ödül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2014 Pazar

Neden Başıma Geldi?

neden-5098
Hiç merak ettin mi “bu tipleri nereden buluyorum” diye.
Birbirinden görünüm olarak alakasız, huy olarak alakasız, ama bir özellikleri hepsinde aynı olan kız arkadaşlarım vardı. Ayrı zamanlar, ayrı mekanlar, ayrı tipler, aynı sorun. Nasıl buluyordum o tipleri?

Alakasız bir yerden başka bir soru olacak ama, hiç başına geldi mi: Ne denersen dene karşındakine bir sorunu bir türlü anlatamıyorsun, o da her ne ise sıkıntı yapmaya devam ediyor. Neler denedin neler… Hatta iş büyüdü, artık başkalarından da aynı sıkıntıyı görmeye başlıyorsun, neden insanlar bir olmuş gibi senin karşında?

Çok daha alakasız bir yere taşıyayım konuyu. Vaktiyle bireysel koçluk yapıyordum ve seans bedelim X Lira’ydı. Bir lokma bir hırka karakterimden ötürü X bana çok geliyordu, ama herkes onu öneriyordu. Piyasada seansına 2X alıp başarılı olamayan insanlar varken X bile gayet ucuza denk düşüyordu aslında. Ama neticede X/2 Lira bile alamıyordum. X telaffuz ettiğim kişiler biraz düşünmek istiyordu ve 3X’e başkalarıyla anlaşıyordu. Neden hak ettiğimi alamıyordum?
donttalktome
Cevabıyla devam edecektim, ancak beklemek istedim.

Bu durumu kendince açıklayan, en azından fikir üreten bir okurumu ilk seminerimde onur konuğum olarak misafir edeceğim. kriz@firsatyonetimi.com sizi bekliyor.

1 haftan var :)

Secret, çekim yasası, kuantum gibi belirsiz basmakalıplar değil, en azından ele gelen bir açıklama bekliyorum. Bilgisi olmayan, fikri dahi olmayan ama cevabı merak edenler, 1 hafta bekleyecek.

  but-why-meme-generator-but-why-84103d

9 Nisan 2013 Salı

Su Nereye Aktığını Biliyor

Dünkü koçluk deneyimim hâlâ aklımda.
Danışanım Türkiye'de de hizmetler veren, bir yabancı vatandaş.
Güzel işler çıkaran, güzel bir duruşu olan, güzel niyetlere sahip bir insan.
Ama içinde kocaman bir karanlık varmış.
Buluştuğumuzda sıkıca sarıldı ve beni gördüğü için mutlu olduğunu tekrar tekrar söyleme gereği duydu.

Seansımıza başlamadan önce havadan sudan konuştuk. Mizacı ve kültürü gereği hep gülümsüyor ve şen şakrak sohbet ediyordu benimle. Ama gözleri ağlamak ister gibiydi.

O daha farkında olmadan dökülmeye başladı, çünkü seansımız başlamıştı bile.
İşinin Türkiye ayağında büyük sorunlar vardı. Ama yurtdışındaki çalışmaları da onu tatmin etmemeye başlamış artık.
Ne hissediyorsun diye sordum, gözleri yaşarırcasına bir tonda, karanlık ve köşeye sıkışmışlık cevabı aldım.
Köşeye sıkışmak iyidir. Çinli düşünür Sun Tzu, meşhur strateji kitabı Savaş Sanatı'nda der ki; "Köşeye sıkışan, ölümüne dövüşür."
Köşeye sıkıştığına göre yeterince motivasyonla güzel adımlar atabilecek demektir bu.

Ama! Köşeye sıkıştıran korkusu nedir?
"Karanlık var ya" dedi, karanlıktan korkuyor, önü karanlık! Ne yapacağını bilmiyor, işini Türkiye'de yürütebilecek mi, güzel hislere sahip ama duvara mı toslayacak? Hitap ettiği pazarını değiştirmeyi de düşünüyor zaman zaman. Bu yenilik hali, daha da korkutuyor... Her şey belirsiz!

Bu duygular, belirsizlik ve karanlık ve duvara toslama olasılıkları bana çok tanıdık geliyor, ya size?

