Maymun iştahlılıkları bilir misiniz?
Belki sizde de vardır, açıkçası bende vardı, kontrol edebilmekle beraber hala var. Tanıdığım birçok insanda da var, özellikle de benim neslimde.
Kütüphanelerde okuyacak kitap seçemezdim, bir oyunun sonunu getiremezdim, bir kızla bitmezdi maceralarım.
Zamanla bu durum iş hayatımda da kendini gösterdi. Gördüğüm her kariyer olasılığına atladım. Şükür ki çok zekiyim ve kısacık sürelerde dünyanın deneyimini edinerek avantaj yakalamıştım. Seyis yardımcılığından bilişim uzmanlığına kadar yaygın bir geçmişimin olması, bundandır.
Ama ana bir konuda etki doğurmak, o denli uzmanlaşmak, odaklanmak ben ve benim gibiler için ayrı zor.
Az önce bir danışanım aradı. Genç ve çok yetenekli, zaten yetenek gerektiren bir eğitim alıyor.
Bir ilham almış, zaten bu tipler (bizler) mütemadiyen bir şeylerin ilhamını alırız ve hepsi de voleyi vurdurabilecek cinstendir. Ama sorun; bu ilhamların hepsi de güçlü olduğu için birini seçip de bir şey yapamayız, arada kalır yarım bırakırız.
Bu genç dostum da bir hayali ile bu ilhamı birleştirmiş ve özgün bir kitap projesi tasarlamış. Sesindeki heyecanı duymalıydınız!
“Biliyor musun” diye devam etti. “Çeşitli şarkılardan oluşan bir de kısa albüm yapıp kitabımla verebilirim. Böylece müzik aşkımı da uygulayabilirim” dedi. Ne süper!
Hatta kısa süre sonra bu proje üzerinden konserler bile çıkarabilirmiş.
Ne güzel! Bir kitap ilhamı ve hayaller nerelere kadar götürmüş!
Oysa madalyonun başka bir yüzü daha var; aşırı doz yaratıcılık!
Genci epey tanıyorum. Bu saydıklarından ötesini bile yapabilecek güçte. Bununla birlikte projesindeki müzik çalışmalarını yaparken yolundan çıkabilme potansiyeli de çok yüksek!
Bunu dile getirdim, düşündü mü, yorumu ne oldu diye. Birazcık yutkundu.
Şu ana kadarki sorunlarının hepsinin temelinde, herhangi bir şeyi nihaileştirememiş olması, bunun yarattığı stres duygusu var!
Nasıl önlemler alabilir?
Hayallerinden hiçbirini unutmaması, projesinin detaylarından hiç birini kenara atmaması gerek; akla gelen herhangi bir şey yapılabilir bir şeydir. Ama odağını koruyabilmesi; maymun iştahlılığa düşmemesi için planını tekrar ele alması lazım. Ara hedefler koyması şart!
Amacınıza hakimseniz, gelecek ilhamlar olasılıklarınızı, potansiyellerinizi daha da artırır. Ancak sadece amacınız ışığında sağlıklı adımlar atabilirsiniz.
Amacınızı hatırlayın hep, onu sorgulayın, ona göre değerlendirin. Çünkü amacınız, nedeninizi belirtir ve ne yaptığınız değil, nasıl yaptığınız önemlidir.
Hazır ne-neden demişken, Simon Sinek’ten mükemmel bir konuşma öneriyorum.
At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçısı, kriz çözücü ve insan
14 Eylül 2013 Cumartesi
7 Eylül 2013 Cumartesi
Medyanın Sosyali Etkileşimin Hızlısı
Medyanın kelime anlamı iletişim ortamı. Sosyal medya ise bu iletişimin etkileşimini artırıyor, hızlandırıyor.
Geçen gün bir müşterim için 2 yeni personel ihtiyacı doğdu ve bununla ilgili 2 tweet attım, bir blog yazdım ve birkaç da mail grubuna bu blog metnini yolladım.
Sonuç?
Kim olduğunu bilmediğim kişilerin yönlendirmeleri ve referanslarıyla onlarca mail, bir çok CV.
Bunları müşterimin talebine göre eledim ve nokta atışı yaptım, aynı İK'cı dostlarımın yaptığı gibi oldu.
Oysa İK sitelerinden diledikleri performansı alamamışlar, ben de arkadaşlarıma sorduğum zamanlarda, süreçler çok yavaş ilerliyordu.
O sebepledir ki sosyal medya atmosferimde direkt ya da dolaylı bir şekilde bulunan, tanıdığım tanımadığım arkadaşlara teşekkür etmek istedim.
Daha da hızlı daha da etkileşimli ortamlara...
Geçen gün bir müşterim için 2 yeni personel ihtiyacı doğdu ve bununla ilgili 2 tweet attım, bir blog yazdım ve birkaç da mail grubuna bu blog metnini yolladım.
Sonuç?
Kim olduğunu bilmediğim kişilerin yönlendirmeleri ve referanslarıyla onlarca mail, bir çok CV.
Bunları müşterimin talebine göre eledim ve nokta atışı yaptım, aynı İK'cı dostlarımın yaptığı gibi oldu.
Oysa İK sitelerinden diledikleri performansı alamamışlar, ben de arkadaşlarıma sorduğum zamanlarda, süreçler çok yavaş ilerliyordu.
O sebepledir ki sosyal medya atmosferimde direkt ya da dolaylı bir şekilde bulunan, tanıdığım tanımadığım arkadaşlara teşekkür etmek istedim.
