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum:
Yönetsel becerilerden birisi olan kriz yönetimine çok odaklıyım ve bu konuda kendime güvenirim. Gayet proaktif birisi olduğumu düşünüyor ve bir kriz ortamında bahane bulmaktansa çözüme yönelerek bunu gösterdiğime inanıyordum.
Oysa bu sempozyumda yapılan bir paylaşımda, proaktifliğin, krizin doğup da oluşan zararın tazminine çalışmak değil, risk faktörlerini öngörerek tehditleri çözüme ve hatta fırsata dönüştürmede yattığına değinildi.
Kriz yönetimi gibi çok önemli bir gereksinimi, risk yönetimi adımına çekerek, yönetsel beceride, daha derin bir vizyon kazanılabilecek yani.
Tehdit yönetiminden olasılık yönetimine odaklanmak diye de bakabiliriz.

Kriz yönetiminde başarılı bir noktada görüyorum kendimi.
Şimdiki hedefim ise risk yönetiminde başarılı olmak. Ve en uygun zamanda da, fırsat yönetimine odaklanmayı düşünüyorum (buna dün değinilmedi, blogu yazarken düşündüm:) )
Merak ettim, risk haritası çıkaracak olsaydık nasıl olurdu? Mesela ilk 20 risk kalemimiz neler olurdu?

Bir başka gözden, ötelenen konu da gerçekleşmesi çok küçük olasılıklar olan, milyonda bir misal, böylesi riskleri "nasıl olsa olmaz" ya da "önceliklerimiz farklı" diyerek önce öteleme sonra göz ardı etme ve hatta unutmaya meyilliliğimiz...

Bu iki önemli kalemin haricinde sempozyumdan birkaç notumu daha paylaşayım:
  • Risk yönetiminde firma yönetimi, İK pozisyonunda kararlı ve süreç içinde etkin olmalı ki Risk Yönetimi işlevsel olsun.
  • İş kazalarından kaynaklı ölümler yadsınamayacak kadar fazla ve cep telefonları ile motorlu taşıtlar başlıca sebepler.
  • Diğer ülkelerde gerçekleşen olaylardan ders alarak ülkemizde ve hatta firmamızda hazırlıklar oluşturabiliriz.
  • Ülke demişken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin afetler için Risk Yönetimi'ne dair çok başarılı hazırlıkları var.
  • Kurumda risk kültürü yerleştirilmediği takdirde risk yönetimi gerçekleştirilemez.
  • Risk senaryoları üzerine çalışmak, risk yönetiminde çok önemli deneyimler kazandıracaktır.
  • Kurumsal Risk Yönetimi, diğer departmanlarla entegre mi, yoksa bir kerelik başvurulan, tak çıkar bir süreç mi?
  • Ülkemizde günde 3 kişi iş kazasından ölüyor.
  • Bilgi ve beceri, risk yönetimi için yeterli değil, tutum da önemli: kırmızı ışıkta durmamız gerektiğini biliyoruz, kırmızı ışıkta durabilecek beceriye sahibiz ama kırmızı ışıkta duracak tutumumuz var mı?
Zaman içinde, başka paylaşımları ve ilham edindiklerimi de yazarım.
Hepimize bol fırsatlı mesailer:)

6 Mayıs 2011 Cuma

Sosyal Yenilikçilere Davettir:)

Netsquare etkinliklerinde sosyal faydalı insanlarla tanışma imkanım oluyor. Sosyal girişimlerin global ağ olarak, lokal buluşmaları oluyor özetlersek. Bu faydalı insanlardan biri de Fatih Boran Berber. 40larında belki yaş olarak, ama kendi genç, ruhu genç bir güzel insan.
Global ağların lokal uygulamaları demişken de, bir projesi var, HUB. Uluslararası HUB'ların, İstanbul ayağını organize ediyor kendileri.
Nedir bu HUB, ne işe yarar, faydaları ne olacaktır, vs... konusunda da Eylül 2011'de tüm etkinliğe geçmeye niyetli, ancak öncesinde, bir etkinlik hazırlığı var.
20 ve 21 Mayıs'ta birbirinden farklı konseptlerde, birbirinden farklı uygulayıcıların moderasyonunda bir bakalım, HUBİstanbul'u simüle edelim istiyor.

Sosyal değer yaratmaya odaklanmış kişilerin bir arada bulunacağı, birbirlerinden etkilenebileceği ve işbirliği yürütebileceği bir koca ofis düşünün HUB'ı ve haliyle HUB İstanbul'u.
Detaylar için şu linklere bir göz atabilirsiniz:
Web sitesi için; burayı,
Facebook sayfası için de burayı tıklayabilirsiniz.