Ufak ufak sorgulatıyorum onu. Gözüme bardaktaki su ilişti. Danışanımın gözleri de sulu sulu ya, pek uyacak bu metaforlaştırma.
Suyu hangi kaba koyarsak o şekli alır. Hatta baskıya dayanmak (sabır) ne kelime, suya basınç uygulayamazsınız, fizik kuralları böyle der.
Suyu nereye dökersen dök, akar gider diyerek de birbirimizin cümlelerini tamamladık.
"Ama su nereye aktığını bilir aslında" dedi bir anda: denize doğru!
Mantık sorgulaması yapmadım o an. Bu sözleri o kadar güçlü söyledi ki; coğrafya umurumuzda değil o an.
"Peki" dedim, "senin denizin neresi?"
Çok düşünmedi, "ilahilik" dedi. Zaten sık sık ruhsallığı konuşurduk onunla.

Yani vizyonunda deniz/ilahilik var. Ona düşen/yapması gereken/misyon ise akmak/hayat amacını icra etmek.

"Hayat amacın nedir" diye sordum. Bilmiyordu. Zaten bu soruya, kişisel gelişim sürecinde yetkin bir yolculuğunuz olmadığı sürece öyle şak diye cevap vermenizi beklemiyorum.

Değerleri ışığında ortaya çıktığını söyledim.
Değerlerini gün yüzüne çıkardık. Bunun için bizzat oluşturduğum değerler testinden yararlanıyoruz, kolaylık sağlıyor.

Peki ya değerler kuru kuru ne işe yarıyor?
Sac ayağı düşünün veya tripod. Tripodlar (üçayak) ne taşır genelde? Fotoğraf makinesi veya kamera koyarsınız üzerlerine. Bakaç, vizör ile bakarsınız ve önünüzdeki görüntüyü resmederken sağlamlık sağlarsınız.
Vizyonunuz, gördüğünüz şeydir. İnsan inandığını gördüğüne göre, aslında tripodunuzun üstündeki hayatınıza biçtiğiniz anlamdır, amacınızdır.
"İnancınız değerlerinizden gelir" mottosundan da sağlamasını yaparak, değerleriniz üzerinden hayat amacınızı netleştirebiliyorsunuz.

Hayat amacını kolayca belirleyemeyenler için böyle bir yolla cevap yaratıyorum.

Değerlerini belirginleştirdik sevgili danışanımın ve hayat amacı için, hayatının güncel amacı için ona zaman verdim.
Nasıl hissettiğini sordum yine.
"Karanlık hala var ama sakinim. Hâlâ duvara yaslanmış, köşeye sıkışmış gibiyim, ama artık biraz daha iyiyim" dedi.
Bunlar bildiği, ama idrak etmediği, hayatına geçirmediği şeylerdi.

Köşeye sıkışmak, bir çatışma halidir. Bu kadar korku varsa, neye direnç gösteriyor olabilir?
Hiç bir şeye dirençli falan görmedi kendisini, zaten o kadar tatlı bir duruşu var ki, kimseye, hiç bir şeye direnç göstermez, çekilip yol verirdi kesinlikle.

Son günlerindeki durumlara baktık, iş planları son anlarda gayriprofesyonel şekilde iptal edilmiş, o umudunu korudukça aksilikle karşılaşmıştı.
Direnç korkuyla olur ama kabul gerektirir.
Biraz bu konu hakkında, kabul meselesi üzerine konuştuk ve gözlerinde yaş gitti, ışıltı, fer geldi. Bu; hayat enerjisi demektir, güzel.
Nasıl hissettiğini sordum.
Karanlık da yumuşamış, bir kabul hali de gelmiş. Çok iyi hissediyordu şimdi.