Daha da hızlı daha da etkileşimli ortamlara...
Etiketler:
etkileşim,
ik,
iletişim,
insan kaynakları,
medya,
sosyal medya
4 Eylül 2013 Çarşamba
Çok Çalışıp Az Kazananlar
Her şeyin mihenk taşı bence etkinlik ve verimlilik. Türkçesi; attığımız taş baş yarıyor mu?
Koçluk mesleğine ilk başladığım sıralar, profesyonel hayatımdaki en yoğun çalıştığım günlerden daha yoğun çalışıyor, efor sarf ediyordum. Bir arkadaşımın sorusu üzerine saat başı gelirimi hesapladım ve durum çok kötüydü. Koçluk gibi elit bir hizmet yerine kötü bir mahallede dilenci olsaydım saat kazancım daha çok olabilirdi.
Ama sorun değil, çünkü ben zaten sosyal bir girişimci olarak görüyordum kendimi, yani para odaklı değildim, böyle de olduğu kadar işte…
Sonra verimliliği düşündüm. Bu mali düzlemde dilediğim sosyal etkiyi de yaratamazdım. İş modelimi zaman içinde değiştirdim ve şimdi o günlere nazaran çok daha hareketli, etkili bir sürecin içine girmeyi başardım.
Bu genel iş içinken, geçen gün bir seanstaki konuşmayı aktarıyorum. Girişimci koçluğu için görüştüğüm firma ile tanışma seansımızdı. Pazarlama araçlarını sorguladığım firma, tek tek detayıyla anlatıyordu çalışmalarını. Ne yoğunlukta mailing, ne yoğunlukta telemarketing yapıyorlardı, referans üzerinden satışları nasıldı, yeni müşteriyi nasıl yakalıyorlardı vs…
En çok mesaisini alan şeyi sordum, “telemarketing tabi ki” dendi. 2 kişinin yürüttüğü pazarlama bölümünü kilitleyen görev buyken, getirisini sordum. Geçmiş 5 yıl içinde telemarketing sayesinde kaç satış yakalamışlardı, ortalama bir rakam istedim. “0” dendi, yazıyla da “sıfır”!
Bu durum işlevsizlik bile değil, resmen zarar değil mi? Hem en çok mesaisini alıkoyuyor hem de hiç getiri vermiyor ve o an’a kadar da hiç sorgulanmamış bu durum.
Siteleri üzerinden talep formlarıyla doğan iletişim sürecinden biraz, fuar etkinliklerinden biraz daha çok, ama esas referansları üzerinden müşteri ediniyorlardı.
Peki referans satışlarına dair bir stratejileri var mıydı? Tabi ki hayır! İyi iş, müşteri memnuniyeti ve bol şans… Fayda/maliyet oranı en yüksek kaynakları olan referans satışı üzerine ufak bir strateji geliştirdik biz de.
Ha, mailing sistemini çöpe attık mı? Hayır! Onun da üzerinden gidilmeli, zaman aralığı yönetilmeli ona göre adımlar atılmalı.
Siz peki ne durumdasınız?
Pazarlama kalemlerinizi tartın, zaman/fayda kıyaslaması yapın, fayda/maliyet oranlarınıza bakın ve stratejinizi oluşturun!
Maalesef Türkiye’de strateji kelimesine uzak olduğumuz kadar tepkiliyiz de!
Piyasalarımız aşırı esnek ve belirsiz olabilir. O halde siz de esnek bir strateji kurabilirsiniz ve böylece belirsizlikler karşısında bile en azından minimum beklentilerinizi karşılayabilecek hamleler yapabilirsiniz.
“Pazarlama için attığım adımlar neler?
Bu adımlar için tek tek ne kadar zaman harcıyorum?
Bu adımlardan ortalama getirim ne oldu?
Hangisi için ne yapabilirim?”
Örneğin telemarketing günde 3 saat, mailing haftada 3 saat, referanslar üzerinden pazarlama 0 saat, vs…
Telemarketing 10.000 cirolu bir müşteri, mailing 500 lira değerli 45 müşteri, referanslar üzerinden ise işlerimin neredeyse hepsini yapıyorum.
Telemarketing için seyrek arama günleri yapabilir ya da önemli anlaşmalarımın akabinde bunu da duyuran bir konuşma metni üzerinden hareket edebilirim belki. Mailing için yurtdışında yayınlanan ve etkili olan mailing yazma metotlarını anlatan makaleleri okuyabilir, daha çok pazarlama deneyimi edinebilirim belki. Referanslarım için tanıtıcı ve teşvik edici bir şeyler tasarlayabilirim. Referansta bulunan ve referansla gelen müşterilerime ne gibi jestler yapabilirim?
Bu ve daha birçok adım yapılabilir, ama öncelik ne durumdasınız ve beklentileriniz neler, bunları cevaplayarak stratejinizin en azından kaba hatlarını oluşturmak!
Koçluk mesleğine ilk başladığım sıralar, profesyonel hayatımdaki en yoğun çalıştığım günlerden daha yoğun çalışıyor, efor sarf ediyordum. Bir arkadaşımın sorusu üzerine saat başı gelirimi hesapladım ve durum çok kötüydü. Koçluk gibi elit bir hizmet yerine kötü bir mahallede dilenci olsaydım saat kazancım daha çok olabilirdi.
Ama sorun değil, çünkü ben zaten sosyal bir girişimci olarak görüyordum kendimi, yani para odaklı değildim, böyle de olduğu kadar işte…
Sonra verimliliği düşündüm. Bu mali düzlemde dilediğim sosyal etkiyi de yaratamazdım. İş modelimi zaman içinde değiştirdim ve şimdi o günlere nazaran çok daha hareketli, etkili bir sürecin içine girmeyi başardım.