Aşağıda da Fatih'in ağzından davetiyeniz;

Merhaba,
Seni, toplumda fark yaratan bir yenilikçi olarak, HUB İstanbul’ un ilk uluslararası etkinliği olan HUB LAB 2011’ e davet etmekten büyük mutluluk duyuyoruz.
HUB Amsterdam’ ın kurucularından Tatiana GLAD ve Frederike VOS’ un moderatörlüğü ve SUPERPOOL ekibinin ev sahipliğinde, İstanbul’ un sosyal yenilikçileri olarak hep birlikte, HUB’ da bir çalışma gününü deneyimleyeceğiz.
Yaratıcılığımızı, birlikte çalışma ruhumuzla birleştirerek, ürettiklerimizin gücüne tanık olacak, hep birlikte düşünecek, tartışacak, öğrenecek ve çok eğleneceğiz
Seni aramızda görmeyi çok isteriz.
Fatih Boran Berber & James Halliday

3 Mayıs 2011 Salı

2 Mayıs'ta Oleg'i anmak istiyorum


Bugün 2 Mayıs. 112 Nolu Taksim- Bostancı otobüsündeyim.
Rahat ama ben bir önceki sefere binmek istiyordum. Tam durağa gelmiştim ki önümden geçti gitti, beni almadı ve yarım saat kadar bekledim bir sonraki seferi.
Taksim'de hala dünden izler var. Önlem olarak topladıkları durak camları takılmamış henüz, duraklar da pek bir çıplak geldi gözüme.
Çıplaklıkla pornografiyi nasıl da karıştırıyoruz biz. Görmemişlik mi, yüzyılların getirdiği baskının bilinçsizce dışa vurumu mu bilmiyorum, ama zamanla bazı şeyleri daha uygun yapacağımızı umuyorum.
Dünkü 1 Mayıs Etkinliklerinin de daha insanlığa uygun olduğunu düşünüyorum, provokasyonlar da olmasa belki daha hoş olurdu, ama gelişiyor halkımın solu da ve bu dün sevindirdi beni.
Dün... Yağmurluydu.
Yağmur romantiktir. İnsana huzur verir, haz verir, dinginlik verir.
Acaba hayal ettiğim etkinlik sırasında da hava yağmurlu olur mu? Biliyorsunuzdur belki, açık alan tenis kortunda bir konuşma... Bir zamanlarsa İnönüde 70.000 kişiye konuşma vermekti, ancak göz temasını nasıl kuracağımı hala oturtamadım bu hayalde.
Hayalim... Yıllardır kurduğum, gündüzleri düş gördüren hayalim.
Osho, "düş kurmayın" der, "düşler beklentiye, beklentiler üzüntüye sebep olabiliyor" der, hatta çok kalın bir kitabının ilk cümlesi budur; "Düş kurmayı bırakın".
Dreamer ise Tanrılar Okulu'nda "düş kur" der.
Tanrılar acaba okullarında Aristo'ya mı değer verir, Sakallı Celal'e mi?
Her ikisine de yer veremezler mi gönüllerinde?
Haklarında bilgilerimiz çok az, hatta birçoğumuz adlarını bile duymamış olabiliriz ama ikisi de başarılı düşünürler, ikisi de dönemine ışık tutmuş insanlar...
Işık ne güçlü metafor değil mi?
Çağlar önce atalarım güneşi kutsamışlar ışığından ötürü. Aydın diyoruz düşünen ya da düşünüyormuş gibi yapan insanlara. Hayatımızı da ışığa endeksleyip yaşamıyor muyuz?
Şu LED ampullerin ışıklarından herkes hoşlanıyor mu acaba?
Küçük ama güçlü LED'ler...
Az ama öz...
Aferin onu icat eden Oleg Vladimirovich Losev'e.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Sayfalar arasında reklam


Bir süredir merak ediyordum, bir sonraki reklam mecrası neresi olacak diye.
Yatırım yapacağımdan değil, ama merak işte...
En son aklıma gelen yollardan birisi, iPAD çılgınlığının körüklediği e-XYZ serileri... e-alışveriş, e-tv gibi, bunlar gibi uzun bir süredir var olmasına rağmen, yeni yeni trendleşen e-kitap ilişti gözüme.
Ben sayfaları çevirirken, tıpkı şu an çeşitli dizi sitelerinde olduğu gibi, nasıl ki onlar dizinin orta yerinde reklam çıkartıyorlar, burada da sayfaların arasında birşeyler mi olacak diye düşündüm. Ama üzerine düşmedim.
Bir farklı reklam mecrası da, bir arkadaşımın ilgilendiği ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje. En kaba özetiyle reklamların görsel senaryoya yedirilmesi...
Az önce ise http://www.girisimciyim.org'ta bir haber gördüm.
Bu iki düşüncenin karışımı bir proje söz konusu: ABD'li yazarlardan Harry Hurt, son kitabında, bazı kurumların reklamlarını hikayesine entegre etmiş.
Bu konuya kendi ağzından yorumu ise; "Yayıncılık sektörü düşüşteydi, ekonomi kötüydü. Bense yazı yazmaya devam etmek istiyordum. Bunu yapmak için yazının bir şekilde kendi parasını çıkarması gerekiyordu".
Bu yorumu dikkate alınca, girişimciliğin uygulanabilirliği ve faydaları da göze çarpıyor.

