22 Mart 2011 Salı

Bir etoburun ağzında vejeteryan lezzet


Geç gelen bir paylaşımda bulunmak istedim.
Bir etobur olarak, sonunda güzel bir vejeteryan mekan buldum: Govinda.
Açılalı çok olmadı, ancak vejeteryanlar arasında hızla yayılıyormuş ismi. İşin düşündüren yanı, Türkiye'dekilerden ziyade yurtdışından misafirlerimiz daha kolay buluyormuş nerededir, kimlerdir...
Bunun iki sebebi var sanırım; Yurtdışındaki Govindalar ve Serhat'ın enerjisi:)
İkidir gittim sadece, sıcacık bir karşılama. Macaristan'dan destek alındığı için Macar arkadaşlar etrafta, İngilizce-Türkçe sohbetler, fonda da yumuşak bir müzik...
Geçen geldiğimde Burfy vardı, übersüper bir Hindu tatlı, karamelin 4 saatlik fırınlama sonucu lokuma benzeyen tatlı.
Bu sefer de irmikli, nohutlu enteresan bir çorba içtim.
Bu lezizlik, etobur iştahımın aklını çelebilecek güçte.
Bu arada, vejeteryan ile vegan kelimelerinin farklılığını da yeni öğrendim ve Govinda'nın özelliklerinden biri de dileyene vegan mutfağı da sunabilmesiymiş, yani süt ve süt ürünleri de koymayabiliyorlarmış.
Beyoğlu'nda McDonalds'ın sokağından girince ikinci sola giriyor ve 20 metre ilerinizde, sağınızda görüyorsunuz bu mütevazi mekanı.
Fiyatları da fena değil, klasik lüks vejeteryan menülerden oldukça farklı ve misafirperver.
Umarım yakın zamanda web sitelerini de güzelleştireceklerdir, buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.
Gün sonunda Bacan denilen müzikli meditasyona katılma şansınız da olabilir; 3 çalgı ve ağızlarda bir mantra ile...
"Hare krishna hare krishna,
krishna krishna
hare hare..."

24 Şubat 2011 Perşembe

Vaka-i Aşk @ Aralık


Belki de daha önce bahsetmeliydim, ama unuttum işte. Eğitmenlerimden ve ekip arkadaşım, mentorum Derya Akkaya ile birlikte sunduğumuz bir seminer var; Vaka-i Aşk.
Teşvikiye'de Aralık Derneği'nde verdiğimiz bu seminerlerde, klasik ve klişe ilişki yönetimlerinden ziyade, aşk olgusu, dinamikleri, erkeklik, kadınlık, erkeklerin gözünde kadınlık, kadınların gözünde erkeklik gibi konulara, karşılaştırmalı açılarla bakıyor, birlikte ele alıyoruz.
Benim açımdan işin en keyifli kısmı, bir gün öncesinden Derya ile yaptığımız küçük prova-sohbetler. Yakında bunları videolaştırarak paylaşmayı da düşünüyoruz, ama bir sır, ok?
Katılımcıları konuşturmaya yönelik bir uygulama söz konusu tabi ki. O sebeple, belki semineri sunan konumdayız, ancak duyduklarımdan ötürü not defterimi de sık sık elime alıyorum.
Mesela partnerimizle ilişkimizde, iletişimimiz ne boyutta? İletişimimizin içeriği nasıl? Hangi sözcükleri duymaktan hoşlanıyor ve hoşlanmıyoruz? Hangi sözcükler sık dökülüyor ağzımızdan?
Sevdiceğimize sevgimizi nasıl ifade ediyoruz? Bize nasıl ifade etmesini bekliyoruz?
Mutluluktan ne anlıyoruz?
Bu ve benzeri sorgulamalarla kendimizi, kendi özellerimizi keşfediyoruz.
Farkında olmadan süre gelen bir şekilde özel davranışlarımızı sıradanlaştırmış olabiliyoruz, değil mi?
Eğitmenlerin koç oluşundan ötürü, sıklıkla da koçluğa geliyor tabi konuştuklarımız. Mutsuz olduğumuz şeyler aklımıza geldiğinde, beklentilerimizi sorgulamamız gibi.
Geçen hafta, zor erkek tiplerini konuştuk; çapkın, işkolik ve kıskanç erkekler.
"Şöyle şöyle yapın, sevgiliniz düzelir" mantığından arınarak, mevcut koşullarda nasıl daha verimli bir ilişki yaşanır, bunun üzerine konuştuk. E bir işkolik olarak, kısa süre öncesine kadar gayet kıskanç birisi olarak da bol bol konuşma fırsatım oldu. Çapkınlık mı? O genlerimde var zaten.
Bu hafta ise aşk sözlüklerimizin üzerinden gittik, belirli belirsiz durumlarımızı biraz belirginleştirmeye, verimli hale getirmeye yönelikti.
Önümüzdeki hafta, 3 Mart, çarşamba günü ise Gardırop Sırları'nı konuşacağız.
8 haftalık bu programda her hafta ayrı bir konuyu işliyoruz.
Çarşamba öğlenleri, Teşvikiye'ye gelmek, aramızda bulunmak için buraya tıklayarak iletişime geçebilirsiniz.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Küçük Bir Kampanya

