"Padişahlar havuz gibidir. Lüleleri ise tebasıdır.
Havuz berrak olacak ki, Lülelerden de berrak su aksın, halk huzurlu olsun." (Celaleddin Rumi)
Mevleviliğin modalaşmasından çok önceydi, Mesnevi'yi karıştırdığımda aklımda kalanlardan en etkileyici sözdü sanırım bu.
Ne ilgisi var peki uğraşlarımla?
Sizin padişahınız kim? Eylemlerinize, düşüncelerinize, anılarınıza, yorum ve tepkilerinize kim şahlık yapıyor? Tüm bunları ev sahibi ve patronu zihniniz.
Padişahı kaldıralım ve zihin diyelim.
Zihin havuz gibidir. Suyu temiz olacak ki lüleleri, yani eylemleri, düşünceleri, yorumları, algıları
da temiz olsun...
Hayatınızdaki gidişten memnun değilseniz, havuzunuzu gözden geçirme vakti. Temizlemek, yosunları temizlemek, suyu temizlemek, gerekirse biraz esans katmak belki suyuna...
Özenlice biraz mesai harcamalısınız havuzunuza; zihninize.
Suyunuz temiz olsun.
At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçısı, kriz çözücü ve insan
6 Mart 2013 Çarşamba
Zihin Havuz Gibir, Ya Suyu Temiz Mi?
4 Mart 2013 Pazartesi
Yardımlarınız Egonuzu Yarmasın
"Yardımlaşmakta yarışın", sanırım veda hutbesinde geçen cümlelerden biriydi.
Peki ya ego ile yardım edersek?
Bir telefon konuşması sonrası bu konuda birşeyler paylaşmak istedim.
Arayan yakın bir dostumdu. Derler ya, zehir gibi kafası olan birisi. Paraya çok tamah etse bile, yardımsever birisidir. Para isteyin halleder, fikir isteyin cevap verir, işinizden bahsedin, parlatır.
Bir arkadaşı aramış, biraz para istemiş. Yollamış bu da. Sonra sormuş, "n'apacaksın" diye.
Sattığı bir ürünün tahsilatını yapmamış ama kargolayacakmış. Çocuk da merak ediyor, ne sattın ki, nasıl tahsil edeceksin, iş modelin nasıl vs...
Karşı taraf pek kaçamak cevaplar vermiş, sorulardan sıkıldığı belli.
Eleman da sinir oluyor ve beni arıyor. "Sadece yardım etmek istedim, bu garip tepki niye?" diye veryansın ediyor.
Yardım, sosyalleşmenin en guzel meyvelerinden olsa da, egonun ürünü, egonun besin kaynağı. Çünkü yardım ederken egomuz beslenir. Hele narsizm tohumları da varsa,
kendimizi kurtarıcı görebiliriz.
Yıllar önce yaşam amacımı "insanlara hizmetle görevli bir ruh" olarak tanımlıyordum.
Oysa insanlara hizmet ederken tevazunun getirdiği egoya boğulduğumu gördüm.
Artık bugün bizzat yardım istemeyen birine yardımcı olmuyorum.
Hem koçluk deneyimlerim hem de biraz fazla çalışan kafamdan mıdır bilmiyorum, birçok sorunu görür görmez çözebiliyorum kafamda. Ama gözledim ki, karşımdaki sorunu için yardım istemiyorsa bunu onunla paylaşmak, bir çözüm değil. Velev ki
bilmek zaten çözüm değil.
Ve hatta eğer çenemi tutamayıp derdine derman olmaya kalkarsam ve o da pek kıymetli fikirlerim yerine başka şeyler yaparsa...
Bu sefer de madem yapmayacaksın, neden anlatıyorum diyerek kendime kızabiliyorum. Tanıdık mı bu duygu?
Kendime neden kızıyorum peki?
Ona hayır işlemeye çalışırken, kendi egom incindi.
Neden?
Karşılık bekleyen bir yardımda bulundum, sözlerimi uygulamasını bekledim. Güya karşılık beklemediğim yardımım egomu
incitmişti.
Demek ki yardımlarda dikkatli olmali.