Bu genel iş içinken, geçen gün bir seanstaki konuşmayı aktarıyorum. Girişimci koçluğu için görüştüğüm firma ile tanışma seansımızdı. Pazarlama araçlarını sorguladığım firma, tek tek detayıyla anlatıyordu çalışmalarını. Ne yoğunlukta mailing, ne yoğunlukta telemarketing yapıyorlardı, referans üzerinden satışları nasıldı, yeni müşteriyi nasıl yakalıyorlardı vs…
En çok mesaisini alan şeyi sordum, “telemarketing tabi ki” dendi. 2 kişinin yürüttüğü pazarlama bölümünü kilitleyen görev buyken, getirisini sordum. Geçmiş 5 yıl içinde telemarketing sayesinde kaç satış yakalamışlardı, ortalama bir rakam istedim. “0” dendi, yazıyla da “sıfır”!
Bu durum işlevsizlik bile değil, resmen zarar değil mi? Hem en çok mesaisini alıkoyuyor hem de hiç getiri vermiyor ve o an’a kadar da hiç sorgulanmamış bu durum.
Siteleri üzerinden talep formlarıyla doğan iletişim sürecinden biraz, fuar etkinliklerinden biraz daha çok, ama esas referansları üzerinden müşteri ediniyorlardı.
Peki referans satışlarına dair bir stratejileri var mıydı? Tabi ki hayır! İyi iş, müşteri memnuniyeti ve bol şans… Fayda/maliyet oranı en yüksek kaynakları olan referans satışı üzerine ufak bir strateji geliştirdik biz de.
Ha, mailing sistemini çöpe attık mı? Hayır! Onun da üzerinden gidilmeli, zaman aralığı yönetilmeli ona göre adımlar atılmalı.
Siz peki ne durumdasınız?
Pazarlama kalemlerinizi tartın, zaman/fayda kıyaslaması yapın, fayda/maliyet oranlarınıza bakın ve stratejinizi oluşturun!
Maalesef Türkiye’de strateji kelimesine uzak olduğumuz kadar tepkiliyiz de!
Piyasalarımız aşırı esnek ve belirsiz olabilir. O halde siz de esnek bir strateji kurabilirsiniz ve böylece belirsizlikler karşısında bile en azından minimum beklentilerinizi karşılayabilecek hamleler yapabilirsiniz.
“Pazarlama için attığım adımlar neler?
Bu adımlar için tek tek ne kadar zaman harcıyorum?
Bu adımlardan ortalama getirim ne oldu?
Hangisi için ne yapabilirim?”
Örneğin telemarketing günde 3 saat, mailing haftada 3 saat, referanslar üzerinden pazarlama 0 saat, vs…
Telemarketing 10.000 cirolu bir müşteri, mailing 500 lira değerli 45 müşteri, referanslar üzerinden ise işlerimin neredeyse hepsini yapıyorum.
Telemarketing için seyrek arama günleri yapabilir ya da önemli anlaşmalarımın akabinde bunu da duyuran bir konuşma metni üzerinden hareket edebilirim belki. Mailing için yurtdışında yayınlanan ve etkili olan mailing yazma metotlarını anlatan makaleleri okuyabilir, daha çok pazarlama deneyimi edinebilirim belki. Referanslarım için tanıtıcı ve teşvik edici bir şeyler tasarlayabilirim. Referansta bulunan ve referansla gelen müşterilerime ne gibi jestler yapabilirim?
Bu ve daha birçok adım yapılabilir, ama öncelik ne durumdasınız ve beklentileriniz neler, bunları cevaplayarak stratejinizin en azından kaba hatlarını oluşturmak!
3 Eylül 2013 Salı
Çözüm Çözüm Dediğin Nedir Gülüm?
Çözüm bir yetenek değil, beceridir.
Çözüm bir lüks değil, zorunlu ihtiyaçtır.
Çözüm bir çaba değil, hâldir.
Geçtiğimiz günlerde bir yönetici grup ile zorlu bir projelerinin lansman hazırlığındaydık. Dostumun müşterisi olan firma, bir sürü veri eksikliği dahilinde, sezonunun açılışına ürün yetiştirmeye çalışıyordu.
Ama pazar hakkında yeterli veri alınamıyordu. Bazı adımlarda kanuni kısıtlar vardı. İlgili yönetmelikler aşılsa bile saha personeli güven doğurmuyordu. Rakiplerle arada uçurum vardı. Rakiplerin işi nasıl yürüttüğüne dair rasyonel bir veri edinilemiyordu. Vs…
Dostum olan firma, müşterisine yardım etmemi, süreç üzerine olasılıkları ortaya dökmemi rica etti. Ben de gittim, kendi geliştirdiğim zihin haritalama teknikleri ve bol da koçluk becerileri ile yöneticilerin zihnine yolculuk ettim.
Bir sürü gedik çıktı, hatta bir an “yoksa çözemeyecek miyiz” diye de geçti aklımdan. Bu güne kadar en karmaşık projelerin bile altından kalktık sektör ayrımı olmadan, yoksa ilk kez kayaya mı tosladım
O anda Tanrılar Okulu kitabından bir cümle zihnimde belirdi: “Çözüm üretmeyi bırak, çözümün kendisi ol!”