Hemen önüne kalem kağıt koydum ve birşeyler yazmasını istedim.
Hazır, duyguları değişmiş, coşmuşken, unutmadan bunları yazıversin, güçlendirsin diye.
Yazdıkça daha iyi hissettiği çok belliydi.
Siz de yazın, yazmak iyidir.
Nasıl hissediyorsun dedim, şimdi çok daha açıktı önü. Köşeye sıkışmışlık yok olmuştu, yerini coşku kaplamıştı.
"Tamam o halde" dedim; iyi hissedip de yatmak yok.
Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz sözümüzü İngilizce'ye çeviriyordum ki bana "işini göster, sözlerini değil" şeklinde tercüme edilebilecek bir söz söyledi.
Aynı dili konuşmasak da, hatta ikimize de yabancı olan bir dil üzerinden konuşsak da aynı şeyi konuşabiliyorduk; bakınız iletişim.
Peki ne yapacak şimdi? Önü hâlâ karanlık.
Hayat amacını belirginleştirdikten sonra en az 3 hedef belirmesine dair ödev yazdık.
Su nasıl akabiliyorsa ve o da suya hayransa, su gibi akmak için bugünde olacak. Çünkü...
Çünkü endişeleri geleceğe dair, referansları dünden geliyor, bugünden hiç bahsetmemişti.
Memnun olmadığınız birşeyler varsa iki şeyi sorgulayın, hangi beklentiniz cevap bulmuyor ve şimdide misiniz?
Ona rahatça an'a dönebilmesini sağlayan birkaç basit tüyo verdim ve gülümseyerek ödevlerimize devam ettik.

Son ödevi ödül oldu.
Çok güzel işler yapmıştı, daha da güzellerini yapacağından eminim.
Bunun için kendisine inanması gerekliydi. Benim ona inancımın onda biri olsun, onun da kendine inanması lazım.
Bu inancı da ödüllendirmek gerek. Bu potansiyeldeki başarıyı da ödüllendirmek gerek. Bugüne kadar yaptıklarını ödüllendirmek gerek. Alelade biri olmak yerine ortaya bir karakter sergileme becerisini ödüllendirmek gerek.
Neden kendisini ödüllendirmesin ki...
Başarı stratejilerimizde en büyük eksiğimiz ödüller.
Sigarayı bırakmaktan, çokuluslu projelerin yönetimine kadar... Ödüllerimiz teşvik eder.
Arada ceza hukuku yerine ödül hukuku üzerine tweet'ler atıyorum. Belki bir ara ödül meselesini derinlemesine anlatırım.

Neyse, seans sonunda nasıldı bu arkadaş?
İlk başlardaki gözlerindeki o ağlamaklı ifade, sığınılacak liman görmüşcesine sarılma güdüsü gitmişti. Metroya doğru yürürken birlikte, şarkı söylemediği kalmıştı bir tek. Şen şakraktı, içten gülümsüyordu, sesi çok çok çok coşkuluydu.

Neden sizinle paylaştım peki?
Çünkü bir koçluk seansıydı bu. Sansürledim, zamirler kullandım, basitçe herkese hitap edebilecek bir yapıya çektim.
Çünkü son zamanlarda etrafımda çok mutsuz insanlar var.
Çünkü her sorun aşılabilir.
Çünkü her korku çözülebilir.
Çünkü gözler göz yaşı dökmek için değil, ferinizi, yaşam enerjinizi göstermek için var.
Gözünüzdeki fer, içinizdeki neşe, hayatınızdaki güdü daim olsun.

1 Ağustos 2010 Pazar

Oscar goes to...