Egonun yol açtığı beklentilere dikkat etmeli ki kaş yapaIım derken göz çıkarmayalım.
Merak edenler için küçük bir not: geliştirdiğim hayat amacım değer üretmek. Böylece kendimle ilgilenebiliyorum ve başkasının hayatına müdahale etmiyorum.
Ya siz?
11 Şubat 2013 Pazartesi
Sevgililer Günü Hediyeli Blog: Sevgi Bir Mucizedir
Mesela oluşumundaki dini oyunları, ilahi mesajları biliyor musunuz?
Manipülasyonlardan uzak durup yine sevgililer günü üzerinde duracak olursak, ufak birkaç yeni bakış atalım mı?
Biz sevgililer günü desek de orjinali St Valentine's Day, yani Aziz Valentine Günü. Yani 14 Şubat, bir azize atfen kutlanıyor, peki neden?
Azizler, Hristiyanlık inancına göre inancı yolunda öldürülen ve papalık nezdinde onurlandırılan insanlardır. Yani daha şimdiden anlıyoruz ki Valentine de böyle birisiymiş. Peki neden öldürülmüş?
Evlenmesi çeşitli sebeplerle yasak kişileri bile evlendiriyor özetle; Rahip Valentine, sevenleri birleştiriyor. Ancak bu tutum papalığa aykırı ve papalık bunu öğrenince cezası kesiliyor, öldürülüyor.
Tabi zaman geçiyor ve bunun hata olduğu görülüyor, öldürdükleri adamı onurlandırıyorlar. Ölüm tarihi olan 14 Şubat da sevgiye atfediliyor.
Yani biz her 14 Şubat’ta sevgilimize “sevgililer günün kutlu olsun” derken, Aziz Valentine’in sevgi uğruna öldürülmesi yad ediyoruz.
Ama burada bir anlam kayması var.
Mesela platonik aşkı biliriz. Sen seversin, o sevmez.
Oysa kelimenin etimolojisine bakın. Platon’la alakalı aşk, Platonvari aşk demek Platonik Aşk. Platon ne yapıyordu peki?
Karşılık beklemeden sevgiyi hissetmek için seviyordu, ilahi sevginin insani boyutundaydı yani.
Valentine de zinayı yasallaştırmak için değil, farklı noktalardaki kişileri birleştirebilmek için o mucizevi duyguyu somutlaştırmak için bir görev yüklenmişti. Sevginin ilahi olduğuna inanıp, insani kısıtlamalardan kurtulması için kendince çabalıyordu.
Siz peki?
Seviyor musunuz? Seviliyor musunuz? Kendinizi seviyor musunuz?
Tırnağınızdan beyninize, mucize eseri olan varlığınızı sevebiliyor musunuz?
Klişeleşmiş sevgililer gününe umarım daha şimdiden biraz daha farklı bakmaya başlamışsınızdır.
Bu sevgililer gününde klasik olarak gül vermek yerine yeni bir şeyler deneyelim mi peki?
Önce kendinizi sevmeyi deneyin. Esas mucize sizsiniz, kendinizsiniz.
Bununla beraber birlikte olduğunuz kişi, flörtünüz, sevgiliniz ya da eşiniz… Bu mucizevi varlık, bu mucizevi duyguyu o eş sayesinde yaşıyor. Ona bu sevginizi hissettirin. Sorunlarınız olsa bile HER ŞEYE RAĞMEN varlığını onurlandırmaya odaklanın.
Hediyelerin en güzeli, içten bir duyguyu paylaşabilmek.
Onun için sevginizi hissedin, önce kendinizi sevin, sonra sevgilinizi, sonra diğer insanları, diğer varlıkları, oluşu…
Ve ikilikten çıkıp birliğe hoş geldiniz.
Seviyorum kendimi ve sizi.
Hediye hediye dedim de, size küçük bir hediye vereyim mi?
Neticede hediye vermek güzeldir, hoş bağlar kurulmasını, güçlenmesini sağlar. Madem mucize diyoruz sevgi duygusu için, sevgilinize de mucizevi bir hediye sunabilirsiniz beyler. İstenmeyen bir kum tanesini mucizevi bir süreçle işleyen inciye başvurabilirsiniz.