28 Nisan 2011 Perşembe

AVEA'dan Teknoloji Girişimcileri için bir etkinlik


Bu sefer bir duyuruyu paylaşıyorum ve acil:)
Yarın (29 Nisan 2011) İstanbul Şehir Üniversitesi'nde olacağım kısa bir süreliğine. Çünkü güçlü bir etkinlik gerçekleştirilecek.
Artan GSM rekabeti, tüketiciler kadar girişimcilere de yarıyor ve Vodafone'un ardından Turkcell ve Avea da KOBİ'ler ve girişimciler için ekstra kolaylıklar çıkarmaya başladılar.
Avea'nın daha öncelerden de gerçekleştirdiği bazı etkinlikler vardı ama lafı fazla uzatmayayım. Yarın Şehir Üniversitesi'nde Avea'nın, Memleketim Anadolu, İşim Teknoloji Projesi'nin lansmanı gerçekleştirilecek.
Avea'nın CEO'su ve bazı yüksek yöneticileri ile çeşitli güçlü girişimcilik danışmanlarını da dinleme ve tanışma fırsatı yakalayacağımız bu etkinliğin tanıtım bilgisi aşağıda.

AVEA
‘MEMLEKETİM ANADOLU İŞİM TEKNOLOJİ PROJESİ’

Günümüzde Girişimciliğe verilen önem, ‘İşsizlik Sorunu’nun çözümü ve ‘Genel Ekonomik Yapı’nın geliştirilmesi alanında oynadığı etkin rol göz önüne alınarak giderek artmaktadır. Özellikle ‘İnovatif Girişimcilik’in – ‘Teknoloji Temelli İşletmeler’in ve İş Fikirlerinin bu alandaki yeri tartışılmazdır. Bu doğrultuda sadece ülkemizde değil dünya genelinde de yaygın ve etkili faaliyetler yapılmakta ve bu faaliyetler büyükşehirlerden ziyade, yerel kalkınmada öncelikli yer almaktadır.
Bu proje kapsamında Gençlere durağan bir yapıda, benzeri olanaklar sunarak gelişme beklemek yerine projelerle ve ortak çalışma kültürünü özümseterek uzmanlaşmalarına katkıda bulunmak ve teşvik etmek hedeflenmektedir.

HEDEF KİTLE:

Yenilikçi ve hayata geçirilebilir fikir geliştirebilecek ve bu projeleri ile birlikte gelecekte de bilişim alanında başarı sağlayabilecek gençleri kapsamaktadır.
İstanbul Teknik Üniversitesi – Boğaziçi Üniversitesi – İstanbul Üniversitesi – Yıldız Teknik Üniversitesi – Marmara Üniversitesi bünyesinde öncelikle 4. sınıf ve lisansüstü eğitim görenler olmak üzere, özellikle teknoloji odaklı, inovatif proje geliştirebilen ve bu alanda bilinçli yönlendirmeler neticesinde daha üstün başarı sergileyebilecek öğrencilerdir. Ayrıca bu üniversitelerden mezun olan profesyonel çalışan veya işini yeni kurmuş girişimcilerde projeye başvurabilecektir.

TANITIM VE BAŞVURU

Proje, Tanıtım Toplantıları ile üniversitelerde Girişimci Adaylarına tanıtılacaktır.
Yalnızca internet sitemiz üzerinden başvurular alınacak ve başvuruların ardından bir eleme süreci başlayacaktır.

SEÇİM SÜRECİ

Başvuruların ilk kabul sürecinin tamamlanması ile tüm başvurular arasından Ön Kurul değerlendirmesi ile 50 girişimci seçilecektir.
Girişimcilere ‘Online İş Planı Danışmanlığı’ sunulacaktır.


GİRİŞİMCLİK KAMPI

İş Planlarını tamamlayan girişimciler arasından seçilen 25 Proje Sahibi ‘GİRİŞİMCİLİK KAMPI’na katılmaya hak kazanacaktır.
Kamp süresince girişimci adayları 3 günlük Eğitim Programı’na katılacaklardır.

ÖDÜL TÖRENİ

Proje sonunda 10 girişimci adayına FON VERİLECEK ve başarılı Girişimciler’in Avea’nın Diyarbakır’daki Teknoloji Gelişim Ofisi’nde kendilerine özel sunulan ofislerde İşletmelerini kurarak büyümelerine olanak sağlanacaktır.

Ulaşım için şu linkten haritaya bakabilirsiniz.
http://maps.google.com/maps?hl=tr&um=1&ie=UTF-8&q=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&fb=1&gl=tr&hq=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&hnear=Istanbul&cid=0,0,10336354317157839862&ei=zcG5TardBY6Rswa_i4nrAw&sa=X&oi=local_result&ct=image&resnum=2&ved=0CCcQnwIwAQ

21 Nisan 2011 Perşembe

Doğumgünü hediyem :)))