Ufkumu genişleten en büyük eğitimlerden birisiydi Girişimcilik Eğitimi.
Nasıl proje yazılır, nasıl fikir geliştirilir, finansmanı, pazarlaması... Şansıma bunu da Türkiye'nin bu konudaki lider kurumundan, MG Danışmanlık'tan almıştım. Hatta yine şansıma, MG bünyesindeki en yetkin eğitmendi eğitmenim; Tuğberk Seçkin.
Dün de onunla beraberdim. Ofisinde ağırladı ve tüm yoğun koşturmasının içinde sohbet de edebildik ve paylaşacağım bazı şeyler üzerine konuştuk.
Zamanla detaylarını da veririm, ama bir şeyin aciliyeti var sanırım.
Geleceğini kişinin kendisinin kurmasına yönelik yazılarımı zaten biliyorsunuz. Ancak temel eksikliklerden birisi, fikirlerin hibe ve kredi gibi destekler için kuralına uygun yazılması, sunulması gibi bürokratik deneyimler.
Bu konuda ilgili kamu kuruluşları, zaten size, satın alacağınız danışmanlık hizmetlerinin maliyetini destekleyerek iade ediyor. Ancak piyasadaki genel tablo "Gel abi, yazarız projeni" şeklinde.
MG Danışmanlık ve özellikle de Tuğberk ise, itibarı düşünüyor. Hem itibar hem de faydayı da bir çalışmada biraraya getirebileceğimizi konuştuk biz de.
Burada rakam söylemek istemiyorum, ancak piyasa değerinin altında bir kaparo ile danışmanlığa başlangıç yapıp, projenin gidişatı ve kabulüne göre adım atılacak, böylece girişimci fazla maliyetlerden arınmış olacak.
Danışmanlık piyasasında zaten bunun örnekleri var, ancak dediğim gibi, önüne gelene proje danışmanlığı yapmak ve işe yarar, yaramaz her türlü danışmanlık adımını uygulamak, hem kendi emeğini çöpe atmak hem de müstakbel girişimcinin ümidi, emeği, fikri ve parasını hiç etmek şeklinde gerçekleşiyor maalesef.
İtibar dedik ya, her projeyle çalışmak istemiyor Tuğberk ve ekibi bu yüzden. Hem kendi emekleri hem de girişimciler için en uygun yol. Böylece girişimci, daha yolun başında fikri hakkında deneyimli ağızlardan bir geri bildirim almış olacak.
Ayrıca ciddi girişimcilerle çalışmak, sadece para kazanmak değil, sonucu görmenin mutluluğunu da yaşamak ve çok güçlü referanslarına yenilerini eklemek amacındalar.
"Gide gele, gide gele bize spor yaptırmayacak girişimci istiyoruz" Birebir Tuğberk'in ağzından dökülüyor bu serzeniş, çünkü başlangıçtaki aşkımız, azmimiz, devam etmiyor. Hani bir söz var ya; "Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir"... Devam edilmeyince, sonuca da varılmıyor, onca emek, onca zaman da heba oluyor.
Bildiğimiz kampanyalardan değil bu; çünkü kazan veya kazan-kazan değil, kazan-kazan-kazan var içinde, hatta dörtlü. Girişimci kazanıyor, danışman kazanıyor, ekonomi kazanıyor, gelecek kazanıyor.
Duyurması da bana kalıyor.
Dilerseniz direk kendileriyle iletişime geçin, dilerseniz Mustep üzerinden. Mustep referansıyla iletişimde birkaç ek güzellikleri daha var, ama esas dikkat edilmesi gereken soru:
Yarınını kurmaya niyetli misin?

17 Şubat 2011 Perşembe

Deneme Bahçesi


Bir süre önce bahsetmiştim kısaca İnovizyon'dan.
Kendileri Nişantaşı'nda kurulu bir küçük işletme.
Ancak tek özellikleri, ekonominin küçük bir ferdi olmaları değil; benim 6 ila 12 senelik arkadaşlarımdan oluşuyor kurucuları.
Uzaktan tıbbi uzmanlık sertifika eğitimleri ile benim eğitimlerimin satışı üzerine meşguller şu an.
Ancak ayrıca, genç ekip olmanın getirdiği bir cesaret avantajları da var.
Zaten bu mesajı da onların reklamından ziyade, yeni cesur projemiz için yazıyorum.
"abi bilmiyorlar bu işi, satışı şöyle yapıcan, görücen bak nasıl da kotalar taşıyor..." gibisinden bir cümleyi söylemeyenimiz var mı?
En çok fikir sahibi olduğumuz konuların başında geliyor satış veya pazarlama fikirleri... Ancak ya bunu icra edecek kurum bulamıyoruz ya da çalıştığımız firma buna sıcak bakmıyor.
Biz ise bir oyun alanı edindik. Aklımıza geleni orada simüle ediyor, deneyebiliyoruz.
Ve sizleri de aramıza katalım mı diye düşündük, aslında ben düşündüm.
Ekip ne kadar iyi olursa olsun, gelişim daima önümüzde duran bir hedef, her türlü destekle daha da iyi meyveler ortaya çıkabilir ve hepimizin midesine inebilir bu lezzet.
Demem odur ki isterseniz www.inovizyon.net üzerinden aklınıza gelen satış ve veya pazarlama yöntemlerini paylaşın ekiple, bana mail yollayın (m@mustep.com).
Bu bir yarışma değil, hem yarışmanın prosedürleriyle ilgilenmek istemedik hem de hiç bir kısıtlama olmasın istedik. Aklınıza geleni paylaşabilirsiniz, mantıklı mı saçma mı? Kime ne:)
Sürece dair birebir bilgi paylaşımını da Nisan- Mayıs gibi yaparız herhalde. Buradan duyururum onu da.
Dediğim gibi, en ufak bir kısıtlama yok, ürün neymiş, hizmet neymiş, süreç neymiş, tutar neymiş...
Belki Nişantaşı'nda bir ofiste çalışmak da isteyebilirsiniz bu sayede, hadi bakalım, fikirler fora:)
Eklemek istedim; eğer fikriniz karmaşıksa ya da bir kurumdan ziyade başka bir portalda işlemesini isteyeceğiniz birşeyse, siz yine gelin, bir çözüm yolu bulalım. Mesela birincisi için, sizin başında olduğunuz bir yol ile denemek, ikincisi için uygun bir STK ile çalışmak...
Yeter ki fikirleriniz hayat bulsun.
Dipnot; bu ayaküstü düşündüğüm bir şey, detaylıca hazırlanıp da yazmadım bu metni. Dolayısıyla atladığım birşey varsa, lütfen belirtin.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rapor veriyorum:)