Ve sizin için küçük bir sürprizim var.
İnciyi hep duyardım, ama pek bilgim yoktu. Nevinci firmasının yöneticileriyle ise bazı ortamlardan tanışığım ve bir ziyaretimde bilgilendirmişlerdi. O günden beridir beğendiğim bir şey olup çıktı.
Sizin için rica ettim ve bir kupon hazırlattım. www.nevinci.com adresindeki kataloglardan seçtiğiniz ürünlerin hepsinde, hediye kodu olarak MUSTEP diye yazarsanız, Şubat 2013 sonuna kadar %10 indirim sunuyorlar. Bu da benim size sevgililer günü hediyem.
9 Ocak 2013 Çarşamba
Gelişimzedeler İçin
7 Ocak 2013 Pazartesi
Tasarımda Koçluğun Ne İşi Var?
Hani kötü komşu insanı ev sahibi yaptırırmış ya, bu hizmet de böyle doğdu zaten.
Bugüne kadar beğenilmeyen sonuç çıkmadı. (Dürüst olayım, bir müşterimiz çalışmanın sonunda fikir değiştirmişti, ama o ayrı bir konu, bu hizmeti gölgelemiyor.)
Aslında öykü koçluğu da diyebilirim buna. Çünkü kişinin olsun, girişimin olsun, öykülerini ortaya çıkarıp görsellik kazanmasına yardımcı oluyorum.
Ha bu çalışmanın sektörde bir ünvanı varmış, "art director (sanat yönetmeni)". Ama bunu konuştuğum uzmanlar ise düzeltiyor ünvanı; “senin yaptığın sana yönetmenliği değil, işlevsel sanat yönetmenliği” diyorlar.
Eğer siz de görsel ifadelerinizden, tasarımlarınızdan memnun değilseniz, olamıyorsanız, cozum@mustep.com adresine mail atabilirsiniz.
Neden?
- Çünkü böylece gereksiz tasarımlarla emek kaybı olmayacak.
- Talebinizi ortaya döküp cevap alabileceğiniz için tatmin kaybı olmayacak.
- İşlevsiz sonuçlardan ötürü para kaybı olmayacak.
- Hatta görsellik sayesinde motivasyon kazancınız olacak.
- Hatta sizin öngördüğünüzden bile etkili ürünler elde edeceksiniz.
Mustafa Emin Palaz
Yaşam ve Girişimci Koçluğu
5 Ocak 2013 Cumartesi
Google Algısı
Kime aitti, kimden duydum hatırlamıyorum bu öğüdü.
Anonim versiyonlarını da duydum, ama iş hayatı için sanırım en önemli öğütlerden biri, ne dersiniz?
Bu sabah maillerime bakmak istediğimde aşağıdaki görüntü vardı tarayıcımda.
Ben de hemen modemimi kontrol ettim, çünkü sağolsun TTNET ve modemim beni sık sık internetten düşürüyor. Öyle ki 3G bağlantım olmasa, offline bir hayat sürebilirdim.
Oysa ekran görüntüsünü aldığım yazıdan da anlayacağınız gibi, konu bilgisayarım, modemim veya TTNET değil, bizzat Gmail'den, Google'dan kaynaklı.
Yıllar önce bilişim sorumlusu olduğum zamanlar, firmamda bir iş arkadaşım bağlantısının koptuğunu söylemişti.
Server sistemindeki bir aksilik ve eski modemin sık sık aşırı yüklenmesi yüzünden bağlantı aksiliği yaşıyorduk. Ben de baktım internet yok çocuğun bilgisayarında. Ben bağlanıyorum, herkes bağlanıyor, o bağlanamıyor.
Modeme reset attım, bilgisayarlara baktım, her şey yolunda ama o bilgisayar hala çalışamıyor.
Sonra fark ettim ki, arkadaş yeni tarayıcı açıyor da giremiyor. Çünkü açılış sayfası Google idi ve Google o an hizmet dışı olmuş, kimsenin bilgisayarından Google'a girilemiyordu.
Çok şaşırmıştım, Google'a toz kondurmadığımıza ve takdir etmiştim. Öyle bir algı oluşturmuş ki, "Google sayfası açılmıyorsa, internet bağlantını kontrol et!"
