Bir süredir internet bağlantımdaki sorun nedeniyle yazamıyordum.
Ufak bir geri dönüş yapalım ve ilk olarak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin Gönüllü Programı'nda dün katıldığım bir geliştirici eğitimden bahsetmek istiyorum.
Hmm, Ülke ve Kültürlerarası Öğrenme Eğitimi isimli bir eğitimdi ve non-formal sistematik üzerine olduğu için içeriğini anlatmak istemiyorum:) Katılmanızı öneririm ve dileyene maille bilgi ulaştırabilirim.
Şimdi eğitimden bahsetmeyeceğim, ancak eğitimden cebimde neyle çıktığımı açmak istiyorum biraz.
Eğitim sırasında bize bir soru sorulmuştu, ardından ise etkinlik yapıldı. Bir çok kişiye saçma gelen, mantığa uymayan, enteresan bir küçük etkinlik ve hemen bitiminde ise bir önceki sorgulamayla ilgili bir küçük çalışma yaptık.
Ben eğitimlere, gönüllüsü olduğum programda biraz daha aktif olmak için katılıyorum, ancak ayrıca non-formal eğitim deneyimimi artırmak için ekstra gözlem niyetimi de saklamıyorum.
Ve eğitimdeki bu düzeni, NLP'de de zihnin girdiği kolcaycı yollardan sapmak için yapılan trans hareketlerine, koçlukta uyguladığımız danışanın ezberlenmiş ifadelerini bozmak için rastgele film anlattırmalarına benzetmiştim.
Uygulamalarımızda kişi, bir konuyu anlatırken seri ve daha önce düşündüğü şeyleri ifade ederek anlatıyorsa, kendisinde oluşturduğu kalıplara giriyor diye düşünüyor ve o an aklından geçenleri kırmak için de rastgele birşey anlattırabiliyoruz, ki bu genelde saçma bir soru sormak ya da konuyu dağıtıcı herhangi başka bir şey:)
Ardından ise, konuya tekrar dönüp, bu kez kontrollü sorular ile ezberleneni değil, hissedileni ifadelendirmeye çalışıyoruz.
Bu, mesleki bir deneyim olduğu için, dünkü uygulamayı da buna benzetmiştim, hatta bize arada yaptırılan etkinlikte, birbirimize omuz çarptırma olayını da, maddi varlıklarımızı kabullendirme gibi bir anlama koymuştum.
Tüm eğitimin sonunda da eğitmenimiz Ferhat'a yanaştım ve bu böyle miydi diye bir teyit sorusu sordum:)
Sadece ekip oluşturmak için yapılan bir eylemmiş:) Alakası yokmuş bahsettiğim şeylerle, ancak benim yüklediğim anlamları paylaşınca çok hoşuna gitti ve bunu dikkate alacaklarını belirtti.
Aklıma da özellikle lisede edebiyat derslerinde yaptığımız yazı tanımlamaları gelmişti... Belki de okuduğumuz yazıların, şiirlerin yazanları, hiç de hocanın bize dayattığı şeyleri düşünmemişti. Oysa biz ne anlamlar yükledik, yüklemeye çalıştık, hatta yüklemeyi yapamadığımız zaman sınavlardan kaldık:)
Hmm, sanırım Tanrı'nın da sadece "ben varım" demesine ve insanlığın da "o zaman sana tapınalım" demesinin altında bu "anlam yüklemecilik" olsa gerek:)
At yetiştiricisi, böcek terbiyecisi, kaplumbağa terapisti, didgeridoo üfleyicisi, kılıç sanatçısı, kriz çözücü ve insan
istanbul 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Temmuz 2010 Çarşamba
8 Temmuz 2010 Perşembe
Non-formal eğitim ne ola ki?
Aldığım 9493646263 eğitimin neredeyse tamamında, birileri konuşur, biz de dinlerdik.
Ancak üniversite hayatımın ilk yıllarından beridir "hocanın anlatması" yerine, bizim öğrenmemiz üzerine kafa yormuştum bazı bazı.
Sonrasında, seneler sonrasında, deneyimleyerek öğrenme üzerine birşeyler yazmaya, çizmeye başladım ve eş zamanlı olarak birden "bilgi"ler akmaya başladı.
experiencial training (deneyimsel eğitim), non-formal/informal (biçimsel olmayan) eğitimler vs... Benim ilgi alanımmış, sonradan öğrendim.
Bu tip eğitim tipinde, yolları ezberleyip, "doğru yapabilme" amacında denemeler yapmak yerine direk hatalı olsun olmasın, deneyimler kazanıyorsunuz.