Bugün benim doğumgünüm, hem yaşlanıyorum hem olgunlaşıyorum. Çocukluğumdan beridir önemliydi bu tarih benim için, sırf doğumgünüm olması değil, kendine has bir gücü vardı.
Küçükken öğrenmiştim, Muhammed Peygamber'in doğum günü, Adolf Hitler'in doğum günü, Mustafa Kemal'in doğum günü (Atatürk'ün "Bir çocuğun hayaline kavuşması misali sevindim" dediği Savarona yatının alınışında Amerikan kayıtlarında doğum günü olarak 20 Nisan geçiyorMUŞ)...
Sonra anneannem... Onu taparcasına sevdiğimi birçok dostum bilir, onun doğumgünü de 20 Nisan...
Eskiden "başa geçince bu günü kutsal tatil günü ilah edeceğim" derdim:)))
Kimisi global, kimisi lokal, kimisi kişisel devrimlerimin günüydü 20 Nisan...
Yıllar önce bir hediye istemiştim bu gün için, ne olursa, kim verirse, kimden alırsam alayım, ama özel olsun. Özel oldu, çok garip bir acısı oldu ve 6 sene geçmesine rağmen hala hatırlıyorum.
Yıllardan sonra, bu sene için de farklı bir hediye arzuladım.
Doğumgünlerini pek sevmem ama istedim işte, kendimden kendime, özel bir hediye olacaktı.
...
Olmadı. Olmadı ama üzmedi, çok tatlı bir şey oldu. Bendeki izleri en güçlü eğitmenlerimden Timur Tiryaki, kısmen benim organize ettiğim bir etkinlikte konuşuyordu.
Bazı aksilikler yaşadım bu günümde ve çözüm için ard arda koçluk yaptım kendime, daha derin, daha derin...
Sanırım benden başka kimse bilmiyordu ortada dolanan şeyleri:))) bende kalmaya da devam etsin ya da kalmasın, aksın gitsin:))
Sonuçta bu gecenin ucunda tebessümler yükseldi.
Hem neye niyet neye kısmet durumları yaşandı
hem de yağmurdan kaçardan cennete girme halleri.
Çünkü Timur'un güzel enerjisi olunca etrafınızda, kendinizi daha kolay bir ve biricik hissedebiliyorsunuz.
Bana varlığın ve sözlerinle verdiğin bugünkü tatlı doğumgünü hediyesi için çok teşekkür ederim Timur:)
Ayrıca sosyal paylaşım sitelerindeki duvarlarımı, mailimi, telefonumu,... doğumgünü mesajlarıyla ve tebrikleriyle donatan arkadaşlarım, sizlere de teşekkürler:)
Dans partisi karışımlı doğum günü partisi hazırlayan Elif'e de teşekkürler:)

17 Nisan 2011 Pazar

Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır?

"İnsanlara yardım etmek, sorunlarını çözmek değil, sorunlarını kendilerinin çözebilmesine olanak sağlamaktır."

Bu mottoda yürüyor sosyal girişimler ve sosyal girişimciler.
Sosyal fayda sık sık ağzımızda dolansa bile, birçoğumuz anlamını bilmiyor hala.
Bu bir bilinç meselesidir ve zamanla oturacaktır, o sebeple de güzel çalışmalar yapılıyor ve yayılıyor hızla.
Sosyal fayda sağlamanın da gidip bir yerlerde birkaç saat gönüllülük yapmaktan öte olması, bir dönüşüm sağlaması ve sürdürülebilir olması, kopyalanıp yayılabilir olması gibi ihtiyaçlar, insanı sosyal girişimlerle tanıştırıyor.
Tarihimizde vakıfçılık çok eski olsa dahi, cumhuriyet sonrası dönemde daralmış ve unutulmaya yüz tutmuştur. O sebeple çeşitli kurumlar ışık tutmaya, hatırlatmaya, ihtiyaç duyana destek olmaya çalışmaktadır.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemek yerine, neler yapılabileceğine değiniyorlar.
Dün de SOGLA isimli bir örgütlenmenin konferansındaydım. Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi, eğitmenlerimden Timur Tiryaki'nin, Ece Ercel isimli tatlı bir insanla birlikte oluşturduğu ve daha proje aşamasındayken Dünya Bankası'ndan kalkındırma hibesi edinmeye hak kazanan bir oluşum.
Boğaziçi Üniversiteli kurucular, Boğaziçi Üniversitesi'nin beyin gücünü titiz elemelerle Fark Yaratma amacıyla bir araya getirmiş ve geçen sene de Nisan Ayı'nda güzel bir konferansla ışık tutmuşlardı. Bu sene de dün bir konferans yapıldı. Bugün de çeşitli atölye çalışmaları yapıyorlar. Yakında gözlemleri internette yayınlanacaktır, ben de buradan duyurmaya çalışacağım.
Bilmeyenler için ASHOKA diye bir örgütlenme var mesela, sosyal dönüşümlerin bir çatı altında toplanması ve gücünü artırmaya yönelik, uluslararası bir ağ.
Lokal bir çalışması da SOGLA oluyor bir yerde. Sonuçta sosyal fayda sağlayacak fikirlerin tohumlanması, filizlenmesi, ağaç olması ve meyve vermesi...
2 yıl içinde neler neler yaptılar, kimlere ışık tuttular...
Bu haftasonunda da bunları ve daha fazlasını, "Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır, yoksa biz de birşeyler yapabilir miyiz?" sorusunu sorduü sordurttu.
Tüm SOGLA Ekibi,
Yüreklerinize sağlık

