30 Nisan 2011 Cumartesi

Sayfalar arasında reklam


Bir süredir merak ediyordum, bir sonraki reklam mecrası neresi olacak diye.
Yatırım yapacağımdan değil, ama merak işte...
En son aklıma gelen yollardan birisi, iPAD çılgınlığının körüklediği e-XYZ serileri... e-alışveriş, e-tv gibi, bunlar gibi uzun bir süredir var olmasına rağmen, yeni yeni trendleşen e-kitap ilişti gözüme.
Ben sayfaları çevirirken, tıpkı şu an çeşitli dizi sitelerinde olduğu gibi, nasıl ki onlar dizinin orta yerinde reklam çıkartıyorlar, burada da sayfaların arasında birşeyler mi olacak diye düşündüm. Ama üzerine düşmedim.
Bir farklı reklam mecrası da, bir arkadaşımın ilgilendiği ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje. En kaba özetiyle reklamların görsel senaryoya yedirilmesi...
Az önce ise http://www.girisimciyim.org'ta bir haber gördüm.
Bu iki düşüncenin karışımı bir proje söz konusu: ABD'li yazarlardan Harry Hurt, son kitabında, bazı kurumların reklamlarını hikayesine entegre etmiş.
Bu konuya kendi ağzından yorumu ise; "Yayıncılık sektörü düşüşteydi, ekonomi kötüydü. Bense yazı yazmaya devam etmek istiyordum. Bunu yapmak için yazının bir şekilde kendi parasını çıkarması gerekiyordu".
Bu yorumu dikkate alınca, girişimciliğin uygulanabilirliği ve faydaları da göze çarpıyor.

28 Nisan 2011 Perşembe

AVEA'dan Teknoloji Girişimcileri için bir etkinlik


Bu sefer bir duyuruyu paylaşıyorum ve acil:)
Yarın (29 Nisan 2011) İstanbul Şehir Üniversitesi'nde olacağım kısa bir süreliğine. Çünkü güçlü bir etkinlik gerçekleştirilecek.
Artan GSM rekabeti, tüketiciler kadar girişimcilere de yarıyor ve Vodafone'un ardından Turkcell ve Avea da KOBİ'ler ve girişimciler için ekstra kolaylıklar çıkarmaya başladılar.
Avea'nın daha öncelerden de gerçekleştirdiği bazı etkinlikler vardı ama lafı fazla uzatmayayım. Yarın Şehir Üniversitesi'nde Avea'nın, Memleketim Anadolu, İşim Teknoloji Projesi'nin lansmanı gerçekleştirilecek.
Avea'nın CEO'su ve bazı yüksek yöneticileri ile çeşitli güçlü girişimcilik danışmanlarını da dinleme ve tanışma fırsatı yakalayacağımız bu etkinliğin tanıtım bilgisi aşağıda.

AVEA
‘MEMLEKETİM ANADOLU İŞİM TEKNOLOJİ PROJESİ’

Günümüzde Girişimciliğe verilen önem, ‘İşsizlik Sorunu’nun çözümü ve ‘Genel Ekonomik Yapı’nın geliştirilmesi alanında oynadığı etkin rol göz önüne alınarak giderek artmaktadır. Özellikle ‘İnovatif Girişimcilik’in – ‘Teknoloji Temelli İşletmeler’in ve İş Fikirlerinin bu alandaki yeri tartışılmazdır. Bu doğrultuda sadece ülkemizde değil dünya genelinde de yaygın ve etkili faaliyetler yapılmakta ve bu faaliyetler büyükşehirlerden ziyade, yerel kalkınmada öncelikli yer almaktadır.
Bu proje kapsamında Gençlere durağan bir yapıda, benzeri olanaklar sunarak gelişme beklemek yerine projelerle ve ortak çalışma kültürünü özümseterek uzmanlaşmalarına katkıda bulunmak ve teşvik etmek hedeflenmektedir.

HEDEF KİTLE:

Yenilikçi ve hayata geçirilebilir fikir geliştirebilecek ve bu projeleri ile birlikte gelecekte de bilişim alanında başarı sağlayabilecek gençleri kapsamaktadır.
İstanbul Teknik Üniversitesi – Boğaziçi Üniversitesi – İstanbul Üniversitesi – Yıldız Teknik Üniversitesi – Marmara Üniversitesi bünyesinde öncelikle 4. sınıf ve lisansüstü eğitim görenler olmak üzere, özellikle teknoloji odaklı, inovatif proje geliştirebilen ve bu alanda bilinçli yönlendirmeler neticesinde daha üstün başarı sergileyebilecek öğrencilerdir. Ayrıca bu üniversitelerden mezun olan profesyonel çalışan veya işini yeni kurmuş girişimcilerde projeye başvurabilecektir.

TANITIM VE BAŞVURU

Proje, Tanıtım Toplantıları ile üniversitelerde Girişimci Adaylarına tanıtılacaktır.
Yalnızca internet sitemiz üzerinden başvurular alınacak ve başvuruların ardından bir eleme süreci başlayacaktır.

SEÇİM SÜRECİ

Başvuruların ilk kabul sürecinin tamamlanması ile tüm başvurular arasından Ön Kurul değerlendirmesi ile 50 girişimci seçilecektir.
Girişimcilere ‘Online İş Planı Danışmanlığı’ sunulacaktır.


GİRİŞİMCLİK KAMPI

İş Planlarını tamamlayan girişimciler arasından seçilen 25 Proje Sahibi ‘GİRİŞİMCİLİK KAMPI’na katılmaya hak kazanacaktır.
Kamp süresince girişimci adayları 3 günlük Eğitim Programı’na katılacaklardır.

ÖDÜL TÖRENİ

Proje sonunda 10 girişimci adayına FON VERİLECEK ve başarılı Girişimciler’in Avea’nın Diyarbakır’daki Teknoloji Gelişim Ofisi’nde kendilerine özel sunulan ofislerde İşletmelerini kurarak büyümelerine olanak sağlanacaktır.