Derin bir nefes aldım, biraz sesli saçmaladım, (saçmalamanın faydaları üzerine bir yazımı okumak için tıklayın) yöneticilere koçluk yaparak onların da saçmalamalarına yardım ettim. Sonra da yepyeni bir “pazarlamada konumlama” tekniği geliştirdim. Tabi masadaki pazarlama yöneticim bunun asimetrik pazarlama diye bir teknik olduğunu söyledi, ancak daha önce kullanmamış.
Yani yeni bir şey keşfetmemiştim aslında, ama kendi içimdeki çözüm hali, dahil olduğum, modere ettiğim sürecin çözümüne kocaman bir ivme katmıştı.
En karmaşık problemlerinizde derin bir nefes alın. Sakin bir nefes daha alın, sonra bir nefes de.
Çözüm olmayı düşünün. Zihninize bunun için biraz zaman verin, izin verin.
Çözüme kavuştuğunuzda nasıl bir duygu halinde olacağınızı hayal edin mesela.
Biraz daha bekleyin ve bu sırada sakince nefesler almaya devam edin.
Azalan stres duygusunun açığa çıkardığı çözümleri göreceksiniz.
Çünkü siz de çözümün kendisi olmaya başlamışsınız!
Çözüm bir lüks değil, zorunlu ihtiyaçtır.
Çözüm bir çaba değil, hâldir.
Geçtiğimiz günlerde bir yönetici grup ile zorlu bir projelerinin lansman hazırlığındaydık. Dostumun müşterisi olan firma, bir sürü veri eksikliği dahilinde, sezonunun açılışına ürün yetiştirmeye çalışıyordu.
Ama pazar hakkında yeterli veri alınamıyordu. Bazı adımlarda kanuni kısıtlar vardı. İlgili yönetmelikler aşılsa bile saha personeli güven doğurmuyordu. Rakiplerle arada uçurum vardı. Rakiplerin işi nasıl yürüttüğüne dair rasyonel bir veri edinilemiyordu. Vs…
Dostum olan firma, müşterisine yardım etmemi, süreç üzerine olasılıkları ortaya dökmemi rica etti. Ben de gittim, kendi geliştirdiğim zihin haritalama teknikleri ve bol da koçluk becerileri ile yöneticilerin zihnine yolculuk ettim.
Bir sürü gedik çıktı, hatta bir an “yoksa çözemeyecek miyiz” diye de geçti aklımdan. Bu güne kadar en karmaşık projelerin bile altından kalktık sektör ayrımı olmadan, yoksa ilk kez kayaya mı tosladım
O anda Tanrılar Okulu kitabından bir cümle zihnimde belirdi: “Çözüm üretmeyi bırak, çözümün kendisi ol!”
Derin bir nefes aldım, biraz sesli saçmaladım, (saçmalamanın faydaları üzerine bir yazımı okumak için tıklayın) yöneticilere koçluk yaparak onların da saçmalamalarına yardım ettim. Sonra da yepyeni bir “pazarlamada konumlama” tekniği geliştirdim. Tabi masadaki pazarlama yöneticim bunun asimetrik pazarlama diye bir teknik olduğunu söyledi, ancak daha önce kullanmamış.Yani yeni bir şey keşfetmemiştim aslında, ama kendi içimdeki çözüm hali, dahil olduğum, modere ettiğim sürecin çözümüne kocaman bir ivme katmıştı.
En karmaşık problemlerinizde derin bir nefes alın. Sakin bir nefes daha alın, sonra bir nefes de.
Çözüm olmayı düşünün. Zihninize bunun için biraz zaman verin, izin verin.
Çözüme kavuştuğunuzda nasıl bir duygu halinde olacağınızı hayal edin mesela.
Biraz daha bekleyin ve bu sırada sakince nefesler almaya devam edin.
Azalan stres duygusunun açığa çıkardığı çözümleri göreceksiniz.
Çünkü siz de çözümün kendisi olmaya başlamışsınız!
2 Eylül 2013 Pazartesi
Acil personel ihtiyacı
Acil bir şekilde, Beşiktaş Balmumcu'da kurulu bir bilişim firması yakınım 2 yeni personel arıyor ve acil olduğu için blogumdan paylaşmak istedim.
Yönetici asistanı arayışı;
Bayan olması tercih ediliyor.
Yoğun olmasa bile İngilizce yazışma becerisi aranıyor.
Sekreterya, misafir ağırlama ve genel müdürün ajandasını ayarlayıp takip etmekle görevlendirilecek.
Bilgi işlem yöneticisi arayışı;
Firmanın değişen yapısı sebebiyle arşivleme yapılacak.
Bu süreci yönetebilecek bir arkadaş aranıyor.
Ayrıca bilgisayar kurulumları, ofis içi bilişim desteği (küçük arızalara müdahale edebilecek, bilişim destek firmasıyla arada kontakt kurabilecek, arıza tespiti yapabilecek, yazıcı kurulumu, network paylaşımları vs...)
Bilgisayarların genel bakımıyla ilgilenebilecek ve form oluşturabilecek kadar da yazılım bilgisi süper olur.
CV'leri acilen benimle mustep@gmail.com üzerinden paylaşırsanız sevinirim.
Yönetici asistanı arayışı;
Bayan olması tercih ediliyor.
Yoğun olmasa bile İngilizce yazışma becerisi aranıyor.
Sekreterya, misafir ağırlama ve genel müdürün ajandasını ayarlayıp takip etmekle görevlendirilecek.
Bilgi işlem yöneticisi arayışı;
Firmanın değişen yapısı sebebiyle arşivleme yapılacak.