22 Mart 2011 Salı

Bir etoburun ağzında vejeteryan lezzet


Geç gelen bir paylaşımda bulunmak istedim.
Bir etobur olarak, sonunda güzel bir vejeteryan mekan buldum: Govinda.
Açılalı çok olmadı, ancak vejeteryanlar arasında hızla yayılıyormuş ismi. İşin düşündüren yanı, Türkiye'dekilerden ziyade yurtdışından misafirlerimiz daha kolay buluyormuş nerededir, kimlerdir...
Bunun iki sebebi var sanırım; Yurtdışındaki Govindalar ve Serhat'ın enerjisi:)
İkidir gittim sadece, sıcacık bir karşılama. Macaristan'dan destek alındığı için Macar arkadaşlar etrafta, İngilizce-Türkçe sohbetler, fonda da yumuşak bir müzik...
Geçen geldiğimde Burfy vardı, übersüper bir Hindu tatlı, karamelin 4 saatlik fırınlama sonucu lokuma benzeyen tatlı.
Bu sefer de irmikli, nohutlu enteresan bir çorba içtim.
Bu lezizlik, etobur iştahımın aklını çelebilecek güçte.
Bu arada, vejeteryan ile vegan kelimelerinin farklılığını da yeni öğrendim ve Govinda'nın özelliklerinden biri de dileyene vegan mutfağı da sunabilmesiymiş, yani süt ve süt ürünleri de koymayabiliyorlarmış.
Beyoğlu'nda McDonalds'ın sokağından girince ikinci sola giriyor ve 20 metre ilerinizde, sağınızda görüyorsunuz bu mütevazi mekanı.
Fiyatları da fena değil, klasik lüks vejeteryan menülerden oldukça farklı ve misafirperver.
Umarım yakın zamanda web sitelerini de güzelleştireceklerdir, buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.
Gün sonunda Bacan denilen müzikli meditasyona katılma şansınız da olabilir; 3 çalgı ve ağızlarda bir mantra ile...
"Hare krishna hare krishna,
krishna krishna
hare hare..."

24 Şubat 2011 Perşembe

Vaka-i Aşk @ Aralık


Belki de daha önce bahsetmeliydim, ama unuttum işte. Eğitmenlerimden ve ekip arkadaşım, mentorum Derya Akkaya ile birlikte sunduğumuz bir seminer var; Vaka-i Aşk.
Teşvikiye'de Aralık Derneği'nde verdiğimiz bu seminerlerde, klasik ve klişe ilişki yönetimlerinden ziyade, aşk olgusu, dinamikleri, erkeklik, kadınlık, erkeklerin gözünde kadınlık, kadınların gözünde erkeklik gibi konulara, karşılaştırmalı açılarla bakıyor, birlikte ele alıyoruz.
Benim açımdan işin en keyifli kısmı, bir gün öncesinden Derya ile yaptığımız küçük prova-sohbetler. Yakında bunları videolaştırarak paylaşmayı da düşünüyoruz, ama bir sır, ok?
Katılımcıları konuşturmaya yönelik bir uygulama söz konusu tabi ki. O sebeple, belki semineri sunan konumdayız, ancak duyduklarımdan ötürü not defterimi de sık sık elime alıyorum.
Mesela partnerimizle ilişkimizde, iletişimimiz ne boyutta? İletişimimizin içeriği nasıl? Hangi sözcükleri duymaktan hoşlanıyor ve hoşlanmıyoruz? Hangi sözcükler sık dökülüyor ağzımızdan?
Sevdiceğimize sevgimizi nasıl ifade ediyoruz? Bize nasıl ifade etmesini bekliyoruz?
Mutluluktan ne anlıyoruz?
Bu ve benzeri sorgulamalarla kendimizi, kendi özellerimizi keşfediyoruz.
Farkında olmadan süre gelen bir şekilde özel davranışlarımızı sıradanlaştırmış olabiliyoruz, değil mi?
Eğitmenlerin koç oluşundan ötürü, sıklıkla da koçluğa geliyor tabi konuştuklarımız. Mutsuz olduğumuz şeyler aklımıza geldiğinde, beklentilerimizi sorgulamamız gibi.
Geçen hafta, zor erkek tiplerini konuştuk; çapkın, işkolik ve kıskanç erkekler.
"Şöyle şöyle yapın, sevgiliniz düzelir" mantığından arınarak, mevcut koşullarda nasıl daha verimli bir ilişki yaşanır, bunun üzerine konuştuk. E bir işkolik olarak, kısa süre öncesine kadar gayet kıskanç birisi olarak da bol bol konuşma fırsatım oldu. Çapkınlık mı? O genlerimde var zaten.
Bu hafta ise aşk sözlüklerimizin üzerinden gittik, belirli belirsiz durumlarımızı biraz belirginleştirmeye, verimli hale getirmeye yönelikti.
Önümüzdeki hafta, 3 Mart, çarşamba günü ise Gardırop Sırları'nı konuşacağız.
8 haftalık bu programda her hafta ayrı bir konuyu işliyoruz.
Çarşamba öğlenleri, Teşvikiye'ye gelmek, aramızda bulunmak için buraya tıklayarak iletişime geçebilirsiniz.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Küçük Bir Kampanya