Ulaşım için şu linkten haritaya bakabilirsiniz.
http://maps.google.com/maps?hl=tr&um=1&ie=UTF-8&q=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&fb=1&gl=tr&hq=%C5%9Fehir+%C3%BCniversitesi&hnear=Istanbul&cid=0,0,10336354317157839862&ei=zcG5TardBY6Rswa_i4nrAw&sa=X&oi=local_result&ct=image&resnum=2&ved=0CCcQnwIwAQ

21 Nisan 2011 Perşembe

Doğumgünü hediyem :)))

Bugün benim doğumgünüm, hem yaşlanıyorum hem olgunlaşıyorum. Çocukluğumdan beridir önemliydi bu tarih benim için, sırf doğumgünüm olması değil, kendine has bir gücü vardı.
Küçükken öğrenmiştim, Muhammed Peygamber'in doğum günü, Adolf Hitler'in doğum günü, Mustafa Kemal'in doğum günü (Atatürk'ün "Bir çocuğun hayaline kavuşması misali sevindim" dediği Savarona yatının alınışında Amerikan kayıtlarında doğum günü olarak 20 Nisan geçiyorMUŞ)...
Sonra anneannem... Onu taparcasına sevdiğimi birçok dostum bilir, onun doğumgünü de 20 Nisan...
Eskiden "başa geçince bu günü kutsal tatil günü ilah edeceğim" derdim:)))
Kimisi global, kimisi lokal, kimisi kişisel devrimlerimin günüydü 20 Nisan...
Yıllar önce bir hediye istemiştim bu gün için, ne olursa, kim verirse, kimden alırsam alayım, ama özel olsun. Özel oldu, çok garip bir acısı oldu ve 6 sene geçmesine rağmen hala hatırlıyorum.
Yıllardan sonra, bu sene için de farklı bir hediye arzuladım.
Doğumgünlerini pek sevmem ama istedim işte, kendimden kendime, özel bir hediye olacaktı.
...
Olmadı. Olmadı ama üzmedi, çok tatlı bir şey oldu. Bendeki izleri en güçlü eğitmenlerimden Timur Tiryaki, kısmen benim organize ettiğim bir etkinlikte konuşuyordu.
Bazı aksilikler yaşadım bu günümde ve çözüm için ard arda koçluk yaptım kendime, daha derin, daha derin...
Sanırım benden başka kimse bilmiyordu ortada dolanan şeyleri:))) bende kalmaya da devam etsin ya da kalmasın, aksın gitsin:))
Sonuçta bu gecenin ucunda tebessümler yükseldi.
Hem neye niyet neye kısmet durumları yaşandı
hem de yağmurdan kaçardan cennete girme halleri.
Çünkü Timur'un güzel enerjisi olunca etrafınızda, kendinizi daha kolay bir ve biricik hissedebiliyorsunuz.
Bana varlığın ve sözlerinle verdiğin bugünkü tatlı doğumgünü hediyesi için çok teşekkür ederim Timur:)
Ayrıca sosyal paylaşım sitelerindeki duvarlarımı, mailimi, telefonumu,... doğumgünü mesajlarıyla ve tebrikleriyle donatan arkadaşlarım, sizlere de teşekkürler:)
Dans partisi karışımlı doğum günü partisi hazırlayan Elif'e de teşekkürler:)

17 Nisan 2011 Pazar

Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır?

"İnsanlara yardım etmek, sorunlarını çözmek değil, sorunlarını kendilerinin çözebilmesine olanak sağlamaktır."

Bu mottoda yürüyor sosyal girişimler ve sosyal girişimciler.
Sosyal fayda sık sık ağzımızda dolansa bile, birçoğumuz anlamını bilmiyor hala.
Bu bir bilinç meselesidir ve zamanla oturacaktır, o sebeple de güzel çalışmalar yapılıyor ve yayılıyor hızla.
Sosyal fayda sağlamanın da gidip bir yerlerde birkaç saat gönüllülük yapmaktan öte olması, bir dönüşüm sağlaması ve sürdürülebilir olması, kopyalanıp yayılabilir olması gibi ihtiyaçlar, insanı sosyal girişimlerle tanıştırıyor.
Tarihimizde vakıfçılık çok eski olsa dahi, cumhuriyet sonrası dönemde daralmış ve unutulmaya yüz tutmuştur. O sebeple çeşitli kurumlar ışık tutmaya, hatırlatmaya, ihtiyaç duyana destek olmaya çalışmaktadır.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemek yerine, neler yapılabileceğine değiniyorlar.
Dün de SOGLA isimli bir örgütlenmenin konferansındaydım. Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi, eğitmenlerimden Timur Tiryaki'nin, Ece Ercel isimli tatlı bir insanla birlikte oluşturduğu ve daha proje aşamasındayken Dünya Bankası'ndan kalkındırma hibesi edinmeye hak kazanan bir oluşum.
Boğaziçi Üniversiteli kurucular, Boğaziçi Üniversitesi'nin beyin gücünü titiz elemelerle Fark Yaratma amacıyla bir araya getirmiş ve geçen sene de Nisan Ayı'nda güzel bir konferansla ışık tutmuşlardı. Bu sene de dün bir konferans yapıldı. Bugün de çeşitli atölye çalışmaları yapıyorlar. Yakında gözlemleri internette yayınlanacaktır, ben de buradan duyurmaya çalışacağım.
Bilmeyenler için ASHOKA diye bir örgütlenme var mesela, sosyal dönüşümlerin bir çatı altında toplanması ve gücünü artırmaya yönelik, uluslararası bir ağ.
Lokal bir çalışması da SOGLA oluyor bir yerde. Sonuçta sosyal fayda sağlayacak fikirlerin tohumlanması, filizlenmesi, ağaç olması ve meyve vermesi...
2 yıl içinde neler neler yaptılar, kimlere ışık tuttular...
Bu haftasonunda da bunları ve daha fazlasını, "Dünya Sadece Filmlerde mi Kurtarılır, yoksa biz de birşeyler yapabilir miyiz?" sorusunu sorduü sordurttu.
Tüm SOGLA Ekibi,
Yüreklerinize sağlık

