sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2013 Perşembe

Bereket Ayı Ağustos

Ağustos ayı için hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir konsept tasarlıyordum. O sırada ağustosun anlamı, sekizin anlamı ve daha birçok şey geldi aklıma.
Bu sırada yeni şeyler de öğrendim.
Ay dağılımlarımız hep 30 ve 31 diye giderken, neden temmuzun ardına gelen ağustos da 31?
Çünkü Julius Caesar'ın gerisinde kalmak istememiş Augustus Caesar.
Otoriteler insana neler kazandırıyor!

Ayrıca normalde 6. ay iken ağustos, neden sekizinci ay olmuş? Çünkü Agustus'un aşkı Cleopatra bu ay dönümünde vefat etmiş ve Agustus da namını bu döneme taşımak istemiş. Ben de otorite olduğumda haziranı Özge Ayı mı ilan etsem acaba? Haziran son günlerinde başlamıştı ilişkimiz. (Bu konuda wikipedia'dan okumak isterseniz tıklayın)

Her numaranın yeri ayrıdır, 1 yaratıcıdır, 2 işbirlikçidir, 3 güçlü sayılır vs... Ya 8?
Sekiz güce de denk sayılır, sonsuzluğa da (yan yatırınız 8i)

8in anlamını Türkçe ve İngilizce internette araştırınca bir sürü sonuçla karşılaştım. Her öğretide ayrı bir yere koyuyorlar bu rakamı.
En ilgimi çeken de göğün 4 sütunundan yola çıkılarak mülke ulaşma süreci oldu...
Metafizikle ilgilenen arkadaşlarım temmuzun son günlerinde yeni bir yıldız düzenine girdiğimizden ve bereketin artacağından bahsetti.
Bereket nasıl artar biliyor musunuz? Sevgi ve mutluluk ile!
Zihnimiz oyunlarla bizi bu güçlerden uzak tutabiliyor, ancak her hatırladığımızda sevgimizi ve mutluluğumuzu artırarak bereketimizi de artırabiliriz!
Neticede artık yıldızlar da bizden yanaymış, değil mi?

Bu arada pek ilgilenmem ama merak ettim bu ayda hangi burçlar var diye. Aslan ve Başak.
Bildiğim kadarıyla biri ateş, diğeri de toprak elementinden.
Ateş ve toprak metaforlarını, üretim için kullanırım bazen koçluk seanslarımda, çömlek misali...
Sanırım ağustos bunun da ufaktan bir mesajını veriyordur. 

Bu arada bu ay hem ramazan ayının bayramını yaşayacağız hem de 30 Ağustos zaferimizi hatırlayacağız.

İftarsız bir orucum vardı benim, eski bir öğretiden etkilenip denemiştim. Hiç bir şey yemeden tutulan bir oruçtu, zihnin neler yaptığını asıl o zaman anlamıştım. Ama 3 günde 4 kilo verince bırakmıştım. Ramazan ayında açlıkla terbiye edildiğimizi çok düşünmüyorum. Ama birçok yan kazanımımız var. Herşey bir kenara, iftarlar sayesinde düzenli yemekler, yine iftarlar bahanesiyle birlikte yemekler... Oruç tutanı da tutmayanı da iştirak ediyor, davet ediyor...

Ya 30 Ağustos? En içten dileklerimle umuyorum ki savaşlarla kazanılan zaferler, yerini barışlarla kurulan zaferlere bırakacak. Savaş becerilerimiz, yerini daha etkili, daha ucuz ve daha insancıl barış becerilerine bırakacak! Ama bunun için önce kendi içimizde barış yaşamalıyız!

Bayram günleri yaklaşırken daha da detaylı yazacağım.
Bu yeni ayda 3 hedefim var:
Daha sevgi dolu bir insan olacağım, öyle ki bana bakan biri bile içimdeki sevgiyi hissedebilsin!
Daha bereketli bir insan olacağım, öyle ki danışanlarımın işleri çok daha iyi büyüsün!
Daha mutlu bir insan olacağım, öyle ki günümün her anı sonsuz bir derinlikteymiş gibi hissedeceğim!
Ya sizin hedefleriniz neler?