Peki sizin hizmetlerinizde de böyle bir algı var mı?
Sonuçta bir sorun varsa, sizden değil bambaşka birşeyden kaynaklı olabileceğine dair bir güven algısı var mı?
Geçen gün bir dostum aradı, hayıflanmıştı ona yönlendirdiğim bir işle ilgili.
Bana, aracılık ettiğim kurumun fiyatının yarısına başka bir yerden teklif aldığını söyledi ve o kurum hakkında beni uyarmak istedi. Oysa onu yönlendirdiğim kuruma o kadar güveniyordum ki, "eğer arada böyle bir fiyat farkı varsa, senin teklif içeriğinde bir değişiklik olmalı, başka bir yolu olamaz" demiştim. O da gülmüştü, biraz kör güvendiğimi düşünüyordu.
Oysa ondan poliçe detaylarını aldım ve haklı çıktığımı gördüm. Arkadaşımı yönlendirdiğim firma taleplere göre bir fiyat vermişti ve uygun sayılırdı. Ancak piyasa araştırmasına devam edilince, bazı ihtiyaçlar ötelenmiş ve en sonunda düşük bir ihtiyaçlar listesi çıkmış ve bu da teklifi düşürmüş. Hatta ilk teklif içeriği olsa daha bile pahalı bir teklif alırlardı.
Bu bir güven meselesidir. Eğer ben, teklifi ilk sunan firmaya güvenmeseydim, konunun detaylarını incelemez, irdelemez ve bir arkadaşıma mahcup olduğum gibi başka bir dost kurumu da ağımdan silerdim.
Peki siz? Güven durumunuz nasıl? Sizce güvenilir bir algı oluşturdunuz mu?
1 Ocak 2013 Salı
Pipiden Mutluluğa
Bir önceki "Yeni yıl"dan da bir şeyler dilemiştik, oysa ne yaptık bu dilekler için?
Huzur dilemişsinizdir mesela, peki ya huzurunuzu artırmak için rahatlama tekniklerine baktık mı? İnancınız ne ise onu yoğunlaştırdınız mı? Namazdan meditasyona, birkaç saat yürümekten bir dostlar sofrasında sabahlamaya...
Mutluluk dileriz, adettendir. Mutluluğunuzu artırmak için ne yaptınız? Neyle mutlu olduğunuzu öğrendiniz mi mesela? Neler sizi mutlu eder, kimlerin yanında çok mutlu hissediyorsunuz, ne yaparken cıvıl cıvılsınız? En önemlisi, az ya da çok olsun, mutluluğunuzu kimlerle paylaştığınızı fark ettiniz mi?
Başarı, aşk, kariyer vs... Ne yaptınız bunlar için?
Bunu düşündüm gün boyu.
Ben ne yaptım diye...
Şükür, hedeflerimin birçoğunu yapmışım, hatta öngördüğümden bile iyi durumda hissediyorum kendimi, 2012'nin tüm zorluklarına rağmen.
Ama bunun sırrı ne, bunu araştırdım azcık da.
Farklı bakmak çıktı sonuç! Olaylara, konulara, kişilere, durumlara...
Mesela bu yıl arkadaşlarıma en sık bahsettiğim şey "saçmalamanın faydaları" idi. Sıradışı çözümlere yönelik yeni teknikler geliştirdim vs...
Sonra en hoşuma giden bakış açım, disiplin hukukundan sıyrılıp ödül hukukuna kaymak oldu. Bunu geliştireceğime söz veriyorum!
2012 almanakı gibi birşey yazmayacağım, zaten şu an doğaçlama yazıyorum, bir hazırlığım yok.
Sadece artık farklı bakmamızın zamanı gelmedi mi diye sormak istedim dostlar!
Az önce haberlere bakıyordum, Taksim'deki tacizciler yakalanmış. Etek altı görüntüleri çekiliyormuş.
Hani haberin, sapıklığın falan altını karıştırmayacağım, ayrı hikaye.
Ama bir yorum oldu, beni düşündürdü; "Meclis mini eteği yasaklasın, sapıklık da sona ersin"
Pipisine hakim olamayan birini olumluya teşvik etmek yerine, dilediği gibi giyinme hakkı olan birine engel koymak...