Uzun bir süredir yazmadığımı fark ettim.
Aslında yazılası birçok şey vardı, ancak şunu da yazayım, bunu da yazayım derken, baktım ki 1,5 ay olmuş dokunmayalı. Tıpkı "pazartesi diyete başlıyorum" demek gibi, değil mi? Neyse ki erteleme davranışım an itibariyle sonlanmış oluyor.
Bu görüşmediğimiz sürede neler yaptım?
Liste uzun, zaten uzun olduğu için, çok koşturduğum için blog yazmayı ihmal ettim, ama hemen duyurayım: Mustep Gelişim Hizmetleri şeklinde yenilediğim web sitemi çökerttim kendi ellerimle, sonrasında da çeşitli bilişim akrobasileriyle tekrar kurdum, alınacak öğüt: yedek almalısınız:)
Hazır web sitemi yenilemiş ve kodları hatırlamışken, bari diğer sitelere de bir el atayım hızlıca dedim ve tüm sitelerde bir temizlik yaptım, bence hoş oldu ama yorucuydu. Alınacak öğüt neymiş; web sitesini sen yapabiliyor olsan bile, git yaptırt:)
www.nasildahaiyiyaparim.com ile bakabilirsiniz.
Başka? Birçok kişinin bildiği üzere Üçüncügöz Dergisi tekrar yayında:) Ben de Endüstriyel Yogiler ismiyle, iş hayatı ve huzur kavramları üzerine bir şeyler karalıyorum. Okuyanlar sevmişler çok sağolsunlar. İlgilenenler www.ucuncugoz.org üzerinden göz atabilir dergiye, ancak yazımı nette yayınlamadık:
Dergimiz İndigo Dergisi'nde ise korku üzerine yazı dizimi bitirdik ve önümüzde girişimcilik, yenilikçilik, kendine yetebilme gibi konular var. İndigo Dergisi'ndeki son yazım için http://www.indigodergisi.com/65/mustep.htm linkine tıklayabilirsiniz.
Girişimcilik üzerine, girişimcilik eğitimlerinde konuk uzman olarak bulunmaya ve girişimcilik yolculuklarında psikolojik desteklere yönelik konuşmalar vermeye başladım ki en heyecanlandığım konulardan birisi bu.
Koçluk eğitimlerinde asistan eğitmen olma yolunda bir davet aldım ve açıkçası çok soyut olan bu hizmette, böylesi bir geri bildirim, inanın çok onore etti.
Ha bu arada eğitim demişken, üzerine titrediğim kendi hazırladığım eğitimlerimin satışı da başlamış oldu. Şubat ayında beni şımartacak kadar büyük iki kuruma Yenilikçi Stres Yönetimi Eğitimi vereceğim.
Deneyimli abilerim, ablalarım için küçük, ancak hayallerim için büyük bir adım oldu, sevincimi buradan sizlerle paylaşayım istedim.
Detaylar zamanla:)
Sevgiyle kalınız:)))

30 Aralık 2010 Perşembe

İstihdamını beklemek mi?



Geçen akşam bir dostumla beraberdim. Kendisi bir bankanın orta düzey bir profesyoneli, bir derneğin yöneticisi ve sosyal damarları yüksek, sesi yumuşak, süper sempatik bir insan.
Onunla iş hayatı, sosyal projeler, eğitmenlik, istihdam ve girişimcilik üzerine konuştuk.
Birçok kişinin bildiği gibi istihdam değil girişimcilik hedefinde birisiyim ve kişinin istihdamını beklemesi (gönderilen CV'lere cevaplar ve/veya KPSS yolculuğu) taraftarı değilim.
Kişinin geçirdiği her gün bir girişimde bulunması ve hala gerektiğine inanıyorsa az ve öz iş başvuruları sürdürmesi vs...
Ancak dostum ise biraz daha farklı yaklaşımlar sundu.
Bankacılığın yarattığı yönetmelik ve tüzüklere uyma zorunluluğu, kişinin alışkanlık kabiliyetiyle de buluşunca, çok kolay bir şekilde pasifize edildiği ve hatta direk kendisini durduruğunu konuştuk.
iİş hayatında "doğrudur" diye "öğretilenler" ve bunları yönetmemiz,baskılayıcılığını kontrol edebilmemiz için bir yazı dizisi tasarladım.
Günümüzün genellikle en büyük bölümünü bloke eden iş hayatına dair Endüstriyel Yogiler yazımı, Üçüncügöz Dergisi'nin yeni sayısında okuyabileceksiniz.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Dans deyip geçme, tanı