Ufkumu genişleten en büyük eğitimlerden birisiydi Girişimcilik Eğitimi.
Nasıl proje yazılır, nasıl fikir geliştirilir, finansmanı, pazarlaması... Şansıma bunu da Türkiye'nin bu konudaki lider kurumundan, MG Danışmanlık'tan almıştım. Hatta yine şansıma, MG bünyesindeki en yetkin eğitmendi eğitmenim; Tuğberk Seçkin.
Dün de onunla beraberdim. Ofisinde ağırladı ve tüm yoğun koşturmasının içinde sohbet de edebildik ve paylaşacağım bazı şeyler üzerine konuştuk.
Zamanla detaylarını da veririm, ama bir şeyin aciliyeti var sanırım.
Geleceğini kişinin kendisinin kurmasına yönelik yazılarımı zaten biliyorsunuz. Ancak temel eksikliklerden birisi, fikirlerin hibe ve kredi gibi destekler için kuralına uygun yazılması, sunulması gibi bürokratik deneyimler.
Bu konuda ilgili kamu kuruluşları, zaten size, satın alacağınız danışmanlık hizmetlerinin maliyetini destekleyerek iade ediyor. Ancak piyasadaki genel tablo "Gel abi, yazarız projeni" şeklinde.
MG Danışmanlık ve özellikle de Tuğberk ise, itibarı düşünüyor. Hem itibar hem de faydayı da bir çalışmada biraraya getirebileceğimizi konuştuk biz de.
Burada rakam söylemek istemiyorum, ancak piyasa değerinin altında bir kaparo ile danışmanlığa başlangıç yapıp, projenin gidişatı ve kabulüne göre adım atılacak, böylece girişimci fazla maliyetlerden arınmış olacak.
Danışmanlık piyasasında zaten bunun örnekleri var, ancak dediğim gibi, önüne gelene proje danışmanlığı yapmak ve işe yarar, yaramaz her türlü danışmanlık adımını uygulamak, hem kendi emeğini çöpe atmak hem de müstakbel girişimcinin ümidi, emeği, fikri ve parasını hiç etmek şeklinde gerçekleşiyor maalesef.
İtibar dedik ya, her projeyle çalışmak istemiyor Tuğberk ve ekibi bu yüzden. Hem kendi emekleri hem de girişimciler için en uygun yol. Böylece girişimci, daha yolun başında fikri hakkında deneyimli ağızlardan bir geri bildirim almış olacak.
Ayrıca ciddi girişimcilerle çalışmak, sadece para kazanmak değil, sonucu görmenin mutluluğunu da yaşamak ve çok güçlü referanslarına yenilerini eklemek amacındalar.
"Gide gele, gide gele bize spor yaptırmayacak girişimci istiyoruz" Birebir Tuğberk'in ağzından dökülüyor bu serzeniş, çünkü başlangıçtaki aşkımız, azmimiz, devam etmiyor. Hani bir söz var ya; "Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir"... Devam edilmeyince, sonuca da varılmıyor, onca emek, onca zaman da heba oluyor.
Bildiğimiz kampanyalardan değil bu; çünkü kazan veya kazan-kazan değil, kazan-kazan-kazan var içinde, hatta dörtlü. Girişimci kazanıyor, danışman kazanıyor, ekonomi kazanıyor, gelecek kazanıyor.
Duyurması da bana kalıyor.
Dilerseniz direk kendileriyle iletişime geçin, dilerseniz Mustep üzerinden. Mustep referansıyla iletişimde birkaç ek güzellikleri daha var, ama esas dikkat edilmesi gereken soru:
Yarınını kurmaya niyetli misin?

17 Şubat 2011 Perşembe

Deneme Bahçesi


Bir süre önce bahsetmiştim kısaca İnovizyon'dan.
Kendileri Nişantaşı'nda kurulu bir küçük işletme.
Ancak tek özellikleri, ekonominin küçük bir ferdi olmaları değil; benim 6 ila 12 senelik arkadaşlarımdan oluşuyor kurucuları.
Uzaktan tıbbi uzmanlık sertifika eğitimleri ile benim eğitimlerimin satışı üzerine meşguller şu an.
Ancak ayrıca, genç ekip olmanın getirdiği bir cesaret avantajları da var.
Zaten bu mesajı da onların reklamından ziyade, yeni cesur projemiz için yazıyorum.
"abi bilmiyorlar bu işi, satışı şöyle yapıcan, görücen bak nasıl da kotalar taşıyor..." gibisinden bir cümleyi söylemeyenimiz var mı?
En çok fikir sahibi olduğumuz konuların başında geliyor satış veya pazarlama fikirleri... Ancak ya bunu icra edecek kurum bulamıyoruz ya da çalıştığımız firma buna sıcak bakmıyor.
Biz ise bir oyun alanı edindik. Aklımıza geleni orada simüle ediyor, deneyebiliyoruz.
Ve sizleri de aramıza katalım mı diye düşündük, aslında ben düşündüm.
Ekip ne kadar iyi olursa olsun, gelişim daima önümüzde duran bir hedef, her türlü destekle daha da iyi meyveler ortaya çıkabilir ve hepimizin midesine inebilir bu lezzet.
Demem odur ki isterseniz www.inovizyon.net üzerinden aklınıza gelen satış ve veya pazarlama yöntemlerini paylaşın ekiple, bana mail yollayın (m@mustep.com).
Bu bir yarışma değil, hem yarışmanın prosedürleriyle ilgilenmek istemedik hem de hiç bir kısıtlama olmasın istedik. Aklınıza geleni paylaşabilirsiniz, mantıklı mı saçma mı? Kime ne:)
Sürece dair birebir bilgi paylaşımını da Nisan- Mayıs gibi yaparız herhalde. Buradan duyururum onu da.
Dediğim gibi, en ufak bir kısıtlama yok, ürün neymiş, hizmet neymiş, süreç neymiş, tutar neymiş...
Belki Nişantaşı'nda bir ofiste çalışmak da isteyebilirsiniz bu sayede, hadi bakalım, fikirler fora:)
Eklemek istedim; eğer fikriniz karmaşıksa ya da bir kurumdan ziyade başka bir portalda işlemesini isteyeceğiniz birşeyse, siz yine gelin, bir çözüm yolu bulalım. Mesela birincisi için, sizin başında olduğunuz bir yol ile denemek, ikincisi için uygun bir STK ile çalışmak...
Yeter ki fikirleriniz hayat bulsun.
Dipnot; bu ayaküstü düşündüğüm bir şey, detaylıca hazırlanıp da yazmadım bu metni. Dolayısıyla atladığım birşey varsa, lütfen belirtin.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rapor veriyorum:)