Toplumun bugünkü halinden memnun değilsek, dünden geliyor bu, dünün bakış açılarından...
Ha bu adamdan ötürü önerilen şey, ha bir çocuğa muamele...
Siz babanızın yanında bacak bacak üstüne dahi oturamazken şimdinin veletleri gayet hareketli diye sus-pus'larla oturtup, hırpalayıp sessizleştirmek... Onun canlılığına saygı gerekli.
Sevgilisini kıskandığı için dışarı çıkmasını yasaklamak... Kendine güven gerekli.
Gece altını ıslattığı için 6-7 yaşlarındaki çocuğu korkutmak, hatta (güya hafif) şiddet uygulamak... Korkusunu anlayıp çözmeye yönelik babacan-anaç sohbet gerekli.
İstenmeyen gebelikleri çözmek için kürtajı yasaklamak gibi bu bakış. Oysa korunma yollarına dair bilinçlendirme yapılabilir.

Sosyal, politik, ilişkiler üzerine, ananevi 50 milyon örnek çıkarabiliriz bu şekilde.
Siz ya?
Hoşunuza gitmeyen şeyleri yasaklarla, sınırlarla örselemek yerine, olumluya teşvik edecek misiniz hem kendinizi önce kendinizi sadece kendinizi?
Koçluk süreçlerinde ödevler olur sık sık. Bazen danışan tespit eder, bazen koç kurgular bu ödevleri.
Size yeni yılda üç aşamalı bir ödev vermek istiyorum;
- Rahatsız olduğunuz, değiştirmek istediğiniz durumların listesini yapın,
- Bunları değiştirmek için neler yapabileceğinizi tasarlayın
- Ve en önemli üçüncü madde; YAPIN; EYLEME GEÇİN!!!
Yeni yılınız mutluluğunuzla dolsun! :)
24 Aralık 2012 Pazartesi
Okyanusun Terapisi
13 Aralık 2012 Perşembe
Sesli Harflerden Doğacak Kader
Kıyım mı olacak, kıyam mı?
Kıyımın ucu ölüme gidiyor, basit bir gözle bakarsak.
Kıyam ise ayağa kalkmak olduğuna göre, aydınlanmaya gidiyor.
Peki 21 Aralık'ta n'olacak?
Belki İndigo Dergisi'ndeki rollerimden belki de ruhsallıkla çok haşır neşir olduğumdan, son günlerde en sık sorulan soru, artık bu tarihe dair, benim konuya bakışım soruluyor.
Cevaplaya cevaplaya, bu fikirlerimi paylaşmaya karar verdim.
Özetle cevaplarsam, kıyametin geleceğine inanıyorum efendim.
Hiç bir şey olmamanın doğuracağı bilinç bulanıklığının getireceği zihinsel kıyametin geleceğine inanıyorum.
Birşeylerin olacağına o kadar inanıyor ki koca bir toplum, olmazsa eğer inançları sarsılacak.
Zaten koca 366 günden tek farkı 21 Aralık 2012'nin, burada bir kesinliğin konuşuluyor olması!
Herşeyin illüzyonlar olduğuna inanan, ebedi muğlaklığı kabul edenler için bir mutlak bir gün söz konusu.
Masada inançları var, ya olacak, ya olacak...
Peki siz?
21 Aralık, diğer günler gibi olduğunda bile inancınızı korumaya, mucizeleri fark etmeye devam edecek misiniz?
Yoksa 21 Aralık'ta birşeyler olmadı diye yitip gidecek misiniz?
22 Aralık'ta kutlanacak partilere katılmanızı öneriyorum :))))
11 Aralık 2012 Salı
Ben Çok Şanslıyım Çünkü...
23 Kasım 2012 Cuma
Sağlıkhane Uygulamalarını Biliyor Musunuz?
21 Kasım 2012 Çarşamba
Tanrılar Okulu'ndan Benimle Tanışmaya Geldiler
Geçtiğimiz ay, kitabın yazarı Stefano D'anna, Future Leaders of the World isimli bir çalıştay için ülkemize ziyarette bulundu ve benimle de tanışmak istedi.