Tango diye duyardım küçüklüğümde, hiç aklım ermezdi, kurgulayamazdım nasıl bir şey diye.
Bir gün TRT FM'de bir gece programında, ardarda süper müzikler çalıyordu ve konuk konuşmacı da bu şuranın tangosu, bu buranın tangosu diyordu. Sanmıştım ki tango bir müzik türü, bir de onun üstüne dans eklemişler.
Sonra bir gün Por Una Cabeza'nın eşliğinde Al Pacino'yu izledim.
O an o müziğe kapılmamak elde mi?
Kaç zamandır arzulamıştım öğrenmeyi, bir türlü olmuyordu. En sonunda başladım ben de tango derslerine ve bu mutluluğumu duyurmak istedim.
Düşündüğüm kadar kolay değilmiş. Sehpanın üzerinde bile dans edebilecekken ben, tangoda henüz rap rap adımlar atamıyorum. Ama ilk başlarda normalmiş bu.
Bir erkek olarak tüm hakimiyetin sizde olması, garip bir ego çıkarıyor ortaya, sosyolojik ödevinizi, size yüklenenleri hatırlıyorsunuz biraz biraz.
Olayın kadın kısmı kolay, o adımlarını atsın, siz ritmi yakaladıktan sonra erkek olarak yönlendireceksiniz:)
Tabi işin şakası bu. Tahminimce kadın da erkeği takip edecek ve onun enerjisine ayak uydurmak için algılarına yüklenecek ve bu da onu zorlayacaktır.
Dün özellikle bir şey dikkatimi çekti. Dersten önce bir toplantıdaydım ve pek de hoş geçmemişti. Aşırı gergindim ve henüz üzerimden atamamıştım. Ders sırasında da karşımdaki bayanın aksaklıkları, sabrımı, tahammülümü zorluyordu. Bir ara patlarcasına çıkıp gitmek dahi istemiştim. Ancak, hatırladım ki insanlarla iletişim ve birliktelik, uyum üzerine çalışıyorum. Gergin ortamlarda uyumluluk üzerine hoş, aslında hoş değil zor bir etüd yapmış olacaktım. Nitekim yaptım da, uyumu yakaladık ve adımlarımız çok daha güzel olmaya başlamıştı. Sanki ders değil de terapi gibi olmuştu. Daha önce böyle bakmamıştım tangoya.
A bu arada, kurumsal tango mantığı üzerine, indoor etkinlik şeklinde de bir proje söz konusu, hatta tasarı değil, ufak ufak adımlar atılmaya başlamış. Konuyla ilgili biraz bilgilendim, dikkatimi çekti.
3. dersimi aldım Tangoda. Eğitmenim de dünya derecesine sahip bir genç; Ceren Varol, kurumunun adı da Tangolita.
Taksim'de, iş çıkışına uygun saatlerde bu terapiymiş, dansmış, dersmiş, farklılıklarmış deneyimlemek isterseniz, derslerde ve sonrasında milongalarda buluşalım. Detaylı bilgi için ceren.varol@tangolita.com üzerinden ve haliyle www.tangolita.com ile bilgi edinebilirsiniz.

17 Aralık 2010 Cuma

İstanbul'daydım

Geçtiğimiz gün, ayın 16sı, benim için en heyecan verici deneyimlerimden biriydi yaşadığım.
Sadece başkanını tanıdığım, İstanbul Üniversitesi Ekonometri Kulubü'nün yönetim kadrosuyla buluştuk.
Bir projelerini birlikte geliştireceğiz düşüncesiyle gitmiştim, oysa kişisel gelişimden konuşmak istediler.
Önceki konuşmalarım, bir eğitim, bir seminer, bir atölye üzerineydi, haliyle bir kurgu vardı, oysa burada spontaneydi her şey. Hep de merak ederdim, rastgele serbest atış sorularda nasıl yaklaşabilirim, konular arasında bağ kurarak, sıçrayarak, gerçekten rahat olarak konuşabilir miyim vs?
Grup dinamiği nasıl olacak? Kendimi konularıma hakim hissediyorum ama gerçekten bu hislerimi duyularımla da görebilecek miyim?
Girişimcilik konuştuk, kulüp üyeliği konuştuk, amaçlar, sevgililer, iş hayatı, kişisel gelişim, koçluk, çok para, kendine yatırım, Ahmet Şerif İzgören, Derya Akkaya, Timur Tiryaki, Tanrılar Okulu, inanmak...
Egom okşandı birazcık, o sebeple pek detaylandırmak istemiyorum.
Ama yüzleri gülüyordu katılımcıların, yüzüm gülüyordu.
Böyle bir deneyim, hayalim için çok verimli bir adım oldu.
Teşekkürler Ekolular:)

9 Aralık 2010 Perşembe

Ortak Akıllar Buluştu

Daha önce bahsettiğim (bknz: http://mustep.blogspot.com/2010/12/ortak-akl-bulusmas.html) ve ekonominin önemli bir ihtiyacı olarak görülen bu networking projemiz, küçük bir grup olarak toplanmamızla, gerçeklemiş oldu.
Bu başlangıç toplantısında, girişimlerin ve girişimcilerin akla gelen ilk ihtiyaçları sıralandı ki bu sayede ileriki toplantılarımızda, bunlara yönelik projeler geliştirelim:
Kurumsal altyapılar, sermaye, fikrin uygulanabilirliği, pazarlama ve tanıtım sistemleri, hedef belirleme ve çabuk kırılmayan motivasyon gibi ihtiyaç kalemler dile getirildi.
Buna karşılık katılımcılar, bilgi ve networkleri, iş ağları vasıtasıyla sıcak çözümlerini paylaştılar.
Daha çok masa başı sohbet kıvamında geçen bu ilk toplantımızın devamındaki safhalarda, şu an için sıralı olan ihtiyaçlara yönelik bilgisayar destekli çözüm sunumlarını paylaşmayı da tasarladık.
12 Ocak 2011'de yapmayı planladığımız kurumsal altyapı ile pazarlama ve tanıtım sistemlerine yönelik kurgulanacak bir sonraki toplantımız için şimdiden iletişime geçiniz.
Saygılarımla,
Ortak Akıl Projesi Ekibi adına
Mustafa Emin Palaz