Bir dostumun sigarayı bırakması üzerine konuştuk. 8 ay olmuştu ve son zamanlarda feci miktarda sigara istiyormuş canı. Bana da nasıl korunabileceğini, benim ne yaptığımı sordu.
Kendime baktım. Kimliğimle, hobilerimle özdeşleşen sigarayı bırakalı ise 31 ay olmuştu ve ben de bazen isteyebiliyordum.
Ancak donanımım yerindeydi, hırs yapmış, duygularımla oynayabilmiştim ve bırakmıştım neticede. Ama "bıraktım" dediğimde bırakmamıştım tahmin edersiniz ki:)
Sigara benim için önemliydi ve baya yer kaplıyordu hayatımda: günlük 2 paket; 40 dal; 160 dakika...
Haliyle hayatımdan öyle birşey çıkınca, ona yüklediğim anlamlar da askıda kalacak ve oluşan bu boşluk vakum yapabilecekti. Tıpkı daha çok yemek, agresif olmak, başka bir alışkanlığa başlamak veya tekrar sigaraya başlamak gibi.
Bu düşüncelerimde Anthony Robbins'in de büyük etkileri var, birkaç taktiğinden yararlandım çünkü. Bu sayede de oluşacak boşluğu doldurmaya karar verdim.
Sigara her bahanemize rağmen, endorfin hormonu sebebiyle isteniyor diye bir tez üzerinde durmuştum. bu, mutluluk hormonu olduğuna göre, başka nelerle mutlu olabilirim diye taramıştım. Komiktir, pek birşey çıkmadı. Çünkü ben sigarayla kıyaslıyordum herşeyi ve sigarayı çok sevdiğim için de ondan daha mutlu edici birşey bulamamıştım.
Ama Magnum, Essence marka çikolatasını sürmüştü piyasaya ve çok güzeldi. Çikolata da bir endorfin dopingi, kullanabilir miydim acaba?
Sonuçta bir bırakma sebebim vardı, buna sadik kalmamı sağlayacak kararlığım da vardı.
Bu yönde sadece oturup düşünmüyor, eyleme de geçmiştim.
Bir dördüncü aradım masaya, ortamı keyiflendirecek: ödül.
Her zaman yapmadığım, ama yaparken de tamamen "niye o an, onu yaptığımı" hatırlayacağım birşey... Neden o güzel çikolata, böylesi ilahi bir amaç için kullanılmasın ki?
Neden sigarayı istediğim ama içmediğim her gün veya her dönem (hafta belki, ay belki) için gün sonunda ödülüm olmasın bu çikolata?
Geçen gün sabaha kadar birşeyler okuyup araştırmıştım yeni projemle ilgili. Artık yorgunluktan yıkılmak üzereydim ve nereye kadar böyle gidecek diye sorgulamaya başlamıştım. Ama silkelendim biraz ve "ödül zamanı Mustafa!!!" dedim kendi kendime. Bir film koydum ve başka hiçbirşeyle ilgilenmeden, film izledim ense yaparak.
Çok ahım, şahım bir film değildi izlediğim, ama gayet keyifliydim, çünkü hedeflediğim işleri, hedeflediğim zamanda halledebilmiştim ve bunun üzerine bir de ödüllendirilmiştim (hem de kendim tarafından).
Hoşumuza giden güzel şeylerden sonra hemen kendimize bir an ayırma taraftarıyım artık. Durup, an'ın tadıyla beraber "aferin" demek belki...
Ama kilo sorunum yok, keyif de alıyorum, o zaman, çikolataaaaaaaa :)

9 Temmuz 2010 Cuma

Yaratıcılık Demişken...


İhsan Bey'den bahsetmiştim, tanıştığımızda beni etkileyen unsurlardan biri de yaratıcı olduğunu düşünmemdi.
Biraz kariyer geçmişini biliyordum, o da anlattığı kadar işte. Ancak gayet mütevazi birisi olduğu için burası da gayet kısıtlı bilgiyle doluydu.
Sonuçta iş fikri hakkında da tam bir bilgim yoktu, sadece yenilikçi bir yaklaşımı olduğunu biliyordum, o kadar ve bu inanç dahi üretim endüstrisiyle ilgili projem için ona başvurabileceğim hissini doğurmuştu bende.
Neyse efendim, benden değil, kendisinden bahsetmeliyim.
Çünkü kendisi, geçtiğimiz günlerde JCI (Juniour Chamber International-Uluslararası Genç Lider ve Girişimciler Derneği)'nin Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen CYEA adında, Yaratıcı Genç Girişimci Yarışması'nda üçüncü olmuştur.
Bugün kendisiyle randevum sırasında dahi sık sık telefonu çalmıştı tebrik aramalarından ötürü.
Özellikle küçük konuşması hoşuma gitti; "Ödül bir kişiye veriliyor. Ancak girişimcilik bir takım işi. Hiç kimse tek başına bir şey başaramaz. Ekonominin güçlenebilmesi için girişimcilere ihtiyaç var. Bunun için toplumda söylenen 'Başımıza yeni icat çıkarma', 'Eski köye yeni adet getirme' gibi yaratıcılığı engelleyen olumsuz telkinlerden kurtulmak gerekiyor. Öğretilmiş hayattan vazgeçin"
Hem JCI Türkiye ailesine, bu yarışmayı ülkemizde de görme şansı doğurdukları için teşekkür ediyorum hem de yarışmanın katılımcı ve galiplerini (1. Murat Şahin- Yenilikçi bir makam şoförlüğü sistemi,2. Aylin Çakır-Anneler için interaktif deneyim portalı, 3. İhsan Elgin-Cep'ten tarla kontrolü) tebrik ediyorum.
Konuyla ilgili bir haber okumak için buraya tıklayabilirsiniz.