22 Mart 2011 Salı

Bir etoburun ağzında vejeteryan lezzet


Geç gelen bir paylaşımda bulunmak istedim.
Bir etobur olarak, sonunda güzel bir vejeteryan mekan buldum: Govinda.
Açılalı çok olmadı, ancak vejeteryanlar arasında hızla yayılıyormuş ismi. İşin düşündüren yanı, Türkiye'dekilerden ziyade yurtdışından misafirlerimiz daha kolay buluyormuş nerededir, kimlerdir...
Bunun iki sebebi var sanırım; Yurtdışındaki Govindalar ve Serhat'ın enerjisi:)
İkidir gittim sadece, sıcacık bir karşılama. Macaristan'dan destek alındığı için Macar arkadaşlar etrafta, İngilizce-Türkçe sohbetler, fonda da yumuşak bir müzik...
Geçen geldiğimde Burfy vardı, übersüper bir Hindu tatlı, karamelin 4 saatlik fırınlama sonucu lokuma benzeyen tatlı.
Bu sefer de irmikli, nohutlu enteresan bir çorba içtim.
Bu lezizlik, etobur iştahımın aklını çelebilecek güçte.
Bu arada, vejeteryan ile vegan kelimelerinin farklılığını da yeni öğrendim ve Govinda'nın özelliklerinden biri de dileyene vegan mutfağı da sunabilmesiymiş, yani süt ve süt ürünleri de koymayabiliyorlarmış.
Beyoğlu'nda McDonalds'ın sokağından girince ikinci sola giriyor ve 20 metre ilerinizde, sağınızda görüyorsunuz bu mütevazi mekanı.
Fiyatları da fena değil, klasik lüks vejeteryan menülerden oldukça farklı ve misafirperver.
Umarım yakın zamanda web sitelerini de güzelleştireceklerdir, buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.
Gün sonunda Bacan denilen müzikli meditasyona katılma şansınız da olabilir; 3 çalgı ve ağızlarda bir mantra ile...
"Hare krishna hare krishna,
krishna krishna
hare hare..."

24 Şubat 2011 Perşembe

Vaka-i Aşk @ Aralık


Belki de daha önce bahsetmeliydim, ama unuttum işte. Eğitmenlerimden ve ekip arkadaşım, mentorum Derya Akkaya ile birlikte sunduğumuz bir seminer var; Vaka-i Aşk.
Teşvikiye'de Aralık Derneği'nde verdiğimiz bu seminerlerde, klasik ve klişe ilişki yönetimlerinden ziyade, aşk olgusu, dinamikleri, erkeklik, kadınlık, erkeklerin gözünde kadınlık, kadınların gözünde erkeklik gibi konulara, karşılaştırmalı açılarla bakıyor, birlikte ele alıyoruz.
Benim açımdan işin en keyifli kısmı, bir gün öncesinden Derya ile yaptığımız küçük prova-sohbetler. Yakında bunları videolaştırarak paylaşmayı da düşünüyoruz, ama bir sır, ok?
Katılımcıları konuşturmaya yönelik bir uygulama söz konusu tabi ki. O sebeple, belki semineri sunan konumdayız, ancak duyduklarımdan ötürü not defterimi de sık sık elime alıyorum.
Mesela partnerimizle ilişkimizde, iletişimimiz ne boyutta? İletişimimizin içeriği nasıl? Hangi sözcükleri duymaktan hoşlanıyor ve hoşlanmıyoruz? Hangi sözcükler sık dökülüyor ağzımızdan?
Sevdiceğimize sevgimizi nasıl ifade ediyoruz? Bize nasıl ifade etmesini bekliyoruz?
Mutluluktan ne anlıyoruz?
Bu ve benzeri sorgulamalarla kendimizi, kendi özellerimizi keşfediyoruz.
Farkında olmadan süre gelen bir şekilde özel davranışlarımızı sıradanlaştırmış olabiliyoruz, değil mi?
Eğitmenlerin koç oluşundan ötürü, sıklıkla da koçluğa geliyor tabi konuştuklarımız. Mutsuz olduğumuz şeyler aklımıza geldiğinde, beklentilerimizi sorgulamamız gibi.
Geçen hafta, zor erkek tiplerini konuştuk; çapkın, işkolik ve kıskanç erkekler.
"Şöyle şöyle yapın, sevgiliniz düzelir" mantığından arınarak, mevcut koşullarda nasıl daha verimli bir ilişki yaşanır, bunun üzerine konuştuk. E bir işkolik olarak, kısa süre öncesine kadar gayet kıskanç birisi olarak da bol bol konuşma fırsatım oldu. Çapkınlık mı? O genlerimde var zaten.
Bu hafta ise aşk sözlüklerimizin üzerinden gittik, belirli belirsiz durumlarımızı biraz belirginleştirmeye, verimli hale getirmeye yönelikti.
Önümüzdeki hafta, 3 Mart, çarşamba günü ise Gardırop Sırları'nı konuşacağız.
8 haftalık bu programda her hafta ayrı bir konuyu işliyoruz.
Çarşamba öğlenleri, Teşvikiye'ye gelmek, aramızda bulunmak için buraya tıklayarak iletişime geçebilirsiniz.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Küçük Bir Kampanya