7 Aralık 2010 Salı

Bağdat Sanat'tayım

Yenileşme sürecinde olduğumu biliyorsunuz.
Bu sıralar yeni ekip arkadaşarı ve yeni hizmet noktaları yaratmaya çalışıyorum. Daha öncesinde İnovizyon ve YaşamOra'dan bahsetmiştim.
Bu sefer de şans eseri tanıştığım ve çok sevdiğim bir kurumu dillendirmek istiyorum: Bağdat Sanat.
Piyasada albümü bulunan bir akademisyen olan Cenk Yüksel'in kurduğu Bağdat Sanat, Bağdat Caddesi'ndeki sanat okullarından birisi.
Farkı ise, akademisyen sanatçıların eğitim verdiği bir kuruluş olması. Yani iki gitar çalıp eğitmenliğe soyunan değil, konusunda yetkin eğitimler alıp bu yönde hizmet verenlerin oluşturduğu bir kuruluş.
Zaten Cenk'in genç ve enerjik ruhunu, daha tokalaşırken hissediyorsunuz.
Ancak bu güzel enerjinin ve sinerjinin de biraz tanıtıma ihtiyacı var ki daha fazla insan bu sinerjiden nasiplensin.
Mesela orada verilen enstrüman, şan, solfej, diksiyon-artikülasyon, drama ve dans eğitimlerinin hepsinden benim haberim yoktu.
Veya Cenk'in organizasyon alt yapısından ve Bağdat Sanat'ın böyle ihtiyaçlara da cevap verebilir pozisyonundan.
Mütevazi yapısından ötürü sosyal projelerinin reklamını yapmamı pek istemedi, ama en azından bu niyetini paylaşabilirim sanırım:)
Her türlü eylemde, işin içinde keyif varsa, verimin arttığından bahsediyoruz ya...
İster akademilere hazırlık, ister hobi olsun, bu faaliyetlerden herkesin yararlanmasını dilerim.
Bir de şirin web sitelerinin linkini vereyim, tam olsun: www.bagdatsanat.com
Keyifli sanatlar efendim.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Ortak Akıl Buluşması

Networking artık en çok ihtiyaç duyulan olgulardan biri. Sık sık toplantılar düzenlenip, yeni insanlarla tanışıp, ağımızı geliştirme çabası da bundan zaten.
Ancak genel şikayetler, bu networking toplantılarına gidip, bir avuç kart toplayıp, bir avuç kart dağıtmak ve belki bir iki sohbet edip ayrılmak.
Oysa birimiz inşaat mantolama yaparken, tanıştığımız kişi tıp kongreleri organizatörü olabiliyor. Girişimci mantıkta birisiysek bu tanışıklıktan değer yaratabiliriz, ancak bu beceriye kaçımız sahip? Maalesef bu durumda da o toplantı sadece hoş müzikler, bol gürültü ve birkaç yeni yüzden ibaret boşa geçen zaman olarak yer buluyor hayatımızda.
O sebeple biraz daha verimli olabilir miyiz dedik ve Fors Plus yönetimiyle kafa yorduk.
Daha önce bahsetmiştim zaten Fors Plus'taki güzel insanlardan (ki hatırlamak için buraya tıklayabilirsiniz)
7 Aralık'ta başlangıcını planladığımız toplantılarda daha odaklı davranalım dedik.
Girişimciler, girişimcilik üzerine meraklı olanlar, girişimcilerin ihtiyaçlarına çözüm sunanlar bir araya gelemez mi?
Mustep Gelişim Hizmetleri ve Fors Plus Yönetim ve Danışmanlık olarak, Ortak Akıl Buluşması adını verdiğimiz bu buluşmanın, ilerleyen tarihlerdeki olası senaryolarından birisi;
Mesela girişimlerin ihtiyaçlarından birisi Sosyal Medya Yönetimi ve bu yönde yapıcı hizmetler sunan BORAN-ICT'den Fatih Boran Berber'i çağırıyoruz. 10-15 dakika kadar belki kendisi ve özellikle sunduğu hizmetler, fikirler, projeler ve çözümleri üzerine konuştuktan sonra, kalan 1 saatlik süreçte ise doya doya soruları cevaplıyor.
Böylece o toplantıda kimler oluyor? Sosyal medya yöneticileri ve/veya sosyal medya ihtiyacı olanlar ve/veya sosyal medya hakkında merakı olanlar ve/veya benzeri çözümleri olanlar.
Sizce de bu toplantılar daha verimli olmaz mı?
Merak edenler m@mustep.com üzerinden bana mail atabilirler efendim.