Ağustos ayı kampanyamı da en yakın zamanda paylaşacağım!

23 Nisan 2013 Salı

Çocukça Yaşamak Bir Sanattır


Yaşlandıkça yaratıcılığın zayıfladığına dikkat ettiniz mi? Bunun nedenlerini ve çözümlerini zihin haritalama, inovasyon gibi eğitimlerimde paylaşıyorum zaten.

Ama fark ediyorsanız, yaş aldıkça yaşamdan alınan zevk de azalıyor, zayıflıyor, hatta kayboluyor. En basit örnek, insanların gözlerine bakın, kaç kişide pırıltı var? Gözün feri dediğimiz yaşam coşkusu kaç gözbebeğinde "merhaba" diyor?

Bir çocuğun gelecek hayalleri vardır. Yapmak istedikleri olduğu gibi (yani buram buram ümit duygusundan bahsediyorum) zevkle yaptıkları da vardır. Hatta zamanının neredeyse tamamını keyif aldığı, yaptıkça enerji dolduğu şeylere yönlendirir.

Kalan zamanı nereye gider peki yumurcakların? Yapması gereken, yapması beklenen, yapması istenen meşguliyetlere...

Ve zamanla bu gereklilikler, meşgaleler artar da artar. Kendisine zaman ayıramayacağı kadar hayatı işgal olur... Hayırlı olsun, çocuğumuz büyümüş, olgunlaşmıştır; yetişkin birisidir artık!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Bireysel egemenliğinizi ümit ediyor ve içinizdeki çocukla hergün bayram tadında bir hayat yaşamanızı diliyorum.

İçinizdeki çocuğu tekrar canlandırmak için birkaç pratik tüyo paylaştım blogumda. Okumak için buraya tıklayın.

Selamlar,

Mustafa Emin Palaz

İçinizdeki Çocuğu Canlandırmak



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, içimizdeki çocukları hatırlamak için hoş bir zamanlama olmaz mı?
Birkaç pratik tüyo oluşturdum sizin için. Alıntı değil, bizzat yazdığım için, paylaşımlarınızda link verir, atıf yaparsanız mutlu olurum.

1 Hayat yaşamak içindir. İş ise bu döngünün finansmanını sağlar. Konfüçyüs’ün meşhur bir sözünü paylaşayım; “İyi yaşamak için çalışıyorsunuz. Çalışırken sağlığınızı kaybediyorsunuz. Kazandıklarınızı sağlığınızı geri kazanmak için harcıyorsunuz.” İş için, çalışmak için yaşamaktan sıyrılıp yaşam sürecinin anlamını 3 saniyeliğine olsun, düşünün… Çalışıp ölmek için mi doğmuştunuz acaba? İçinizdeki çocuk sizi en yakın dostu bilecektir.

2 “I AM=AIM” diye bir formül vardır. “Ben amacım” diye tercüme edelim. Hayat amacınızı biliyor musunuz peki? Bunu sorgulayın. Tuvalette kullanılan kağıdın bile bir varlık amacı vardır değil mi? Sizin hayat amacınız ne? Değerleriniz üzerine yazılar yazmıştım defalarca. Okuyun onları, değerlerinizi ortaya serip, bunların ışığında hangi amacı icra ettiğinizi fark edin ve onu yaşayın. İçinizdeki çocuk size gülümseyecektir.

3 “Carpe diem” günü yaşa demekti, eskidi bile bu hızlı dünyada. “Carpe momentum” dönemindeyiz; an’ı yaşamamız gerektiğini öğütleyen… Yarın ölecek olsanız bugün ne yapardınız ya da neyi yapmayı bırakırdınız? Kimlerle başırdınız? Kime verdiğiniz hangi sözünüzü tutardınız? İçinizdeki çocuğun olgun adımlarını hissedeceksiniz.