Ufkumu genişleten en büyük eğitimlerden birisiydi Girişimcilik Eğitimi.
Nasıl proje yazılır, nasıl fikir geliştirilir, finansmanı, pazarlaması... Şansıma bunu da Türkiye'nin bu konudaki lider kurumundan, MG Danışmanlık'tan almıştım. Hatta yine şansıma, MG bünyesindeki en yetkin eğitmendi eğitmenim; Tuğberk Seçkin.
Dün de onunla beraberdim. Ofisinde ağırladı ve tüm yoğun koşturmasının içinde sohbet de edebildik ve paylaşacağım bazı şeyler üzerine konuştuk.
Zamanla detaylarını da veririm, ama bir şeyin aciliyeti var sanırım.
Geleceğini kişinin kendisinin kurmasına yönelik yazılarımı zaten biliyorsunuz. Ancak temel eksikliklerden birisi, fikirlerin hibe ve kredi gibi destekler için kuralına uygun yazılması, sunulması gibi bürokratik deneyimler.
Bu konuda ilgili kamu kuruluşları, zaten size, satın alacağınız danışmanlık hizmetlerinin maliyetini destekleyerek iade ediyor. Ancak piyasadaki genel tablo "Gel abi, yazarız projeni" şeklinde.
MG Danışmanlık ve özellikle de Tuğberk ise, itibarı düşünüyor. Hem itibar hem de faydayı da bir çalışmada biraraya getirebileceğimizi konuştuk biz de.
Burada rakam söylemek istemiyorum, ancak piyasa değerinin altında bir kaparo ile danışmanlığa başlangıç yapıp, projenin gidişatı ve kabulüne göre adım atılacak, böylece girişimci fazla maliyetlerden arınmış olacak.
Danışmanlık piyasasında zaten bunun örnekleri var, ancak dediğim gibi, önüne gelene proje danışmanlığı yapmak ve işe yarar, yaramaz her türlü danışmanlık adımını uygulamak, hem kendi emeğini çöpe atmak hem de müstakbel girişimcinin ümidi, emeği, fikri ve parasını hiç etmek şeklinde gerçekleşiyor maalesef.
İtibar dedik ya, her projeyle çalışmak istemiyor Tuğberk ve ekibi bu yüzden. Hem kendi emekleri hem de girişimciler için en uygun yol. Böylece girişimci, daha yolun başında fikri hakkında deneyimli ağızlardan bir geri bildirim almış olacak.
Ayrıca ciddi girişimcilerle çalışmak, sadece para kazanmak değil, sonucu görmenin mutluluğunu da yaşamak ve çok güçlü referanslarına yenilerini eklemek amacındalar.
"Gide gele, gide gele bize spor yaptırmayacak girişimci istiyoruz" Birebir Tuğberk'in ağzından dökülüyor bu serzeniş, çünkü başlangıçtaki aşkımız, azmimiz, devam etmiyor. Hani bir söz var ya; "Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir"... Devam edilmeyince, sonuca da varılmıyor, onca emek, onca zaman da heba oluyor.
Bildiğimiz kampanyalardan değil bu; çünkü kazan veya kazan-kazan değil, kazan-kazan-kazan var içinde, hatta dörtlü. Girişimci kazanıyor, danışman kazanıyor, ekonomi kazanıyor, gelecek kazanıyor.
Duyurması da bana kalıyor.
Dilerseniz direk kendileriyle iletişime geçin, dilerseniz Mustep üzerinden. Mustep referansıyla iletişimde birkaç ek güzellikleri daha var, ama esas dikkat edilmesi gereken soru:
Yarınını kurmaya niyetli misin?

17 Şubat 2011 Perşembe

Deneme Bahçesi


Bir süre önce bahsetmiştim kısaca İnovizyon'dan.
Kendileri Nişantaşı'nda kurulu bir küçük işletme.
Ancak tek özellikleri, ekonominin küçük bir ferdi olmaları değil; benim 6 ila 12 senelik arkadaşlarımdan oluşuyor kurucuları.
Uzaktan tıbbi uzmanlık sertifika eğitimleri ile benim eğitimlerimin satışı üzerine meşguller şu an.
Ancak ayrıca, genç ekip olmanın getirdiği bir cesaret avantajları da var.
Zaten bu mesajı da onların reklamından ziyade, yeni cesur projemiz için yazıyorum.
"abi bilmiyorlar bu işi, satışı şöyle yapıcan, görücen bak nasıl da kotalar taşıyor..." gibisinden bir cümleyi söylemeyenimiz var mı?
En çok fikir sahibi olduğumuz konuların başında geliyor satış veya pazarlama fikirleri... Ancak ya bunu icra edecek kurum bulamıyoruz ya da çalıştığımız firma buna sıcak bakmıyor.
Biz ise bir oyun alanı edindik. Aklımıza geleni orada simüle ediyor, deneyebiliyoruz.
Ve sizleri de aramıza katalım mı diye düşündük, aslında ben düşündüm.
Ekip ne kadar iyi olursa olsun, gelişim daima önümüzde duran bir hedef, her türlü destekle daha da iyi meyveler ortaya çıkabilir ve hepimizin midesine inebilir bu lezzet.
Demem odur ki isterseniz www.inovizyon.net üzerinden aklınıza gelen satış ve veya pazarlama yöntemlerini paylaşın ekiple, bana mail yollayın (m@mustep.com).
Bu bir yarışma değil, hem yarışmanın prosedürleriyle ilgilenmek istemedik hem de hiç bir kısıtlama olmasın istedik. Aklınıza geleni paylaşabilirsiniz, mantıklı mı saçma mı? Kime ne:)
Sürece dair birebir bilgi paylaşımını da Nisan- Mayıs gibi yaparız herhalde. Buradan duyururum onu da.
Dediğim gibi, en ufak bir kısıtlama yok, ürün neymiş, hizmet neymiş, süreç neymiş, tutar neymiş...
Belki Nişantaşı'nda bir ofiste çalışmak da isteyebilirsiniz bu sayede, hadi bakalım, fikirler fora:)
Eklemek istedim; eğer fikriniz karmaşıksa ya da bir kurumdan ziyade başka bir portalda işlemesini isteyeceğiniz birşeyse, siz yine gelin, bir çözüm yolu bulalım. Mesela birincisi için, sizin başında olduğunuz bir yol ile denemek, ikincisi için uygun bir STK ile çalışmak...
Yeter ki fikirleriniz hayat bulsun.
Dipnot; bu ayaküstü düşündüğüm bir şey, detaylıca hazırlanıp da yazmadım bu metni. Dolayısıyla atladığım birşey varsa, lütfen belirtin.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rapor veriyorum:)