Alfa İnsan Olmak

Arabamızın motor gücü ne kadar çok olursa olsun, kadrajın kabiliyeti ne kadar yüksek yazarsa yazsın, benzin depomuz da dolu olsun, ayağımızı debriyajdan çekmezsek, vitese geçmez ve ilerleyemeyiz, değil mi?
Sadece kuru gürültü.
Bu durum, kişisel gelişim yolculuğunda da çok benzer. Neler çalışırsak çalışalım, uygulama yapmamız gerekiyor. Bu, öncelikli gereksinimimiz. Ancak verim için, kaliteli sonuçlar alabilmek için, uygun frekanslara da ihtiyacımız var.
Olgunlaşan zihin yapısında ve meditasyon halindeki beyin dalgaları da denktir ve bu da ölçümlerde Alfa Frekansı olarak tanımlanıyor.
Kaliteli sonuçlar elde edebilme konusundaki bu açığa bir güzel insan dokunmuş ve çözüme çabalamış. İnsanın bildiği değil yapabildiği hususunda odaklanan Timur Tiryaki, güzel enerjisiyle buraya da ışık tutuyor.
Bir önceki blog yazımda paylaştığım YaşamOra Hizmetleri'nde de bu güzel enerji esmiş olacak.
18-19 Aralık'ta Caddebostan'da yapacağı eğitimi, 25-26 Aralık'ta da Çekmeköy'deki merkezimizde sunacak.
Bildiklerimizi uygulayabilmek ve amaçlı birer insan olabilme konusunda kendine yatırım yaptıracak bu eğitimin detayları için ve katılım koşulları için, buraya tıklayabilir linkine tıklayabilir veya 216 641 3028'den bilgi alabilirsiniz. Eğitimin gerçekleştirileceği merkezimiz YaşamOra'yı tanımak için de YaşamOra.com üzerinden bilgi edinebilirsiniz.
dipnot: Naturel 2010 Fuarı'nda, yarın (05 Aralık, Pazar Günü yani) Timur hem bir konuşma verecek hem de kitabını imzalayacak, duyurmadı, bilmiyordu demeyin.

YaşamOra Hizmetleri


"Öyle bir merkez olsun ki, kişisel gelişim hizmetleri sunsun, gün be gün daha iyi hizmet versin" fikrine sahip biriydi Nurcan Arslan. Bu niyetiyle yanında bir başka güzel insan daha vardı, ki adı Ayşegül Perek. Üzerine benim de desteğim eklendi ve hem kuruluş aşamasında Girişimci Koçluğu yaptığım hem de bu hizmetimin ilk meyvesini yediğim bir hizmet merkezi oluşturduk.
Kişisel gelişim hizmetleri üzerine kafa yorarken, Nurcan ve Ayşegül'ün aslen öğretmen oluşundan ötürü özel ders desteklerine de talep geldi ve hizmet kalemlerimize ders desteğini de ekledik.
Çekmeköy'de kurulu bu merkezde ben öğrencilere Öğrenci Koçluğu, yetişkinlere Yaşam Koçluğu sunuyor, bazı eğitmenlerle işbirliği sağlıyorum.
Çok yeni olmamıza rağmen, daha şimdiden gözle görülür başarılar kaydettik diyebilirim.
Kişisel gelişim eğitimleri de sunalım dedik ve 25-26 Aralık'ta, eğitmenlerimden Timur Tiryaki'nin, Alfa İnsan Olmak eğitimini merkezimizde, Çekmeköylülerle paylaşmaya dair program hazırladık.
ama bu güzel etkinliği, bir yazıya sıkıştırmak istemem:) Detayları bir sonraki yazıda paylaşacağım.
Çekmeköylülere ve Çekmeköy'de hizmet vermeyi düşünen herkese kapımız açık.
Detaylı bilgi için web sitemize göz atabilirsiniz: YaşamOra.com

Koşturuyoruz işte hizmet niyetiyle

Uzun zamandır yazmıyordum.
Ama koşturuyorum, yeni ve güzel birşeyler yapmaya çalışıyorum ki çok şükür artık planlama evresinden, eyleme geçmeye de başladım, hatta başladık.
Biz diyebilirim rahat bir şekilde, çünkü artık bir kaç tane "biz"in oluşturduğu bir ağ içindeyim, son 3 senedir hayal ettiğim gibi.
Kaba bir özet ekmek ve bir süredir yazamadığım gelişmelerden bahsetmek istiyorum.

***Nişantaşı'nda bir ofisimiz oldu. İnovizyon Eğitim ve Danışmanlık olarak, eski arkadaşlarım, koçluk ve eğitimlerim başta olmak üzere bazı hizmetlerin satışı üzerine bir ofis kurdular.

***Çekmeköy'de bir merkezimiz oldu. YaşamOra Hizmetleri adında, yaşama dair hizmetler mantığıyla bir araya gelen bu oluşumda; benim öğrenci ve yetişkinlere koçluk sunduğum, öğrencilere öğretmenlerin özel ders desteği verdiği, kişisel gelişim ve hobi eğitimlerinin hazırlığında olduğumuz, Alemdağ Ormanı manzaralı, çok hoş bir merkezimiz oldu. Yakında bir kokteyl yapalım diyoruz, haberdar ederim:)

***Bu arada girişimcilikten uzak duracak değilim. 7 Aralık'ta Fors Plus'ta, girişimcilik üzerine özel bir buluşmamız var. Ama uzun uzun bir başka yazıyla paylaşacağım bunu.

***"Biz" duygusu çok hoş. Ancak kendime de baktım ve Mustep'i artık kendimden çıkarıp bir ekip haline getirmeye niyetlendim ve Mustep Gelişim Hizmetleri adıyla ekipleşmeye geçtik efendim. Web sitemde de yenilemelere gittim haliyle.
Detayları bugün paylaşmış olacağım.
Şimdilik esenlikler dilerim.

31 Ekim 2010 Pazar

Saygı Şeker Mi?