Bu süreci yönetebilecek bir arkadaş aranıyor.
Ayrıca bilgisayar kurulumları, ofis içi bilişim desteği (küçük arızalara müdahale edebilecek, bilişim destek firmasıyla arada kontakt kurabilecek, arıza tespiti yapabilecek, yazıcı kurulumu, network paylaşımları vs...)
Bilgisayarların genel bakımıyla ilgilenebilecek ve form oluşturabilecek kadar da yazılım bilgisi süper olur.
CV'leri acilen benimle mustep@gmail.com üzerinden paylaşırsanız sevinirim.
1 Eylül 2013 Pazar
Haykırış Vakti!
Eskiden “eylülüm geldi” derdim. Depresifleştiğim vakitlerin en
yoğun olduğu dönemler eylülde olurdu genelde.
Zaman içinde hayata bakışım değişti, başkalarının da
değiştirme süreçlerine yardımcı olmak nasip oldu. Öyle ki artık sorunlar,
kendimizi gerçekleştirebileceğimiz fırsatlara dönüşmeye başladı…
Sanki her “Aman!” dediğimizde, içimizde saklı bir güzelliğin
dışa vurum haykırışları…
Eylül kelimemiz nereden geliyor diye baktım. Üzüm zamanı
diye Aylül’den geliyormuş.
Orijinali içinse basit ve yalın yaklaşımlar var; yedinci aya
atfen 7 anlamına gelen Septem’den geldiği söyleniyor.
Ama bir yaklaşım da eski Türk kaynaklarından geliyor, Avram
Galanti Bodrumlu aracılığıyla; “Akadlıların altıncı ayıdır ve sevinçten
haykırmak anlamına gelir”!
Yaz dönemi bitti bitiyor. Sezonlar da krizleriyle,
fırsatlarıyla açılıyor.
Peki yeniden başlayan bu döngüde sizin haykırışlarınız ne
olacak?
Bu yeni sezonda hangi hayallerinizi gerçekleştirmek
istersiniz? (Hayal demişken şu linkleri okumanızı öneriyorum:
ve
Kendi değerlerinizi ne denli yaşayabileceksiniz bu yeni
döngüde? (Değerlilik üzerine eski bir yazım için http://mustep.blogspot.com/2012/08/kac-lirasnz.html
linkine bakın derim.)
Sorunlar hep vardır, olacaktır. Çünkü o engellerden
sıçradıkça kendinizi daha çok gerçekleştirebilirsiniz.
Yorumlarınız, talepleriniz ve çok daha fazlası için
iletişebiliriz: cozum@mustep.com
Ve son not: 1 Eylül Dünya Barış Gününüz, barışınıza ilham
olsun!
Etiketler:
aylül,
değer,
eylül,
fırsat,
hayal,
koçluk,
kriz yönetimi,
mutluluk,
özdeğer,
üzüm,
yaşam koçluğu
27 Ağustos 2013 Salı
Çözüme Cesaretiniz Varsa!
Bazen çözüm müdahalelerine bile gerek yoktur! Tek gereken durmak ve sakince bakmaktır!
Bir su birikintisinde çamur içinde olduğunuzu düşünün. Hep çamur var mıydı? Hayır! Siz ayak çırptınız ya da bir şekilde hareketleriniz çamuru kaldırdı ve artık ayağınızı göremiyorsunuz.
Yapmanız gereken şey sakince gözlemek! Su dinecek, çamur çökecek!
Bir arkadaşımın en büyük sorunu babasının tavırlarıydı. Orayı burayı sorgularken fark etti ki babası zaten tam da istediği gibi davranıyordu, ortada sorun yoktu yani! O, sorun olduğunu zannediyormuş!
Geçen gün de bir danışanımlaydım. Genel müdür oldu ve aşırı stresliydi. Sık sık saate bakıyordu, aklı bir yerlere gidiyordu.
Yarım saat kadar konuştuk, yol kat ettik biraz ama sordum, stresi gitmemişti daha.
Kalktım, kaldırdım ve duvarlarında bir zihin haritası çizdik. Ben sordum, o cevapladı, birlikte çizdik işte… Detaylarını değiştirip sizin için daha okunaklı bir şekilde haritayı tekrar oluşturdum!
Stresinin altında temelde 4 koca problem çıktı en önemli projesi üzerine.
Bunları detaylandırdığımızda ise işler dallanıp budaklanıyordu, biz de haritayı şekillendiriyorduk.
Sonra ona basit bir soru sordum: “sıralama yapacak olursak nereden başlayalım?”
O ise bir hışımla kalktı ve “zaman!” dedi. “Her şeyin sebebi bu, ilacı bu! Ama çözümü de mucize” dedi. Haklıydı. Çünkü önünde çok büyük kısıtlar var. Firmalarının yürüttüğü projenin teslim tarihine 10 gün bile kalmadı. Yeni bir çözüm ortağına ihtiyaçları var ve adayları yok. Paralel bir süreç için Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından birine gittiler ama firma dışarıdan hizmet almayıp kendi yürütecek. Yani fikirlerini çaldırıp, rakiplerini yarattılar. Ve firmadaki bazı projelerle ilgili bilgi eksikliği var, ekip de bu genç yöneticiye karşı dirençli.
Lambadan cin çıksa, zaman isteyecek yani genel müdürümüz!
Yutkundum. Yapılabilecek bir şey yok, kader gibi sanki…
Zamanı deşelim istedim ben de!
Önce zamanı sıkıntı yapan temel şeyler çıktı karşımıza, sonra o temel şeyleri deştik biraz biraz.