Uzun bir süredir yazmadığımı fark ettim.
Aslında yazılası birçok şey vardı, ancak şunu da yazayım, bunu da yazayım derken, baktım ki 1,5 ay olmuş dokunmayalı. Tıpkı "pazartesi diyete başlıyorum" demek gibi, değil mi? Neyse ki erteleme davranışım an itibariyle sonlanmış oluyor.
Bu görüşmediğimiz sürede neler yaptım?
Liste uzun, zaten uzun olduğu için, çok koşturduğum için blog yazmayı ihmal ettim, ama hemen duyurayım: Mustep Gelişim Hizmetleri şeklinde yenilediğim web sitemi çökerttim kendi ellerimle, sonrasında da çeşitli bilişim akrobasileriyle tekrar kurdum, alınacak öğüt: yedek almalısınız:)
Hazır web sitemi yenilemiş ve kodları hatırlamışken, bari diğer sitelere de bir el atayım hızlıca dedim ve tüm sitelerde bir temizlik yaptım, bence hoş oldu ama yorucuydu. Alınacak öğüt neymiş; web sitesini sen yapabiliyor olsan bile, git yaptırt:)
www.nasildahaiyiyaparim.com ile bakabilirsiniz.
Başka? Birçok kişinin bildiği üzere Üçüncügöz Dergisi tekrar yayında:) Ben de Endüstriyel Yogiler ismiyle, iş hayatı ve huzur kavramları üzerine bir şeyler karalıyorum. Okuyanlar sevmişler çok sağolsunlar. İlgilenenler www.ucuncugoz.org üzerinden göz atabilir dergiye, ancak yazımı nette yayınlamadık:
Dergimiz İndigo Dergisi'nde ise korku üzerine yazı dizimi bitirdik ve önümüzde girişimcilik, yenilikçilik, kendine yetebilme gibi konular var. İndigo Dergisi'ndeki son yazım için http://www.indigodergisi.com/65/mustep.htm linkine tıklayabilirsiniz.
Girişimcilik üzerine, girişimcilik eğitimlerinde konuk uzman olarak bulunmaya ve girişimcilik yolculuklarında psikolojik desteklere yönelik konuşmalar vermeye başladım ki en heyecanlandığım konulardan birisi bu.
Koçluk eğitimlerinde asistan eğitmen olma yolunda bir davet aldım ve açıkçası çok soyut olan bu hizmette, böylesi bir geri bildirim, inanın çok onore etti.
Ha bu arada eğitim demişken, üzerine titrediğim kendi hazırladığım eğitimlerimin satışı da başlamış oldu. Şubat ayında beni şımartacak kadar büyük iki kuruma Yenilikçi Stres Yönetimi Eğitimi vereceğim.
Deneyimli abilerim, ablalarım için küçük, ancak hayallerim için büyük bir adım oldu, sevincimi buradan sizlerle paylaşayım istedim.
Detaylar zamanla:)
Sevgiyle kalınız:)))

30 Aralık 2010 Perşembe

İstihdamını beklemek mi?



Geçen akşam bir dostumla beraberdim. Kendisi bir bankanın orta düzey bir profesyoneli, bir derneğin yöneticisi ve sosyal damarları yüksek, sesi yumuşak, süper sempatik bir insan.
Onunla iş hayatı, sosyal projeler, eğitmenlik, istihdam ve girişimcilik üzerine konuştuk.
Birçok kişinin bildiği gibi istihdam değil girişimcilik hedefinde birisiyim ve kişinin istihdamını beklemesi (gönderilen CV'lere cevaplar ve/veya KPSS yolculuğu) taraftarı değilim.
Kişinin geçirdiği her gün bir girişimde bulunması ve hala gerektiğine inanıyorsa az ve öz iş başvuruları sürdürmesi vs...
Ancak dostum ise biraz daha farklı yaklaşımlar sundu.
Bankacılığın yarattığı yönetmelik ve tüzüklere uyma zorunluluğu, kişinin alışkanlık kabiliyetiyle de buluşunca, çok kolay bir şekilde pasifize edildiği ve hatta direk kendisini durduruğunu konuştuk.
iİş hayatında "doğrudur" diye "öğretilenler" ve bunları yönetmemiz,baskılayıcılığını kontrol edebilmemiz için bir yazı dizisi tasarladım.
Günümüzün genellikle en büyük bölümünü bloke eden iş hayatına dair Endüstriyel Yogiler yazımı, Üçüncügöz Dergisi'nin yeni sayısında okuyabileceksiniz.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Dans deyip geçme, tanı


Tango diye duyardım küçüklüğümde, hiç aklım ermezdi, kurgulayamazdım nasıl bir şey diye.
Bir gün TRT FM'de bir gece programında, ardarda süper müzikler çalıyordu ve konuk konuşmacı da bu şuranın tangosu, bu buranın tangosu diyordu. Sanmıştım ki tango bir müzik türü, bir de onun üstüne dans eklemişler.
Sonra bir gün Por Una Cabeza'nın eşliğinde Al Pacino'yu izledim.
O an o müziğe kapılmamak elde mi?
Kaç zamandır arzulamıştım öğrenmeyi, bir türlü olmuyordu. En sonunda başladım ben de tango derslerine ve bu mutluluğumu duyurmak istedim.
Düşündüğüm kadar kolay değilmiş. Sehpanın üzerinde bile dans edebilecekken ben, tangoda henüz rap rap adımlar atamıyorum. Ama ilk başlarda normalmiş bu.
Bir erkek olarak tüm hakimiyetin sizde olması, garip bir ego çıkarıyor ortaya, sosyolojik ödevinizi, size yüklenenleri hatırlıyorsunuz biraz biraz.
Olayın kadın kısmı kolay, o adımlarını atsın, siz ritmi yakaladıktan sonra erkek olarak yönlendireceksiniz:)
Tabi işin şakası bu. Tahminimce kadın da erkeği takip edecek ve onun enerjisine ayak uydurmak için algılarına yüklenecek ve bu da onu zorlayacaktır.
Dün özellikle bir şey dikkatimi çekti. Dersten önce bir toplantıdaydım ve pek de hoş geçmemişti. Aşırı gergindim ve henüz üzerimden atamamıştım. Ders sırasında da karşımdaki bayanın aksaklıkları, sabrımı, tahammülümü zorluyordu. Bir ara patlarcasına çıkıp gitmek dahi istemiştim. Ancak, hatırladım ki insanlarla iletişim ve birliktelik, uyum üzerine çalışıyorum. Gergin ortamlarda uyumluluk üzerine hoş, aslında hoş değil zor bir etüd yapmış olacaktım. Nitekim yaptım da, uyumu yakaladık ve adımlarımız çok daha güzel olmaya başlamıştı. Sanki ders değil de terapi gibi olmuştu. Daha önce böyle bakmamıştım tangoya.
A bu arada, kurumsal tango mantığı üzerine, indoor etkinlik şeklinde de bir proje söz konusu, hatta tasarı değil, ufak ufak adımlar atılmaya başlamış. Konuyla ilgili biraz bilgilendim, dikkatimi çekti.
3. dersimi aldım Tangoda. Eğitmenim de dünya derecesine sahip bir genç; Ceren Varol, kurumunun adı da Tangolita.
Taksim'de, iş çıkışına uygun saatlerde bu terapiymiş, dansmış, dersmiş, farklılıklarmış deneyimlemek isterseniz, derslerde ve sonrasında milongalarda buluşalım. Detaylı bilgi için ceren.varol@tangolita.com üzerinden ve haliyle www.tangolita.com ile bilgi edinebilirsiniz.