Dün yağmur yağıyordu ve İstanbul'da ulaşım çabasında bir birey olarak kilitlenendendim ben de...
Sonra baktım ki araç ilerlemiyor, indim ve başladım yürümeye.
Öyle seller yaratacak bir yağmur olmadığını fark ettim, sadece yağıyordu.
O sırada düşünüyordum, yağmurun nasıl bir gücü var da trafik kilitlenebiliyor diye.
Derken soru net olunca, cevap da çıktı karşıma.
Trafik bir noktada sıkışmış, çünkü ara yoldan gelip bir yöne sapmak isteyen bir araç, kendi yol hakkını kendisi almak istemiş ve şeridin orta yerinden burnunu sokmaya çalışmış.
Öyle ki; akan şeridi de dikine kesip, tıkamış.
Çalan kornaların ise bini bir para. Klakson konusundaki önerimi hatırlattı bu durum (siz de hatırlamak isterseniz tıklayın)
Ancak kornaların açamadığı bu yolda bariz bir saygı eksikliği vardı. Ne yolu kesen aracın sürücüsünün diğer sürücülere, ne de o yönde akan araçların sürücüsünden, hatalı sürücümüze...
Hatayı hatalarla protesto etmek gibi kısaca...
Acep dedim, saygı şeker mi de yağmuru yiyince eriyip gitti?

20 Ekim 2010 Çarşamba

Pranik Şifa Dedikleriyle Tanıştım

Nefes üzerine çok haşır neşir birisi olarak hep duyuyorum "Mustafa Pranik Şifa mı yapıyorsun?" sorunu. Oysa daha bilmiyordum ne olduğunu ne bittiğini.
Geçtiğimiz haftasonu şans eseri tanıştım bu teknikle.
Bu tekniğin uzman eğitmeni ülkemize gelecekmiş ve bir dostum da benden eğitim sırasında çevirisini yapmamı istedi ve şans da gözlerini kırpmış oldu.
Çok basit temeller üzerine kurulu olup, tanıştığım teknikler arasında en karmaşadan uzak ve en işlevsel yaklaşımlardan birisi olması sebebiyle biraz bahsetmek istedim.
Nefes alınıyor ve çeşitli enerji çalışmaları ile üzerlerine 456576185765465764156 kitap yazılmış çakralar hakkında baya bilgi ediniyor ve daha eğitim sırasındayken uygulamalarda bulunuyorsunuz.
Nefes alıyor ve nefes veriyorsunuz. Basit gözüken bir hapın kullanımı bile "sabah bir tane tok karna akşam yarım aç karna" gibisinden yaklaşımları varken, burada "30-10" gibi her şekilde, herkesde aynı olabilecek şeyler söz konusu.
"Ya tabi, her tekniğin ayrı bir güzelliği var" diyen yalanlardan da bakabiliriz, ancak beni esas etkileyen unsurlardan birisi de eğitmen Amirhossein Khonsari, kısaca Amir.
Yüzüne entegre gülümsemesi ve çeviri sırasındaki sakin, anlayışlı anlatımı, yaydığı enerji...
Zaten beni etkileyen bunlar olduğu için çalışmasından ekstra mesai göstererek bahsetmek istedim ve hatta duyurularında da yardımcı olma arzusundayım.
Bu çalışma hakkında yakında daha da bilgi paylaşmaya niyetliyim, ancak bana m@mustep.com mail adresine mail yollarsanız da bu konuda özel bir grup açabilirim.

Koçluğun Felsefesi

Size daha önce Derya'yla yaptığımız röportaj içinde bahsedilmişti koçlukla ilgili bir, farklı bir çalışma yapılacağından: koçluk felsefesi.
Geçen gün gözleme imkanım oldu. Yine koçluk eğitiminde olduğu gibi sevimli bir ortam, yine konuşuluyor bol bol, yine odağımızda koçluk var.
Zaten koçluk yaklaşımını farklı ve verimli bir şekilde ele alan Derya, kendi yaklaşımlarında da değişik birşey yapmış ve Cicero'dan, Fatih Sultan Mehmet'ten... yaklaşımlar araştırıp, paylaşıyor.
Böylece klişeleşmiş "şu güçlü bir liderdir, dünya kabul etmiştir vizyonerliğini. bu büyük bir düşünürdür, tez konusu olmuştur. vıdı-vıdı"larından uzaklaşmış oluyoruz büyük ölçüde.
Eğlencesini tarif edemem zaten.
Ali Kuşçu hayranı birisi olarak (Fatih Sultan Mehmet'in matematik, felsefe ve akıl hocası) "Ali Kuşçu, kuantumla ilk ilgilenenlerdendi" gibi bir mantığı başkasının ağzından duymak, çok keyiflendirmişti.
Filozofların yaklaşımlarının değişkenlik ve esnekliklerinin, koçluğa uyarlanması üzerine kurulu bu etkinliğe katılmanın bir şartı var, koçluk hakkında eğitim almış olmak.

7 Ekim 2010 Perşembe

Kim demiş ofis açmak pahalı diye?

Ekonomik psikolojiye baktığımda gördüğüm iki ana kalem var.
Sanayi endüstrisinde mekanikleşme artıyor ya da insandan uzaklaşma dersek daha doğru olur. Akıllı robotik sistemler artıyor, yapay zeka, otomasyon vs...
Hizmet endüstrisinde ise tersi yönde bir kutuplaşma söz konusu, daha da insancıl, daha bireysel, daha kompakt, daha basit, daha sade...
Bir maliye öğrencisi, bir hayat koçu, bir konsept geliştirici olarak sibernize üretim sistemleri konusunda çok kafa yormuyorum, ahkam kesmeyi uzmanlarımıza bırakıyorum.
Ancak hizmet sektöründe gelişmeleri takip ediyorum haliyle.
Deli saçması işler üzerine beni her hareketiyle kendine hayran bırakan Richard Branson'ın Türk versiyonunu dinledim geçen gün: Murat Şahin. Bazı hizmetlerin bireyselleşmesi üzerine übersüper iş fikri ile çok kişiye ilham olabilecek birisi. İzlenmesi, takip edilmesi gereken birisi ve mümkünse fırsat buldukça da dinlenmeli:) Çok keyifli bir anlatımı var.
Ancak Murat Bey zaten bilinen birisi. Ben ise yeni tanıştığım, zaten yeni kurulmuş bir girişimden bahsetmek istiyorum: Fors Plus.