Programımızın yoğunlukları eşleşmedi ve buluşamadık ama sizinle, bu tanışıklığa vesile olan makalelerimden birini paylaşmak istedim.
"Ateş Var Yaratmak İçin"
Mutluluk Ekonomisi ve Yeni Birkaç Yazım
Mutluluk Ekonomisi @ Lalabey Paylaşım
İster çok uluslu bir şirketin CEO'su olun, ister bir ev hanımı...
1'e 5 veren bir yatırıma ne dersiniz? Üstelik maliyeti 0.
Mutluluk Ekonomisi başlıklı yazıma davet ediyorum sizi:
http://paylasim.lalabey.com.tr/?p=7493
Kilo Kilo Dediğin Nedir Gülüm @ İndigo Dergisi
Kilo ve altında yatan psikolojik döngüye dair, bir kaç örnekte bulundum ve konuya saçma bakış açıları getirmeye çalıştım :) http://indigodergisi.com/2012/11/kilo-kilo-dedigin-nedir-gulum/ linkinden okuyabilirsiniz.
Kurumsal Laf Salatası @ Girişimcilik İklimi
Endüstriyel psikolojinin ve işletmelerde göz ardı edilen diğer psikolojik unsurların etkili şekilde ele alınmasına yönelik bu yazım ise, basılı bir dergi olan Girişimcilik İklimi'nin yeni sayısında yayınlanacak. PDF formatını edinince blogumdan paylaşırım
11 Ekim 2012 Perşembe
CV Festivali Mi Olurmuş?
10:00 – 11:00 Açılış konuşması: “İşe Alımda Yeni Süreçler” –BAHATTİN AYDIN - AVEA İK Direktörü
11:00 – 11:30 “İsteyenin bir yüzü… “ Bir kariyer değişimi ve cesaret hikayesi - REYHAN ÇEPİK
11:30 – 11:40 Kahve arası
11:40 – 12:40 “Angry Birds metoduyla işe girme yolları” -ÖMER EKİNCİ
12:40 – 12:50 Kahve arası
12:50 – 14:10 Canlı mülakat: “Mülakata Davetlisiniz” İPEK ARAL KİŞİOĞLU
14:10 – 15:10 Biraz dinlenme, öğle yemeği ve kahve sohbeti
15:10 – 16:10 “Buddha mı olsam? CEO mu olsam? Huzurlu bir yaşam mı yoksa hırslı başarılı bir kariyer mi seçsem?” TİMUR TİRYAKİ
16:10 – 16:30 “Sosyal Medyanın CVdeki Yeri” HASAN BAŞUSTA
16:30 – 16:40 Kahve arası
16:40 – 17:30 İşe Girmede Yeni Süreçler: Türkiyeden kreatif CVler!
Katılımcılar: MEHMET OĞUZ MADEN, SELİN ÖZSOY, DİLEK OLUKLU
17:30 – 18:00 KREATİF CV ATÖLYESİ: Dinlemek yetmez! Yeni ve farklı bir CV yapmanın ipuçlarını canlı uygulamalar ve Dünyadan örneklerle görün.
SÜRPRİZ KONUŞMACI! “1154 kere iş görüşmesine gidip iş bulamama” ile Guinness’e aday genç.
10 Ekim 2012 Çarşamba
Akrebin Depresyon Morfini
Biliyorsunuzdur belki, akrepler ateşle çevrelenirse, kendilerini sokarak ölürlermiş...
Ateşte yanmamak için erkenden ölmek, nasıl olsa çıkış yolu da yok...
Bir arkadaşla konuşurken, Yahya'dan bahsederken konusu açılmıştı bu davranışlarının. Yahya, evimdeki misafirim, yetişkin bir akrep. Kendisiyle iletişim, stres ve özel hayat üzerine bazı çalışmalar yapıyorum.
Konu neden bir akrep beslediğim ya da bu çalışmaları yaptığım değil, akrebin az önce bahsettiğim gıcık özelliği olacak. Çünkü sadece akreplerde değil bu, bir çok depresif kişi, kurum, girişim ve projede de görüyorum.