17 Aralık 2010 Cuma

İstanbul'daydım

Geçtiğimiz gün, ayın 16sı, benim için en heyecan verici deneyimlerimden biriydi yaşadığım.
Sadece başkanını tanıdığım, İstanbul Üniversitesi Ekonometri Kulubü'nün yönetim kadrosuyla buluştuk.
Bir projelerini birlikte geliştireceğiz düşüncesiyle gitmiştim, oysa kişisel gelişimden konuşmak istediler.
Önceki konuşmalarım, bir eğitim, bir seminer, bir atölye üzerineydi, haliyle bir kurgu vardı, oysa burada spontaneydi her şey. Hep de merak ederdim, rastgele serbest atış sorularda nasıl yaklaşabilirim, konular arasında bağ kurarak, sıçrayarak, gerçekten rahat olarak konuşabilir miyim vs?
Grup dinamiği nasıl olacak? Kendimi konularıma hakim hissediyorum ama gerçekten bu hislerimi duyularımla da görebilecek miyim?
Girişimcilik konuştuk, kulüp üyeliği konuştuk, amaçlar, sevgililer, iş hayatı, kişisel gelişim, koçluk, çok para, kendine yatırım, Ahmet Şerif İzgören, Derya Akkaya, Timur Tiryaki, Tanrılar Okulu, inanmak...
Egom okşandı birazcık, o sebeple pek detaylandırmak istemiyorum.
Ama yüzleri gülüyordu katılımcıların, yüzüm gülüyordu.
Böyle bir deneyim, hayalim için çok verimli bir adım oldu.
Teşekkürler Ekolular:)

9 Aralık 2010 Perşembe

Ortak Akıllar Buluştu

Daha önce bahsettiğim (bknz: http://mustep.blogspot.com/2010/12/ortak-akl-bulusmas.html) ve ekonominin önemli bir ihtiyacı olarak görülen bu networking projemiz, küçük bir grup olarak toplanmamızla, gerçeklemiş oldu.
Bu başlangıç toplantısında, girişimlerin ve girişimcilerin akla gelen ilk ihtiyaçları sıralandı ki bu sayede ileriki toplantılarımızda, bunlara yönelik projeler geliştirelim:
Kurumsal altyapılar, sermaye, fikrin uygulanabilirliği, pazarlama ve tanıtım sistemleri, hedef belirleme ve çabuk kırılmayan motivasyon gibi ihtiyaç kalemler dile getirildi.
Buna karşılık katılımcılar, bilgi ve networkleri, iş ağları vasıtasıyla sıcak çözümlerini paylaştılar.
Daha çok masa başı sohbet kıvamında geçen bu ilk toplantımızın devamındaki safhalarda, şu an için sıralı olan ihtiyaçlara yönelik bilgisayar destekli çözüm sunumlarını paylaşmayı da tasarladık.
12 Ocak 2011'de yapmayı planladığımız kurumsal altyapı ile pazarlama ve tanıtım sistemlerine yönelik kurgulanacak bir sonraki toplantımız için şimdiden iletişime geçiniz.
Saygılarımla,
Ortak Akıl Projesi Ekibi adına
Mustafa Emin Palaz

7 Aralık 2010 Salı

Bağdat Sanat'tayım

Yenileşme sürecinde olduğumu biliyorsunuz.
Bu sıralar yeni ekip arkadaşarı ve yeni hizmet noktaları yaratmaya çalışıyorum. Daha öncesinde İnovizyon ve YaşamOra'dan bahsetmiştim.
Bu sefer de şans eseri tanıştığım ve çok sevdiğim bir kurumu dillendirmek istiyorum: Bağdat Sanat.
Piyasada albümü bulunan bir akademisyen olan Cenk Yüksel'in kurduğu Bağdat Sanat, Bağdat Caddesi'ndeki sanat okullarından birisi.
Farkı ise, akademisyen sanatçıların eğitim verdiği bir kuruluş olması. Yani iki gitar çalıp eğitmenliğe soyunan değil, konusunda yetkin eğitimler alıp bu yönde hizmet verenlerin oluşturduğu bir kuruluş.
Zaten Cenk'in genç ve enerjik ruhunu, daha tokalaşırken hissediyorsunuz.
Ancak bu güzel enerjinin ve sinerjinin de biraz tanıtıma ihtiyacı var ki daha fazla insan bu sinerjiden nasiplensin.
Mesela orada verilen enstrüman, şan, solfej, diksiyon-artikülasyon, drama ve dans eğitimlerinin hepsinden benim haberim yoktu.
Veya Cenk'in organizasyon alt yapısından ve Bağdat Sanat'ın böyle ihtiyaçlara da cevap verebilir pozisyonundan.
Mütevazi yapısından ötürü sosyal projelerinin reklamını yapmamı pek istemedi, ama en azından bu niyetini paylaşabilirim sanırım:)
Her türlü eylemde, işin içinde keyif varsa, verimin arttığından bahsediyoruz ya...
İster akademilere hazırlık, ister hobi olsun, bu faaliyetlerden herkesin yararlanmasını dilerim.
Bir de şirin web sitelerinin linkini vereyim, tam olsun: www.bagdatsanat.com
Keyifli sanatlar efendim.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Ortak Akıl Buluşması