Sonuç?
Firma kıyamete gitmiyormuş, sadece biraz fazla mesai yapacak ve kendi çalışma saatleri uzayacak. Zaten buna gönüllü.
“Şimdi nasılsın?” diye sordum. Derin bir nefes aldı ve yüzü gülüyordu. Artık rahatlamıştı.
Haritadan çok anlaşılamaz, çünkü hepsini değiştirdim ama tick işaretleri zaten yürütülen veya ona verdiğim ve çok zamanını almayacak birkaç ödev sayesinde de kolayca üstesinden gelebileceği şeylerdi.
(-) işaretli dallar ise ya zaten alışıldık sorunlardı, stres yaratmaya gerek yoktu, her kurumda karşılaşılan günlük özellikte sorunlardı ya da hiç aciliyeti yoktu.
Kıyamet hissi uyandıracak kadar aşırı acil hangi sorun vardı biliyor musunuz? Zihin haritasına bir daha bakın!
Hiç biri o kadar da önemli değildi aslında! Çünkü esas sorunu çözmesi için de önünde bir hafta olduğunu fark ettik, projeye kıyasla çok kısa bir zaman ama kocaman bir hafta.
Kişisel, projesel veya kurumsal sıkıntıların %10u aslında sadece bir “oluruna bırakıp” oldurmaktan ya da çok basit bir iki adımlık çözümden ibaret.
Belki bunu bizzat siz de biliyorsunuzdur.
Ancak zihniniz ve egonuz, hayatınızı kabusa çeviren sorunun aslında bir balon olduğunu görmek istemiyor. Hele ki basit yollarla çözülebileceğine inanmak istemiyor.
Madem hala mucize arayışını var, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin en büyük firmalarından birindeyken, toplantımız sonucu aldığım bir soru mucize olabilir mi?
Bir su birikintisinde çamur içinde olduğunuzu düşünün. Hep çamur var mıydı? Hayır! Siz ayak çırptınız ya da bir şekilde hareketleriniz çamuru kaldırdı ve artık ayağınızı göremiyorsunuz.
Yapmanız gereken şey sakince gözlemek! Su dinecek, çamur çökecek!
Bir arkadaşımın en büyük sorunu babasının tavırlarıydı. Orayı burayı sorgularken fark etti ki babası zaten tam da istediği gibi davranıyordu, ortada sorun yoktu yani! O, sorun olduğunu zannediyormuş!
Geçen gün de bir danışanımlaydım. Genel müdür oldu ve aşırı stresliydi. Sık sık saate bakıyordu, aklı bir yerlere gidiyordu.
Yarım saat kadar konuştuk, yol kat ettik biraz ama sordum, stresi gitmemişti daha.
Kalktım, kaldırdım ve duvarlarında bir zihin haritası çizdik. Ben sordum, o cevapladı, birlikte çizdik işte… Detaylarını değiştirip sizin için daha okunaklı bir şekilde haritayı tekrar oluşturdum!
Stresinin altında temelde 4 koca problem çıktı en önemli projesi üzerine.
Bunları detaylandırdığımızda ise işler dallanıp budaklanıyordu, biz de haritayı şekillendiriyorduk.
Sonra ona basit bir soru sordum: “sıralama yapacak olursak nereden başlayalım?”
O ise bir hışımla kalktı ve “zaman!” dedi. “Her şeyin sebebi bu, ilacı bu! Ama çözümü de mucize” dedi. Haklıydı. Çünkü önünde çok büyük kısıtlar var. Firmalarının yürüttüğü projenin teslim tarihine 10 gün bile kalmadı. Yeni bir çözüm ortağına ihtiyaçları var ve adayları yok. Paralel bir süreç için Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından birine gittiler ama firma dışarıdan hizmet almayıp kendi yürütecek. Yani fikirlerini çaldırıp, rakiplerini yarattılar. Ve firmadaki bazı projelerle ilgili bilgi eksikliği var, ekip de bu genç yöneticiye karşı dirençli.
Lambadan cin çıksa, zaman isteyecek yani genel müdürümüz!
Yutkundum. Yapılabilecek bir şey yok, kader gibi sanki…
Zamanı deşelim istedim ben de!
Önce zamanı sıkıntı yapan temel şeyler çıktı karşımıza, sonra o temel şeyleri deştik biraz biraz.
Sonuç?
Firma kıyamete gitmiyormuş, sadece biraz fazla mesai yapacak ve kendi çalışma saatleri uzayacak. Zaten buna gönüllü.
“Şimdi nasılsın?” diye sordum. Derin bir nefes aldı ve yüzü gülüyordu. Artık rahatlamıştı.
Haritadan çok anlaşılamaz, çünkü hepsini değiştirdim ama tick işaretleri zaten yürütülen veya ona verdiğim ve çok zamanını almayacak birkaç ödev sayesinde de kolayca üstesinden gelebileceği şeylerdi.
(-) işaretli dallar ise ya zaten alışıldık sorunlardı, stres yaratmaya gerek yoktu, her kurumda karşılaşılan günlük özellikte sorunlardı ya da hiç aciliyeti yoktu.
Kıyamet hissi uyandıracak kadar aşırı acil hangi sorun vardı biliyor musunuz? Zihin haritasına bir daha bakın!
Hiç biri o kadar da önemli değildi aslında! Çünkü esas sorunu çözmesi için de önünde bir hafta olduğunu fark ettik, projeye kıyasla çok kısa bir zaman ama kocaman bir hafta.