4 Evrenimin merkezi benim. Evreninizin merkezi de sizsiniz. Siz yoksanız benim ve başkalarının ne anlamı kalıyor ki? Peki kendiniz, kendiniz için bu derece önemliyken, kendiniz için ne yapıyorsunuz? Sadece kendiniz için, kendinizi ödüllendirmek için ne yapıyorsunuz?  Bir şeyler yapın, bencil olmaktan korkmadan kendiniz olsun, kendiniz için bir şey yapın. İçinizdeki çocuğun şımarıklığının nasıl da yararlı olduğunu kendiniz göreceksiniz.

5 Gülümserken kalbiniz yumuşar. Zoraki bir gülümseme bile bir şans verdiğiniz takdirde sizi gevşetir ve gülümsemeniz içtenleşir… “Gülüverin/ Gülemiyorsanız, gülü verin” demiştir Mevlânâ. Hatta kahkaha atın. Kahkahalar timüs bezinizi çalıştırır, bağışıklığınız da güçlenir, ömrünüz de uzar, durduk yere (!) yaşamdan daha çok keyif almaya başlarsınız. Utanmayın, çekinmeyin, kahkahanızı atın… İçinizdeki çocuğun şakıdığını göreceksiniz.

6 Yargılarınızı bırakın. Yargıların hiçbiri özümüzden değildir. İlkel kalan yanlarımızın kendini korumak ya da başkasına saldırmak için uydurduğu (!) düşünce halleridir. Oysa hayat sandığımız gibi tehlikeli değil. Karşılaştığınız hayvanlardan insanlara kadar, her canlı ile güvenilir bir bağ istiyorsanız, güvensiz yargılarınızdan arının. İçinizdeki çocuğun yüzüne taktığı çirkin maskeleri düşürdüğünüzde, nasıl da rahat ve güvende hissettiğini göreceksiniz.

7 Din, kelime anlamı olarak yaşam biçimi demektir. Yaşam biçiminiz nasıl? Nelere inanırsınız? Mesela her varlığın, seviyesi sınıfı ne olursa olsun saygıyı hak ettiğine siz de inanıyor musunuz? Doğruluğu, dürüstlüğü özlüyorsak, önce kendimizden başlamamız gerektiğine siz de inanıyor musunuz? İnandığınız değerleri sorgulayın ve bunlar için yaşayın. İçinizdeki çocuğun alimliğini görünce kendinizden onur duyacaksınız.

8 Görün, öğrenin, bilin, idrak edin; yaşayın. Çocuklarla ilgili zihninizdeki her 10 sahneden biri her şeyi sormaları değil midir? Meraklıdır yaşadıkları ortam için, her şeyi öğrenmeye çalışırlar ve anlayana kadar sorarlar… Siz de yaşadığınız şeylerin altındaki ilahi mesajları anlamaya gayret edin. İçinizdeki çocuğun yerinde duramadığını göreceksiniz.

9 Kanser olmayan tek organımızın kalp olduğunu biliyor muydunuz? Belli bir görevi vardır ve onu icra eder. Siz de belli görevinizi, özünüzün verdiği emri uygulayın: SEVGİ. Her olumsuz duygunun kaynağı korkudur. Korkunun karanlığıyla ise, sadece sevginin ışığı baş edebilir. Korkularda boğulmaktan sıkıldıysanız, sevgiyi hissedin. Kendinizi sevin, çevrenizdekileri sevin, çevrenizde olmayanları sevin. Siz kendinizi sevdikçe, içinizdeki çocuk da sizi sevecek, yaşamı sevecek, her ne mesleği icra ediyor olursa olsun o işi sevecek…

23 Nisan içinizdeki çocuğun bayramı olsun,
Kutlu olsun, kut dolu olsun, mutlu olsun.
Mutlu olun