Uzun bir süredir yazmadığımı fark ettim.
Aslında yazılası birçok şey vardı, ancak şunu da yazayım, bunu da yazayım derken, baktım ki 1,5 ay olmuş dokunmayalı. Tıpkı "pazartesi diyete başlıyorum" demek gibi, değil mi? Neyse ki erteleme davranışım an itibariyle sonlanmış oluyor.
Bu görüşmediğimiz sürede neler yaptım?
Liste uzun, zaten uzun olduğu için, çok koşturduğum için blog yazmayı ihmal ettim, ama hemen duyurayım: Mustep Gelişim Hizmetleri şeklinde yenilediğim web sitemi çökerttim kendi ellerimle, sonrasında da çeşitli bilişim akrobasileriyle tekrar kurdum, alınacak öğüt: yedek almalısınız:)
Hazır web sitemi yenilemiş ve kodları hatırlamışken, bari diğer sitelere de bir el atayım hızlıca dedim ve tüm sitelerde bir temizlik yaptım, bence hoş oldu ama yorucuydu. Alınacak öğüt neymiş; web sitesini sen yapabiliyor olsan bile, git yaptırt:)
www.nasildahaiyiyaparim.com ile bakabilirsiniz.
Başka? Birçok kişinin bildiği üzere Üçüncügöz Dergisi tekrar yayında:) Ben de Endüstriyel Yogiler ismiyle, iş hayatı ve huzur kavramları üzerine bir şeyler karalıyorum. Okuyanlar sevmişler çok sağolsunlar. İlgilenenler www.ucuncugoz.org üzerinden göz atabilir dergiye, ancak yazımı nette yayınlamadık:
Dergimiz İndigo Dergisi'nde ise korku üzerine yazı dizimi bitirdik ve önümüzde girişimcilik, yenilikçilik, kendine yetebilme gibi konular var. İndigo Dergisi'ndeki son yazım için http://www.indigodergisi.com/65/mustep.htm linkine tıklayabilirsiniz.
Girişimcilik üzerine, girişimcilik eğitimlerinde konuk uzman olarak bulunmaya ve girişimcilik yolculuklarında psikolojik desteklere yönelik konuşmalar vermeye başladım ki en heyecanlandığım konulardan birisi bu.
Koçluk eğitimlerinde asistan eğitmen olma yolunda bir davet aldım ve açıkçası çok soyut olan bu hizmette, böylesi bir geri bildirim, inanın çok onore etti.
Ha bu arada eğitim demişken, üzerine titrediğim kendi hazırladığım eğitimlerimin satışı da başlamış oldu. Şubat ayında beni şımartacak kadar büyük iki kuruma Yenilikçi Stres Yönetimi Eğitimi vereceğim.
Deneyimli abilerim, ablalarım için küçük, ancak hayallerim için büyük bir adım oldu, sevincimi buradan sizlerle paylaşayım istedim.
Detaylar zamanla:)
Sevgiyle kalınız:)))

30 Aralık 2010 Perşembe

İstihdamını beklemek mi?



Geçen akşam bir dostumla beraberdim. Kendisi bir bankanın orta düzey bir profesyoneli, bir derneğin yöneticisi ve sosyal damarları yüksek, sesi yumuşak, süper sempatik bir insan.
Onunla iş hayatı, sosyal projeler, eğitmenlik, istihdam ve girişimcilik üzerine konuştuk.
Birçok kişinin bildiği gibi istihdam değil girişimcilik hedefinde birisiyim ve kişinin istihdamını beklemesi (gönderilen CV'lere cevaplar ve/veya KPSS yolculuğu) taraftarı değilim.
Kişinin geçirdiği her gün bir girişimde bulunması ve hala gerektiğine inanıyorsa az ve öz iş başvuruları sürdürmesi vs...
Ancak dostum ise biraz daha farklı yaklaşımlar sundu.
Bankacılığın yarattığı yönetmelik ve tüzüklere uyma zorunluluğu, kişinin alışkanlık kabiliyetiyle de buluşunca, çok kolay bir şekilde pasifize edildiği ve hatta direk kendisini durduruğunu konuştuk.
iİş hayatında "doğrudur" diye "öğretilenler" ve bunları yönetmemiz,baskılayıcılığını kontrol edebilmemiz için bir yazı dizisi tasarladım.
Günümüzün genellikle en büyük bölümünü bloke eden iş hayatına dair Endüstriyel Yogiler yazımı, Üçüncügöz Dergisi'nin yeni sayısında okuyabileceksiniz.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Dans deyip geçme, tanı