Networking artık en çok ihtiyaç duyulan olgulardan biri. Sık sık toplantılar düzenlenip, yeni insanlarla tanışıp, ağımızı geliştirme çabası da bundan zaten.
Ancak genel şikayetler, bu networking toplantılarına gidip, bir avuç kart toplayıp, bir avuç kart dağıtmak ve belki bir iki sohbet edip ayrılmak.
Oysa birimiz inşaat mantolama yaparken, tanıştığımız kişi tıp kongreleri organizatörü olabiliyor. Girişimci mantıkta birisiysek bu tanışıklıktan değer yaratabiliriz, ancak bu beceriye kaçımız sahip? Maalesef bu durumda da o toplantı sadece hoş müzikler, bol gürültü ve birkaç yeni yüzden ibaret boşa geçen zaman olarak yer buluyor hayatımızda.
O sebeple biraz daha verimli olabilir miyiz dedik ve Fors Plus yönetimiyle kafa yorduk.
Daha önce bahsetmiştim zaten Fors Plus'taki güzel insanlardan (ki hatırlamak için buraya tıklayabilirsiniz)
7 Aralık'ta başlangıcını planladığımız toplantılarda daha odaklı davranalım dedik.
Girişimciler, girişimcilik üzerine meraklı olanlar, girişimcilerin ihtiyaçlarına çözüm sunanlar bir araya gelemez mi?
Mustep Gelişim Hizmetleri ve Fors Plus Yönetim ve Danışmanlık olarak, Ortak Akıl Buluşması adını verdiğimiz bu buluşmanın, ilerleyen tarihlerdeki olası senaryolarından birisi;
Mesela girişimlerin ihtiyaçlarından birisi Sosyal Medya Yönetimi ve bu yönde yapıcı hizmetler sunan BORAN-ICT'den Fatih Boran Berber'i çağırıyoruz. 10-15 dakika kadar belki kendisi ve özellikle sunduğu hizmetler, fikirler, projeler ve çözümleri üzerine konuştuktan sonra, kalan 1 saatlik süreçte ise doya doya soruları cevaplıyor.
Böylece o toplantıda kimler oluyor? Sosyal medya yöneticileri ve/veya sosyal medya ihtiyacı olanlar ve/veya sosyal medya hakkında merakı olanlar ve/veya benzeri çözümleri olanlar.
Sizce de bu toplantılar daha verimli olmaz mı?
Merak edenler m@mustep.com üzerinden bana mail atabilirler efendim.

Alfa İnsan Olmak

Arabamızın motor gücü ne kadar çok olursa olsun, kadrajın kabiliyeti ne kadar yüksek yazarsa yazsın, benzin depomuz da dolu olsun, ayağımızı debriyajdan çekmezsek, vitese geçmez ve ilerleyemeyiz, değil mi?
Sadece kuru gürültü.
Bu durum, kişisel gelişim yolculuğunda da çok benzer. Neler çalışırsak çalışalım, uygulama yapmamız gerekiyor. Bu, öncelikli gereksinimimiz. Ancak verim için, kaliteli sonuçlar alabilmek için, uygun frekanslara da ihtiyacımız var.
Olgunlaşan zihin yapısında ve meditasyon halindeki beyin dalgaları da denktir ve bu da ölçümlerde Alfa Frekansı olarak tanımlanıyor.
Kaliteli sonuçlar elde edebilme konusundaki bu açığa bir güzel insan dokunmuş ve çözüme çabalamış. İnsanın bildiği değil yapabildiği hususunda odaklanan Timur Tiryaki, güzel enerjisiyle buraya da ışık tutuyor.
Bir önceki blog yazımda paylaştığım YaşamOra Hizmetleri'nde de bu güzel enerji esmiş olacak.
18-19 Aralık'ta Caddebostan'da yapacağı eğitimi, 25-26 Aralık'ta da Çekmeköy'deki merkezimizde sunacak.
Bildiklerimizi uygulayabilmek ve amaçlı birer insan olabilme konusunda kendine yatırım yaptıracak bu eğitimin detayları için ve katılım koşulları için, buraya tıklayabilir linkine tıklayabilir veya 216 641 3028'den bilgi alabilirsiniz. Eğitimin gerçekleştirileceği merkezimiz YaşamOra'yı tanımak için de YaşamOra.com üzerinden bilgi edinebilirsiniz.
dipnot: Naturel 2010 Fuarı'nda, yarın (05 Aralık, Pazar Günü yani) Timur hem bir konuşma verecek hem de kitabını imzalayacak, duyurmadı, bilmiyordu demeyin.

YaşamOra Hizmetleri


"Öyle bir merkez olsun ki, kişisel gelişim hizmetleri sunsun, gün be gün daha iyi hizmet versin" fikrine sahip biriydi Nurcan Arslan. Bu niyetiyle yanında bir başka güzel insan daha vardı, ki adı Ayşegül Perek. Üzerine benim de desteğim eklendi ve hem kuruluş aşamasında Girişimci Koçluğu yaptığım hem de bu hizmetimin ilk meyvesini yediğim bir hizmet merkezi oluşturduk.
Kişisel gelişim hizmetleri üzerine kafa yorarken, Nurcan ve Ayşegül'ün aslen öğretmen oluşundan ötürü özel ders desteklerine de talep geldi ve hizmet kalemlerimize ders desteğini de ekledik.
Çekmeköy'de kurulu bu merkezde ben öğrencilere Öğrenci Koçluğu, yetişkinlere Yaşam Koçluğu sunuyor, bazı eğitmenlerle işbirliği sağlıyorum.
Çok yeni olmamıza rağmen, daha şimdiden gözle görülür başarılar kaydettik diyebilirim.
Kişisel gelişim eğitimleri de sunalım dedik ve 25-26 Aralık'ta, eğitmenlerimden Timur Tiryaki'nin, Alfa İnsan Olmak eğitimini merkezimizde, Çekmeköylülerle paylaşmaya dair program hazırladık.
ama bu güzel etkinliği, bir yazıya sıkıştırmak istemem:) Detayları bir sonraki yazıda paylaşacağım.
Çekmeköylülere ve Çekmeköy'de hizmet vermeyi düşünen herkese kapımız açık.
Detaylı bilgi için web sitemize göz atabilirsiniz: YaşamOra.com