Böylece birilerinin anlattıklarını dinlemek yerine, "biz" oluşuyor ve herkes herkesten, ezber bilgi yerine, hücrelerinize oturmuş öğrenimler, eğitimler alıyorsunuz.
Hani seminerlerde de "hadi arkadaşlar, şimdi gruplaşalım" denildiğinde bu mantık uygulanıyor bir nebze, ancak non-formal eğitim, ara ara değil, tamamen bu sistem üzerine kurulu.
Buna dair ilk güzel örneklerimi Derya Akkaya'nın koçluk eğitimlerinde edindim sanırım.
JCI'ın eğitimlerinde de seminer tarzı ve bu tarz içiçe. Ancak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin Gönüllü Programı eğitimleri, tamamen bu kurgu üzerine ve eğitmenlerin (Tekne isminde bir eğitim dükkanı) başarısından mıdır, sistemin verimliliği midir...
Şiddetle, hiddetle, sevgiyel tavsiye ediyorum bu sistemi deneyimlemenizi.
En kısa zamanda tekrar değineceğim bu konuya.
Ancak üniversite hayatımın ilk yıllarından beridir "hocanın anlatması" yerine, bizim öğrenmemiz üzerine kafa yormuştum bazı bazı.
Sonrasında, seneler sonrasında, deneyimleyerek öğrenme üzerine birşeyler yazmaya, çizmeye başladım ve eş zamanlı olarak birden "bilgi"ler akmaya başladı.
experiencial training (deneyimsel eğitim), non-formal/informal (biçimsel olmayan) eğitimler vs... Benim ilgi alanımmış, sonradan öğrendim.
Bu tip eğitim tipinde, yolları ezberleyip, "doğru yapabilme" amacında denemeler yapmak yerine direk hatalı olsun olmasın, deneyimler kazanıyorsunuz.
Böylece birilerinin anlattıklarını dinlemek yerine, "biz" oluşuyor ve herkes herkesten, ezber bilgi yerine, hücrelerinize oturmuş öğrenimler, eğitimler alıyorsunuz.
Hani seminerlerde de "hadi arkadaşlar, şimdi gruplaşalım" denildiğinde bu mantık uygulanıyor bir nebze, ancak non-formal eğitim, ara ara değil, tamamen bu sistem üzerine kurulu.
Buna dair ilk güzel örneklerimi Derya Akkaya'nın koçluk eğitimlerinde edindim sanırım.
JCI'ın eğitimlerinde de seminer tarzı ve bu tarz içiçe. Ancak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin Gönüllü Programı eğitimleri, tamamen bu kurgu üzerine ve eğitmenlerin (Tekne isminde bir eğitim dükkanı) başarısından mıdır, sistemin verimliliği midir...
Şiddetle, hiddetle, sevgiyel tavsiye ediyorum bu sistemi deneyimlemenizi.
En kısa zamanda tekrar değineceğim bu konuya.
Etiketler:
deneyim,
derya akkaya,
eğitim,
gönüllülük,
informal,
istanbul 2010,
non-formal,
nonformal,
tekne,
verim
1 Temmuz 2010 Perşembe
Bismillah:)
Kaç zamandır düşünüyordum, bir web sitesinden daha etkin olabilir mi bir blog diye.
Galiba öyle olacak:)
Web sitesi enflasyonu yaptım kendime, bazıları biliyor.
6 ayrı web sitesi yaptım, her bir konu için ayrı ayrı. Noldu? Doğru düzgün ilgilenemeden hepsi ortalamanın altında kaldı.
Aralarında sadece ikisi aktif denebilir, o da bir nebze; birisi http://nasildahaiyiyaparim.com/ ile her projeme kolay geçiş noktası, diğeri ise kişisel web sitesi edasında http://www.mustep.com/
Aklıma birşeyler geldikçe, ki bolca geliyor, artık fırsat buldukça blogta yayınlamayı düşündüm ve ilk yazımı da Düşler Akademisi üzerine yazayım, sonra bir girizgah yapayım istedim.
İstanbul 2010 Kültür Başkentliği etkinlikleri, bu etkinliklerin eğitim faaliyetleri, gönüllüsü olduğum diğer oluşumlar, Zumbara (zaman kumbarası), Brahma Kumaris (http://www.meditasyonyapalim.com/) ve diğer derneklere dair konuları da hızlıca paylaşmaya çalışacağım.
Etiketler:
brahma kumaris,
gönüllülük,
istanbul 2010,
zumbara
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)