Kişisel, projesel veya kurumsal sıkıntıların %10u aslında sadece bir “oluruna bırakıp” oldurmaktan ya da çok basit bir iki adımlık çözümden ibaret.
Belki bunu bizzat siz de biliyorsunuzdur.
Ancak zihniniz ve egonuz, hayatınızı kabusa çeviren sorunun aslında bir balon olduğunu görmek istemiyor. Hele ki basit yollarla çözülebileceğine inanmak istemiyor.
Madem hala mucize arayışını var, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin en büyük firmalarından birindeyken, toplantımız sonucu aldığım bir soru mucize olabilir mi?
“Sektörümüze yabancısın, ürünümüzü hiç bilmiyorsun, sorunu burada duydun. Bu çözüme nasıl ulaştık?”İletişim için cozum@mustep.com
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Hamamböceği Sendromu
Hamamböcekleriyle aranız nasıl?
Benim nadir korkularımdan birisiydi. Mantığım bile devredışı
kalırdı hamamböcekleriyle karşılaştığımda!
Sonra bizzat geliştirdiğim bazı tekniklerle (nöropsikoloji,
bilişsel psikoloji ve koçluk faydalarıyla) bu korkuyu aştım.
Ve onları, hamamböceklerini gözlemeye başladım.
Beni sosyal medyadan takip edenler, böceklere merakımı
bilirler.
Zaten bir de akrebim var, Yahya. Onu beslemek için de
hamamböceklerim var.
Hamamböcekleri üzerine iş dünyasına yönelik birçok
çıkarsamam var ya da onlardan ilham alarak…
Ayrıca simetrik tasarımları beni benden alıyor. En ufakları
da, büyükleri de tasarım anlayışını baştan şekillendirebilecek güçte bence.
Bildiğim en temiz yaratıklar; sürekli temizliyorlar
kendilerini.
Yumurtalarının başında veya çok yakınında duruyorlar
Ve daha bir sürü şey…
Hamamböcekleri hakkında yazabileceğim çok şey var, ama benim
şimdi dokunmak istediğim konu hamamböceği sendromu!
Gerekliliklerini çok sorgulamışımdır, biliyorsunuzdur; atom
bombasına bile dayanabiliyorlar. Nedir bu sürdürülebilirlik aşkı?
Peki sizin sürdürülebilirlik kaynaklarınız neler?
Her krize rağmen bir adım daha atabilmenizi sağlayacak
elinizde ne kaynaklar var?
Ve süreç!
Sürece girmeden önce ufak bir şey paylaşayım.
Yahya için barındırdığım hamamböcekleri en son 3 taneydi. Bir
gün evden çıkmadan yavrucuklarım ne yapıyor diye kutularını açtım ve aşağıdaki
fotoğrafla karşılaştım, 1,5 tane kalmışlar.
Yani yemişler birbirlerini: yamyamlık!
İş süreçlerinizde eğer kaynak yaratmaz, sadece tüketirseniz,
hamamböcekleri misali kendi paydaşlarınızı da yemeye ya da onlar tarafından
yenilmeye başlarsınız.
O sebeple piyasanızdan tükettiğiniz kadar, piyasanıza
ekmelisiniz de… Yeni pazarlar, yeni üretim faktörleri, yeni kaynaklar, hatta
yeni rakipler…
25 Ağustos 2013 Pazar
Koçluk Eğitimi Almadan Önce
Koçluk eğitimi almak istiyor, ama kararsız mısınız?
Sorularınıza yardımcı olabilecek şekilde koçluk yapıyorum ya
da koçluk eğitimleri almış ve kendini geliştirmek isteyen kişilere de mentorluk
yapıyorum. Eğitim vermiyorum, ama koçluk eğitimlerinde neleri nasıl
seçebileceğinize dair birkaç şey paylaşmak istedim.
Önceliğiniz amaç olmalı! Koçluk eğitimlerini ne için almak
istiyorsunuz?
Kişisel gelişiminize yatırım mı olacak, meslek olarak mı
kullanacaksınız, kurum-içi koçluk yapmayı mı düşünüyorsunuz?
Hızlıca birkaç yorum; kişisel gelişiminize yatırım
yapacaksanız binlerce liralık eğitimler çok da gerekli olmayabilir. Kurum-içi
koçluk yapacaksanız, kurumunuzun ödemesini sağlayabilirsiniz. Meslek olarak
yapacaksanız daha da ince eleyip sık dokumalı!
Kendinizi tatmin hissedeceğiniz yeterlilik çıtası nedir?
Birçok eğitmen tanıyorum, uluslar arası akredite değiller
ancak gayet başarılılar. Yine de eğer kalite belgesi görmek istiyorsanız uluslar
arası akreditasyon aramalısınız. Burada tabi küçük bir noktaya değineyim; ICF
üyesi olmak ve IC akredite olmak farklı şeyler. Ayrıca ICF, ülkemizde en
bilinen federasyondur, ancak başka birçok güçlü federasyon var, onlara da göz
atın.
Eğitmenin iyi bir uygulayıcı olması, iyi bir terapist ya da
koç olması ile iyi bir eğitmen olması farklıdır. Bu detaya dikkat edin.
Eğitmenin ünlü olması da çok bir şey ifade etmiyor. Dışarıda
“falancadan eğitim aldım” derseniz, eğitmeninizin tanınması kolay olur. Ama ün,
başarı demek değildir. Biraz PR ve reklam çalışması, ünlülerden oluşan (genelde
aile ve eş tanıdıkları) bir çevre ve içeriği net anlaşılamayan, sansasyonel bir
kitapla ün kazanılabilir! Bu, ünlü eğitmenler aslında başarısız demek değil
tabi ki, ama önemli olan ün değil! Siz o eğitmeni başarılı buluyor musunuz,
frekansınız uyuşuyor mu, buna bakmaya çalışın.