Koşturuyoruz işte hizmet niyetiyle

Uzun zamandır yazmıyordum.
Ama koşturuyorum, yeni ve güzel birşeyler yapmaya çalışıyorum ki çok şükür artık planlama evresinden, eyleme geçmeye de başladım, hatta başladık.
Biz diyebilirim rahat bir şekilde, çünkü artık bir kaç tane "biz"in oluşturduğu bir ağ içindeyim, son 3 senedir hayal ettiğim gibi.
Kaba bir özet ekmek ve bir süredir yazamadığım gelişmelerden bahsetmek istiyorum.

***Nişantaşı'nda bir ofisimiz oldu. İnovizyon Eğitim ve Danışmanlık olarak, eski arkadaşlarım, koçluk ve eğitimlerim başta olmak üzere bazı hizmetlerin satışı üzerine bir ofis kurdular.

***Çekmeköy'de bir merkezimiz oldu. YaşamOra Hizmetleri adında, yaşama dair hizmetler mantığıyla bir araya gelen bu oluşumda; benim öğrenci ve yetişkinlere koçluk sunduğum, öğrencilere öğretmenlerin özel ders desteği verdiği, kişisel gelişim ve hobi eğitimlerinin hazırlığında olduğumuz, Alemdağ Ormanı manzaralı, çok hoş bir merkezimiz oldu. Yakında bir kokteyl yapalım diyoruz, haberdar ederim:)

***Bu arada girişimcilikten uzak duracak değilim. 7 Aralık'ta Fors Plus'ta, girişimcilik üzerine özel bir buluşmamız var. Ama uzun uzun bir başka yazıyla paylaşacağım bunu.

***"Biz" duygusu çok hoş. Ancak kendime de baktım ve Mustep'i artık kendimden çıkarıp bir ekip haline getirmeye niyetlendim ve Mustep Gelişim Hizmetleri adıyla ekipleşmeye geçtik efendim. Web sitemde de yenilemelere gittim haliyle.
Detayları bugün paylaşmış olacağım.
Şimdilik esenlikler dilerim.

31 Ekim 2010 Pazar

Saygı Şeker Mi?


Dün yağmur yağıyordu ve İstanbul'da ulaşım çabasında bir birey olarak kilitlenendendim ben de...
Sonra baktım ki araç ilerlemiyor, indim ve başladım yürümeye.
Öyle seller yaratacak bir yağmur olmadığını fark ettim, sadece yağıyordu.
O sırada düşünüyordum, yağmurun nasıl bir gücü var da trafik kilitlenebiliyor diye.
Derken soru net olunca, cevap da çıktı karşıma.
Trafik bir noktada sıkışmış, çünkü ara yoldan gelip bir yöne sapmak isteyen bir araç, kendi yol hakkını kendisi almak istemiş ve şeridin orta yerinden burnunu sokmaya çalışmış.
Öyle ki; akan şeridi de dikine kesip, tıkamış.
Çalan kornaların ise bini bir para. Klakson konusundaki önerimi hatırlattı bu durum (siz de hatırlamak isterseniz tıklayın)
Ancak kornaların açamadığı bu yolda bariz bir saygı eksikliği vardı. Ne yolu kesen aracın sürücüsünün diğer sürücülere, ne de o yönde akan araçların sürücüsünden, hatalı sürücümüze...
Hatayı hatalarla protesto etmek gibi kısaca...
Acep dedim, saygı şeker mi de yağmuru yiyince eriyip gitti?

20 Ekim 2010 Çarşamba

Pranik Şifa Dedikleriyle Tanıştım

Nefes üzerine çok haşır neşir birisi olarak hep duyuyorum "Mustafa Pranik Şifa mı yapıyorsun?" sorunu. Oysa daha bilmiyordum ne olduğunu ne bittiğini.
Geçtiğimiz haftasonu şans eseri tanıştım bu teknikle.
Bu tekniğin uzman eğitmeni ülkemize gelecekmiş ve bir dostum da benden eğitim sırasında çevirisini yapmamı istedi ve şans da gözlerini kırpmış oldu.
Çok basit temeller üzerine kurulu olup, tanıştığım teknikler arasında en karmaşadan uzak ve en işlevsel yaklaşımlardan birisi olması sebebiyle biraz bahsetmek istedim.
Nefes alınıyor ve çeşitli enerji çalışmaları ile üzerlerine 456576185765465764156 kitap yazılmış çakralar hakkında baya bilgi ediniyor ve daha eğitim sırasındayken uygulamalarda bulunuyorsunuz.
Nefes alıyor ve nefes veriyorsunuz. Basit gözüken bir hapın kullanımı bile "sabah bir tane tok karna akşam yarım aç karna" gibisinden yaklaşımları varken, burada "30-10" gibi her şekilde, herkesde aynı olabilecek şeyler söz konusu.
"Ya tabi, her tekniğin ayrı bir güzelliği var" diyen yalanlardan da bakabiliriz, ancak beni esas etkileyen unsurlardan birisi de eğitmen Amirhossein Khonsari, kısaca Amir.
Yüzüne entegre gülümsemesi ve çeviri sırasındaki sakin, anlayışlı anlatımı, yaydığı enerji...
Zaten beni etkileyen bunlar olduğu için çalışmasından ekstra mesai göstererek bahsetmek istedim ve hatta duyurularında da yardımcı olma arzusundayım.
Bu çalışma hakkında yakında daha da bilgi paylaşmaya niyetliyim, ancak bana m@mustep.com mail adresine mail yollarsanız da bu konuda özel bir grup açabilirim.