Düşünün bir sıkıntı ile karşılaşıyorsunuz; çözmeye çalışıyorsunuz, olmuyor. Tekrar deniyorsunuz, olmuyor, tekrar deniyorsunuz Allah'ın hakkı üçtür diye ve yine olmuyor...
N'apıyorsunuz? En sık karşılaştığım cevap, projeyi rafa kaldırmak, durumu rafa kaldırmak, boyun eğmek kısaca...
Eğer rafa kaldırıp da yolunuza devam edemeyeceğiniz kadar kilit bir konumu varsa ne yapıyorsunuz?
Ağırlıkla kendinizi de rafa kaldırıyor, yaşamdan çekilebiliyorsunuz!
Neden peki?
Mistik yaratıklar, garip hayvanlar akrepler bile çözüm bulamazsa öldürüyor kendilerini...
Bence bu, akrebe dem vurarak kendini morfinlemek...
En sık kullandığım cümlelerden; "Dağına göre kar yağarmış"
Yani öyle bir sıkıntımız varsa, elbet çözümü de vardır, sadece yeterince saçmalamamışızdır henüz!!!
Gerçekleştirilemeyen bir fikirse, akla gelen herşey yapılabilir. Yapamıyorsanız, yeterince saçmalamamışsınızdır!
Piyasa koşulları, çevre baskısı, imkan yetersizliği... bahanelere rağmen yaratıcı bir perspektiften bakmamış, mantığın kalıpları arasında kalmışsınız demektir.
Oysa akrepler de burada saçmalasa, belki ateşten toprağı kazarak kurtulacaklar, belki sıçramayı başaracaklar... ama hemen burada da mantık ne diyor? Ateş toprağı kavurur, sıçrarken yanarlar yine ölürler... 3. bir yol gerçekten yok mu?
Çözümler mantıklarımızı yıktığımız, saçmaladığımız alanlarda saklı, görmek lazım ve denemek! (Saçmalamak üzerine yazılarım için buraya tıklayabilirsiniz)
Basit bir örnek vereyim mi? Kazandığım son referanslardan birinde görüştüğüm firma ve projelerinin paydaşları sıkışıp kalmıştı bir noktada ve akla yatkın her yolu da denemişlerdi, olmuyordu. Rafa kaldırmaya kararlılardı!
Farklı bir perspektiften baktık ve 3 ayrı çözüm yolları olduğunu fark ettiler. Ateşle çevrili olup da öldürmediler kendilerini, 3 milyon kişinin işini ve hayatını etkileyecek projelerini rafa kaldırmadılar, CAN'ını ortaya çıkardılar.
Ya siz?
Gerçekten her yanınız ateşle mi çevrili? Evet ise yeni soru: ateşe rağmen yol yaratamaz mısınız?
10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü'ne denk geldi :)
4 Ekim 2012 Perşembe
Zihin, zihin dediğin nedir gülüm, o çözüm yaratmadıkça...
Daha önce zihin haritalama tekniğini duymuş, okumuş, seminerlerine gitmiş ya da NLP eğitimlerinde 15 dakikalığına işlemiş kişilere sorduğumda, genel bir cevap alıyorum: Zihin haritalama denince akla basit konuları alt birkaç başlıkta ele almak geliyor...
Oysa zihnimizde neler basit dallanmalardan ibaret ki?
Madem “uzmanlık alanım zihin” diye ahkam kesiyorum, altını doldumalıyım dedim ve zihin haritalamayı geliştirdikçe geliştirdim birçok kişinin bildiği üzere: yaratıcılığı besleyen, hafızayı geliştiren, sıradışı çözümler kurgulatacak şekilde...
Koçluk seanslarımda da uygulamaya başlayınca, daha da gelişti zaten.
Geçen gün ise sanırım kalfalık eserimi verdim:
İnternetten tanıdığım, tarım sektöründen önce bir girişimci; Tülin Akın, bir konuda destek talep etti. Bir sunumlarını zihin haritalama becerileriyle, daha zengin ve etkileyici gerçekleştirmek istemişlerdi. Söz konusu büyük bir projeydi ve bir süredir çözülemeyen birkaç handikap vardı, mümkünse bunlara da çözüm düşünülecekti bilahare.