İş fikirlerinin artık hızlandırılmış (!) dünyaya entegre zorunluluğuyla, aklımdaki iş fikirlerinden birini sorgulattım ve iki tatlı insanın icra ettiklerini gördüm: sanal ofis.
Muadilleri yok mu? Onlar da var, ama benim için bu insanlara ısındı ve tanışmanın haricinde bir de tanıtmak istedim.
Kaba bir özetle, işyerleri var, çok hoş, çok fonksiyonel, hoş da bir dizaynı var. "Kolları sıvayalım da iş yapalım" dedirten turuncuyu resmen hissediyorsunuz.
Peki onlar napıyorlar bu işyerini? İhtiyacınıza göre bölüp, sizin kullanımınıza açıyorlar. Özellikle freelance çalışanlar ile şık bir ofis kurmak isteyip maliyetinden çekinen girişimciler için birebir.
İş fikri olup geliştirmek isteyenler ve mevcut girişimini geliştirmek isteyenler için verdiğim hizmetlerde, burasıyla iş birliğine niyetliyim. Projemi hatırlamak için buraya tıklayabilirsiniz.
McDonald's'ta algıladığım kadarıyla yemeğe vakit harcamaktansa, kendine zaman ayır gibi bir mantık var en olumlu bakış açımla. Ancak buna kaçımız inanıyor? Ben inanmıyorum:)))
Oysa burada, girişim maliyetleri cebinde kalsın mantığını ve samimiyeti gözünüzle görebiliyorsunuz.
Reklam gibi oldu kabul ediyorum, ama aramızda anlaşma falan yok:)
Sevdim, takdir ettim, yararlanılması taraftarıyım, yazdım.

3 Ekim 2010 Pazar

Duyuruların duyurusu

Yeni bir aya girildi. Yazın miskinliğinin hala kısım kısım üstümüzde olmasına rağmen, silkelendiğimiz şu günlerde güneş de bir görünüp parladı bir yağdırdı bulutları.
Neyse efenim, bu silkelenme dönemine ben de girdim. Umuyorum çok yakın zamanda Mustep Gelişim Hizm. olarak küçük bir duyurumu paylaşabileceğim.
Uzun hazırlıkları bir kenara bırakıp, kabuk kırma sürecine daha da hızlı girdiğimi düşündüren bu süreçte birkaç arkadaşımla "işbirliği" kavramını da yenilemeye çalıştık. Detayları ve fazlasını olabildiğince kısa sürede paylaşacağım.
Ancak hem dergimizin yeni sayısının hem de eğitmenim Derya Akkaya ile röportajımızın duyurusunu yapayım istedim hızlıca.
Keyifli okumalar.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Tatlı seri katilimiz Dexter, doğu tınılarını kullanarak iletişimde neler kazandırabilir?


Hoş bir gün bugün. Daha ilk dakikalarından beridir hoş bir gün.
Dostlarımla beraberdim. Family Guy'ın komikliğiyle başladım günün ilk saatlerine.
Ardından özlediğim bir dostumu gördüm: Dexter.
Bu süper dizinin yeni sezon bölümünü izledim. Daha o jenerik müziğini dinlerken içimde dalgalanan mutluluğu anlatamam.
Sonrasında internette birşeyler araştırırken, blogumu unuttuğum, birazcık ihmal ettiğim geldi aklıma. 12 Eylül referandumu yorumu ve bu sıkıcı konunun ardından ay sonuna dek süren bir sessizlik.
Bu ayrı kaldığım dönemde 2 sosyal 3 de iktisadi olarak yeni projelerle uğraştım ve umuyorum ki çok yakında hayat bulacaklar. Ayrıntılardan bazıları için web sitelerime bakabilirsiniz, buraya yazmaya gerek yok sanırım.
Bu sırada saat ilerlemişti ve yatmaya niyetlenirken birden, başka bir dostumu gördüm kayıtlar arasında. Ne kadar çok özlemişim onu, onları.
Supernatural'dan bahsediyorum, inlerle cinlerle kapışan kardeşler... Ekrana sarılmak istedim o an:))

Bu haz duyguları uyumamı engelledi haliyle daha da oturdum gecenin kollarında. Sonrasında evinde kaldığım dostumla okuluma gittim.
Birşeyler atıştırmak için büfeye geçtik ve arkadaşım çok beğenmiş: "Bizim okulun kantinine yaklaşamaz ama Yıldız'dan çok daha güzel..."
Kendisi özel bir üniversitede okuyor, Boğaz'a nazır, ben ise malumunuz birkaç bina arasında...
Sevindim az da olsa. Dahil olduğum birşeyin pek kullanmasam, yararlanmasam bile bir noktasının beğenilmesi, hoşuma gitmişti.
Sonra birden müzik-bilimci bir arkadaşımın sohbetinden bir detay aklıma geldi. Kendisi dini konulardan hiç haz etmeyen birisi, rahatsızlık duyuyor.
Ama bir araştırması için makamlara tararken, doğu müziğindeki Arap tınıları ve İslami tınılardan etkileniyor ve bu hoşuna gidiyor.
Müzik, uzak durduğu, haz etmediği hatta rahatsız olduğu bir konuda ılımanlaştırıyor.
Acaba beğenilerimiz, ilgilerimiz ve değer yargılarımız birleştiğinde, bir uyum yakalanırsa, bu güç, o konuda iletişim sağlayabilmek için kullanılabilir mi?