Tango diye duyardım küçüklüğümde, hiç aklım ermezdi, kurgulayamazdım nasıl bir şey diye.
Bir gün TRT FM'de bir gece programında, ardarda süper müzikler çalıyordu ve konuk konuşmacı da bu şuranın tangosu, bu buranın tangosu diyordu. Sanmıştım ki tango bir müzik türü, bir de onun üstüne dans eklemişler.
Sonra bir gün Por Una Cabeza'nın eşliğinde Al Pacino'yu izledim.
O an o müziğe kapılmamak elde mi?
Kaç zamandır arzulamıştım öğrenmeyi, bir türlü olmuyordu. En sonunda başladım ben de tango derslerine ve bu mutluluğumu duyurmak istedim.
Düşündüğüm kadar kolay değilmiş. Sehpanın üzerinde bile dans edebilecekken ben, tangoda henüz rap rap adımlar atamıyorum. Ama ilk başlarda normalmiş bu.
Bir erkek olarak tüm hakimiyetin sizde olması, garip bir ego çıkarıyor ortaya, sosyolojik ödevinizi, size yüklenenleri hatırlıyorsunuz biraz biraz.
Olayın kadın kısmı kolay, o adımlarını atsın, siz ritmi yakaladıktan sonra erkek olarak yönlendireceksiniz:)
Tabi işin şakası bu. Tahminimce kadın da erkeği takip edecek ve onun enerjisine ayak uydurmak için algılarına yüklenecek ve bu da onu zorlayacaktır.
Dün özellikle bir şey dikkatimi çekti. Dersten önce bir toplantıdaydım ve pek de hoş geçmemişti. Aşırı gergindim ve henüz üzerimden atamamıştım. Ders sırasında da karşımdaki bayanın aksaklıkları, sabrımı, tahammülümü zorluyordu. Bir ara patlarcasına çıkıp gitmek dahi istemiştim. Ancak, hatırladım ki insanlarla iletişim ve birliktelik, uyum üzerine çalışıyorum. Gergin ortamlarda uyumluluk üzerine hoş, aslında hoş değil zor bir etüd yapmış olacaktım. Nitekim yaptım da, uyumu yakaladık ve adımlarımız çok daha güzel olmaya başlamıştı. Sanki ders değil de terapi gibi olmuştu. Daha önce böyle bakmamıştım tangoya.
A bu arada, kurumsal tango mantığı üzerine, indoor etkinlik şeklinde de bir proje söz konusu, hatta tasarı değil, ufak ufak adımlar atılmaya başlamış. Konuyla ilgili biraz bilgilendim, dikkatimi çekti.
3. dersimi aldım Tangoda. Eğitmenim de dünya derecesine sahip bir genç; Ceren Varol, kurumunun adı da Tangolita.
Taksim'de, iş çıkışına uygun saatlerde bu terapiymiş, dansmış, dersmiş, farklılıklarmış deneyimlemek isterseniz, derslerde ve sonrasında milongalarda buluşalım. Detaylı bilgi için ceren.varol@tangolita.com üzerinden ve haliyle www.tangolita.com ile bilgi edinebilirsiniz.

17 Aralık 2010 Cuma

İstanbul'daydım

Geçtiğimiz gün, ayın 16sı, benim için en heyecan verici deneyimlerimden biriydi yaşadığım.
Sadece başkanını tanıdığım, İstanbul Üniversitesi Ekonometri Kulubü'nün yönetim kadrosuyla buluştuk.
Bir projelerini birlikte geliştireceğiz düşüncesiyle gitmiştim, oysa kişisel gelişimden konuşmak istediler.
Önceki konuşmalarım, bir eğitim, bir seminer, bir atölye üzerineydi, haliyle bir kurgu vardı, oysa burada spontaneydi her şey. Hep de merak ederdim, rastgele serbest atış sorularda nasıl yaklaşabilirim, konular arasında bağ kurarak, sıçrayarak, gerçekten rahat olarak konuşabilir miyim vs?
Grup dinamiği nasıl olacak? Kendimi konularıma hakim hissediyorum ama gerçekten bu hislerimi duyularımla da görebilecek miyim?
Girişimcilik konuştuk, kulüp üyeliği konuştuk, amaçlar, sevgililer, iş hayatı, kişisel gelişim, koçluk, çok para, kendine yatırım, Ahmet Şerif İzgören, Derya Akkaya, Timur Tiryaki, Tanrılar Okulu, inanmak...
Egom okşandı birazcık, o sebeple pek detaylandırmak istemiyorum.
Ama yüzleri gülüyordu katılımcıların, yüzüm gülüyordu.
Böyle bir deneyim, hayalim için çok verimli bir adım oldu.
Teşekkürler Ekolular:)