Önce zihin haritalama üzerine eğitim tadında keyifli bir giriş yaptık, ardına da başarılı ve sıra dışı bir ekip koçluğu seansı başladı.
Eğitimlerimde bol bol uygulama yaptırıyorum, ancak bu sefer buharı üstünde tüten bir sıkıntı söz konusu olduğu için, zihin haritalama uygulamasını da bu sıkıntı üzerinden yürüttük ve gülümseten bir sonuç yakaladık.
Gizlilik gereği detayları ve nihai zihin haritasını gösteremeyeceğim ama Tülin Hanım’ın Facebook duvarımda da paylaştığı referans yorumunu aynen aktarıyorum:
Bu sabah başka bir firmanın yöneticisi ile birlikte aldığımız zihin haritalama eğitimi ile yepyeni bir bakış açısı kazandık. Biri dünya devi, biri Türkiye deki en büyük holdinglerinden biri ile yaptığımız; 3 milyon kişinin hayatına dokunacak projede aksayan bacak olarak tespit ettiğimiz yerin doğru yer olmadığı asıl sorunun başka bir yerde olduğu ve hangi yöntemlerle çözülebileceği konusunda fikirler oluşturduk ve aksiyon planımızla huzur ve heyecan içinde yeni bir iş haftasına başlayacağız. Teşekkürler Mustafa Emin Palaz.
Tülin Akın - Tarımsal Pazarlama Eğitim Yayıncılık Danışmanlık Ltd. Genel Müdürü Tarimsalpazarlama.com Kurucusu
Bu referans ve reklamımdan çıkarsamanızı beklediğim esas nokta; en çıkılmaz sokaklarda bile hem çözümler vardır hem de fırsatlar…
Sadece uygun şekilde oraya bakmamız (zihinimizi gözlememiz) gerekiyor.
Web sitemdeki domates başlığına göz attınız mı? http://mustep.com/domates.html
28 Eylül 2012 Cuma
Kralın Eşleri
Facebook'ta gezinirken gördüğüm bir hikayeyi paylaşmak istedim:
Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın dört eşi varmış.
Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini, en iyisini ona verirmiş.
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün ken
disini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır,üzerine titrermiş.
Kral ikinci eşini de severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven,sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral bu eşini hiç sevmez ve onunla hiç ilgilenmezmiş.
Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış.
Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.
En çok sevdiği dördüncü eşine, "Ölüm yolculuğunda bana eşlik etmek ister misin?" diye
sorduğunda, aldığı yanıt kalbine bir bıçak gibi saplanan, kısa ve net, "Mümkün değil!" olmuş.
"Hayatim boyunca seni sevdim, sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin?" sorusunu üçüncü eşi, "Hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim." diye yanıtlamış ve kral bir kez daha yıkılmış.
"Her sorunumda, her zaman yanımda olan, bana yardim eden sendin. Bu sorunumda da bana yardımcı olur musun?" sorusuna karşı, ikinci esinden, "Bu sorunun için bir şey yapamam. Olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım." karşılığını almış.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesiyle irkilmiş:
"Nereye gidersen git, seninle olurum, seni takip ederim."
"Ah!" diye inlemiş kral; "Keşke bir şansım daha olsaydı..."
==========================================
Aslında gerçek Yaşamda hepimiz dört eşliyiz...
Dördüncü eşimiz "vücudumuz"! Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım, öldüğümüzde bizi terk edecektir.
Üçüncü eşimiz "sahip olduğumuz servet ve statümüz"! Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.
İkinci eşimiz "ailemiz ve dostlarımız"! Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey, bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.
ve birinci eş 'ruhumuz' !...
27 Eylül 2012 Perşembe
"Neden bazı çocuklar büyüyüp Gandhi olurken, bazıları Hitler oluyor? "
Peki bu methiyeli paylaşım niye?
İlkiz eğitim veriyor.
Gittikçe zorlanan ebeveynlik durumu için "Çocuklarla yaşamda çıkmaz sokak yoktur. Daima yeni bir şans vardır." diyor.
Eğitiminin amacı:



