Menteelerimin (mentorluk yapılan kişi) ortak özelliği, ünlü
eğitmenlerden eğitim almışlar ve kendilerini yetersiz hissediyorlar. Şimdi birlikte
o yetersizlikleri gideriyoruz.
Meslek olarak yapacaksanız hitap etmeyi düşündüğünüz
kitlenin beklentileri de önemli. Yöneticiler belgeleri sorguluyor, bazı
kesimler kimlerden eğitim aldığınızı sorguluyor, birçok kişi kariyer
geçmişinize bakıyor… Benim belgeli şekilde uluslar arası akreditasyonum yok,
ancak belgelenemeyen ve bol referanslı bakış açılarım var. Dolayısıyla çok
sorgulanmıyorum ve randevu için bekleyebiliyorlar. Sizin böyle bir gücünüz
yoksa, akreditasyonlar işinizi kolaylaştıracaktır.
Bütçe en önemli kriterlerden! Zaman ve para bütçeniz nasıl
olacak? Kimileri yoğunlaştırılmış programlar adı altında birkaç haftada koç
olarak sizi sahaya sürebiliyor, kimisi birkaç yıla yayılmış eğitimlerle sizi pişiriyor.
Bazı eğitimler 1000-2000 Lira aralığında, bazıları 30.000 Lira dolaylarında
tutuyor. Hitap edeceğiniz kitle ve eğitimden beklentileriniz burada en kilit
konular!
Eğitim süreci bitmez, hala eğitim alıyoruz. Ama kariyerinizin
belkemiğine ne kadar zaman ve ne kadar para yatıracağınıza bakmanız gerekir.
Değindiğim noktaları dikkate alıp eğitmen adaylarınızı
gözden geçirin.
Güvendiğiniz insanlara danışın bu konularda.
Gerekirse karar vermek için koçluk alın ama eğitmenin ününe,
şovuna kapılıp da senetleri imzalamayın.
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Uyumak Da Zor İş!
Son günlerde geceleri daha rahat çalışıyorum. Bu, sabaha
göre daha serin olmasının getirdiği bir şey de olabilir, telefonumun
çalmamasının getirdiği bir avantaj da olabilir…
Ama tabi uyku dilimimi bozunca uyku kalitemde de düşüş oldu.
Yıllar önce uyku orucu denemiştim. 22:00 ile 03:00 arasında 2-3 saat kadar uyuyup çok dinç şekilde kalkıyordum. Sabaha kadar ise bir haftalık yapılacaklar listem sonlanabiliyordu. Fırsat bulup öğlen 12:00-16:00 arasında da 1 saat olsun uyuyabildiğim takdirde süper oluyordu. Ama çok sürdürebildiğim bir disiplin olmadı. Belki yakınlarda bir gün yine denerim.
Aklıma Garfield geldi. Akşamları rahat uyumak için gündüzleri dinlenen kedi!
Bu kadar önemli uyku için notlarım arasında bilimsel
çalışmalardan öneriler buldum, sizinle paylaşayım istedim.
Sabah uyanınca kalkın diyor ilk öğüt. Bir söz duymuştum, “yatakta
5 dakika daha fazla geçirmek, en az 1 saate mal olur” diye. Biraz daha
dinlemeyi amaçlayınca uyku ritmi bozulabiliyormuş.
Yemeklerde olduğu gibi biyolojik saate uyarak, aynı
saatlerde yatıp aynı saatlerde kalkmayı öneriyorlar.
Fiziksel egzersizlerin düzenli yapılmasının uyku kalitesinde
faydalı olduğu bilinir.
Uyku saatine yakın yemekler ya da hareketli şeyler yapmanın
uyku kalitesini bozacağı söyleniyor. Bizim oralarda yat geber ekmeği vardır
mesela, yapmayın diyor.
Uykuya dalmadan önce yastığa sarılmak ve daha başka şeyler
ile yarım saatten fazla vakit geçiriyorsanız kalkın, biraz hareket edin, sonra
yine yatmayı deneyin diyorlar.
Biraz sabırla, birkaç haftada sağlıklı bir uyku ritmi
yakalanabilirmiş.
Yatağa karmaşık bir zihin yerine dingin, gevşemiş bir
şekilde girmek için de birkaç öneri var.
Uykunun güzelliğini düşünebilirmişsiniz yataktayken,
Güzel bir manzarayı düşünürken içinizden anlamsız bir
sözcüğü tekrarlamanız öneriliyor.
Akşam yemeğinden sonra yarım saat sakince oturmak ve
gününüzü değerlendirmek faydalıdır. Yarım kalan işlerinizi planlamanızı ama o
sırada bir şey yapmamanızı öneriyorlar.
Yatmadan birkaç saat öncesine kadar işlerinizi sonlandırın
deniyor.
Daha önce aklıma gelmeyen bir öneri de NöroPsikiyatri
Hastanesi dökümanlarından; “Karanlık odada gözlerinizi açık tutmaya çalışın. Göz
kapaklarınız düşerken buna birkaç saniye daha dayanmaya çalışın. Böylelikle kontrolü
uykuya bırakmaya başlarsınız.”
Ayakta uyumayın,
Gününüz aydın olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















